Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Sanırım anlatılmak istenen şey; görebilmek, yakalayabilmek, anlayabilmek, fark edebilmek. Örneğin ben hem parmağa hem de güneşe bakardım kuşu da belki görürdüm.
''Kendilik kendini kendisi ile ilişkilendiren bir ilişkidir veya ilişkinin kendisini kendisine ilişkilendirdiği ilişkidedir; kendilik ilşki değildir ama ilişkinin ilişkinin kendisini kendine ilişkilendirmesi olgusudur.'' Kıerkegaard
'' Ölüm kişinin son umudu haline gelecek kadar büyük bir tehlike olduğunda, umutsuzlukölemiyor olmanın avutulamazlığıdır. İşte bu son anlamda umutsuzluk ölümcül hastalıktır, bu ıstırap verici çelişki, kendiliğin hastalığıdır, sonsuza değin ölmek, ölmek ama ölmemek, ölümü ölmektie. Çünkü ölmek...
''Tüm yürekleriyle evet ya da hayır diyemeyenler aşırı sosyalleşmiş bireylerdir.'' Gerçek düşüncemizi ifade etmemek ve o düşünceye göre yaşamamak nabza göre şerbet vermek olarak ta düşünülebilir. Bunun nedeni de kaybetmek istememektir. Ötekini kaybetmeyi göze alamamak ve onaylanmak uğruna...
Öyle de olmalı zaten. Bazen oldukça fazla anlamlandırabildiklerimizle yaşama tutunuruz. Bazen de havanın o gün güneşli olması bile anlam olabilir bizim için. Diğer türlü yaşama tutunamayız.
Her şeyin bir anlamı var. Bana diyorsunki ''Bu dünya anlamsız ve ben burada olmayı kendim seçmedim.'' Bu sözcüklerde burası ile orası arasında asılı duran bir hayatın izleri var. Yokluk ve varlık arasında yürüyen bir ip cambazının hüneri var.
Sevdim, diyorsun. Sevdiğin zaman, gelmeyecek adamları...
Yaşamı boyunca uyum sorunu yaşamamış insan sayısı çok azdır. Özelliklede Türkiye özelinde değerlendirecek olursak koşullardan dolayı zaten psikolojik sorunlar yaşıyoruz ve ortaya sağlıksız bir toplum çıkıyor. Eğer kişi yaşamsa bir şeyleri sorguluyor, bir şeylerden korkuyor, aidiyet duygusunu...
Sevgili Sewal ,bence bu durum depresyon başlangıcı. İnsan kendini ne ne kadar çok dinlerse yani etrafından soyutlarsa yaşamı da o kadar anlamsızlaşır. Geçici bi dönemdir. Bir şeyler olur ve şu dönem size sıkıcı gelen her şey yeniden eski anlamına kavuşur.
vazgeçtim dediğim yanımda
soğuk bir el gibi uzanıyor
gözlerin
diğerlerinin içinde benden bir parça olmasını beklediğim
gözlerin
Şimdi dolmuş ya onlar öyle hüzünlü
bana öyle yakın
en zamansız bakış belki de bu şimdi
gözlerini,
onları bana ver
sensiz kalsınlar
niye gitmeni istemiyorum sanıyorsun...
Bu sokak tanıdık
bu durak
az yukarıdaki dik yokuş
dünya büyük parantezinde,
küçük ayrıntılardan oluşmuş
bir alışkanlık, yaşam.
hayatımdaki sokaklar, duraklar, yokuşlar
hiç değişmediniz
hep sadıksınız hep tanıdık
siz de ayrıntısınız ben de
neyi açımlıyoruz hep birlikte
ÖYLE DE BİRŞEY
Sevdalar aşıyorum
yaşanmamış
Söylenmemiş sözcükler akıyor gözlerimden
Kalbimin tenhalarındasın yine
Yine geçmeyen zamanların tutsağısın;
kurtulmayı bekleyen.
Sevdalar aşıyorum yaşanmamış
seni bırakıyorum sevdaların kıyısında
bir gün gelirsin diyorum
coşmayı...
Ne çok duyguyu karşılıyor yalın ayak olmak; gözüpekliliğimizi, kararlılığımızı. Ayaklarının yalın olmasını göze alabilenler ve ömürleri boyunca yalın ayak olanlar , ne güzel insanlardır onlar. Hem dostturlar ayaklarının yalınlığını umursamadan umursamadan çıkıp gelirler hem iyi kaçanlardır...
Gittiğin de hiç boş kalmadı buralar
herkes bir yolcuyu uğurlamaya gelmişti sanki
ya da
ben öyle sanıyordum
kalabalıktan bunu bekliyordum
hani derler ya hep
-gittiğinde yağmur yağıyordu- diye
karanlık, hüzünlü bir hava katmak isterler ayrılıklarına
sen gittiğinde hava güneşliydi
böylesi daha mı...
Ne umarsız gitmelerdi yaşanan
ne büyük ayrılıklardı yaşanan
mutluluklar gerisinde kalan kısa ömürleri
yaşamak gibi
sıradan
aslında ne tanımak isterdim
ne de tanımamak
paylaşımların dışında geçen zamanı
ne de sevmek isterdim
ayrılıkların ortasında