teknik bir olumsuzluğu düelltirken, katılımcılara teşekkür ediyorum

--------------------------------------------------------------------------------
Kuşak çatışması nedir?

--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


HoŞÇa

gülümse !!

--------------------------------------------------------------------------------
bence şöyle açıklanabilir:

Hayat çok hızlı bir şekilde sürekli evriliyor, her an.. Bunun sonucunda da kısa sürelerde çok büyük değişiklikler oluyor dünya üzerinde.. Teknolojide, dünyada, hastalıklarda, yaşam tarzlarında, akımlarda, insanların hayat felsefelerinde...

İşte bu değişim sonucunda iki kuşak öncenizle yada sonranızla büyük fikir ayrılıkları yaşayabiliyorsunuz.. Bunlar olaylarda fikir ayırlıkları gibi değil, hayatta fikir ayrılıkları anlamında ayrılıklardır.. İşte bu kuşak çatışmasıdır..

Ayrıca şunu da düşünmek lazım. Şimdi yaşlı bir adamı/kadını düşünelim. Bu insan torunuyla kuşak çatışması yaşar ve bunu yukarıdaki sebebe yani hayatın sürekli evrimine bağlarsak eğer; bu adamın/kadının değişimlere ayak uydurmadığını söylememiz de gerekir.. Ayak uydurabilse iki kuşak sonrasıyla da anlaşabilecek..
Ama bu kadar basit değil sanırım.. Çünkü bir insan yadaşığı her şeyle benliğini oluşturuyor.. Yeniliklere ayak da uydursa geçmişinden izler muhakkak taşıyor.. O yüzden de Bu ayrılıklar, çatışmalar görülüyor...

Bu mevzuda yazarak düşünme fırsatı verdiğin için teşekkür ederim Nejdet arkadaş

--------------------------------------------------------------------------------
belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..


nejdet


--------------------------------------------------------------------------------
Kültürler-arasında paylaşım için diyalog ne kadar gerekli ise, toplumsal gelişme açısından da kuşakların çatışması bir o kadar gereklidir. Kuşaklar-arası çatışma düşünce tarihi kadar eskilere dayanır. Bu çatışma önce içersinde olunan koşulların belirlemesi ile düşüncede canlanır ve daha sonra eylem ile açığa çıkar. Yeni olanın öz-üne uygun biçimini yaratma ve gerçekleştirme eğilimi onun kimliği ile yakından ilişkilidir. Bu yönden değerlendirdiğimizde kuşak-çatışmasını bir kimlik edinme olarak yorumlamak olanaklıdır.

--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


HoŞÇa
gülümse !!

--------------------------------------------------------------------------------
Söylediğiniz yalnızca kuşak çatışmasının bir işlevi oluyor.. kuşak çatışmasının tanımı değil..
--------------------------------------------------------------------------------
belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..


nejdet

--------------------------------------------------------------------------------
Sevgili hoŞÇa,

haklısın ben çevresinden merkeze doğru yürümeyi deneyeceğim bu kez; henüz tanımlamadığım eleştirinizi benmsiyorum. sürdüreceğim ve enine boyuna tartışmanıza, değerlendirmenize açımlayacağım, ilgi ve katılımınız için de teşekkür ediyorum..

--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


nejdet


--------------------------------------------------------------------------------
Kişi tarihsel bellek ile doğar. Bu bellek, hem hacimsel hem de içeriksel olarak kapsamlı ve dinamik bir yapıdadır. Bu yapı içerisinde bulunduğu tüm koşullar/ortam ile doğar doğmaz etkileşim içerisine girmeye başlar. Bu etkileşimi anne karnına kadar geriye taşımak olanaklıdır. Ancak henüz doğum öncesindeki etkilenmeler belirgin değildirler. Birey bu etkilenme süreci içerisinde sürekli bir tepki ile karşılık vermeye başlar. İlkin bu tepkiler yaşamın sürdürülebilmesine ve duygusal yapılanmaya ilişkindir. Tarihsel belleği onu ilerideki yaşamı için adım adım hazırlayan bir program gibi hareket eder. Her yeni bireyin algılaması ve buna göre verdiği tepkimelerin faklılığı onun bellekten ayrıştığı ve ona kattığı bir yapı-taşını oluşturmaya başlar. Bu artık ne bir öncekidir ne de tarihsel belleğin kendisinden önceki halidir. Kuşak çatışması doğum ile başlar. İlk tepkilerin masum bir çocuktan gelmiş olmasını bireyler/öncekiler çocuksu davranışlar olarak yorumlayarak sevecenlikle karşılarlar. Kuşak çatışması “dipten gelen dalga” gibidir. Yeni olan tarihsel bellek kendi kişiliğini oluşturmaya başladığında ve giderek eylemlerini denetleyip gerçekleştirmeye başladığında çatışmanın yoğunluğu artma eğilimi gösterir. Kuşak çatışması, önceki ve sonraki kişi/kültür ile uzlaşmazlıktır. Kimliğin belirginleşmeye başlaması ve eylemsel olarak kendisini ortaya koyması ile öncekinin yargıları ve bir ölçüde beklentileri/beğeni/heyecan/özlem/istekleri arasında çıkan uzlaşmazlık davranışların/edimlerin ortaya çıkmasına neden olur ve öncekinin dayatması ile karşılaşır. Tarihsel belleğin bu dayatma ile baskılanmak istenmesine karşı geliştirdiği yapı ya onu bu dayatmaya karşı bir edime ya da edilgenliğe doğru sürükleyecektir. İkinci durum psikolojik sorunların ön-habercileri olarak kendisini göstermeye başlarlar. Psikolojik/kimliksel sapmaların temelinde “bilinç altı!” na sıkıştırılmış duygu ve düşünceler yatmazlar; üretim aletlerine göre gelişen sosyo/kültürel üst-yapıların kuşaklar asasında aktarımı sırasında öncekilerin baskıcı tutumlarına karşı kişinin karşı edim gerçekleştirememesi durumunda bu tür sorunlar ortaya çıkarlar. Demek ki, kuşak çatışması toplumların gelişip/değişmesinde ne kadar katalizör görevi görmekte ise bir o kadar toplumsal şizofreninin de nedeni sayılabilir. Çatışmanın ögeleri ne yapmalı?

--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


monaliza


--------------------------------------------------------------------------------
Yaşamın en kaçınılmaz, en doğal ve en şaşırtıcı çatışması bence.



nejdet


--------------------------------------------------------------------------------
şaşırtıcı olan yanı nedir Monaliza...
-------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


nejdet

--------------------------------------------------------------------------------
Dil, yaşayan bir doku gibidir. Her dilin kendince bir motifi olsa da hepsinin ortak özelliği sınırlı sayıdaki harflerden sonsuza varan sözcükleri içlerinde barındırmış olmalarıdır. Dilin tarihsel belleğe sıkıca bağlandığı ve her sözcükte yeniden doğduğunu söylemek mümkündür. Kuşak-çatışmasında sözcükler kaçınılmaz olarak farklılaşacaklardır. Aynı dili konuşmamak hem kuşak içinde hem de kuşaklar-arasında yaşanabilecek bir olgudur. Bir kuşak “sağ ol” derken diğeri “saol” diyebilecektir. Aynı şekilde “merhaba” yerine “mrh”, “değil mi” yerine “dimi” ...bir kuşak dinozorlarla yaşarken diğeri kertenkele ile uğraşacaktır. Dil, tarihsel belleğe eklemlenen diyalogun en önemli ögesidir. Kuşak-çatışmasının ilk aşamalarının dil üzerinde kendisini göstermesi bir rastlantı olmasa gerek. Dil, öğrenilmesi en kolay olmakla birlikte kullanılması belki de en-zor sosyal/tarihsel bir olgudur. Birey dili hazır bulur. Yeni doğan bir bireyi doğduğu kültür/sosyal çevre dışındaki bir toplum/kültüre bıraktığımızda onun dilini öğrenmekte hiç zorlanmadığını göreceğiz. Diller arasından geçiş bu denli kolay olduğuna göre dillerin ortak bir özelliğinin olması ile mümkün görülmektedir. Bu ortak özellik nedir? Tüm diller yaşadıkları sosyal ilişki kalıplarının birer yansımalarıdırlar ve bununla hayat bulurlar. Dilin kullanım biçimi kuşakların yaşam biçimi ile örtüşürler. Demek ki, kuşak-çatışmasında dil görünüşteki olgu olmakla birlikte sosyal temeli olan bir yaşam biçimini içerisinde barındıran niteliksel bir çatışmanın işaretidir. Değil midir ki, dönemsel olarak çocuklara verilen isimlerin belli yer ve zamana göre x,y,z gibi ortaklaşmaları ve zaman dilimi ile q,w,x olarak yer değiştirmelerine tanık olunmaktadır. Kuşak-içi diyalog ne kadar sağlam temellere oturtulmuş ise kuşak-lar-arası diyalog da o kadar sağlam temellere oturabilecektir. Değilse, temelsizlik üzerine kurulan bina çökecektir.

--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


monaliza

--------------------------------------------------------------------------------
Bana göre şaşırtıcı yönü sevgili Nejdet; gündem çarkının inanılmaz bir hızla devinip, duygu _durum- duyum algılamalarının inanılması güç değişimlere uğraması sonucu oluşan kuşak çatışması karmaşası.



dionysos

--------------------------------------------------------------------------------
Sokrates'in bir yerde şöyle dediğini hatırlıyorum: "Gençlik bozuldu."
Sonra bunu günümüzde sık sık yaşı biraz ilerlemiş insanlardan işittim. Elbette bunlar Sokrates'i bildiklerinden değil, gençliğe bakarak böyle diyorlardı. Eğer 2500 yıl önce gençliğin bozulduğundan şikayet eden biri varsa, günümüzde olması da normal gibi geliyor bana. Ama gençlik bozulduğu için değil. Yaşlılar gençliklerini hatırlamadığı için. Kendi gençliklerinde kendileri de büyük oranda bozuktu. Ama yaş kemale erince genç gibi yaşamanın bozuk bir yaşam olduğunu düşünmeye başladılar sanırım.




nejdet


--------------------------------------------------------------------------------
bir zamanlar manyetolu/çevirmeli telefonlar vardı. şehir içi aramalarda bile merkezi santrali arar ve bekleridin. saatler sonra bağlanırdı; az buçuk görüşürdün. çocuk soruyor; anne/baba-ya, sizin zamanınızda dinozorlar da varmıydı? diye....Kuşak-çatışması bunun ötesinde bir olguydu aslında....sevgili monaliza, bu çatışmanın şaşkınlık yarattığını hiç düşünmedim doğrusu. bu durumu nasıl yorumlamalı? açımlamalısın derim.

sevgili Dionysos, "zemane çocukları" tanımı vardır. bilirsin. bu tüm kuşaklar için geçerli neredeyse evrensel bir değerlendirmedir. her kuşak bir sonrakini algılamadığı/önemsemediği ölçeklerde onu hemen eleştirmek ile yetinmektedir. bu durum öncekinin ne denli yerersiz kaldığının bir anlatımı/sığınağı olabilir mi?

Not: çatışmanın ileri/geri/olumlu/olumsuz olmasını tartışmıyorum.

--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


nejdet

--------------------------------------------------------------------------------
Kuşak-çatışması tinsel ve nesnel değer-yargıları arasında yapılan tercihler sonucunda ortaya çıkar. Bu durum özünde kuşak-içi çatışmanın bir uzantısıdır. Ancak tamamen onun –kuşak-içi çatışmanın- belirlemesi/etkisi altında değildir. Her yeni kuşak tarihsel bellek ile dünyaya gelse de onun işlenmesinde/hazırlanmasında/kullanılmasında önceki kuşağın görsel/işitsel/eylemsel/sözsel bir etkisi altında kalarak olgunlaşır. Bu durum, kaçınılmaz bir diyalog/söyleşidir. Yaratılmak isten ve çelişik olarak kuşak-içinde aşılamayan olgular yeni kuşaklara aktarılarak canlandırılmak istenir; bu etki, yeni kuşağın onu –yüklenmek isteneni- kendince yorumlaması ve yaşam biçimine dönüştürmesi ile farklı bir boyuta taşınır. Önceki kuşak sonrakini kendisine tabi/bağımlı kılma ister; ancak, sonraki kuşak bunu benimsemez ve çatışma ortaya çıkar. Kuşak-çatışmasını yaratan ve tohumlarını eken önceki kuşatır. Bu durum onun tutucu/statükocu olması ile had safhaya çıkar ve çatışma da o denli yüksek olur. Yeni kuşak bu çatışmayı sentezler ve öncekinin dayanma şansı kalmaz. Yeni olan kendisine yer açar; önceki ya benimser ya da susar. Bu durum her-olasılıkta toplumun ilerlediğini gösterir; başka bir tanımla söyleyecek olunursa; kuşak-çatışması yaşamayan toplumlar ilerleyemezler; akan-ırmağın yatağı her-zaman yeni ve pırı-pırıldır; küf tutmaz...
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


chimera

--------------------------------------------------------------------------------
Klasik bir anektod var bu konuda çoğu kişinin bildiği.
çocuk 7 yaşında : Annemle babam her şeyi biliyor.
çocuk 15 yaşında : Annemle babam bir şeyler biliyor, bende bir şeyler biliyorum.
çocuk 20 yaşında : Annemle babam bir şey bilmiyor, her şeyi ben biliyorum.
çocuk 30 yaşında : galiba Annemle babam bir şeyler biliyormuş, ben bilmiyormuşum.
çocuk 40 yaşında : Annemle babam her şeyi biliyormuş, ben hiçbir şey bilmiyormuşum.
çocuk 60 yaşında : Keşke hayatta olabilselerdi de onlarla sorunlarımı payşabilsedim ve fikirlerine danışabilseydim.

Kuşak çatışması olması gerekendir..Doğumdan itibaren bireyin kimlik bulma arayışıdır.Ancak bu arayışda kuşaklar arası iletişimin önemi büyüktür.Bu çatışmanın şiddetinin bireyler üzerinde sosyal ve psikolojik etkileri kimi zaman çok olumsuz sonuçlara yol açmaktadır.
--------------------------------------------------------------------------------
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..


nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
bu diyoloğun ilk adımı kimden gelmeli dersin?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


chimera


--------------------------------------------------------------------------------
Çatışmayı yaratan ve şiddetini belirleyen önceki kuşaklar ve bilinçlerdir.Dolayısı ile ilk adım çatışma deneyimini yaşamış önceki kuşaklardan gelmelidir elbette.
--------------------------------------------------------------------------------
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..


nejdet

--------------------------------------------------------------------------------
kuşaklar-arası diyalogun kurulması çatışmayı ortadan kaldırmaz. ilk adım önceki kuşaktan gelse de bu değişmez bir olgudur. diyalog, çatışmanın yaratacağı yıkımı/tahribatı azaltır. yeni olan kendisine yer açarken eskiyi yıkmak zorundadır; yoksa yeni ortaya çıkamaz. yeninin kendisine yer açması için önceki kuşağın hoş-görü/tölerens düzeyi sonraki kuşaktan daha yüksek düzeyde değilse yıkım o denli büyük etkiler doğuracaktır. her iki yan/taraf da bu yıkımdan dolayı aşınacaklardır. gerçek anlamda önemsemek, farklı olanı görme çabasıdır.

--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.


chimera

--------------------------------------------------------------------------------
Tamamen katılıyorum.Diyalog yada iletişim sadece çatışmanın şiddetini etkiler,ancak çatışmayı ortadan kaldırmaz.
--------------------------------------------------------------------------------
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..


medusa_ee
hipparchi
Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir
--------------------------------------------------------------------------------
kusak catısması nedir bence değerlerin catısması kesinlikle bizler bile gördük 80 90 ların değerleriyle suan ki değerler birbirine yakın bile değil
10 senede bir değer döngüsü değişiyor ve uzak değerler birbirine tahammül edemiyor diyalogla bu ancak ve ancak bastırılabilir kşiler gene içten içe kendi doğrularını savunacaktır
ama bizimki gibi at gözlüğü takan toplumlarda bu catısmalar baskıcı hapsedici bir nitelik tasıyor ilk önce bunu törpülemek gerekir bu da insanların hosgörüyü öğrenmesinden gecer

--------------------------------------------------------------------------------
Neysen o ol. Gerçekler olmadan kişi kim ya da ne olduğunu nasıl keşfedebilir


nejdet

--------------------------------------------------------------------------------
http://www.felsefe.net/index.php?topic=2109.0
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.