Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Bilinc-Inanc Iliskisi/Celiskisi/Farki

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 2,437
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Bilinc-Inanc Iliskisi/Celiskisi/Farki

Bir birey olarak 21. yuzyilin insanoglu ve her turlu ortaya koyumu acisindan en buyuk mucadelesinin, savasinin hem kendi biri hem de turu bunyesinde ne oldugu sorulursa ve insanoglunun numenal insanlasma temelli devrimci gelismesi ile dogal zihniyetin insandisi ve insanlikdisi temelli evrimci "gelismesi" arasindaki farkin ne oldugu sorulunca, hic suphesiz bunun inanc ve bilinc arasindaki fark oldugunu soylerim.

Insanoglu felsefeye ilk adim attiginda, gozleminin akilcilik ile yonlendirip inanca sapmis ve sonra karanlik bir cag yasamistir.

1430'larla gelen ronesans donemi insanoglunun aslinda inanctan ideolojilere, yani aklinda derlediklerini somut yasam ve iliskiye, duzen ve sisteme tasidigi ve ayni zamanda da ayni akilciligi bilime tasidigi donemdir.

Insanoglu karanlik cagda inancsal cekmis oldugu her turlu insandisi ve insanlikdisi yasam ve iliskiyi; ronesansla ideolojik olarak cekmeye yonelmistir.

Boylece inanc ve ideolojiler karsi karsiya getirilmis ve inancdan bir suru ideoloji dogmustur.

Ayni inanc gibi bir yonlendirim ve yaptirim tasiyan guce, otoriteye ve iktidara yonelik ideoloji devrinin de temeli ayni inanc gibi akilciliga dayanmis ve bu akilcilik kendi bunyesinde empirisizmi yaratarak kendini bilime yonlendiren bir yeni ideolojik ve bilimsel doneme girmistir.

Bunun insanogluna sagladigi zihniyet degisimi yadsinamayacak duzeyde olmasina ragmen, insanoglu bunyesinde de yeni bir guc savaslarini ve dengesini dogurmustur.

Tarihte sosyal ve siyasal farkinin getirdigi toplumsallik olarak ta algilanan bu donem; toplumsalligin sosyalliklemi, yoksa siyaset ile mi saglanaginin mucadelesini vermistir. Siyaset agir basmis ve dunya sosyallesme adi altinda yeni bir doneme girmistir.

Bilhassa bilimselligin felsefi ve bilim temelli gelismesine 20. yuzyil sonu itibariyle BILINC de eklenerek, kavram ve dil one cikarilmis ve bilincin getirdigi bilmenin; yaratici, analitik, kritik, sorgulamali, arastirmali, incelemeli ve curutucu, yanlislayici, yenileyici, gecerli kilici, degisken, donusken donemi ile insanoglu yeni bir doneme girmistir.

Insanoglu yonlendirim ve yaptirim, ogrenim ve ogretim, kabul ve red, savunu ve karsi cikis, sahiplenis, sabitleyis v.s. temelinde inanmak ile bilmek arasindaki farki algilayabilmeyi basarabilmis inan ya da bil temelli beyin yonlendirimi farkini ortaya koyabilmeye yonelmistir.

Burada bahsedilen bilinc suur temelindeki canlnin canliligi degildir. Buradaki bilinc bir kisinin ne dediginin, ne yaptiginin kisi tarafinca kendi karari ve bilgisdi ile bilerek ve farkinda olarak yapabilmesidir.

Iste bu bilinc iki tarafli gelismistir. Ya bilinclenenler dogal zihniyet temelinde bu bilinclenmelerini kendi cikarlari temelinde kullanmis, ya da bu bilinclenenler bu bilinclenmeyi insanlik yolunda kullanmistir.

Iste bilincin insanlik yonunde kullanimlasi bilimin bilimselliginin cognitive bilim olarak insanoglu numenal yetisine el atmasini saglamistir.

Bugun 21. yuzyilin insanlasma ve insanoglu olarak kendi bunyesinde mucadfele etme farki, inanc ve bilinc farkidir.

Kisacainanc insanoglu beynini dusundurtmez, korlestirir, teslim eder ve caresiz birakirken; bilinc beyni dusundurtmeye, yaratmaya, analitik ve kritik dusunceye, yanlislamaya, gelistirmeye ve degisime yoneltmistir.

Kisaca insanoglunun bugun en buyuk insanlasamama sorunu; inancsal bir beyin tasimada yatmakta ve bu beynin bilince yonlenmemesinde ve bunun onlenmesinde son bulmaktadir.

Bir seyi ya bilirsiniz, ya da inanirsiniz.

Bir konu ve kavramda ya bilincli dusunur davranirsiniz, ya da verilen yonlendirim ve yaptirim temelinde ideolojik ve inancli dusunur davranirsiniz.

Ya bilgisel, bilissel, bilimsel, kavramsal, insansal ve evrensel olursunuz ya da yonelirsiniz; ya da tanrisal, inancsal, ideolojik, dogrusal, maddesel olur hic bir insanlik degeri tasimazsiniz.

Ya kendi kendinizi kontrol der ve yonlendirir, kendi yasaminizi kendi bilinciniz ile yasarsiniz, ya da size sunulan yasami size yasatilmak istenen yasami vucudunuzu bu isteme adayarak yasamaz, yasatirsiniz.

Evet cagimizin bugun ana farki inanc zihniyeti ile bilinc zihniyeti farkidir, secim sizin.

Bu arada uzulerek ulkemin ve toplumunun her dusunce ve davranista ve bunun somutlasmasinda inanc zihniyetine yoneldigini ve bunun gozleminin aci da olsa boyle oldugunu soylemek, sadece gercekci olmaktir.

Bunun her turlu ideolojik, inancsal, akilci ve dogrulara uymayan inkari; sadece bunun onunun alinmasinin dusunceye cikmamasini ve bilincine varilmamasini saglar.

Bu temelde inanc- Bir kisiye bulundugu cografya ve toplum tarafindan dogumdan itibaren verilen degerler, veriler ve tabularin kisi eliyle aynen alinmasi ve uygulanmasi, ya da uygulanma yerine bilincsiz karsi cikilmasi temelindeki bilincalti sartlanmisligin yonlendirim ve yaptirimlaridir. Kisi bunu sadece kendi yapmaz, kendi bilincalti sartlanmislik degerlerini, verilerini, tabularini baskalarina da empoze eder ve bu inancin savunusu/karsi cikisi mucadelesini toplumsal bir kutuplasma olarak yerine getirir.

Buradaki inanc sadece faith temelli dini ya da teolojik tanrisal temelde degildir. Bilincli olarak algilanamayan her turlu bilgidir.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Bilinc-Inanc Iliskisi/Celiskisi/Farki

Bir seyi ya bilirsiniz, ya da inanirsiniz.

Neden "Ya bilirsiniz, ya da bilmezsiniz" değil?İnanç/inanmama, bilginin/bilgisizliğin alternatifi olmak zorunda mı?Eğer insan türsel olarak bilgisizliğini/bilemeyişini(algı sınırları, duyum eşikleri ,eğitim eksiklerini vs) inançla kapatacak ise, -sunduğunuz alternatif bu)inancın sonu gelmez.Herşeyi bilmemiz mümkün değil çünkü..O zaman ya o, ya o..ifadeniz çelişik.Ben sizin ne demek istediğinizi anlıyorum aslında..İnancın bilgi(sel)leşememiş her türlü zihinsel boşluğu anında doldurduğu-belki hiç çıkmamak üzere- doğrudur ve bu kolaydır.Bu kolaylıkla yaşamayı alışkanlık haline getirirseniz, bilgi gereksinimi duymaz, beyni öldürürsünüz vb vb..gibi..Ama ya bilirsiniz, ya bilmezsiniz önermesi daha uygundur.Bilmediğinizi biliyorsanız eğer, bu bilgilenmek için küçümsenmeyecek bir adımdır.Ben bunu tercih ederim.Bilmediğini bilmeyene diyecek söz yok..Onun da bilişsel bir problemi yok.Biraz da olsa bilgili olmak şart..ne için?Bilmediğinizi bilmek için..Bilginiz arttıkça, bilmediklerinizin çokluğu karşısında şaşıp kalıyorsunuz.Öğrenmek/araştırmak/gözlemlemek/deneylemek/okumak/tartışmak vs yaşamın olağan gerekleri haline getirilmedkçe, kaos/savaş/kıyım bitmeyecektir.Bunlar bitmedikçe de zihinsel süreçlere sıra gelmeyecektir.Kendini sürekli yeniden üreten bir döngü bu..
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Neden "Ya bilirsiniz, ya da bilmezsiniz" değil?İnanç/inanmama, bilginin/bilgisizliğin alternatifi olmak zorunda mı?Eğer insan türsel olarak bilgisizliğini/bilemeyişini(algı sınırları, duyum eşikleri ,eğitim eksiklerini vs) inançla kapatacak ise, -sunduğunuz alternatif bu)inancın sonu gelmez.Herşeyi bilmemiz mümkün değil çünkü..O zaman ya o, ya o..ifadeniz çelişik.Ben sizin ne demek istediğinizi anlıyorum aslında..İnancın bilgi(sel)leşememiş her türlü zihinsel boşluğu anında doldurduğu-belki hiç çıkmamak üzere- doğrudur ve bu kolaydır.Bu kolaylıkla yaşamayı alışkanlık haline getirirseniz, bilgi gereksinimi duymaz, beyni öldürürsünüz vb vb..gibi..Ama ya bilirsiniz, ya bilmezsiniz önermesi daha uygundur.Bilmediğinizi biliyorsanız eğer, bu bilgilenmek için küçümsenmeyecek bir adımdır.Ben bunu tercih ederim.Bilmediğini bilmeyene diyecek söz yok..Onun da bilişsel bir problemi yok.Biraz da olsa bilgili olmak şart..ne için?Bilmediğinizi bilmek için..Bilginiz arttıkça, bilmediklerinizin çokluğu karşısında şaşıp kalıyorsunuz.Öğrenmek/araştırmak/gözlemlemek/deneylemek/okumak/tartışmak vs yaşamın olağan gerekleri haline getirilmedkçe, kaos/savaş/kıyım bitmeyecektir.Bunlar bitmedikçe de zihinsel süreçlere sıra gelmeyecektir.Kendini sürekli yeniden üreten bir döngü bu..

Buradaki inanc akilcilik olarak iki turludur. Ya bilimsel olarak henuz bilinmeyen bir bilgiyi, sirf akli tatmin etmek adina bir inancx olarak ortaya atarsin, ya da ortada olan ve bilinen bir bilgiyi, bilip ogrenmek yerine; o konuda sartlanmis oldugun inancinda ayak diretirsin.

Evet ortada bir bilgi varsa; bu bilgi fiziksel, sosyal olarak ya bilimseldir, ya da inancsaldir. Yani bilgi ortaya ya bilimselolarak konmustur, ya da inancsal olarak konmustur. O yuzden ortada bir celiski yok.

Bilmek veya bilmemek. Iki temeldedir, ya bir seyin henuz bilgi olarak ortaya koyumu bilimsel olarak olmamistir, yani bilinmemektedir. Ya da bilimsel olarak ortadadir ama o konudaki sartlanmis inanclardan dolayi ogrenilmedigi icin bilinmemektedir.

Iste bir seyin bilincli bilinmesi budur. Bilimsel olarak bilmek ya da bilmemek. Inancsal olarak zaten bilinmeyen yoktur. Cunku akil kendini tatmin adina kendince her seye bir inanc/ideoloji v.s. vermis ve bunu kendine dogrulayarak gerceklestirmistir. Iste bu gerceklestirmenin bilimsel olmamasi soz konusudur.

Evet bilim bilimsel olarak hangi cagda olursa olsun aklin inancsal ortaya attiklarini bilimsel olarak bilemeyecektir. Ama buradaki sorun aklin mutlakligi, sabitligi ve sahipligine karsi; bilimin gozlemi, olgusu yanlislanabilirliginin yeniligi, gelisimi ve bilgi artirimidir.

Cunku bilimin ortaya koydugu bir bilimsel olguya inanc kendi sartlanmisligi ile itiraz edecektir. Galileye neden din itiraz etti? Cunku cok kokten bir sartlanmisliga bilimsel olarak karsi cikiyor ve onu curutuyordu.

Ayrica bilimsel olarak mutlak, kesin, sabit v.s. temelli bir gozlem vermeyen degerlerde yoktur.

Eskiden atom demek "bolunemez en kucuk parca" demekti. Peki ne oldu, bilim atomun parcaciklarina eristi ve bu soylemini olgu olarak yanlisladi ve yeni bilgiye yoneldi. Iste butun bunlar bilincin urunudur. Neyin ne oldugunu algilama ve farkinda olma bilinci.

Inancta ise botyle bir durum yoktur. Sartlanmisliktir ve bilincaltidir. Fi tarihinden kalma inancsal soylemler bugun artik olma olasiliginin mumkun olmasi bile mumkun degilken hala gecerliligini inanc olarak korumaktadir. Iste bunun bilincine varamamaktir inanc.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Evet ortada bir bilgi varsa; bu bilgi fiziksel, sosyal olarak ya bilimseldir, ya da inancsaldir. Yani bilgi ortaya ya bilimselolarak konmustur, ya da inancsal olarak konmustur. O yuzden ortada bir celiski yok.

İnsanlar sözkonusu olduğunda,(sosyal bilimlerde diyelim) o kadar kesin çizgilerle bunu ayırmak kolay değil.Bu günlerde burnumuzun dibinde, Suriye de adım adım iç savaşa sürüklenen sünni-şii gruplar var.Daha dün bunlar Esad'a karşı muhaliftiler sözde..İktidarın zaafını fırsat bilip hemen birbirlerine düştüler ve olaylar Lübnana sıçradı.Bunların ortak aidiyeti "inanç" ama eyleme geçiren etken, birlikte yaşama arzularını kaybetmiş olmaları.Ezildiğini veya yeterince ülkenin nimetlerinden faydalanamadığını düşünen taraf, mezhebine sarılarak/ kullanarak "bilinen, somut ekonomik/sosyal/siyasal "bilgiler"/"fenomenler" üzerinden eyleme geçiyor.Konu çok gündemde ve ben epey açık oturum dolaşıp kafa şişirdiğimden buraya atladım /bağladım nedense..Konuyla ilgisi dolaylı oldu..Ama toplumsal bilgi/inanç algısı, kişisel olandan çok farklı..İç savaşın kendisini bilimsellikle açıklayamayız.Neden-sonuç ilişkisi ve kavram bağlamında evet..Ama savaşanların inançsal/ideolojik/etnik temellleri sözkonusu olduğunda inançsaldır..Yani bilgi ve inanç insan yaşamında (ve ölümünde) hep içiçe..
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
İnsanlar sözkonusu olduğunda,(sosyal bilimlerde diyelim) o kadar kesin çizgilerle bunu ayırmak kolay değil.Bu günlerde burnumuzun dibinde, Suriye de adım adım iç savaşa sürüklenen sünni-şii gruplar var.Daha dün bunlar Esad'a karşı muhaliftiler sözde..İktidarın zaafını fırsat bilip hemen birbirlerine düştüler ve olaylar Lübnana sıçradı.Bunların ortak aidiyeti "inanç" ama eyleme geçiren etken, birlikte yaşama arzularını kaybetmiş olmaları.Ezildiğini veya yeterince ülkenin nimetlerinden faydalanamadığını düşünen taraf, mezhebine sarılarak/ kullanarak "bilinen, somut ekonomik/sosyal/siyasal "bilgiler"/"fenomenler" üzerinden eyleme geçiyor.Konu çok gündemde ve ben epey açık oturum dolaşıp kafa şişirdiğimden buraya atladım /bağladım nedense..Konuyla ilgisi dolaylı oldu..Ama toplumsal bilgi/inanç algısı, kişisel olandan çok farklı..İç savaşın kendisini bilimsellikle açıklayamayız.Neden-sonuç ilişkisi ve kavram bağlamında evet..Ama savaşanların inançsal/ideolojik/etnik temellleri sözkonusu olduğunda inançsaldır..Yani bilgi ve inanç insan yaşamında (ve ölümünde) hep içiçe..

Verdigin ornek, fenomenal degil; tamamen numenal bir ornek. Basta emperyalist zihniyetin kendi amaci dogrultusundaki propagandasi ve yardimi kiskirtmasi soz konusu. Hic bir ayaklanma fenomenal degildir. Evet ayaklanan insanoglu fenomenidir, ama onu ayaklandiran numenal yeti degerleridir.

Ben kimseye "her konudaki inancini biraksin" gibi bir dile getirim sunmuyorum.

Benim dedigim,m inancinin farkina ve bilincine varsin. Yani bilincalti sartlanmisliktan kurtulsun ve inanacaksa da neye nasil ve neden inandiginin bilinc ve farkina varsin.

Bir de artik bilimsel olarak ortaya konan olgulara sirf inancinin sartlanmisliginin adina karsi cikmasin. Yani bilimin bilimsel olarak ortayas koydugu olgulari tartismak yerine algilasin ve bu inancinas ters gelse de, bilincli olarak inanilani degil; bilineni secsin.

Zaten bu algilansa kimseideolojik inancsal platformda bilimi bilimselligini tartisamaz. Sonucta inancsalligin bilincsiz tuzagi, bilim ve bilimselligi ideolojik inancsal alana cekmek ve orada tartismaktir.

Halbuki bilimsellik bilimsel temel ve tabandan yola cikar. Eger bir konu ve kavram bilimsel degil ise, onu ortaya koyar, ya da bilimsel ise bilimsel verilerini olgularini sunar.

Buradaki sonucta inancin sartlanmisligi ve bilincaltinin bilimsel olarak neyi ne sekilde ortaya koyarsa olsun, inanc sabitliginde diretecegidir. Cunku inanc bilimsel/bilissel noncognitivizmi icerir.

Zaten bilimsel ve bilissel noncognitivizmin bilinc ve farkina varilsa; inanc bilimsel alana giremez.

Inasnci bilimsel alana soikmayacak ve bu tuzaga dusmeyecek olan da bilimsel/bilissel cognitivizmdir.

Ic icelik bir ozdeslestirme degil; ic ice olan farklarin farkina varma bilincidir. Tabiki karsitlar bir butun olarak icicedir. Ama bunun farkinas varmak, karsitlarin ortak noktasina bizi ulastirir ve birinin digeri uzerindeki onemini, etkisini, ikisi arasindaki celiskisini, iliskisini hangisinin hangisinin sonucu ve nedeni oldugunu v.s. bilincli ve farkinda olarak bilmemizi saglar.

Iste buradaki bilmek bilincli ve bilmenin farkina vararak bilmektir.

Inandigini bilirsin, bildigini bilirsin. Ya inandigini bildikten sonra, bilimsellige tasir ve mukayese edersin, ya da bildiginin ne ise yaradigini sorgularsin.

Kisaca bilinc ve farkindalik; inanmaktan degil; bilmekten gecer. Bu da kisinin beyninde bilincalti sartlanmis ve otomatiklesmis her turlu veriti, degeri, tabuyu; inanmaktan bilmeye tasimak; bilincli olarak inanmak ve bilmek farkinin farkina varmaktir.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Verdigin ornek, fenomenal degil; tamamen numenal bir ornek. Basta emperyalist zihniyetin kendi amaci dogrultusundaki propagandasi ve yardimi kiskirtmasi soz konusu. Hic bir ayaklanma fenomenal degildir. Evet ayaklanan insanoglu fenomenidir, ama onu ayaklandiran numenal yeti degerleridir.

Basına yansıtılmayan 15.000 ölüden sözediliyor..Nesi fenomen değil bunun?
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Basına yansıtılmayan 15.000 ölüden sözediliyor..Nesi fenomen değil bunun?

Iste tam da sorun burda. Olenler fenomen, ama olduren insanoglunun zihniyetidir.

Yalniz burada insanoglunun algilayamadigi bir durum var. O da fenomenin oldurulebilir oldugu, ama zihniyetin degil. Cunku zihniyet kendi basina bir vucut, beyin ve ozne tasimaz. Sadece insanoglu bunyesini kullanarak kendini ifade eder.

Yoksa ne tarih olurdu, ne tarihi karakterler, ne de onlarin dusunceleri ve yaptiklari bugunlere kadar tasinabilirdi. Iste zihniyet bu acidan olumsuzdur(olme olarak).
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Iste tam da sorun burda. Olenler fenomen, ama olduren insanoglunun zihniyetidir.

Yalniz burada insanoglunun algilayamadigi bir durum var. O da fenomenin oldurulebilir oldugu, ama zihniyetin degil. Cunku zihniyet kendi basina bir vucut, beyin ve ozne tasimaz. Sadece insanoglu bunyesini kullanarak kendini ifade eder.

Yoksa ne tarih olurdu, ne tarihi karakterler, ne de onlarin dusunceleri ve yaptiklari bugunlere kadar tasinabilirdi. Iste zihniyet bu acidan olumsuzdur(olme olarak).
Zihniyetin ölümsüzlüğü, kendi başına mümkün değildir..Taşıyıcı (insan) bulmak zorundadır.Ölmek/öldürmek fiili, somuttur.Sizin bakış açınızla, savaş suçlularını zihniyet suçlusu addetmek mi gerekiyor?Bence temel olan insan ve eylemidir.Zihniyet insanı değil, insan zihniyeti kullanır.Öbür türlü herşeyi ölümsüz/dokunulmaz zihniyetlere havale ederek zihniyetlere teslim ederek (iyi-kötü-d/y ne türlü zihniyet olursa olsun)mutlaklaştırmış oluruz ki bu da onu bir tür tanrı yapar.Geleneksel idea-madde tartışmamıza döndük gene...Sizi , agnostik-idealist bilim insanı (ne demekse?) olarak canlandırdım bir an kafamda.🙂.Bu akşam yazmayayım bari..*🙂
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Zihniyetin ölümsüzlüğü, kendi başına mümkün değildir..Taşıyıcı (insan) bulmak zorundadır.Ölmek/öldürmek fiili, somuttur.Sizin bakış açınızla, savaş suçlularını zihniyet suçlusu addetmek mi gerekiyor?Bence temel olan insan ve eylemidir.Zihniyet insanı değil, insan zihniyeti kullanır.Öbür türlü herşeyi ölümsüz/dokunulmaz zihniyetlere havale ederek zihniyetlere teslim ederek (iyi-kötü-d/y ne türlü zihniyet olursa olsun)mutlaklaştırmış oluruz ki bu da onu bir tür tanrı yapar.Geleneksel idea-madde tartışmamıza döndük gene...Sizi , agnostik-idealist bilim insanı (ne demekse?) olarak canlandırdım bir an kafamda.🙂.Bu akşam yazmayayım bari..*🙂

Aynen. Tum suc zihniyettedir. Insanoglu fenomeni sadece bu zihniyeti uygulayandir. Yani bu zihniyet olmazsa, insanoglu da uygulayamayacak. Insanoglu zihniyeti uygulayan bir faktordur, aractir. Iste bu eylem zaten zihniyettir, eylemi de insanogluna yaptirir.

Burada sorun zaten bu zihniyetin insanogluna ait oldugunun algilanamamasinda. Zaten bu algilansa ne insanoglu madde ile meta mal ve kole olur, ne de tanri ile kul olur. Bunlar zihniyetin insanoglunu kendi disina cikaran ve teslim edenidir.

Yoo yazin ki, sorunlar daha detayli ortaya ciksin.

Insanoglu cesitli nedenlerden ve her zaman tum eylemlerinin nedeni baska seylerde aramistir. Aslinda bunun tek bir sorumlusu vardir, o da kendi beyninin zihniyetidir.

Bak bu konuda bir baslik acacagim.
 
F

Fetâ

Ziyaretçi
Bilinç ve inancı kesin çizgilerle ayırmak olası değildir. İnsan aklı "gerçeğe ulaşma" yeteneğine sahip değildir. Bu yüzden inanmak ihtiyacındadır.İnsanlığın en olmayacak ideolojiler uğruna binlerce yıldır birbirini yemesi, bu ihtiyacın kötüye kullanılması sonucudur. Birilerinin kendi çıkarları uğruna, inançları insanları gütme aracı olarak kullanmıştır. Fakat, bu, işin en uç noktasıdır. Buradan hareketle, "inanç kötüdür,bilinç iyidir" yargısına varmak yanıltıcı bir sonuçtur.
Bilim,"neden?" sorusuna değil, "nasıl?" sorusuna cevap verebilir sadece. Dolayısıyla, "neden?" lere bir ön kabulle yaklaşmak zorundadır ki, bu ön kabüller, olayın "öyle" olduğuna inanmak demektir. Çok basit bir örnek: Bilimin, yerçekiminin "ne?" olduğunu gerçeğine ulaşmamıştır. Sadece "nasıl?" olduğunu açıklamaya çalışmıştır. Kütlenin birbirini çektiği, sadece bir ön kabuldür, yani inançtır. Bu, tüm kuvvetler için de böyledir. Maddenin birbirini çekme veya itme gücü olduğu, kesin değildir; sadece teoridir. Belki, uzayın özellikleri, maddeyi o şekilde davranmaya yönlendirmektedir.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Bilinç ve inancı kesin çizgilerle ayırmak olası değildir. İnsan aklı "gerçeğe ulaşma" yeteneğine sahip değildir. Bu yüzden inanmak ihtiyacındadır.İnsanlığın en olmayacak ideolojiler uğruna binlerce yıldır birbirini yemesi, bu ihtiyacın kötüye kullanılması sonucudur. Birilerinin kendi çıkarları uğruna, inançları insanları gütme aracı olarak kullanmıştır. Fakat, bu, işin en uç noktasıdır. Buradan hareketle, "inanç kötüdür,bilinç iyidir" yargısına varmak yanıltıcı bir sonuçtur.
Bilim,"neden?" sorusuna değil, "nasıl?" sorusuna cevap verebilir sadece. Dolayısıyla, "neden?" lere bir ön kabulle yaklaşmak zorundadır ki, bu ön kabüller, olayın "öyle" olduğuna inanmak demektir. Çok basit bir örnek: Bilimin, yerçekiminin "ne?" olduğunu gerçeğine ulaşmamıştır. Sadece "nasıl?" olduğunu açıklamaya çalışmıştır. Kütlenin birbirini çektiği, sadece bir ön kabuldür, yani inançtır. Bu, tüm kuvvetler için de böyledir. Maddenin birbirini çekme veya itme gücü olduğu, kesin değildir; sadece teoridir. Belki, uzayın özellikleri, maddeyi o şekilde davranmaya yönlendirmektedir.

Bak, gercek ile ilgili baslik burda;

http://www.felsefe.net/felsefeye-giris/5196-gercek-uzerine-gercek-karmasasi.html

Ayrica benim yazimda "iyidir/kotudur" icerikli bir mukayese de yok. Ulasmistir, yercekimi hem olgulari hem de teorileri bunyesinde barindirir.

Bilimsel olarakolgular, tartisma goturmez ve kabul/red tartismasina acik olmayan gecerliliklerdir. Sadece gozlem olarak yanlislanabilmeye aciktir.

Düşme eylemi maddelerin birbirini çekmesinin bir gözlemidir.

Maddelerin birbirini çekmesine yer çekimi denir.

Yer çekimi bir olgudur.

Yer çekiminin Einstein tarafından yapılan açıklaması Genel Görelilik Teorisi olarak adlandırılır.

"Maddeyi o sekilde davranmaya yonlendirme" bir akil yurutumudur. Senin bu "belki" lerin cogaltilabilir. Iste inanc olan da budur ve akil bu inanca kendini tatmin etmek icin yonelir ve inancini kendine dogrulayacak bir sebep bulur.

Bilim ise akil tatmininin inanci ve bu inancin dogrulanmasi degil; gozlemdir.
 
F

Fetâ

Ziyaretçi
"Maddeyi o sekilde davranmaya yonlendirme" bir akil yurutumudur. Senin bu "belki" lerin cogaltilabilir. Iste inanc olan da budur ve akil bu inanca kendini tatmin etmek icin yonelir ve inancini kendine dogrulayacak bir sebep bulur.
"Belki" ler bilimsel ilerlemenin de sebebidir. İlla "inançların doğrulanmasına sebep aramak" için değildir. Einstein, yerçekimini açıklamak için Newton'dan farklı bir teori ortaya koydu ise, bu yolla olmuştur. Genel Rölativite'de çekim yoktur; bükülen uzay-zamanda izlenen yollar söz konusudur. Yarın, "belki" çekimden değil de, uzayın itme gücünden söz edilecek. Bu inanç mıdır, bilimsel şüphe midir?

Bilimsel olarakolgular, tartisma goturmez ve kabul/red tartismasina acik olmayan gecerliliklerdir. Sadece gozlem olarak yanlislanabilmeye aciktir.
Ben farklı bir şey mi söylüyorum? Gözlemler de, akıl yürütmeler de yanılmaya açıktır. Yani gerçek bilgi değildir. Ama gerçek oradadır ve "var" dır. Kendi bilgisi ile birlikte.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
"Belki" ler bilimsel ilerlemenin de sebebidir. İlla "inançların doğrulanmasına sebep aramak" için değildir. Einstein, yerçekimini açıklamak için Newton'dan farklı bir teori ortaya koydu ise, bu yolla olmuştur. Genel Rölativite'de çekim yoktur; bükülen uzay-zamanda izlenen yollar söz konusudur. Yarın, "belki" çekimden değil de, uzayın itme gücünden söz edilecek. Bu inanç mıdır, bilimsel şüphe midir?

Ben degildir, demedim. Sadece gozlem vermezse, bilimsel degildir. Ya bir teoridir, ya bir inanc ya bir ideoloji ya bir varsayim v.s. Kisaca gozlemi akla tasimak bilimsel, akli gozleme indirgemek inancsaldir. Bilimde bilimsel olarak suphe de kesinlikte yoktur. Gecerlilik vardir, bu da gozlem ile yanlislanabilener kadar.

Ben farklı bir şey mi söylüyorum? Gözlemler de, akıl yürütmeler de yanılmaya açıktır. Yani gerçek bilgi değildir. Ama gerçek oradadır ve "var" dır. Kendi bilgisi ile birlikte.

Gercegin ne oldugunun aciklamasini sana baslik olarak verdim. Ontolojik/varliksal her turlu gerceklik tartismali ve ideolojik/inancsaldir. Gercek te insanoglu yapilandirilmisligidir. O yuzden de gercegin ne oldugu tartismasi, kim hangi ideoloji inanc temelinde kendi aklina dogrularsa onun icin odur.

Orada olan gercek degil; bilimsel olarak fenomendir ve yine bilimsel olarak fenomen degil; gozlemi ortaya konur. O yuzden bilim bilimsel olarak var, inan, ol dan degil; bil den yola cikar. Var, ol ve inandan yola cikan akilciliktir ve metafiziktir. Ister varliksal ister fizik otesi olarak. Yani bilimin bilimsel tabani olan fenomeni bilim degil; metafizik tartisir, bilim ise gozlemler ve gozlemini kavramsal bilgi olarak ortaya koyar. Tartisan metafizik te varligi kendi aklinin inandigi ideolojisi ile dogrusal/gerceksel olarak ortaya koyar. Bu da akilciligin kavramsal bilgisidir.
 

Yeni Konular

Üst