- 30 Nis 2012
- 1,302
- 1
- 0
- 44
Ben açıkçası bu dava sürecini , uydurma deliller ile ulusalcı fikirlerin odağı olmasından dolayı ordunun Amerikanlaştırılması harekatı olarak görmekteyim. Bu davadan adalet çıkmayacağı zaten açıktı. Zira bu davanın kendisi bir nefretin sonucudur. Nefret dediğiniz harekette ise mantık sürekli olarak karşıdakinin aleyhine işler. Bu davada da gerçekleşmiş olan bana göre budur. Türkiye, her ülkenin sahip olduğu gibi kendine has unsurlara sahiptir. Bunlardan bir tanesi de burjuva demokratik devrimin ordu eliyle yapılmış olmasıdır. Ülkenin Osmanlıdan itibaren anayasal düzene geçmesi için çaba sarf edenler ordu mensupları olmuşturlar. Türkiye uzun yıllar asker kökenli kişiler tarafından yönetilmiştir. Elbette ordu homojen değildir ve örneğin demokratik hayatı kesintiye uğratarak ülkemize darbe de vurmuştur. Bu ordu esasında Türkiye Cumhuriyeti'nin bizzat kendisi demektir. Ordusu olmayan memleketler ölüme mahkumdurlar aksi söz konusu değildir.. Bir memleketin ordusu demek, o ordunun ulusalcı fikirlere sahip olması demektir. Eğer bu anlayış, o orduda mevcut değil ise, göğsünde şu yahut bu bayrağın olması salt bir şekillik ifade eder. İşte bayrak bir şekle indirgendiğinde, terör örgütünün yandaşları sinirlenmesin diyerek bulunduğu yerden indirilir. Dış işleri bakanımız ulusalcılık ile hesaplaşma zamanının geldiğini ifade etmiştir. Bu hesaplaşma çoktan beri devam etmektedir. Buradaki hesaplaşma ulusalcılık ile değildir, bizzat Türkiye Cumhuriyeti iledir. Ulusal bir bilince sahip değilse, bir cumhuriyet hiç bir işe yaramaz. Olsa olsa şunun yahut bunun maşası vesairesi olur. Elbette ordu içerisinde ulusal fikre sahip kişileri tasviye ederken, onları karalamak,itibarsızlaştırmak vs. bir zorunluluktur. Aksi akıl dışı olurdu. Ancak bunu yapanlar er yahut geç yargılanacaklardır. Bundan kaçabilmek mümkün değildir. Kaçış ancak fiziken söz konusu olabilir fakat tarih bu insanların ihanetlerini yazacaktır. Hiç kimse tarihten kaçamaz.