Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu - vBulletin
Sponporlu Bağlantılar

Kullanıcı Tag Listesi

Felsefi açıdan Atatürk

Atatürk’ün edindiği kuramsal nitelikteki sosyolojik bilgiler, daha çok felsefenin içinde yer almıştı. Esasen o zamanlar sosyoloji, felsefî nitelikleri ağır basan ve felsefenin içinde bir alan görünümünde idi. Bu nedenle hem sosyoloji, hem de felsefe kültürü vardı. Atatürk, “Felsefe” konusunda şöyle der: “Felsefe, evren karşısında insanın akılcı davranışıdır. Bu yüzden felsefe bilmeyen insan, edebiyatçı da, politikacı da olamaz. Felsefe bilmeyen bir asker, belki bir savaş kazanır, ama savaşı


123 SonuncuSonuncu
  1. Felsefi açıdan Atatürk


    Atatürk’ün edindiği kuramsal nitelikteki sosyolojik bilgiler, daha çok felsefenin içinde yer almıştı. Esasen o zamanlar sosyoloji, felsefî nitelikleri ağır basan ve felsefenin içinde bir alan görünümünde idi. Bu nedenle hem sosyoloji, hem de felsefe kültürü vardı.

    Atatürk, “Felsefe” konusunda şöyle der: “Felsefe, evren karşısında insanın akılcı davranışıdır. Bu yüzden felsefe bilmeyen insan, edebiyatçı da, politikacı da olamaz. Felsefe bilmeyen bir asker, belki bir savaş kazanır, ama savaşı anlayamaz. Ben felsefeyi severim, fakat sistemleri sevmem. Çünkü sistemler “Tek gerçek”e dayanırlar.”

    O halde Atatürk’ün felsefeye meraklı olduğu, felsefî eserler okuduğu anlaşılmaktadır. O bir filozof değildi. Fakat felsefeden geniş ölçüde yararlanmıştır. Kendisinin de belirttiği gibi hiçbir zaman tek bir felsefî akıma bağlı kalmamıştır. Felsefenin çeşitli akımlarından yararlanmıştır. Düşüncelerini eylem halinde dile getiren, söz ve söylevle ortaya koyan bir düşünür gibi idi.

    Atatürk, felsefî açıdan olgucu (Pozitivist), işlevselci (Fonksiyonalist), pragmatist, hümanist, gerçekçi (realist) rasyonalist olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle felsefî tutumunda eklektik bir yol izlemiştir denilebilir. Yani bu akımların bir çözümlemesini ve bu çözümlemeyi eyleme dönüştürme gücünü temsil etmektedir.

    Onun, toplumun tüm bireylerini düşünen insan yapma gereğine inanış, halk egemenliği, devrim, ülke ve ulus bütünlüğü tam bağımsızlık ve çağdaş uygarlık kavramları öz bakımından yukarda değinilmiş felsefî akımlar üzerine oturtulabilen bir düşün sistemidir. Başka bir deyişle onun benimsediği ve yararlandığı çeşitli felsefî akımlar, ulusal öze dayandırılan bir bireşim (Sentez) olarak ele alınabilir.

    A. Pragmatist Yönü (Yararcılık)

    Atatürk, bir kuramcı olmayıp, yaşayan bir adamdır. Bir yazarımızın belirttiği gibi; “Kafasını daha çok kuramcı Fransız kültürü ile beslemiş olan bu akılcı insan, Anglosakson görgücülüğüne (Empirisme) ve pragmacılığına daha yakındır. Bilgiyi deney, gerçeği fayda ölçüsüne vurmayı sever.”
    Eğitim sürecini, insan yaşamında bir yarara (faydaya) yararlı (faydalı) olan bir işe araç kabul eden Atatürk, birçok konuşmalarında pragmatist (yararcı, faydacı) bir eğitim felsefesine bağlı olduğunu belirtici ifadeler kullanmıştır. Örneğin; “ Bir taraftan cehaletin giderilmesiyle uğraşırken bir taraftan da çocuklarımızı toplumsal ve ekonomik yaşamlarında verimli, başarılı kılabilmek için gerekli olan bilgi ve becerileri iş içinde ve iş aracılığıyla vermek eğitim yöntemimizin temelini oluşturmalıdır” der.

    Eğitmen denemesi ile Köy Enstitüleri teşkilâtı aslında Atatürk’ün daha 1 Mart 1923’de Millet Meclisini açış nutkunda ileriye sürdüğü bir önerinin uygulanışıydı. Bununla ilgili olarak “Üretim ve imalâtı artırıcı unsurlar yetiştirmek Türk eğitiminin temel ödevi olmalıdır” der.

    B. Olgucu (Pozitivist) Olarak Atatürk

    Atatürk’ün felsefî açıdan bir değerlendirilmesi de, onun olgucu (pozitivist) oluşudur. Pozitivizm, olguculuktur. Yani, araştırmalarını olgulara, gerçeklere dayayan, fizik ötesi açıklamaları kuramsal olarak imkânsız ve yararsız gören; deneyle denetlenmeyen sorulan sözde soru olarak niteleyen felsefe doğrultusudur. A. Comte’un felsefeye getirdiği bir kavramdır. Pozitivist sistemin çıkış noktası, duyularımızın bize sağladığı olaylardır. Bu nedenle ancak olayları bilebiliriz. Pozitivizmin yöntemi ise analitik akla dayanıyordu. Comte’a göre düşünce dünyasını yöneten mantık yasaları, nitelikleri gereği değişmezler ve her zaman her yerde ve her konuda ortaktırlar. Bu formül, pozitivist felsefenin ve pozitif bilimlerin temeli olan analitik aklın ifadesidir. O halde olguculuk (pozitivizm), analitik akla dayanır, tarih felsefesi ve varlık sorununu reddeder. Atatürk’ün olguculuk yönü, onun bilim kavramına önem vermesi ve onu esas almasından ileri gelmektedir. Bu düşünü, teknik, pozitif ve toplumsal bilimleri kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir. Böylece bu anlayış, çağdaş uygarlığı yaratması bakımından müspet bilimciliktir. Dünyayı, olayları ve her şeyi kavramak için müspet bilime başvurulmalıdır. Fizik ötesi ve bilim dışı kavramlar Atatürkçü düşüncenin dışındadır. Çağımızın bilimsel düşüncesini, düşünce özgürlüğünü ve onun yol göstericiliğini benimsemiştir. İşte, Atatürkçü felsefe, bir yazarımızın belirttiği gibi, akıl ve bilim gibi kaynakların temel alındığı felsefî akımların ulusal öze dayandırılan bir bireşimi (sentezi) olarak kabul edilebilir. Onun gerçekçiliği de yine olguculuk (pozitivist) yönünün bir başka görünümüdür. Ayrıca onun hümanist değerleri benimsemesi de bir başka felsefî yönünü oluşturur. Atatürk düşünce sistemindeki bu felsefe akımları, yeni bireşimi (bir sentezi) ifade etmektedir. Günlük yaşama yön verecek değerler topluluğunu ve eyleme dönüştüren bir görünümü temsil etmektedir.

    C. Akılcılık (Rasyonalizm) ve Atatürk

    Mustafa Kemal, Batıdaki akılcılığı (Rasyonalizmi) benimsemiş, akılcı düşünürlerin eserlerini incelenmiştir. Esasen sözlerinde ömür boyunca sistemli olarak oluşan akılcı bir görüş vardır. Akılcı olduğu için bağnazlığa, yobazlığa, dogmacılığa, boş inançlara, doğa dışı düşüncelere karşıdır.
    Akılcılık, bilgimizin kaynağını ve bilginin nasıl kazanıldığını açıklayan Descartes’in 17. yüzyılda geliştirdiği bir felsefi akımdır. Gerçekler aranırken akla dayandırılır. Akla uygun olmayan tüm davranış ve olaylar gerçeğe uygun değildir. Bu akım Batı ülkelerinde bilim ve tekniğin hızla gelişmesinde etkin bir rol oynamıştır.
    Atatürk, akılcılığı ve bilimciliği devletin ve toplumsal yaşamın her alanına yaymaya çalışmış, akla ters düşen her şeyi reddetmiştir. O, bu akımı Batı felsefesini derinliğine araştırarak elde etmiş olmayıp, kendi dehasının özellikleriyle kendiliğinden elde etmiştir. Akılcılığı, kendi kendine düşünüp çıkarmıştır. Özellikle davranışlarıyla bu akımı uygulamaya koymuştur. Böylece, onun devrimciliğini, akılcılığın topluma uygulaması olarak nitelendirebiliriz.

    D. Kemalist Felsefenin ilkelerinin Eğitimsel Sonuçları

    Kemalist felsefenin genel ilkelerinde ulusçuluk, devletçilik, halkçılık, devrimcilik gibi ilkeler her alana olduğu gibi Atatürk döneminin eğitimsel uygulamalarına da yansımıştır.

    a) Halkçılık: Bu ilke, eğitimde fırsat eşitliğini yaratmaya çalışmıştır. Özellikle alt sosyo-ekonomik kesimlerin eğitimini sağlayarak eğitimin kitle eğitimine geçişini gerçekleştirmiştir. Böylece seçkin azınlık eğitiminden kitle eğitimine dönüşüm olmuştur. Halk eğitimi ve kadın eğitimine halkçılık ilkesinin ışığında önem verilmiştir.

    b) Devrimcilik: Bu ilke de bütün ilkelerin yayılması ve korunmasında eğitim sürecinin gücünden, eğitim kurumlarının etki alanından ve eğitimcilerin inançlı çabalarından yararlanılmasını sağlamıştır. Bu dönemin öğretmenleri, Kemalist felsefenin askerleri gibi canla başla hizmet görmüşlerdir.

    c) Ulusçuluk: Bu ilke, toplumun değişik öğelerinin, kültürel ve eğitimsel amaçlar çerçevesinde bütünleşmesine yol açmıştır. Ulusçuluk, eğitim olgusunun da ulusal bir nitelik kazanmasını sağlamıştır. Ulusçuluk ilkesi, ulusal bilinçlenmeyi amaçlamıştır. Bu husus eğitime de yansımıştır. Örneğin dilde yenileşme bu konudaki göstergelerden biridir. Bu kavram, eğitimin amaçları ve programlarına coğrafî ve lâik sınırlamalar çerçevesinde yansımıştır.

    d) Devletçilik: Bu ilke, eğitimi iki yönde etkilemiştir.

    aa) Devlet işletmeleri, bürokratik eğitim merkezleri olarak etkin olmuşlardır. Bu işletmelerden yetişenler daha sonra, büyük özel kesimlerin kuruculuğunu yapmıştır.

    bb) Yüksek öğretim kurumlarından bazıları programlarını bu işletmelerin insan gücü ihtiyacına dönük olarak yenilemiştir.

    Bu ilke aynı zamanda, çevre kalkınmasını da amaçlayarak, çeşitli işletmelerin açılmasını sağlamıştır. Bunlar çevre kalkınması, halk eğitimi ve sanat eğitimi merkezleri olarak da hizmet etmişlerdir.

    e) Lâiklik ilkesi: Eğitim sistemini en fazla etkileyen lâiklik ilkesidir.

    Eğitim sisteminin tümünü, amaçlarını ve süreçlerini geniş ölçüde etkilemiştir. Atatürk yeni bir eğitim sistemini Batılılaşmanın ilk koşulları arasında gördüğünden bu sistemin lâikleştirilmesine önem vermiştir.

    Atatürk lâiklik ilkesini, geniş kapsamlı olarak ele almış, onun siyasal, toplumsal, kültürel programlarda ortak bir ilke olarak uygulanmasına önem vermiştir. Bu çerçevede eğitim programlarında da lâikliğe yer vermiştir. Ona göre eğitimde lâiklik, eğitimin dinsel otoritelerin etkisinden kurtarılarak devletin denetimi altına alınmasını ifade ettiği gibi, eğitim ve öğretimin amaçlarının, içeriğinin dünyevî gereklere uygun olarak yeniden düzenlenmesi anlamını da taşır. Bu çerçevede medreseler kapatılmış, zorunlu öğretim yaşında olan tüm Türk çocukları, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilkokullara devamları zorunlu kılınmıştır.

    Prof. Dr. Mahmut Tezcan

    Yararlanılan Kaynaklar:
    -Bozdağ, İsmet., Atatürk’ün Evrensel Boyutları, s. 32.
    -Alkan, Cevat., “Atatürk Felsefesinde İnsan Kavramı”, Eğitim ve Bilim, Sayı 46.
    - Tütengil, CO., “Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, s. 214.
    -Akay, İ., Atatürkçülüğün İlkeleri, s. 264.
    -Koç, Şükrü., “Atatürk’ün Eğitim Felsefesi”, Atatürkçülük Nedir? s. 70 vd.
    -Koç, a.g. yazı, s. 72.
    -Akarsu, B., Felsefe Terimleri Sözlüğü.
    -Tunalı, t., Felsefe, s. 54.
    -Timur, T., Türk Devrimi, s. 114.
    -Timur, a.g.e., s. 114.
    -Savcı, B., Atatürk Düşünü’nün Felsefe ve Toplumsal Özü Üzerine. Türk Dili, Sayı 278,s. 853.
    -Savcı, a.g. yazı, s. 853.
    -Tütengil, CO., Atatürk’ü Anlamak ve Tamamlamak, s. 213.
    - Tütengil, CO., a.g.e., s. 214.
    - Perin, Cevdet., Atatürk Kültür Devrimi, s. 17.
    - Mumcu, Ahmet, Atatürkçülükte Temel İlkeler, s. 125.


    Felsefi açıdan Atatürk
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 01-25-2009, 20:10

  2. Ynt: FELSEFİ AÇIDAN ATATÜRK - Prof. Dr. Mahmut Tezcan

    çok teşkler paylaşımınız için emeğiinize sağlik
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 01-25-2009, 20:41

  3. Ynt: Felsefi açıdan Atatürk

    Atatürk'ün Siyaset Ve Barış Üzerine Söyledikleri

    Milletimizin, güçlü, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesi için, devletin tamamen milli bir siyaset izlemesi ve bu siyasetin, iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması lâzımdır. Millî siyaset dediğim zaman, kastettiğim mâna ve anlam şudur: Millî sınırlarımız içinde, her şeyden evvel kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak millet ve memleketin gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmak... Genel olarak erişilemeyecek hayalî emeller peşinde milleti uğraştırmamak ve zarara sokmamak... Medenî dünyadan, medenî ve insanî davranış ve karşılıklı dostluk beklemektir.

    1920 (Nutuk II, S. 436)

    Dış siyaset bir toplumun iç kuruluşu ile sıkı şekilde ilgilidir. Çünkü iç kuruluşa dayanmayan dış siyasetler daima mahkûm kalırlar. Bir toplumun iç kuruluşu ne kadar kuvvetli, sağlam olursa, dış siyaseti de o nispette güçlü ve dayanıklı olur.


    1923 (Atatürk'ün S.D. II, S.162)

    Dış siyaset, iç kuruluş ve iç siyasete dayandırılmak zaruretindedir, yani iç kuruluşun tahammül edemeyeceği genişlikte olmamalıdır. Yoksa hayalî dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını kendiliğinden kaybederler.

    1923 (Atatürk'ün S.D. II, S. 101)

    Türkiye'nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti bizim daima prensibimiz olacaktır. 1931 (Atatürk'ün S.D. I, S. 356)
    Türk Cumhuriyetinin en esaslı prensiplerinden biri olan yurtta barış, dünyada barış gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve ilerlemesinden en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak bizim için övünülecek bir harekettir.

    1933 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 560)

    Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz.

    1931 (Atatürk'ün T.T.B. IV, S. 551)

    Barış yolunda nereden bir çağrı geliyorsa, Türkiye onu gönülden karşıladı ve yardımlarını esirgemedi.

    1937 (Atatürk'ün S.D. I, S. 388)

    Biz, milletlerarası münasebetlerde karşılıklı emniyet ve riayeti hedef tutan açık ve samimi politikanın en ateşli taraftarıyız. Hassasiyetimiz, bu yolda kendisini gösteren hazırlıklara ve uğraşmalara karşı, bunların bizim için de fiilî ve hakiki bir güven vücuda getirip getiremeyeceği noktasındadır.

    1926 (Atatürk'ün S.D. I, S. 336)

    Dış işlerinde dürüst ve açık olan siyasetimiz bilhassa barış fikrine dayalıdır. Beynelmilel herhangi bir meselemizi barış vasıtalarıyla çözümlemeyi aramak bizim menfaat ve anlayışımıza uyan bir yoldur. Bu yol dışında bir teklif karşısında kalmamak içindir ki, güvenlik prensibine onun vasıtalarına çok ehemmiyet veriyoruz.

    1929 (Atatürk'ün S.D. I, S. 347)

    Barış, milletleri refah ve mutluluğa eriştiren en iyi yoldur. Fakat bu kavram bir defa ele geçirilince daimî bir dikkat ve itina ve her milletin ayrı ayrı hazırlığını ister.

    1938 (Atatürk'ün S.D. I, S. 396)

    Bizim kanaatimizce beynelmilel siyasî güvenliğin gelişmesi için, ilk ve en mühim şart, milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde, samimî olarak birleşmesidir.

    1932 (Atatürk'ün S.D. I, S. 357)

    Şuna da inanıyorum ki, eğer devamlı barış isteniyorsa, kütlelerin vaziyetlerini iyileştirecek beynelmilel tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, kıskançlık, aç gözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde eğitilmelidir.

    1935 (Aynı Tarihi, Sayı: 19, 1935)

    Askerî hareket, siyasî faaliyetin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güven verici bir şekilde geri gelmesi orduların hareketinden daha hızlı, hedeflere varışı temin edebilir.

    1922 (Atatürk'ün S.D. III, S. 40-41)

    Bu sözler, Fransız Büyük Elçisine sohbet esnasında söylenmiştir:

    Ben toprak büyütme dileklisi değilim; barış bozma alışkanlığım yoktur; ancak antlaşmaya dayanan hakkımızın isteyicisiyim. Onu almasam, edemem. Büyük Meclisin kürsüsünden milletime söz verdim: Hatay'ı alacağım... Milletim benim dediğime inanır. Sözümü yerine getirmezsem onun huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilemem; yenilirsem bir dakika yaşayamam. Bunu bilerek ve sözümü mutlaka yerine getireceğimi düşünerek benim dostluğumu lûtfen bildiriniz ve doğrulayınız, ekselâns Ambasadör...
    (1937)

    (Kültür Bakanlığı resmi web sitesinden alıntıdır.)
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 02-06-2009, 12:50



  4. “Akla uygunluğun başlangıçta göz ile görülene üstün olması,”
    “Akla uygunluğu gözle görülene terbiye esası.”
    “Evvela sosyalist olmalı”
    “Maddeyi tanımalı! ”



    Atatürk’ün not defteri 1905



    Bir sözün bu denli yaşama ışık tutacak boyutta özetlenmesi çok zor bir olgudur diye düşünüyorum . Kimin söylediği, söyleyenin alıntı mı yaptığı benim için o kadar önemli de değil.Asıl önemi içinin doluluğu ve kapısının davetkâr biçimde açık oluşu idi.

    Bu sözü anı defterine yazmak ya da alıntı olarak kabul etmek büyük bir bilgi birikiminin ve inanmışlığın ürünü olduğunu göstermektedir.


    Sıralama ile gidildiğinde, yaşamın gelişiminin temel özetini maddeci çerçevede, diyalektik içerisinde, bir bütün olarak görmemizi sağlatan bu tümceler, sonuçta maddeyi tanımalı ile biterken, maddenin gelişiminde ve onu değiştirmede öncelikle onu tanımanın gerekliliğini vurgulaması, bunun içinde insanın; önce diyalektik materyalizmi temel alması gerektiğini ortaya koyması, çok önemli.

    Maddeyi tanımak için neden sosyalist olmak önemlidir diye sorarsak, madde yaşamın kendisidir, bir enerji oluşumudur, maddeyi tanımamak yaşamı tanımamaktır, yaşamın oluşumunu ve yaşamın devamını sürdürebilmenin temel koşullarından uzak kalarak, yaşamı şekillendirici olmanın uzağına düşmemek demektir, maddenin tanınması sadece o kesit içerisinde ele almakla mümkün olmaz, oluşum sürecinden ve bu süreçten sonraki tüm dönüşüm süreçlerinin sebep sonuç bağıntılarıyla her türlü etkileşim süzgeciyle incelenmesi gerekir, buda; bunun tanınması için maddenin insanla olan iktisadi, sosyal ve siyasi yönünün bir bütün olarak ele alınmasının zorunluluğu demektir.



    Bu nedenle maddeyi tanımak için, bilimsel sosyalist olunmalı, bir başka deyiş ile diyalektik olarak materyalizmin işlevsel bütünlüğünü bilmeli,maddenin yaratılmışlığına inanmak değil maddenin oluşum (dönüşüm) yasalarına hakim olunmalı.
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-10-2009, 08:23

  5. -

    Maddenin yaratılmış olduğuna inanmak maddeye hakim olmayı hiçbir şekilde engellemez Mühendis.
    Bana şimdi su sorunun cevabını verin. Balıkesir kongresinde dua eden, Meclisi Kuran okuyarak açan bir adam sahiden bu tür şeyler kaydetmişse günlüğüne ve daha ileriki zamanlarda da meclisi açtığı Kuranı kötüleyen sözler sarfetmişse bu adamın sözüne nasıl güvenilir?
    Adam gibi cevap verin buna hadi
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-10-2009, 12:27

  6. Sanırım gözünüzden kaçmış .



    Maddeye hakim olmak?


    İster ateist,ister deist,isterseniz herhangi bir dini inanca sahip olun.
    Devamlı dönüşüm içersinde olan maddeye nasıl hakim olabilirsiniz ki?
    Diğer bir deyişle; kim hakim olmuş ki?
    Ben bilmiyorum.Çocukluğuma veriniz.
    Ama;öğrenmek isterim.


    Benim ifadem ise ; diyalektik olarak metaryalizmin bütünlüğü çerçevesinde maddenin oluşum(dönüşüm) yasalarına hakim olunacağını belirtmektedir.

    1919 ve 1920 yılları arasında yapılan Balıkesir kongrelerine (Beş kez toplanmıştır.) Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK hiçbir zaman katılmamıştır.

    23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan Birinci Meclis , kabaca 3 gruba ayrılmaktaydı. Kalpaklılar, Sarıklılar, Fesliler.
    Çoğunluk ise sarıklılar ve feslilerdeydi.
    Bu meclisin ortak noktası ülkeyi işgalden kurtarmaktı.
    Açılış dua ile yapılmıştır.
    Bunda herhangi bir çelişki yok ki.

    Konuyla ilgili başka olaylar;

    Gazi 2 Nisan 1922 tarihinde yanında Sovyet Elçisi Aralov ile birlikte Konya'dadır.

    'O gece iki medreseyi ziyaret ettik. Kanlı, canlı hemen hepsi de
    gencecik mollalar medresenin avlusunda dizilmişlerdi. Bunların
    yanında, geniş cüppeli, beyaz sarıklı hocalar da yer almıştı. Hepsi de yerlere kadar eğilerek Mustafa Kemal Paşa'yı selamladılar. Bunların içinden biri, bunların başı ve en nüfuzlusu, Mustafa Kemal Paşa'dan,Medrese sayısını artırmasını rica etti. Bu zat, ayrıca, medrese öğrencilerinin askere alınmamalarını da istirham etti.

    Hoca konuşurken Mustafa Kemal'in kendini tuttuğu belli oluyordu. Ama,medrese öğrencilerinin askere alınmamaları söz konusu olunca,artık kendini tutamadı ve yüksek sesle, sertçe:

    ' Ne o, dedi. Yoksa sizin için medrese, Yunanlıları mağlup etmekten,
    halkı zulümden kurtarmaktan daha mı değerlidir? Millet kan içinde
    yüzerken, halkın en iyi çocukları cephelerde dövüşür, yurt için
    canlarını feda ederken, siz burada genç, sapasağlam delikanlıları
    besiye çekmişsiniz! ..'

    Mustafa Kemal konuşurken gözleri daha korkunç bir hal alıyordu:
    'Bu asalakların askere alınmaları için hemen yarın emir vereceğim! '
    Hocalar sindiler, ama yüzleri öfkeden kıpkırmızı kesildi, yabancıların yanında hükümet başkanı onları paylamıştı.

    Mustafa Kemal Paşa bize dönerek:
    'Hadi gidelim, dedi, artık burada bizim için yapılacak bir şey
    kalmadı. Ve şöyle, isteksizce bir selam vererek oradan ayrıldı.'
    Mustafa Kemal Paşa otomobilde uzun bir süre yatışmadı:

    'Savaş sona erince onlarla daha ciddi konuşacağım! Her şeyden önce
    onları malî dayanaklarından, vakıflardan, yoksun edeceğim. Yurt
    topraklarının büyük bir parçası, neredeyse üçte ikisi, belki daha çoğu vakıftır. Bu topraklar mollaların yaşam kaynaklarıdır. Bunların çoğu köylülerin elinden alınmış topraklardır. Buna son vereceğiz. Bir de utanmadan hükümetten yardım istiyorlar.'

    Mustafa Kemal, Anadolu topraklarında, şimdi gördüğümüz dinç, sağlam
    delikanlıları askerden kaçıran 17 bin medrese bulunduğunu söyledi. Bu tam bir kolordu demekti. Medrese öğrencilerinin şimdiye kadar niçin askere alınmadıklarını sormam üzerine, Mustafa Kemal, bunların askere alınmaları için gerekli emrin verilmiş olduğunu söyledi. Bu devrimci adım, subaylar arasında büyük bir sevinç yaratmış ve bu olay, son günlerin en çok üzerinde durulan bir konusu haline gelmişti.'


    S.İ.Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları,
    çev. Hasan Ali Ediz, s.104-106




    ALİ KILIÇ (İSTİKLÂL MAHKEME'LERİ SAVCISI.) ANLATIYOR:


    'Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman Atatürk'ün önüne sırmalı elbiseler giyinmis bir imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. İmam ellerini kaldırarak, 'Dua etmeden girilmez! ' dedi. Atatürk, 'Bu yurt Mehmed'ciğin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla değil! Çekil oradan! ' dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi.'



    LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!

    İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: “Adam olmak demektir hocam, adam olmak! ”



    Yukarıda kronolojik sırayla paylaştığım olaylar en azından Atatürk’ün Laiklik anlayışını yine tarih sırasına göre gösterdiğini anlamaktayız.

    Atatürk’ün laiklik anlayışı din dışılık demektir.Diğer bir deyişle Din'in boş ve bilimsel temele dayanmayan hükümlerini topluma dayatılmaması ve o toplumu bilimsel temeller üzerine oturtmak demektir laiklik.Aynı zamanda ulus devlet olmanın teminatıdır.

    Cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dehasını işte burada görüyoruz.
    Bu deha laikliği getirmiştir.

    SÖYLEMLERİNDEN ÖRNEKLER

    Bağlı bulunmakla inanmış ve mutlu olduğumuz islam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yükseltmek gerektiği gerçeğini görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdanlarımızı karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü çıkarlar ile tutkuların alanı olan siyasetten ve siyasetin bütün ögelerinden bir an önce ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünya ve ahiret mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak böylece islam dininin yüceliği gerçekleşir. Mustafa Kemal ATATÜRK-1924

    Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular var ise, kendilerine başka ülkede sahne arasınlar. Mustafa Kemal ATATÜRK-1924 '

    Vatandaşları içinde çeşitli dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adil ve tarafsız tutum ve davranışta bulunmaya ve mahkemelerin de vatandaşları ve yabancılar hakkında eşit adalet uygulamakla görevli olan bir hükümet, fikir ve vicdan hürriyetlerine uymaya mecburdur.
    Mustafa Kemal ATATÜRK-1927

    Türkiye Cumhuriyeti dahilinde, tüm tekkeler ve zaviyeler ve türbeler kapatılmıştır. Tarikatlar kaldırılmıştır. Şeyhlik, dervişlik, halifelik, falcılık, büyücülük, türbedarlık vesaire yasaktır. Çünkü bunlar gericiliğin kaynakları ve cehaletin damgalarıdır. Türk milleti, böyle müesseselere ve onların mensuplarına katlanamazdı ve katlanmadı. Mustafa Kemal ATATÜRK-1930

    Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu haraketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermiyeceğiz.
    Mustafa Kemal ATATÜRK-1930

    Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm vatandaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir. Mustafa Kemal ATATÜRK-1930

    Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse hiçbirkimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olamaz.
    Mustafa Kemal ATATÜRK-1930

    Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir. Laikliği dinsizlik ile karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz. Mustafa Kemal ATATÜRK-1930

    Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsade etmiyoruz. Mustafa Kemal ATATÜRK-1930





    Ömrü boyunca 3000 e yakın kitabı altını çizerek okuyan ve sonuç olarak babalarımızın adının Papadopulos olmasını engelleyip,Bugün size Beyoğlu hangi şehrin göbeğidir diye bir soru sorulduğunda verdiğiniz cevabın Konstantinapolis değilde İstanbul olmasını sağlayan,normal sınırlar içinde seneler sürücek devrimleri 8 yıla sığdırabilmiş ise hiç kusura bakma ama ben tarihinden bi haber duyduğu her şeye inanan ,bırakın başkalarını kendini bile eleştirmekten bi haber olan insanların Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK için söylediklerini eleştiri gözüyle değil ancak atıp tutmak olarak nitelendirmek zorunda kalıyorum.

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ‘ün okuduğu kitapların 1600'ü tarih kitabı.
    Okumuş, acıları yaşamış ve en sonunda

    ''YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ'' şiarının imbikten akıtmış.
    Temiz, mert ve onurlu bir şekilde.

    Ne kölelik,ne esaret,ne emperyalizm,ne kapitalizm, ne ırkçılık,ne ümmetçilik ne ruhban lık.....



    ÖZGÜRLÜK, ÖZGÜRLÜK, ÖZGÜRLÜK

    Ne dersin var mısın tarih okumaya?




    Hitap şeklin,yazı üslubunu benim için o kadar önemli değil .(Şimdilik)
    Okudukça ,araştırdıkça,sorguladıkça bunları aşabileceğini inanıyorum.

    Ama;
    ‘’Adam gibi cevap verin buna hadi’’ sözü haddi aşmakta.

    Gerçi birilerinden alıntı yapılmasını üzücü bulsan da ben bir alıntıyla sonlandırmak istiyorum. Ne yapayım,usta benden daha güzel ifade ediyor.

    ’’Yaşam, yaşamlarımız, yalanla, kötülükle, baskıyla, zulümle, cinayetle, bozulmuş, kirletilmiş, yaralanmış ve tümüyle bir yok oluş uçurumunun eşiğine getirilmişse ve tek savunu aracımız sözcüklerimizse eğer, insan oluşumuzun değerlerini savunabilmek için onları daha büyük bir sorumluluk, bilinç ve duyarlılıkla kullanalım.’’

    Nihat Behram
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-10-2009, 15:35

  7. -

    Sen Atatürkün canını istediğin kısımlarının hatırlanmasını ve bilinmesini istiyorsun belliki. Adamın bi dua ederken fotoğrafı var iki üç yerrde, bi de Kuranla dalga geçerken videosu var. Ben buna cevap istemiştim. Madem o kadar yazı yazdın şunu da sorayım madem. Din vicdan işiyse başörtü neden zorla yasaklandı, o da dinle ilgili bir mevzuydu kendi sözüyle çelişmiş olmuyormu böylece?
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-11-2009, 06:40

  8. Ben Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün düşüncelerinin,gerçekleştirdiklerinin,diğer bir deyişle ;bakış açısının öğrenilmesini /anlaşılmasını istiyorum.

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ; inançlara/inançsızlığa karşı saygısını göstermekle kalmamış , bunu laiklik ilkesiyle hayata geçirerek herkesin saygı göstermesini de sağlamıştır. (Bazı kesimler hariç)

    Kuran’la dalga geçerken videosu var! diyorsun.Kaynağını gösterebilirmisin?
    O dönemlerde video,televizyon yoktu .Varsa da ben bilmiyorum.

    Kaynak olarak ; bu sözünü ettiğin video , küreselleşme adı altında yapılan,sömürüde talanda, anarşide, gericilikte,emekçi, bilim ve aydınlanma düşmanlığında başı çeken,
    yobazların,bezirganbaşlarının,Sevr yandaşlarının,işbirlikçilerin mandacıların … vb nin hazırladıkları ve internette dolaştırdıklarından biri ise (muhakkak) sakın.

    İnanç bu gibi insanların elinde zararsız olmaktan çıktığı için kesinlikle mücadele edilmesi gereken bir olgu halini almıştır.
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK bunu gördüğü,yaşadığı,bildiği için laiklik ilkesini getirmiş ve herkesin dinini rahatça öğrenebilmesi için;

    HUTBEYİ TÜRKÇELEŞTİRMİŞTİR.

    7 Şubat 1923 de Zağnoş Paşa camii - BALIKESiR de
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk minberden cuma günü cemaate Türkçe olarak hutbe okuyan ilk ve tek cumhurbaşkanıdır.
    ……. ‘’Minberler halkın akılları, vicdanları için bir ilim irfan kaynağı, ışık kaynağı olmuştur." Böyle olabilmek için minberlerde söylenecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, ilim ve fen gerçeklerine uygun olması lazımdır. Hutbeyi verenlerin siyasi olayları, sosyal ve medeni olayları her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış aşılamalar yapılmış olur. Bu nedenle, hutbeler tamamen Türkçe ve günün gereklerine uygun olmalıdır. Ve olacaktır.’’

    EZANI TÜRKÇELEŞTİRMİŞTİR.

    "Tanrı uludur;
    Şüphesiz bilirim, bildiririm:
    Tanrı'dan başka yoktur tapacak,
    Şüphesiz bilirim, bildiririm
    Tanrı'nın elçisidir Muhammed
    Haydin namaza, haydin felaha
    Namaz uykudan hayırlıdır."

    KURAN’IN TÜRKÇE YORUMUNU YAPTIRMIŞTIR.

    ‘’Atatürk'ün Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'a yazdırdığı tefsir olup günümüzde de önde gelen İslam alimleri tarafından da hala en güvenilir tefsir olarak kabul edilmektedir.’’


    Böylece İslam’ın anlaşılır olmasını ve kolayca öğrenilmesini sağlayarak , dine en büyük saygıyı göstermiştir.

    ''Başörtü neden zorla yasaklandı?''



    Eğer bu başörtüsü benim bildiğim ,annelerimizin,ninelerimizin günlük hayatlarında kullandıkları yüz ve saçların gözüktüğü biçimde başlarına geçirdikleri başörtüsü ise hiçbir yerde ama hiçbir yerde yasak değil.
    Yoksa başörtüsü olarak türbanı,sıkma başı mı kastediyorsun.
    Hani son günlerin deyimiyle,bunun da açılımı başörtüsü mü oldu.

    Türbanla ilgili;

    İnancım var türban takıyorum.
    Tak kardeşim,
    İnancım var türban takıyorum aynı zamanda üniversite okumak istiyorum.
    Devletin kurum ve kuruluşlarında senin kutuplaşma yaratıp inanç gösterisi ya da propaganda yapmanın senden başka kime ne faydası var?
    İnancım yok istediğim gibi takılmak istiyorum
    Takıl kardeşim
    İnancım yok Eyüp Sultan camisine mini etekle grip mimari fotoğraflar çekmek istiyorum
    Çekemezsin çünkü insanların inançlarına saygılı olmak zorundasın
    Tıpkı devletin kurum ve kuruluşlarında kendi inancının propagandasını yapmaman gerektiği gibi.
    Ne camiye,ne kiliseye,nede havraya miniyle ; nede Üniversiteye türbanla girebilirsin.
    Bu yüzden Laiklik var.

    ‘’dua ederken fotoğrafı var iki üç yerde…’’

    Evet var.
    Önemli mi?

    Sahi...
    Yedi düvelle gece gündüz savaşan Mustafa Kemal'in elinde tabancayla bir fotoğrafını hiç gördün mü?
    Kara tahtanın başında, çalışma masasında kitaplarla bir Mustafa Kemal gördün ama...
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-11-2009, 12:02

  9. -

    Ben bilmiyorum sen biliyosun bunların doğrusunu yani dur hele bakalım bi de ben başlayayım:

    Bizim dinde başörtüyü kadınlar heryerde takmak zorunda helalli kocası hariç. Öyle üniversiteye geleni başındakini çıkarttırırsan dine saygısızlık olur bu. Hem Türban değil yasak olan ( Başı kapalı giremez) şeklinde heryer.
    Bu atatürkü aşırı sevenlerin hepsi böyle anasını satıyım. İşinize geldiği gibi evirin çevirin herşeyi. Neymiş Sıkma baş yasakmış başka türlü de girilmiyorki illa saçını görcekler bacımızın. Bu mu sizin dine saygı anlayışınız? Daha neler var kimbilir de ben en uluorta olanını söyledim.
    Atatürk imamı iteklemiş olsa dediğin gibi needeyse %99 müslüman olan ülke topan ayaklanırdı sen nerenden uydurduğun şeyleri yazıyorsun buraya o kadar Atatürkle ilgili yazı okudum ilk defa senden duydum bu saçmalığı he.
    Adam yapmak istemiş bile olsa geri zekalımı okadar müslüman nüfuslu ülkede böyle birşey yapmış?
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-11-2009, 14:42

  10. Türkmen daha önce de uyarıldın sanırım ama şu üslubunu biraz düzelt.. Sürekli saldırı nitelilikli, laf sokayım zihniyetli yorumlar yapıyorsun.. bilgi tartışalım bilgi.. Bak mühendis açıklayıcı yazılar yazıyor.. sen şöylsin böylesin demiyor.. daha düzgün tartışalım ki tartışma olsun bu..

    Konuya gelince.. Mühendisin dediği gibi sen devletin kurumlarında din(din bile değil din üzerinden rant sağlayan İslam'la alakası olmayan inanışlara insanları kul köle yapmaya çalışan insanların, düşüncelerin) propogandasını yapmaya çalışırsan elbette engelle karşılaşırsın.. Evet bu özgürlüktür.. Çünkü eğer ki buna izin verilirse ülkenin her kurumuna sinsice sızmaya çalışan insanlar bu kurumları da kendi örümcek ağlı beyinleriyle örmeye çalışacaklardır.. (özellerde vakıflarda bunlar mevcut)..
    ÖZgürlük herkesin istediğini yapması değildir.. Özgürlük tanımı insanların birilerini kalıba sokmasına engel olmktır..

    Eğer ki insanlar kimseyi inançlarıyla, mahalle baskısıyla, psikolojik baskıyla ve hatta (bugün) devlet eliyle yasal baskıyla bir kalıba sokmaya çalışmazsa ister çıplak girsin üniversiteye ister çuval geçirsin kafasına.. Ama bu bilinç sağlanmadan bu olamaz olmayacaktır.. Yasal olarak mümkün olsa bile halk buna izin veremyecektir.. bunu unutmasın kimse..

    Gericilik ülkenin bilimsel nitelikli olması gereken eğitim öğretim kurumlarına sızma çalışmalarını hala devam ettirirken saçma bir özgürlük tanımıyla o da serbest olsu bu da serbest olsun demek sizin gibi olmayan insanları baskı altına almak amacından başka bişey gütmüyr..
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-11-2009, 16:22


123 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Atatürk ve Beykoz İmamı - Atatürk ve Trabzonlu İmam
    Konu Sahibi okur-yazar Forum Köşe Yazarları
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 10-31-2012, 21:54
  2. Ataturk`un Bursa Nutugu
    Konu Sahibi Phi Forum Genel Tartışma Alanı
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 10-17-2011, 12:09
  3. Atatürk olmasaydı ne olurdu?
    Konu Sahibi ufuk8307 Forum Düzyazı
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 05-19-2011, 14:46
  4. Atatürk ve müslümanlık
    Konu Sahibi Che Guevera Forum Serbest Kürsü
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 05-18-2011, 18:19
  5. Mustafa Kemal Atatürk
    Konu Sahibi kalliope Forum M'den Ö'ye
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 04-10-2011, 09:20

Bu Konu için Etiketler


Sosyal Linkler
Sistem Bilgileri

Powered by vBulletin® Copyright © 2014 vBulletin Solutions, Inc.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1

uyarılar
  • Forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.