Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu - vBulletin
Sponporlu Bağlantılar

Kullanıcı Tag Listesi

Şükrü Kızılot yazıları

http://www.yaklasim.com/basindamevzuat/kanunlar/012/sukru.jpg Sağlıkta eller cebe |Hürriyet Gazetesi| |22.03.2008| ÖZELLİKLE son birkaç yılda, sağlıkla ilgili önemli gelişmeler oldu ve "Sağlıkta Dönüşüm" başlığı altında ifade edilen bazı düzenlemeler yapıldı. Buna göre; 1- Kamu hastaneleri, Sağlık Bakanlığı çatısı altında toplandı.


BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu
  1. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları


    İşçi, memur ve esnafın gelir vergisine indirim yok
    |24.05.2008|

    BİR süredir gazete ve televizyonlarda; işçi, memur ve esnafın, gelir vergisi oranının düşürüleceğine dair haberler yayınlanıyor.

    Sözü dolandırmadan hemen belirtelim, böyle bir yasa tasarısı ortada yok.

    Yasa tasarısı olmadığı gibi, Maliye Bakanlığı’nda böyle bir düşünce de yok!..

    İnanmayanlar, bir tarafa not etsin ve üç ay sonra ya da yıl sonuna doğru, o nota baksınlar. Aradan geçen zaman zarfında, böyle bir indirimin ya da indirimle ilgili yasa tasarısının hala ortada olmadığını fark edecekler.

    NİYE YOK?

    Habere göre, yüzde 35 olan en yüksek oran, yüzde 30’a belki de 25’e inecekmiş.

    Diyelim ki indi... Bu indirimin; işçi, memur ve esnafa bir faydası yok!

    Neden mi?

    Hemen açıklayalım.

    Şu andaki yüzde 35 oranı, yıllık tutarı 44 bin 700 YTL’nin üzerinde olan gelirlere uygulanıyor. 2009 yılında ise, yıllık tutarı yaklaşık 48 bin YTL’nin üzerindeki gelirlere, yüzde 35 oranı uygulanacak.

    Diyelim ki oran yüzde 35’den 30’a indi.

    Aylık geliri, 4 bin, yıllık 48 bin YTL’nin üzerinde olan işçi, memur ve esnaflar, bu indirimden yararlanacaklar.

    Şimdi soruyoruz;

    Ayda 4 bin YTL’nin üzerinde ücreti olan, tanıdığınız memur var mı?

    Pekiii... İşçi ya da esnaf var mı?

    Kuşkusuz yok!..

    O halde, gelir vergisi tarifesindeki en yüksek oranın; yüzde 35’den 30’a, hatta 25’e indirilmesinin; esnaf, sanatkar, işçi ve memura, gelir vergisi yönünden bir faydası yok!..

    FİLMİ SEYRETMİŞTİK

    Bu filmi, 2004 yılı sonunda da seyretmiştik.

    Başbakan; işçi, memur ve esnafın, gelir vergisi oranının 5 puan indirildiği müjdesini vermişti. O tarihte, 78 bin YTL’yi aşan gelirlerde vergi oranı 5 puan indirilmişti.

    Biz de "Başbakan’ı Kim Yanıltıyor?" başlığı altında, Türkiye’de yılda 78 bin YTL’nin üzerinde ücret geliri olan işçi, memur ya da esnaf olmadığını ve bu uygulamadan, (Başbakan dahil) hiçbir ücretlinin yararlanamayacağını belirtmiştik.

    Sonradan duyduğumuza göre, olayı fark eden Başbakan, Maliye Bakanı’na "Abi bu indirimden bırak işçi, memur ve esnafı ben bile yararlanamıyormuşum" demişti!..

    Taban oranın yani yüzde 15 olan oranın, yüzde 10’a indirilmesine gelince; bu da olanaksız. Yaklaşık 5 milyar YTL’lik vergi kaybı olur. Bunu telafi edecek kaynak bulunamayacağına ve bütçe devamlı açık verdiğine göre, bu indirim de masal gibi bir şey!..

    Doktor ve diş hekimlerine POS cihazı zorunluluğu

    1 Haziran 2008 tarihinden itibaren, serbest meslek faaliyetinde bulunan doktorlar, diş hekimleri ve veteriner hekimler, işyerlerinde POS (Point of sale) cihazı bulundurmak zorunda olacaklar.

    Bu tarihten itibaren doktorlar ve hekimler, kredi kartı ile yapılacak ödemelerde, POS cihazı kullanacaklar, POS cihazının fişi de "serbest meslek makbuzu" olarak kabul edileceği için, hastalarına ayrıca "serbest meslek makbuzu" düzenlemeyecekler (Bkz. 379 No.lu VUK Tebliği).

    POS’lardan her günün sonunda "günlük kapanış raporu" (Z Raporu) alınacak.

    1 Haziran 2008 tarihinden itibaren, POS cihazlarını işyerinde bulundurmayanlara, VUK Mükerrer Md. 355/1’e göre 1.490 YTL "Özel Usulsüzlük Cezası" kesilecek. Günlük kapanış raporu almayanlara ise, her tespit için ayrı ayrı olmak üzere 25 YTL "ikinci derece usulsüzlük" cezası kesilecek.

    Doktorlar aman dikkat, POS cihazı almayı unutmayın!..
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 05-26-2008, 19:53

  2. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    Şimdi de 30 yaş ve üstü tartışması
    |31.05.2008|

    TÜRKİYE ilginç bir ülke...Şimdi de 30 yaşın üstünde olanlarla ilgili yeni bir tartışma başladı.

    Neymiş efendim, "Yeni İstihdam Yasası" 19-29 yaş arasındaki erkekleri işe alanlara, "çok özel bir avantaj" sağlıyormuş. Bunun için de 30 yaş ve üstündekiler işten çıkartılıp, yerlerine 19-29 yaş arasındaki erkekler işe alınacakmış.

    Böyle olunca da "Sigorta Primi İşveren Hissesi" İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanacakmış.

    İşveren de sigorta primi işveren hissesini ödemekten kurtulacakmış!.

    Özetle; mış..mış..mış..

    DOĞRUSU NE?

    Ne olacak, yok böyle bir şey!

    Yeni İstihdam Yasası, işyerinde "çalışanlara ilave olarak" işe alınan kadınlar ile 19-29 yaş arasındaki erkeklere "özel bir avantaj" sağlıyor. Daha açık bir anlatımla, (1 Temmuz 2008’den önceki altı aylık dönemde kayıtlı sigortalıların dışında) 1 Temmuz 2008’den önceki bir yıllık dönemde bildirilen ortalama sigortalı sayısına ilave olarak, 1.7.2008-30.6.2009 döneminde işe alınan ve fiilen çalıştırılanlar için, "prim avantajı" sağlanıyor.

    Örneğin; işyerinde bir yıllık dönemde ortalama 40 işçi çalışıyorsa, bu 40 sayısının üzerindeki işe alınan kadın ve 19-29 yaşındaki erkek işçiler için avantaj sağlanıyor. Daha açık bir anlatımla; 40 kişi çalıştıran işyerinde, (30 yaş ve üstünde dahi olsa) 5 kişi işten çıkarılıp, 5 kişi işe başlatılırsa, herhangi bir avantaj sağlanmıyor. Uygulama bir yılla sınırlı. 1 Temmuz 2009’dan itibaren yeni işe alınanlarda ise, yüzde 1 bile avantaj yok (Geçici Md. 7 için TIKLAYINIZ..).

    Özetle, 30 yaş ve üzerinde olup, şu anda herhangi bir işte çalışanlar endişe etmesinler.

    ATILAN TAŞ VE KURBAĞA

    Halk arasında zaman zaman kullanılan "Attığın taş, ürküttüğün kurbağaya değmedi" diye bir söz var.

    Bu olay da öyle...

    30 yaş ve üzerindeki işçinin, işten çıkartıldığını düşünelim.

    Ne yapacak işveren?

    Örneğin 10 yıl hizmeti olan 1.000 YTL ücret alan bir işçiyi işten çıkarmışsa;

    1- 10 yıllık "kıdem tazminatı" olarak, 10.000 YTL ödeyecek

    2- 8 haftalık "ihbar tazminatı" olarak, yaklaşık 2.000 YTL ödeyecek.

    3- İşçinin haksız çıkarılma nedeniyle kötü niyet tazminatı talebi ve kullanmadığı izinler varsa onların ödenmesi de söz konusu olabilecek.

    Peki... Avantaj ne olacak?

    Bir işçi için, asgari ücretin işveren sigorta primi yaklaşık 125 YTL.

    O da 5 yıl süre ile ve her yıl 20 puan düşecek!..

    Ayrıca, 1 Ekim 2008’den itibaren, sigorta primi işveren hissesi de tüm işçiler için 5 puan düşecek. O zaman bu avantaj biraz daha azalacak.

    Görüldüğü gibi "Atılan taş, ürkütülen kurbağaya değmeyecek".

    Kaldı ki çıkartılan işçinin yerine başka işçi alınması durumunda, "özel prim avantajı" yok!

    HATA NEREDE?

    İstihdam paketindeki hata; kadın erkek arasında, yaş ayırımı yapılmasında!..

    Bir söyler misiniz... Niçin kadında yaş sınırı yok da erkekte 19-29 yaş sınırı var?

    Evet, niçin?

    Şimdi, 30 yaşında bir erkek işsiz ise ya da işinden çıkartılmışsa, yeni iş bulma imkanı, kendinden küçük yaşta olanlara kıyasla çok zayıf olacak.

    Peki... Bu adam ve çoluğu çocuğu ne yapacak? Ne yiyip ne içecek?

    32 yaşında, bir erkek "Arkadaş, sen yaşlısın" diye işe alınmayacak!..

    32 yaşındaki yaşlı ise 40 yaşındaki, 50 yaşındaki ne?

    Peki... Yeni yasaya göre emeklilik yaşı 65 olduğuna göre, 60 yaşındakinin durumu ne?

    Beyler... Güldürmeyin adamı.

    Kaldırın şu kadın erkek arasındaki yaş ayırımını.

    Yoksa... Dünyaya rezil olacağız!..







    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 05-31-2008, 19:10

  3. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    Çeyizleri nereden aldın
    |01.06.2008|


    YENİ evliler, özellikle de evlenecek olanlar, aman dikkat!..

    Maliye bu kez de "Çeyizleri nereden aldın?" sorgulamasına başladı.

    Bazı illerde, evlendirme memurluğundan, evlenen çiftlerin isim ve adreslerini alan Maliyeciler, edindikleri listelere göre kontrol yapıyorlar.

    TAKILAN ALTINLAR

    Öncelikle merak edilen bir hususu belirtelim; düğünlerde takılan altın bilezik, kolye, altın lira, pırlanta, elmas, yakut, inci ya da paralar, yeni evlenen çift açısından, vergiye tabi değil.

    Bu nedenle, düğünde gelen hediyeler ve takıların, vergisi yok. Ayrıca "Bunları kim taktı?" diye sorgulama da söz konusu değil.

    ALINAN EŞYALAR

    Maliyecilerin araştırması, düğün harcamaları ile ilgili...

    Evlenen çiftlere, halı, mobilya, perde, beyaz eşya ve altınları nereden aldıkları, düğünü hangi salonda yaptıkları, nikah şekeri, davetiye ve düğün fotoğraflarının vs. "Faturası var mı?" diye sorularak, kaç YTL ödedikleri araştırılıyor.

    Ardından duruma göre, satışı yapan işyerine, mağazaya, matbaaya, fotoğrafçıya ve düğün salonuna gidilip "Şu tarihte falanca kişiye şu malı satmışsınız" ya da "Salonunuzu kiralamışsınız" denildikten sonra, faturası soruluyor.

    CEZASI DA VAR

    Fatura ibraz edemeyenler hakkında tutanak tutulup; "Özel usulsüzlük cezası", "Gelir" ya da "Kurumlar Vergisi" ve KDV ile "vergi ziyaı cezası" isteniyor. Duruma göre, fatura almayana da ceza kesiliyor. Özetle, şeytanın aklına gelmeyen yol, maliyecinin aklına geliyor.

    Yeni evliler, aman dikkat... Fatura almayı unutmayın!..

    Katil öldürdüğü kişinin eşine maaş ödeyecek

    ÖNÜMÜZDEKİ ekim ayının başından itibaren, adam öldürenleri iki ayrı ceza bekliyor. Bunlardan biri, ceza mahkemelerinin vereceği ceza. İkincisi ise, öldürdüğü kişinin eşine ve çocuklarına maaş ödeme cezası!..

    Buna göre, bir kişi işçi, memur, işveren, esnaf ya da isteğe bağlı sigortalı olan birini öldürürse, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), ölenin dul eşine ve çocuklarına maaş bağlayacak. Ancak bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, cinayeti işleyenden alınacak!..

    Bu uygulama yalnızca ölüm halinde değil, malul kalan sigortalıya yapılan ödemeler için de geçerli. Yani sigortalıyı öldürmeyip ya da öldüremeyip malul bırakan kişi de malul sigortalıya bağlanan aylığın yarısını ödeyecek (5510 Sayılı Yasa Md. 39).

    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 06-06-2008, 10:02

  4. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    Başbakanı ve cumhurbaşkanı olmayan ülke
    |10.06.2008|

    ÜLKEYİ biliyorsunuz ama başbakanı ve cumhurbaşkanı olmadığının farkında olmayabilirsiniz.

    Cennet gibi olan bu ülkeyi dolaşırken, hayranlığınızı gizleyemiyorsunuz.

    Neredeyse hiçbir sorunları yok.

    Pardon küçücük bir sorunları var. Ülkede çocuk sayısı artsın isteniyor.

    Bu nedenle yakında, doğum kontrol hapı ve doğumu önleyici ilaçların satımı, ülke genelinde yasaklanacakmış.

    Kişi başına düşen gelir 54 bin ABD Doları, enflasyon yüzde 1. İşsizlere son aylıklarının yüzde 80’i (bekarlarda yüzde 70’i) oranında "işsizlik yardımı" veriliyor. Nüfusu Türkiye’nin onda biri, yüzölçümü de 18’de biri kadar ve AB’ye üye değil. Dünyadaki saatin yarısı üretiliyor.

    Evet... Tahmin ettiğiniz gibi İsviçre’den söz ediyoruz.

    YAŞAM KALİTESİ EN YÜKSEK

    Hafta sonu, Milli Takımımızın Portekiz maçını izlemek için Cenevre’deydik... Avrupa’nın en dağlık ülkesi olan İsviçre’nin Güneybatı ucunda kalan Cenevre, zirveleri karlı Alp Dağları’nın, kartpostalları andıran panoramasıyla herkesi büyüleyen bir şehir. Yeryüzünde, yaşam kalitesi en yüksek kent seçilen, İsviçre’nin Fransız aksanlı kenti Cenevre, bir Avrupa masalından fırlamış Ortaçağ asilzadeleri kadar şık, zengin ve kültürlü.

    BM (Birleşmiş Milletler), ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi birçok uluslararası örgütün merkezi yine burada. Kentte çalışanların yaklaşık yüzde 50’si yabancılardan oluşuyor. Bir yasa örneğin vergi yasası çıktığında, 100 gün içinde yasaya karşı 50 bin imza toplanabilirse, yasa için halk oylaması yapılabiliyor.

    Yazımızın girişinde başbakan ve cumhurbaşkanı yok demiştik.

    Evet yok!.. 7 federal konsey üyesi arasından, bir yıllığına seçilen bir kişi, her yıl başkanlık ediyor.

    KAYITDIŞILIK VE VERGİ

    Ülkede, kayıtdışılık ve vergi kaçağı minimum düzeyde...

    İki nedeni var;

    1- Vergi oranları çok düşük,

    2- Kayıtdışı yollardan edinilen gelir ve servet saptandığında, cezası çok ağır.

    Özetle deniyor ki; "Arkadaş, ben senden çok az vergi alacağım. Buna rağmen kaçırırsan, o zaman seni perişan ederim."

    Şimdi, vergi oranlarına göz atalım.

    1- KDV oranı yüzde 7.6. Turizmde ise yüzde 3.6 olarak uygulanıyor.

    2- Gelir Vergisi oranı, kantonlara göre değişiyor. Örneğin Zürih’te 11 bin 090 İsviçre Frankı (yaklaşık 14 bin YTL) Asgari Geçim İndirimi var. Bu tutar Türkiye’de yaklaşık 3 bin 360 YTL.

    - 75 bin İsviçre Frankı’na kadar olan kazancın vergi oranı yüzde 3.8,

    - 75 bin İsviçre Frankı’nı (yaklaşık 95 bin YTL’yi) aşarsa yüzde 12,

    - 150 bin İsviçre Frankı’nı (yaklaşık 190 bin YTL’yi) aşarsa yüzde 20.3,

    - 1 milyon İsviçre Frankı’nı (1 milyon 250 bin YTL’yi) aşarsa aşan kısım için yüzde 40,

    Türkiye’de 38 bin 700 YTL’yi aşarsa, gelir vergisi oranı, aşan kısım için yüzde 35.

    3- Kurumlar Vergisi ise, yüzde 8.5’den başlıyor, yüzde 33’e kadar çıkıyor.

    Özetle, İsviçre’de düşük vergi oranları ve etkin denetimle, vergi kaçakçılığı önleniyor. Her şeye rağmen vergi kaçıran olursa, onlar da en ağır şekilde cezalandırılıyor.

    Olay bu...







    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 06-11-2008, 18:54

  5. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    Uyanıklar ve uyuyanlar
    |28.06.2008|

    O kadar çok ki... Bir yıl boyunca yazsak yine bitmez.

    Temel, Almanya’da otobanda ters yola girmiş. Bunu fark eden hava trafik polisi de;

    - Dikkat, dikkat. Birisi otobanda ters yola girmiş, hızla gidiyor. Dikkat... dikkat...

    diye anons yapmaya başlamış. Ters yola girenin kendisi olduğunu fark etmeyen Temel’de karşıdan gelen otomobilleri görünce, kafasını havaya kaldırarak seslenmiş;

    - Hanci birisu, hanci birisu... bir surü, bir surü...

    Bu ülkede de uyanıklar ve uyuyanların hangi birisi, o kadar çok ki bir sürü...

    İNCE BİR HESAP

    Konumuz, Türkiye Kızılay Derneği ile ilgili...

    Bildiğiniz gibi, Türkiye Kızılay Derneği, yardımlar toplayan ve bu yardımları ihtiyaç sahiplerine dağıtan bir kurum. Yapılan yardımların çoğunu, yardımseverlerin belirtilen banka hesaplarına yatırdığı YTL ve dövizler oluşturuyor. Yatırılan paralar o bankalarda nemalanıyor yani faiz geliri elde ediliyor. Daha sonra banka, faizi öderken ya da ana paranın üzerine eklerken, herkese uyguladığı gibi yüzde 15 stopaj (vergi kesintisi) yapıyor.

    İşte burada olay karışıyor.

    Nedenine gelince, Türkiye Kızılay Derneği 1606 sayılı Kanun’un birinci maddesi uyarınca, her türlü vergiden muaf...

    Bu durumda, Kızılay Derneği yetkililerinin ne yapması gerekiyor?

    Maliye Bakanlığı’ndan, faiz gelirlerinin vergiden muaf olduğuna dair bir yazı alıp, banka şubesine verecekler. Banka da vergi kesmeyecek.

    Ancak, böyle yapmıyorlar. Vergi dairesinden "düzeltme" de talep etmiyorlar. Her defasında yani herhangi bir banka vergi kestiğinde, gidip vergi mahkemesine dava açıyorlar. Kuşkusuz davayı da kazanıyorlar. Kaybeden Maliye de mahkeme masraflarını ödüyor.

    Kızılay’ın avukatına da 350 YTL (duruşmalı dosyalarda 450 YTL) ödüyor. Sonra Maliye karara karşı itiraz ya da temyiz yoluna başvuruyor. Bitmedi bir de karar düzeltme derken, her biri için Maliye ayrıca, masraf ve Kızılay’ın avukatına "vekalet ücreti" ödüyor. Bu da her dosya için yaklaşık 1.000 YTL vekalet ücreti oluyor. Avukat da vergi kesildikçe, her olaya dava üstüne dava açıyor.

    UYUYANLAR

    Kızılay Derneği Genel Başkanlığı, Maliye Bakanlığı’na başvurup, faiz gelirlerinin stopaja (vergi kesintisine) tabi olmadığına dair resmi bir yazı alsa, bunu da banka şubelerine verse, mahkemelik bir olay olmayacak. Kesilen vergiyi de aylar hatta yıllar sonra geri almaya çabalamayacak.

    Maliye Bakanlığı’da hangi derneklerin ve vakıfların mevduat faizinden vergi kesilmeyeceğini, Bankalar Birliği’ne bir yazı ile bildirse, boş yere ihtilaf çıkmayacak. Zaman ve emek kaybı olmayacak. Üste de dünyanın masrafını ve vekalet ücretini ödemeyecek.

    Salaklık belgesi isteyen vatandaş

    BİR okurumuz, çocuklarına miras bırakmak için kendisine "salaklık belgesi" verilmesini istiyor.

    - 2006 yılında SSK’ya 10 bin YTL prim borcu ve 50 bin YTL faizi için 60 aylık taksitlendirme başvurusunda bulunmuş. 26 ay 1.000 YTL’den 26 bin YTL ödemiş.

    - 2008’de çıkan son afla, dosyasını kapatmak istediğinde, faiz borcunun yüzde 85’inin silineceğini öğrenmiş.

    Oturup hesaplamış; hiç ödeme yapmamış olsa 60 bin YTL toplam borçtan 10 bin YTL prim + 7 bin 500 YTL faiz toplam 17.500 YTL ödeyerek kurtulacaktı. Şimdi ise ödediği 26 bin YTL’ye ilave 13.600 YTL yani 39.600 YTL ödemesi gerekiyor.

    Okuyucumuz; "Tamam, ben ve benim gibiler devlet liyakat madalyası beklemiyoruz ama bana hiç olmazsa SALAKLIK BELGESİ verirler mi? Bunu çocuklarıma miras bırakmak istiyorum" diyor.







    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 07-01-2008, 10:57

  6. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    İşsizlik oranında maskelenen gerçekler
    |02.07.2008|

    SON açıklanan rakamlara göre, ülkemizde işsizlik oranı yüzde 10.7’ye ulaştı. Bu oran, maalesef son 20 yılın en yüksek oranı... İşsizlik oranı yüzde 10.7 demekle, 2 milyon 496 bin vatandaşımızın işsiz olduğu ifade edilmek isteniyor. Bu arada çok kişi; "Açıklanan yüzde 10.7 oranı ve işsiz sayısı gerçek tabloyu yansıtıyor mu?" diye soruyor. Kısaca yanıtlayalım; maalesef yansıtmıyor!..

    HESAPLAMA DIŞI İŞSİZLER

    Nedenine gelince; gerçekte işsiz oldukları halde "işsiz" tanımına sokulmayan milyonlarca kişi var. Örneğin;

    TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) verilerinde, "iş bulma ümidi olmayanlar" başlığı altında gözüken 722 bin kişi var. Bunlar, işsiz sayısına dahil edilmiyorlar. "Biraz daha net açıklar mısınız, bu tanıma girenler kim?" diye soranlar için açıklayalım; bölgelerinde iş bulunmadığına veya bölgede kendisine uygun iş olmadığına inanan veya nereden iş arayacağını bilmediği için iş aramayan ancak iş başı yapmaya hazır olduğunu belirten kişiler, bu tanıma giriyor. Açıklanan işsiz sayısında, bu kişiler gözükmüyor. Çünkü bunlar "resmi işsiz" tanımına uymuyor. İşsiz sayılabilmek için, son üç aydır iş arıyor olma koşulu var. Siz eğer son üç ay içerisinde iş aramaktan umudunuzu yitirmişseniz ve çaresiz bir şekilde herhangi bir iş arama faaliyetine girişmediyseniz, işsiz de sayılmıyorsunuz. Bu koşullar altında bulunanları sayısı 722 bin. Aslında bu kişiler çok açık bir şekilde işsiz. Ama gelin görün ki işsizlik hesaplamalarına dahil edilmiyorlar. Edilseler, işsizlik oranı yüzde 13.8 olacak.

    MEVSİMLİK İŞSİZLER

    İşsizlik konusunda ilgi çekici bir başka nokta da "mevsimlik çalışanlar" grubunda yer alanlarla ilgili. Mevsimlik çalışanlar da işsizlik oranı ile ilgili istatistiklerde, işsizlikle ilgilendirilmiyorlar. Bu insanlar, yaz aylarında inşaatlarda, tarlalarda ve benzeri mevsimlik işlerde çalışıyorlar. Diğer aylarda (genellikle bir eğitime ve vasfa sahip olmadıkları için) iş aramıyorlar bile. 600 bin civarında olan bu insanlar da işsiz sayısına dahil edilseydi işsizlik oranı yüzde 16.5’e çıkacaktı.

    ÜCRETSİZ AİLE İŞÇİLERİ

    İşsizlik olayının tam göbeğinde olduğu halde işsiz sayılmayan bir başka grup da "ücretsiz aile işçileri" ile ilgili. Bu insanlar genellikle çiftte, çubukta çalışan; anasına, babasına, eşine yardımcı olan kişiler olup, en ufak bir sosyal güvenceye ve ücretli düzene sahip değiller. Sayıları ise 2 milyon 619 bin kişi. Toplam istihdamın yüzde 12.6’sını oluşturuyorlar. AB ülkelerinde, bu grupta yer alanların oranı yüzde 2-3’ü geçmiyor. Ücretsiz aile işçileri, imkan olsa ücretli bir işe hemen girecekler. Nitekim bunların büyük bir bölümü kendini "işsiz" olarak görüyorlar. Yukarıdaki açıklamalara göre, ülkemizdeki işsizlik oranı, ücretsiz aile işçilerinin sadece üçte birini dahil ettiğimizde, yüzde 20.7’ye ulaşıyor. Tamamını dahil edersek daha da artacak. Görüldüğü gibi, gerçek işsizlik oranı, açıklananın iki katı!.. Hatta daha fazlasıÖ Sayın Başbakan "Herkes en az üç çocuk yapsın" diyor ama işsizlik de çığ gibi büyüyor. Çocuk başına "asgari geçim indirimi" olarak verilen günlük 22 Yeni Kuruş (üçüncü çocuktan itibaren 15 Yeni Kuruş) olayı çözmüyor!..
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 07-08-2008, 18:09

  7. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    1.4 milyon çocuğun sigortası iptal mi
    |08.07.2008|


    ÖNCEKİ gün, yayınlanan "1 milyon 400 bin çocuğun sigortası iptal ediliyor" başlıklı haber büyük heyecan uyandırdı. Habere göre; 30 Nisan 2008 tarihine kadar, yeni sigortalı sayısı 1 milyon 700 bine çıkmış.

    Bu sayı içinde 1 milyon 400 bin sigortalı çocuk varmış.

    VATANDAŞ NE DİYOR?

    Hürriyet’in internet sitesinde, gün boyu "En çok okunan haber" buydu.

    Okurların, ilgimizi çeken bazı yorumları da aşağıdaki gibiydi:

    - Cumhurbaşkanı, milletvekili ve bir çok siyasinin çocukları da iptal edilecek mi?

    - O da bir şey mi. Bu ülkede milyonlarca çocuğun geleceği iptal edilmiş durumda.

    - Devlet uyanık; önce paraları aldı, sonra iptal ediyor.

    - Gelir vergisi ve SSK primlerini alırken, çocuk olduğunu göremediler mi?

    - 1 milyon 400 bin çocuk, 2 milyon 800 bin anne baba demek. İptal edemezler.

    - Kanuna aykırı olsaydı, Cumhurbaşkanı’nın 14,5 yaşındaki çocuğu sigortalı olmazdı.

    İPTAL EDİLEBİLİR Mİ?

    Kimse endişe etmesin, 1 milyon 400 bin çocuğun sigortası topluca iptal edilemez.

    Çocuklar, gösterilen işyerinde, 1 gün dahi çalışmışlarsa, sorun yok.

    Örneğin, Sayın Cumhurbaşkanı "Benim çocuğum, Ali Babacan AŞ’de çalışmıştır" dedi.

    Bu durumda, aksi ispat edilemediği sürece, hiçbir şey yapılamaz. Sigortası da iptal edilemez.

    Çocuğunu çalıştıran anne-baba, "Evet, çocuğumuz bu işyerinde çalıştı" derse, işveren de bunu doğrularsa, müfettişin aksini ispat etmesi gerekir. O da çok zor...

    Ancak, anne-baba; "Çocuğumuzun emekliliğiyle ilgili bazı avantajlardan yararlanabilmesi için, bir tanıdığımızdan rica ettik. Çalışmış gibi gösterdi" diye ifade verirse, çocuğun sigortalılığı iptal olur.

    İşveren "Benden rica ettiler, ben de 1 gün ya da 10 gün çalışıyor gibi gösterdim" derse yine iptal olur.

    Antalya’da bir şirket 1500 çocuğu birkaç gün içinde işe alıp sigortalı yapmış.

    Bu gibi uç örneklerin dışında, çocuğun, sigortalılığını iptal etmek, aksi kanıtlanamadığı sürece mümkün değil. Aksi kanıtlanmadan, yoruma dayalı keyfi bir uygulamayı da yargının iptal etmesi söz konusu...

    DENETİM İMKANSIZ

    Sigortalılığın iptali için, sayısı 1 milyon 400 bin sigortalı çocuğun, tek tek denetlenmesi gerekir. Denetim elemanları, tüm işlerini bırakıp bununla uğraşsalar dahi, yapılacak denetim 10 yıl sürer.

    Kaldı ki denetim elemanlarının, çok daha önemli işleri var.

    FIKRA GİBİ

    Bir okurumuz da; Nasreddin Hoca fıkrasını hatırlatıyor.

    Nasreddin Hoca’nın evine hırsız girmiş. Komşular da; "İnsan evi boş bırakır mı?", "Eve sağlam bir kilit niye asmadın?", "Evde değerli eşya bırakılır mı?" diye hocayı eleştirdiklerinde, Hoca dayanamayıp "Ya komşular, hep beni suçluyorsunuz. Peki bu hırsızın hiç mi suçu yok" demiş.

    Okuyucumuz, fıkrayı anlattıktan sonra "Sürekli olarak, çocuklarını sigortalı ettirenler suçlanıp, üzerlerine gidiliyor. Peki... Bu uygulamaya zemin hazırlayıp,1 milyon 400 bin çocuğun, işe giriş bildirgesini ve sigorta primini alıp, sigortalı yapanların hiç mi suçu yok" diye soruyor.

    Evet... Doğru söze ne denir?


    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 07-08-2008, 18:15

  8. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    Cep telefonuna vergi yüzde 42 mi, 58 mi
    |06.08.2008|

    CEP telefonu, günlük yaşantımızın adeta bir parçası oldu.

    Öyle ki çok kişi, birden fazla cep telefonu kullanır hale geldi.

    İnsanlar birbirine "Bu cep telefonları yokken biz ne yapıyorduk?" diye soruyorlar.

    Daha önce de yazdık, cep telefonu vergisinde "dünya rekoru", Türkiye’ye ait... Türkiye’den sonra Tanzanya ve Uganda geliyor!..

    VERGİ ORANI
    Geçen hafta gazetelerde, "ceple konuşmada, yüzde 58 vergi ödeniyor" şeklinde haberler vardı. Bunun üzerine önceki gün, Maliye Bakanlığı’nın "GSM faturalarında her 100 YTL’nin 41,77 YTL’si vergi olarak Hazine’ye aktarılıyor" açıklaması yayımlandı.

    Birbirinden farklı iki açıklama, vatandaşın da kafasını karıştırdı. Bize soruyorlar; "Cep telefonunda vergiler toplamı yüzde 58 mi yoksa 42 mi?" diye...

    Öncelikle bir noktayı belirtelim; 42 ya da 58, her ikisi de "dünya rekoru".

    Ardından, cep telefonundan alınan vergi ve benzeri diğer kesintilere ait tabloya yer verelim.

    Cep telefonundan alınan vergilerle ilgili toplam oranın yüzde kaç olduğu, olaya nereden bakıldığına bağlı.

    Maliye Bakanlığı açıklamasındaki örnek aşağıdaki gibi.

    CEP TELEFONU ÜZERİNDEKİ YASAL YÜKÜMLÜLÜKLER (2008 YILI)

    1) Özel İletişim Vergisi (Yeni Tesis)
    27.80 YTL

    2) Telsiz Ruhsatname Ücreti
    10.72 YTL

    3) Telsiz Kullanım Ücreti
    10.72 YTL

    4) Özel İletişim Vergisi (ÖİV) (%)
    25

    5) Hazine Payı (%)
    15

    6) Kurum Masraflarına Katkı Payı (KMKP) (%)
    0.35

    7) KDV (%)
    18


    Konuşma Ücreti: 34.83 YTL

    - Masraf katkı -0.12 YTL

    - Hazine Payı yüzde 155.22 YTL

    - KDV yüzde 186.27 YTL

    - ÖİV yüzde 258.71 YTL

    - Telsiz K. Üc.0.83 YTL

    Devlete Toplam 21.15 YTL

    Buna göre hesaplama yaptığımızda;

    34.83 YTL’lik konuşma ücreti nedeniyle Devlete yapılan toplam ödeme 21.15 YTL.

    O halde 21.15 / 34.83 = yüzde 60. Yani Maliye tarafından verilen örneğe göre yapılan hesaplamada, konuşma ücretinin yüzde 60’ı kadar vergi vb. ödeme var.

    Peki, Maliye’nin açıklamasındaki yüzde 42 nereden çıkıyor? Hemen açıklayalım.

    Maliye’nin hesaplaması; konuşma ücretinin tutarı ile vergileri kıyaslama yerine, vergiler dahil toplam tutar içindeki verginin oranını esas alarak yapılıyor.

    Başka bir örnek verelim; Satıcı firma, bir malın satış bedeline yüzde 18 KDV’yi de ekleyerek, (KDV dahil) satış tutarını belirliyor. Etikete de KDV dahil fiyatı yazıyor.

    Bu etiket fiyatının 400 YTL olduğunu (339.16 mal bedeli + 60.84 KDV) varsayalım. Maliye’nin hesabına göre, mal satış bedelinin (400,00 / 60.84 =) yüzde 15’i KDV oluyor. Oysa vatandaştan mal bedeli olan 339.16 YTL üzerinden yüzde 18 yani 60.84 YTL KDV alındığı ayrı bir gerçek.

    Hemen belirtelim, vergi dahil tutar üzerinden "yüzde 15 Hazine payı" GSM operatöründen alınıyor. Ayrıca Hazine Payı’ndan da KDV hesaplanıyor.

    Özetle, verilen örnekte vergiler toplamı, konuşma ücretine göre, yüzde 60, vergiler dahil tutara göre yüzde 42 oluyor.

    Cep telefonu vergisinde, AB ortalaması yüzde 19, dünya ortalaması ise yüzde 17. Türkiye’de vergilerin düşürülmesi kaçınılmaz gözüküyor.







    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 08-07-2008, 19:05

  9. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    Emlakçının sünneti ve camdan ev
    |30.08.2008|

    HABERİ Hürriyet’te okudunuz; oğlunun sünneti için stadyum ve helikopter kiralayıp, 10 bin kişiyi ağırlayarak 3 gün 3 gece düğün yapan İsmail Dengiz, 2007 yılı kazancı olarak 8 bin 500 YTL beyan edip, 1325 YTL vergi ödemiş.

    Gelirinden vergiyi düşerek hesaplama yapıldığında, aylık net geliri 598 YTL’ymiş.

    Maliye tarafından inceleme başlatılınca da "Düğün eşimin dostumun katkısıyla oldu. Ben ayağımı yorganıma göre uzatan bir insanım" demiş...

    O KADAR ÇOK Kİ

    Dün Mehmet Y. Yılmaz’ın da yazdığı gibi, ülkemizde, bu veya benzeri durumda olan onbinlerce hatta yüzbinlerce kişi var.

    Bunlardan kimi lüks otellerde görkemli düğün yapıp, ünlü sanatçıları çağırıyor, kuş sütünden başka her şeyin olduğu düğünlerde, yüzbinlerce YTL’yi ya da doları havaya saçıyor.

    Kimi milyonlarca dolara, lüks yatlar, katlar, villalar, otomobiller alıyor. Kendisi, eşi ve çocukları, paraya para demiyorlar.

    Ödedikleri vergiye gelince, asgari ücretli kadar ya var ya da hiç yok!.

    Dünyaca ünlü marka saatlerin, çantaların ve kıyafetlerin, en çok satıldığı ülkelerden biriyiz. Dünya markaları, Türkiye’de mağaza açma yarışındalar...

    DEĞİRMENİN SUYU

    Maliye Bakanı, üç yıl önce "Adam 30-35 yaşına gelmiş, altında lüks arabası, yatları, katları, su gibi para harcıyor. Ödediği doğru dürüst bir vergi de yok. Bunları çağırıp ’Arkadaş, bu değirmenin suyu nereden geliyor?’ diye soracağız" demişti.

    O günden bu yana, ne 30-35 ne de 50-60 yaşındakilere böyle bir soru soruldu.

    Şu anda yürürlükte olan mevzuata göre; birisi gidip ev, araba, yat, kat, 10 milyon YTL’ye arsa, 100 milyon YTL’ye otel alırsa "Arkadaş, sen kimsin, necisin? Bunu alacak parayı nereden buldun. Geçmişte ne işler yaptın?" diye sorulamıyor.

    Çünkü yasa böyle...

    Daha doğrusu, bu yönde sorgulamaya olanak sağlayan, halk arasında da "Nereden buldun?" diye bilinen yasa maddesi, (9 Ocak 2003 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 4783 sayılı yasa ile) yürürlükten kaldırıldı.

    Yeme, içme, kıyafet, okul parası, eğlence, lüks oto, yurtiçi ve yurtdışı seyahatler, hizmetçi, bakıcı vs. giderlerin de kaynağı sorgulanamıyor. Çünkü, bununla ilgili de bir yasa yok.

    CAMDAN EV

    George Nerbert’in "Camdan evde oturanlar başkalarına taş atmamalıdırlar" diye güzel bir sözü var.

    Ülkemizdeki, onbinlerce hatta yüzbinlerce kişinin durumu, bu söze uyuyor.

    Dün Yılmaz Özdil’in de yazdığı gibi, oğlunu sünnet ettiren dönemin ekonomi bakanı, beş yıldızlı otelin göbeğine "padişah otağı" gibi yatak kurdurup, ayak ucuna "altın sandık" koymamış mıydı? Başbakan da 10 bin kişilik uluslararası Lütfi Kırdar Kongre Salonu’nda nikah, Dolmabahçe Sarayı’nda da yemekli düğün yapmamış mıydı?

    Kendisi ve ailesinin, serveti ve harcamalarının kaynağını açıklayamayanlar ya da sorulmasını istemeyenler (yani camdan evde oturanlar), başkalarının serveti ve harcamaları ile ilgili konuşamıyorlar, kaynağını soramıyorlar ya da bu yönde yasa çıkartamıyorlar. Başka bir anlatımla, başkalarının evine taş atamıyorlar. Oysa, dünyadaki uygulama bunun tam aksi...

    Bir gün camdan evde oturmayanların gelmeleri ve sayısının da çok olması dileğiyle...

    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 09-01-2008, 19:10

  10. Ynt: Şükrü Kızılot yazıları

    Oruç tutma vergisi ve ramazan ziyafetleri
    |20.09.2008|

    RAMAZANDA oruç tutan işçilerle ilgili oruç tutma vergisini belki duymuşsunuzdur. Bu vergi, oruç tutanlara verilen erzaklarda ortaya çıkıyor.

    Üstelik hem gelir vergisi hem de KDV olarak...

    ERZAK DAĞITIMI

    Ramazanda oruç tutan işçilere, işyerinde yemek yedirilemediği için nakit olarak yemek parası ya da (un, şeker, yağ, pirinç gibi) erzak veriliyor.

    Bu nakit para ya da erzakların KDV dahil bedeli, "ücret" olarak kabul ediliyor ve hem gelir vergisine hem de damga vergisine tabi tutulması gerekiyor.

    Buna karşılık, oruç tutmayan işçilere, işyerinde yemek verilmesi durumunda, bu yemeklerin bedeli, hiçbir vergiye tabi değil (Bakınız Gelir Vergisi Kanunu, Md.23/8).

    Oruç tutanlara, ramazan ayında verilen yemek parası tutarı ya da erzağın bedeli, işçinin o ayki ücretine eklenmek suretiyle, "artan oranlı tarifeye göre" gelir vergisine tabi tutuluyor.

    Eylül ayında işçilere ödenen ücretlerin tutarı, genellikle vergi tarifesinin ikinci ya da üçüncü dilimine girdiği için, gelir vergisinin oranı da yüzde 20 ya da yüzde 27 olur.

    ALIŞVERİŞ ÇEKİ

    Oruç tutanlara, yemek parası veya erzak verme yerine alış-verişlerde kullanılmak üzere çek verildiği durumlarda, bunun KDV dahil tutarı "ücret" olarak kabul edilir. GVK Md. 40/1’e göre gider yazılır.

    Alış-veriş çekinin satışı, KDV’ye tabi değil. Çünkü, bu aşamada mal teslimi söz konusu olmuyor.

    Alış-veriş çekini satan firmalar, bunu dekont vererek belgelendirir ve aldığı bedeli de "avans" olarak muhasebeleştirebilirler. Alış-veriş yapıldığında da fatura düzenlerler.

    Alış-veriş çeki ibraz edilerek yapılan mal teslimlerine, o mal için belirlenmiş KDV oranı uygulanır (MB 26.01.2001 Tarih ve 5166 sayılı Özelgesi).

    RAMAZAN ZİYAFETLERİ

    Bugünlerde, hangi otele gitseniz, bir şirketin "iftar yemeği" var. Özellikle lüks oteller, yüzlerce davetli ile dolup taşıyor.

    Şirketlerin çalışanlarına ya da eş-dost ve tanıdıklarına, müşterilerine ve bayilerine iftar yemeği vermesi, güzel bir olay. Bu vesile ile biraraya geliyorlar, güzel bir dayanışma oluyor.

    İftar yemeklerine bir diyeceğimiz yok ama faturalarına diyeceğimiz var. Şirketler, iftar yemeği ile ilgili olarak otele ya da restorana ödeme yaptıklarında, doğal olarak fatura da alıyorlar.

    Ardından "yemek bedeli" yazılı bu faturayı, defterlerine gider kaydediyorlar. KDV’sini de indirim yolu ile bir anlamda geri alıyorlar.

    İşte burada bir sakatlık var.

    Şirketlerin, defterlerine gider yazabilecekleri harcamaların "ticari kazancın elde edilmesi ve sürdürülmesi ile ilgili" olması gerekiyor.

    Şirketin, eşleriyle birlikte ya da eşsiz olarak, personele ya da eşe-dosta verdiği, iftar yemeğinin faturasını gider yazmasında ciddi sorun var.

    Bayilere ve müşterilere yönelik iftar yemekleri, biraz daha farklı. Bunlarla ilgili faturalar "temsil ve ağırlama giderleri" kapsamına sokulup, gider yazılabilir. Ancak bazı inceleme elemanlarının, bu uygulamayı da eleştiri konusu yapabileceğini ve gider kabul etmeye yanaşmayabileceğini de vurgulamakta yarar var.

    Şirketler iftar yemeği verdiklerinde, bunun faturasını gider yazmazlarsa ya da faturayı patron cebinden öderse, ortada bir sorun kalmaz.







    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 09-22-2008, 19:08


BirinciBirinci 1234 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. şükrü erbaş
    Konu Sahibi şehrin yabancısı Forum P'den Ş'ye
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 10-23-2013, 23:30
  2. Mustafa Ulusoy Yazıları
    Konu Sahibi ayşenur Forum Psikoloji
    Cevap: 4
    Son Mesaj : 04-22-2011, 11:56

Sosyal Linkler
Sistem Bilgileri

Powered by vBulletin® Copyright © 2014 vBulletin Solutions, Inc.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1

uyarılar
  • Forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.