Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu - vBulletin
Sponporlu Bağlantılar

Kullanıcı Tag Listesi

Oğuz Atay - Tutunamayanlar

***Herkesin istediği gibi yaşadığı o uzak ülkenin özlemini duyuyorum. Belki de bu ülke çok yakın. Uzak olduğunu nereden çıkardım? Belediye otobüsüyle filan gidilebilir oraya. Gene kapılarını çalıyorum. Soruyorum: burada da eskiden nasıl tanınmışsam öyle davranmak zorunda mıyım?*** ***Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşunkalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.*** ***Kötü


12 SonuncuSonuncu
  1. Oğuz Atay - Tutunamayanlar


    ***Herkesin istediği gibi yaşadığı o uzak ülkenin özlemini duyuyorum. Belki de bu ülke çok yakın. Uzak olduğunu nereden çıkardım? Belediye otobüsüyle filan gidilebilir oraya. Gene kapılarını çalıyorum. Soruyorum: burada da eskiden nasıl tanınmışsam öyle davranmak zorunda mıyım?*** ***Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşunkalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.*** ***Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım. Bana acımayın. Ben kötüyüm; sizlere karşı kötü duygular besledim içimden. Beceriksizliğimden uygulayamadım kötü düşüncelerimi.*** ***"Önce kelime vardı" diye başlıyor Yohanna'ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık... Kelimenin bittiği yerden başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.*** ***..kafamda kurulu bir makine vardı ve bu makine, durmadan, ara vermeden düşünceler izlenimler sıralıyordu. Bu makinenin idaresi benim elimde olsaydı, yalnız istediğim şeyleri, istediğim sırada düşünebilseydm neler başarmış olacaktım. Kafamda bir sürü süprüntü düşünce olmasaydı, bazen benim bile beğendiğim düşüncelerle dolu olsaydı beynim...Kaybediyorum; düzensizlik ve duruma hakim olamamak yüzünden kaybediyorum.*** ***Siz de benim gibi,
    Günleri sevgiyle isteyerek değil de,
    Takvimden yaprak koparır gibi gerçek
    Bir sıkıntı ve nefretle yaşadıysanız
    Ankara güneşi sizin de
    Uyuşturmuşsa beyninizi, Ata'nın izinde
    Gitmekten başka bir kavramı olmayan
    Cumhuriyet çocuğu olarak, yayan
    Pis pis gezdiyseniz Hergele Meydanı'nda
    Bu sarı ve tozlu alan iğrendirmiyorsa sizi
    Bir taşra çocuğu sıfatıyla özlemeyi bilmiyorsanız denizi,
    Kaybettiniz (benim gibi).***
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-18-2010, 16:54

  2. kaç gündür üniv. kütüphanesinde bu kitabı arayıp duruyorum.!
    bu kitabı alan kişi bir türlü teslim etmiyor kütüphaneye !!

    alıntıları okuyunca bu kitabı okuma hissi daha da arttı...

    tşkler paylaşm için.
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-18-2010, 20:22

  3. *"Hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.
    *Ölmek bile kendilerine böyle bir görev verilenlerin işidir.
    *İnsan gerçeklere karşı durur yaşar ve olduğu gibi olmayı sürdürür.
    *Hayat düşünceleri tutan bir hapishanedir.
    *Bütün mustarip ruhlar gibi o da bu iki zıt tesirin gölgesi altında yetişti.
    *İnsanlar kendi söyledikleriyle ilgilidir çoğu zaman.
    *Elbette çok gelişimiş milletler kötülükten de bir şeyler çıkarıp, onu az gelişmiş milletlere ihraç etmenin yolunu bilmektedirler.
    *Ben en acıklı anlarda bile güldürücü sözler bulabilen bi insanım, kendime acımam yoktur.
    *Kelimeleri daha önce öyle yerlerde kullanmış oluyoruz ki , kirletir diye korkuyoruz duygularımıza dokunursa."
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-18-2010, 22:05

  4. tşk ufuk; ne iyi etmişsin yazmışsın birkaç Paragraf kitaptan. Okuduğum kendimde kaybolduğum. Başucu kitabımdır. Belki kimse inanmayacak ama sürekli masamda durur. Görünce bile içimden bir nehir akar. Bazen tutunurum bazen atlar giderim. Ve her şey yabancılaşır. İçimdeki mağaralarda bitmez labirentler de dolaşır dururum. İnsanın özünü araması ve hiç kaybolmadan tutunması dileği ile. Ama ben tutunamadım…

    Dokuz yüz otuz altı.Tarih düşüldü.Niçin?
    Doğumu önemlidir – yani kendisi için.
    Buruşuk yüzler; bezler arasında bir canlı
    Başparmağını emdi (yıkanmamış ve kanlı)
    Cahildi, ne bilsindi libidonun adını
    Duymuştu belki aşkın kokusunu, tadını
    Sonradan uzun olan yumuk parmaklarında.
    Yıkandı çinko tasın sıcak ırmaklarında.
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-18-2010, 22:35

  5. Tutunamayanlar

    Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde; yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını, dağlara dönmeli yüzünü insan.
    Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak....
    Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli!
    Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
    Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler, her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
    değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, birkaç durak önce inip servisten, otobüsten, yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!
    Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat!
    İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
    Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine 'Gül', inleyen birine 'Sus' dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
    Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz, soysuz kalarak!
    Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden, derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...
    Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
    Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna, fırtınada boranda; öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
    Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
    Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli!
    Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı, bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!

    Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan; dermanı olamazsın dertlerin, ağlamayı bilmiyorsan; neşesizdir kahkahaların, merhaba dememişsen; anlamsızdır elvedaların...


    Ne, herkesi düşünmekten kendini; ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
    Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil, söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...
    Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
    Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin, zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için...
    Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

    Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

    Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı


    dayanamadım bir kesit daha koyuverdim. fides arkadaş birleştirmez umarım.

    oysa ne güzel söylemişti bütün hayatı bir cümlede özetliyerek;


    oysa bütün hayatımız yaşadıklarımız ile düşündüklerimiz arasındaki masum çelişkiden ibarettir
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 10-18-2010, 22:42

  6. yağmur yağıyor olric.. ıslanıyor etraf.. ağlasak kimse anlamaz değil mi?
    - anlamaz efendimiz..
    - tut ki güneş açtı.. papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
    ...- bilinmez efendimiz...
    - yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
    - sanmam efendimiz...
    - ben de sanmam...
    - gidelim olric...
    - gidelim efendimiz..
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 01-20-2011, 21:44

  7. OLRİC
    (Koca Bir Ömrü Harcamak Dedikleri Gerçeğin Altını
    Seninle Çizdim BEN)
    Güçlü olmak artık beni yoruyor olric
    herkese karşı dimdik olmak…
    arkasında durmak attığım her adımın yoruyor…
    Ki buralarda bilmem hangi uykunun hangi köşesinde…
    beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı
    uyan olric … doğrul… ……….seni bekliyor…..
    düş değil gerçek
    …………..seni bekliyor…
    yanımdaymışsın yalanına kendimi kandırırken
    derdin tam orta yerine düştüğümün farkında değildim elbet
    kimseye arka bahçelerimden geçen katarların ağırlığını duyurmadım
    duymayın da artık beni…
    bir yerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını yaşıyorken…
    o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini bilmenin
    kıstırılmışlığı ile
    pusuyorum bazen….
    uzun süre gecelere küsüyorum…
    uzun süre kendime küsüyorum…
    uzun süre kaleme…kağıda küsüyorum…hayata küsüyorum
    denizin en sığ yerinden başladık yol almaya olric
    şimdi kara görünmüyor gerimizde…
    bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa olric
    en iyi kendime yazarım ben…
    `kış´ dedim, `henüz gitmek için hazırlık yapmıyor´…
    hala (d)üşüyorum…(mart)
    sen acıyı biriktirmeyi seversin olric…
    sen biriktirmeyi seversin….hadi devam et şimdi …kuru yaprakları…
    deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları …
    senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları…
    birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü…
    ve özlemi biriktirmeye…
    siyah dedim en güzel taşıdığım renk…
    ve herkesin üzerinden akan renk…
    şimdi bunca karanlığın üstüne oturup bir mektup yazmalı ilkbahara
    ve yaz´a
    `hadi renklerini topla da gel´ demeli…
    Sen de sıcağı pek sevmezsin olric…
    güz´ü severdin sende…son baharı severdin
    bu yüzden mi hep sonbaharlarda sevdik biz…
    sonbahar gibi hep kaynayan bir neşeyle savrulurdun hayatın içinde
    yaprak yaprak… yön seçmeden…
    Ben yüzüme kondurduğum hüzünle boyardım her şeyi…
    sen hazan yüzlüm olurdun olric…
    Yağmur da başladı olric… Rüzgarın en delisi beni buluyor yine…
    O an, `dünyayı karış karış dolaşsam´ diyorum kendime…
    Gülümsüyorsun…
    ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
    ki gözlerin hep güler(di) senin…
    şimdi Dünyayı karışlamayı unutuyorum gözlerinde…
    martıları da seversin sen olric…Gülümsüyorsun yine..
    Ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm…
    Oysa ben bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıkmıştım
    sokağa…
    martılar dolan gözlerinde yitiverdim…
    yağmur hızlandı…rüzgar da… `kış´ dedim, `çok azimli.´
    Beni hırpalamak istiyor…
    az mı hırpalandım ben olric…
    kapıyı vurup çıkışlarımın kar´ı dondurmadı mı beni…
    daha bir buza kesmedi mi içim…
    dönüşlerimdeki mora kesmiş parmaklarımı hissetmeyişim
    ve yüzümde donmuş gözyaşları mı ısıtmaya çalışırken sende hep
    dondun …
    ama ellerimde ki mektupları göremedin olric…
    `Onları şimdi adreslerine doğru fırlatıyorum´ dedim…
    Rüzgarın yağmurun önüne savurdum bir bir… Uçtular ıslanarak….
    bugün kendime mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa…
    ben de takıldım köşelerine…
    biliyorsun ya En güzeli senin hiç gitmeyeceğini bilmek (di) olric…
    çekilip içimin kuytularına her ne varsa birikmiş içeride
    dökmek var aklımda yeni mektup sayfalarına…
    tut beni olric… beni her şeye rağmen tut…
    yoksa karanlıklarda yok olacağım…
    Ki Aşk; acıtan… kanayan yaranın yanında gözlerinin özlemi…
    göz yaşlarımızın tuzlu tadı…karanlığın gölgesinin ayak izi …
    belki sen… belki ben…belki biz olamayışımız…
    belki aşk´ın korkuya galip gelemediği meydan…
    Ki aşk hep sahip olduğum da hiç fark edemediğim olric!…
    Belki ben etiketimi serseri mayın yapıştırmışlığımdan…
    belki korkusuzluğumdan bir o kadar adam gibi oluşumdan…
    belki de sivri topuk giyip salınamayışımdan böyleyim…
    içimde ki güç uzun zamandır beni havalandıramayacak kadar ışıksız…
    kanatlarımsa hiç olmadı melek değilim…yada var…
    olsam olsam şeytan…ama şeytanda bir melek di değil mi …
    kullanma kılavuzum yok sorun beklide bu olric…
    yanıldığım bir gerçek
    Önce bir şeyleri resmetmenin zorluğunu fark ettim…
    Sen ki resmedilemeyecek kadar gizlere bürünmüşsün..
    ne kadar kazısam hep pentimento olric..!.
    İçimin saklısına böyle bitimsiz bir acı yerleşmişken nasıl söylemeli…
    kime ne anlatmalı… kimden ummalı bir çıkış…
    ki Yusuf çık o kuyudan çığlıklarıyla ürperirken ruhum…
    Olmayacağını bile bile…
    seni inadına kirletmeyen…seni büyüten…
    seni allayan pullayan…
    seni bir başka raftan alıp bir başka rafa koyan
    ve bir türlü en uygun mekanı bulamayan…
    sana ki hiçbir mekanı yakıştıramayan aşk´tı
    Ben…Aşk belki… diyerek çıktım yola…
    Aşk belki… her bitenle başlayandı…
    Başlayamadım olric!…
    aşk dediğim benden doğandı…
    gidişimin en büyük nedeni Uzaklarına çekilip… uzaklarından bakmak…
    seni yeniden doğurmaktı…
    Kim bilirdi ki gitmeye karar verenin…
    gitmek için hangi sözün ardına gizlendiğini?
    Dönmek için elbet gitmek gerekir ama sen fazla açıldın kıyından…
    Çek kürekleri olric… çek kürekleri …
    biliyorsun ki ne kadar çeksen asla kıyılara ulaşamayacağız!
    Kış yüklenmişken beyaz dallarına ağaçların..
    ocak´tı şubat´tı en son mart´tı…
    Kış ağırlığını taşıtıyorken kalplere… buza kestiriyorken yürekleri…
    bana dönük adımlarının yavaşlaması
    havanın soğukluğundadır kandırmacasındayım…
    Oysa ağırlığı veren…
    içimdeki Hüznün çığlığında ellerimi sıkışımla avuçlarıma dolan kan…
    acısıyla burkulan yüzümdeki göz yaşları…
    ve hiç bitmeyeceğini düşündüğüm karanlığın orta yeri…
    Eğer yeniden gelseydim hayata deyip kalakalıyorum…
    “Eğer yeniden gelme şansım olsaydı hayata…
    tüm hatalarımı yeniden yaşardım” diyen şairin
    dibe vurmuş umutsuzluğuyla karşı karşıyayım…
    Bir daha dönemeyecek olmak… bir daha başlayamayacak olmak…
    bir daha gelmeyecek olmak…bir dahası olmayacak olric…
    bir dahası hiç olmayacak …
    En keskin can alıcı virajlarını takipteyim şimdi dönülesi yolların…
    Kış hâlâ duruyor olduğu yerde… Ben duruyorum…
    sen yanımdan hızla geçiyorsun uzaklara ….
    Oysa bilmiyorsun ben Uzaklara yollanacak bir mektubu taşıyorum içimde…
    Yazılanlar çoktan yazıldı… yaşandı ve bitti olric…
    yazılanlar çoktan yazıldı bitti…
    asla yinelemeyeceğiz bir daha!
    Nereye gitsem yabancıyım…
    ve yabancı dediğim güz hep başka…hazan başka…
    Havada dolanan yağmur yüklü bulutun tadı başka…
    yeşiline aldandığım sonbaharda solan yaprağın izi başka…
    bilmiyorsun…
    kaç gece intihar sehpalarına kendim vurdum tekmeyi
    kaç gece giyotin altında kesildim
    kaç gece namludan baktım dolunaya…
    kaç gece senden bittim…uçurumundan düştüm kaç kere bilmiyorsun olric…
    seni aramıyorum uzun zamandır…seni bulmuyorum…
    seni yabancılaştığım… kaybettiğim …
    bulamadığım kendimde bile aramıyorum …
    ki bulduğum yerde yitirme kesinliği karşımda apaçık duruyor…
    bile bile sokuyor kendini akrep…
    bile bile gizli ölümlere mezar kazıyorum…
    boğazıma dayalı bıçağın sancısı kanadıkça biraz daha ölüyorum…
    bundan sonrası hissizlik… ötesi ise silikleşecek…
    sus olric…
    sus sonsuza kadar… ne sesini duymak istiyorum ne sessizliğini…
    hiç bilmedin içimde kanayan sancının derinliğini
    Artık hiçbir şeyine dönmeyeceğim gözlerimin ışıltısı sönmüş yüzümü
    Ki seni her sabah suskunluğumla bıraksaydım
    bu kadar yok olmayacak bu kadar tiz´leşmeyecektin…
    yürek atışlarının “dursun artık” istemiyle bakakalacaksın…
    nafile… nafile…
    bir kere başladın mı artık “bitmek” denen kayboluyor…
    sürekli başlıyorsun…
    sürekli ardı ardına bağlanmış ip gibi asılı kalıyorsun zamana…
    dursa ne çıkar… başladı ve bitmeyecek…sadece yön değiştirecek…
    görüntü değiştirecek…isim değiştirecek…renk… mekan… dil…
    ama bitmeyecek hiç olric…
    ki her şeye bir sözleri var olric…
    ben ne kadar her şeye susuyorsam
    onlar o kadar her şeye çok tanıdıkmış gibi görünüyorlar…
    kim olric kim ….
    kim sendeki senden …başka bir sen oluşturmadan
    seni kabul etmeyi …ta baştan kendine söylemiş
    ta baştan göze alabilmişti ki…
    kışın dondurucu soğuğu kadar dayanılmazdı zaman…
    kitap raflarına kafamı gömüp aradığım asıl bulmak istediğimdi…
    aradığım neydi olric…
    kış ki önümü kesmeyi sevdi hep…
    ama ben kış´a inat bir cümleyle açtım yolları bildin hep!…
    ahh işte…
    “hep olmayacakları mı ister insan… hep olmayacağa mı yönlendirir
    yoksa olayları”
    içimdekiler eylül dansından geri kalanlar ver elini olric…
    aşk´ın bizi bıraktığı sahilden başlayıp bırakalım içimizdeki
    tüm gereksiz cam kırıklarını…
    ben elime bez bebeğimi alıp oturayım cam pervazlarında…
    ben uçurayım uçurtmamı…sen bilyelerini yuvarla yokuş aşağı
    ver elini olric..
    “her şey güzel olacak …buda geçecek…
    sen güçlüsün” diye diye yolu yarıladık bak!…
    Az´ım olric…azımsanıyorum…azım sanıyorum!…
    gidip bir köşede biriktirme zamanım geldide geçti bile…
    ki az zamanda ne şiirler biriktirmiştim içimde…
    sen şiirleri bilir misin olric? Ben bildiğini bilirim…
    yorgunluğumun kimsesizliğinde titrediğin her gece …
    olric bir tek sendin omzunda dinlendiğim…
    Sen ile ben olric…
    öğrenmeliydik yalnızlığın kaç bucak olduğunu…
    ve bir ve iki ve üç olric…dönüş yok…
    Sen ve ben…tükendiğinde yittiğinde her şey “yaşandı bitti”
    diyebilecek gücü şimdiden toplamalıydık…
    Geç mi kaldık? Olric…
    Geç kaldığımızı anlamak için bile mi çok geç kaldık yoksa
    Doğruya…
    ne varsa beklenen.. arası kapatılamayacak mesafelerce geç kaldık…
    Bitmek varsa eğer… geçmişi ak sayfalara kaydedecek …
    silmeyecek beyaza boyayacak zaman bitti olric…
    Bir an da… hiç olmayacak bir zamanda…
    nedir bu kalabalık bu kurtlar sofrası? Ellerinde pankartlar…
    `Aşk bir ihtilâldir!´ – `Aşk bir başkalaşımdır!´ -
    `Aşk bir yitiştir!´ – Aşk bir ihanettir!
    Semender ateşiyle etrafımı sarmışlar elini uzat olric…
    uzat elini… ben kendi ihtilâlimden endişeliyim…..
    ben her dokunduğumu inciten…
    ben her uzandığımı yok edecek bir felaket kadar felaket!
    Aşk belki… ağlamaktır…ağladıkça anlarsın…anladıkça ağlarsın…
    Nasıl da eritir göz yaşı insanı…Gel seninle bir daha ağlayalım …
    Yaşanmışlara… yaşanmamışlara… bir de hiç yaşanamayacaklara
    Ağlamak güzeldir olric… ağlamak ki yüreğin temizlik eylemi derler…
    Ama bilmezmisin cam kırıkları temizlenmiyor olric!
    Her gün bir şeyler değişiyor…
    ardımda Bıraktığım hiçbir şeyin bıraktığım gibi kalmadığını biliyorum…
    kendimin bile o küçük şehirdeki gibi olmadığını bilmek
    her defasında içimi bir parça daha acıtıyor…
    kalan sadece benden ufak tefek parçalar…
    çocukluğumu gömmüşüm o şehre…küçük mutluluklarımı…
    zamansa inadına tepeleyip geçiyor her şeyi…
    beni… seni… anıların her anını…
    zaman ilerledikçe silineceğine netleşiyor geçmiş…
    satır araları canlanıveriyor
    isimler yüz hatlarına bürünüp çıkıyorlar karşıma…
    Ne desem az… ne desem çok…
    ne desem boş…ne desem yersiz ve yetersiz
    Aşk´ına vurdum başımı… iflah olmam…BEN ADAM OLMAM…
    ne kadar su verirsen ver…artık susuzluğumu gideremezsin
    ne kadar ışık tutarsan tut… artık karanlığımı ışıtamazsın
    içimde hiç dinmeyen bir fısıltı olarak kalacaksın
    olric!… seni kaybetmek bir daha bulamamak demekti…
    geç anladım!
    Şimdi gölgemize gitmeleri yerleştirip `uzak´ dedikleri yeri
    hedefleyelim gel seninle Olric…
    seninle konuşmalıydım olric
    çok çok önceleri ilk karşılaştığımda…kırılmamışken…incinmemişken..
    henüz bu kadar yorulmamışken…
    şimdi ne kadar konuşsam gözlerindeki o pus hiç gitmiyor…
    hiç gitmeyecek… anlıyorum…
    Neden bu kadar üzgün suskunluğuna anlatıyordun acını?
    neden hep denizin karşısına … aynı yalnızlığın içinde kayboluyordun?
    neden hep susuyordun?
    neden hep susuyorduk?
    neden hep…
    seninle konuşmalıydım olric
    ne kadar da benden olduğunu anlatmalıydım….
    kendini artık dinlemek zorunda olduğunu bir şekilde anlatmalıydım sana
    boş boş baktığın kalabalıklardan değil… kendinden medet…
    o…benim evet… yani sen
    ben olric, sen olric…
    seninle konuşmalıydım olric
    zaman aktı geçti yanından… durdun hep…bir şeyler geçip giderken
    senden çok şey alıp götürdüğünü bile bile durdun…
    sevgililer hep gider olric…biz kalırız artakalan onlardan
    ve bize bıraktıkları cam kırıkları…
    bir gün yarın diye bir şey olmayacak olric…
    yarın´ımız bize varmadan ne mümkünse ya yapmalıyız beraberce
    yada ölmeliyiz olric…ya tut elimden..yada bırak ölelim…
    ki rüyalarım kabusa dönüşüp bizi kirletiyor olric…
    Düşlerin en güzelinde çıktın karşıma olric…
    Düşlerin en güzelini en güzel yapan… senin duruşun…
    bakışın… ve suskunluğundu.
    Kendine “Yüzünü dökme küçük kız” dedirtecek kadar hazandın..
    Söylesene olric bu defa susma …Bir dahası olur mu düşlerin?
    Şimdi Al yalnızlığımı ört üzerine olric…
    Belki o vakit bırakıp her şeyi…
    gelirim bir yerlerden başlamak için yeniden…
    evet korkularla inançsızlıklarla…kırılmışlıklarla…karşı karşıyayız…
    ama bil ki korkular ille de sebepli olric…
    “Sevdiğini incitir insan” diyenleri haklı çıkaracak kadar acıyla
    yanışım.
    Ne ekersen onu biçersin diyen rüzgarım sonrasındaki fırtınalarım…
    Bir şiire vurulup da hiçbir şiir olamayışım…
    ve nerede… nasıl…
    ne zaman sonlanacağını artık pek de umursamadığım…
    bilemediğim hayatım…
    Hepsi bir “yaşandı bitti” noktasının etrafında dolanıyor…
    nokta gelip koyuyor sonunu…
    hadi durma Al yalnızlığımı ört üzerine olric…
    Duruyorum…susuyorum…
    uzun zamandır… Birgün´ü bekliyorum sanırım…
    bir gün her şey iyileşecek deyip
    içimde Öyle büyük fırtınalar biriktiriyorum ki…
    o fırtınaların her birinde “okkalı küfürler” çığlığıma kapılıp
    kayboluyor…
    Yutuluyorum olric…
    doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor olric…
    Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla
    yırtarken yazılmışları… yaşanmışlıkları ki ben mutluydum olric..
    mutluyduk..mutluymuşum…biliyorum ki artık…
    kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum…
    sahip olmayacak hayatımıza olric..
    işte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine…
    Al yalnızlığımı olric.
    Giderken hiç gitmeyen… kaçarken hep beni izleyen…
    her adreste karşıma çıkan sensin olric…
    Bak yağmur yağıyor yine… üstelik gri….
    Bu aralar yağmurların rengi hep gri…
    Sen… yağmur ve bir bardak demli çay…
    birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz…
    sen çayı çok seversin olric…yağmuru da ben…
    sensiz çay ısıtmıyor içimi olric…
    bilmiyorsun ki
    “koca bir ömrü harcamak” dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim
    ben…
    seni özlüyorum…yağmur içimde …hep seni özlüyorum olric…
    bul beni!
    Çek çıkar düştüğüm kuyudan…
    ki biliyorsun ben var halimle yok olma çabasındayım…
    nefes aldığın her anı hayata döndürememenin telaşındayım..
    yazıyorum olric…okuya okuya bul beni…
    ne imla..ne satır arası… ne paragraf..
    boşluk yok olric…dopdoluyum…
    Buralarda kalakaldım olric…
    bir o kadar durgun…Öyle bir şey işte…
    görüyorum ki Benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor…
    zaman durmuyor insanlar durmuyor Rüzgar esiyor yine…sular akıyor…
    saat inadına tik tak…akşam oluyor… sabah oluyor…
    ağaçlar bir döküyor yapraklarını bir çiçek açıyor…
    ben hariç Hiçbir şey kalakalmıyor olric…
    Hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki olric…
    İlk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını…
    ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini…
    hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini
    nereden bilebilirdin ki olric…
    Şehirler değiştiriyorum…olric…
    “içimden şehirler geçiyor sen her durakda duruyor inmiyorsun”lara
    takılıp kalıyorum…
    Şehirler değişiyor olric… ben değişiyorum…
    değiştikçe kanıyorum…
    dünya da değişiyor ya…
    Bir… yaşanmışlıklar olduğu gibi duruyor işte…
    “Sen yok desen de…ay dolunay işte…”
    ve ben vazgeçip her şeyden
    hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklara…
    Olric – Kahraman TAZEOĞLU
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 02-08-2011, 22:09

  8. Herkes geçer diyor . Geçer mi Olric ? Herkes
    ne bilir acımı . Herkes ne bilsin acımızı . Yaşar gibi yapmaktan Özlemez
    gibi yapmaktan iyiymiş gibi yapmaktan...Nefes
    alıp onu içimde tutmaktan O nefeste boğulmaktan Sıkıldım .Ki
    nefessizlikten değil nefesten bogulmaktır marifetimiz Olric .


    - Evet efendimiz


    . Bana katıldığını bilmek güzel . Arada ses vermen güzel .
    Içimin sesi de olmasa ölürüm yalnızlıktan
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 03-09-2011, 10:07

  9. pissen

    Cevap: Oğuz Atay - Tutunamayanlar

    -Olriç
    İnsan nedir biliyo musun?
    -Ağaçları kesip kağıt yapan, sonra o kağıda, ağaçları koruyun, yazandır."
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 02-29-2012, 19:49

  10. Cevap: Oğuz Atay - Tutunamayanlar

    Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler; ağzına dolar insanın. Sussan acıtır, konuşsan kanatır
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 02-29-2012, 21:39


12 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. Oğuz Destanı
    Konu Sahibi rainbow64 Forum Türk Mitolojisi
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 07-09-2012, 14:54
  2. Oğuz nedir ?
    Konu Sahibi 5N1K Forum O Harfinden Nedir? Başlıkları
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12-31-2011, 07:46
  3. Zamana Tutunamayanlar
    Konu Sahibi Beril Forum Genel Tartışma Alanı
    Cevap: 5
    Son Mesaj : 10-09-2011, 11:10
  4. Falih Rıfkı Atay
    Konu Sahibi mavimor Forum Kimdir?
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 03-28-2008, 20:35
  5. Oğuz Atay
    Konu Sahibi mavimor Forum Kimdir?
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 03-25-2008, 21:26

Bu Konu için Etiketler


Sosyal Linkler
Sistem Bilgileri

Powered by vBulletin® Copyright © 2014 vBulletin Solutions, Inc.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.6.1

uyarılar
  • Forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.