Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Bireycilik nedir?

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 2,960

yoldaki_adam

Yeni Üye
Katılım
31 Ağu 2011
Mesajlar
7
Tepkime puanı
0
Puanları
1
Yaş
34
Bireycilik çağımızda o kadar tuhaf biçimde anlamlandırılan bir kavram. Öyle ki, bu konuda kafam hayli karışık. Birey nedir? Ne kadar çok yönelimlidir. Onu yaratan ve yaşatması gereken nedir? Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
 

Kartal

Yeni Üye
Katılım
28 Ağu 2011
Mesajlar
110
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
35
Bak düşüncelerimi Max Stirner'ın birkaç sözüyle ifade edeyim.

Haklı ya da haksız olduğumu yargılayan benim, benden başka bir yargıç yoktur. Başkaları sadece benim hakkımı onaylayıp onaylamadıklarını ve bunun onlarca da haklı olup olmadığını yargılayabilirler.

Eğer Tanrı ve insanlık, sizlerin de doğruladığı gibi, bir bütünlük iseler, benim de onlardan eksik bir yanım yok ve "boş" olduğuma dair bir şikayetim de yok. Ben hiçim derken, boş olduğumu söylemiyorum, bizzat yaratıcı bir hiçim, bir yaratıcı olarak her şeyi yaratan bir hiç.
 

Kürşad GENÇ

Yeni Üye
Katılım
31 Ağu 2011
Mesajlar
6
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
33
Birey; sonucuna katlanabildiği her şeyde özgürdür.
 
F

faust

Ziyaretçi
Bireycilik

Bireycilik dendiğinde çoğu zaman akla gelen, egoizm ve hedonizmle harmanlanmış bir tanım oluyor. Bu daha çok global kapitalizmin düşünce dünyasında yarattığı bir nevi kısırlaştırma operasyonu olarak algılanabilir. Elbette hedonizm, bilebildiğimiz kadarıyla Epikür’den beri var. Birey-toplum ikilemini –eğer bu bir ikilemse- açıklığa kavuşturma çabası da yine bilebildiğimiz kadarıyla ilkçağdan beri süregelmektedir. Yine de tek faktörlü güdük bir tanımın gerçeklikmiş gibi kitle üzerine empoze edilmesi sanırım sadece bu sosyal-ekonomik-kültürel sisteme ait. Halbuki kavramın bundan daha derin ve bu kavrama katılan anlamların da oldukça çeşitlilik gösterdiğini biliyoruz. Global kapitalizmin global insanı, korkarım bireyciliğin hazcı yorumundan bile daha yüzeysel ve daha atomize olma yolunda ilerlemektedir. Kavramın genişliğini göstermek için hazırda var olan çalışmalardan az da olsa yararlanmak ve bazı sorular sormak istiyorum. Böylece daralmış algımızı genişletme ve bilgilerimizi arttırma şansı bulabiliriz. Üskül, Bireyciliğe Tarihsel Bakış’ta şöyle diyor:

Bireyciliğin göreli basitliğine bakıp da aldanmamak gerekir. Bireycilik, kendi tarihi boyunca oldukça büyük bir karmaşık dönemden geçerek bugüne gelmiştir. Bunun sebebi, ortaya çıkışından itibaren çok çeşitli şekillerde kendisini göstermesidir. Bireycilik, tek bir kimsenin tercihi olarak marjinal kalabilir ve kişisel bir etik değer olarak kalır, ya da tek bir grubun veya bütün bir toplumun tercihi olabilir; o zaman da toplumun global örgütlenmesinin ilkelerini hazırlayan gelişmiş entelektüel bir doktrin haline gelir. Paradoksun tam da burada ortaya çıktığı görülmektedir: Çok bireyci bir yaşam sürdürürken, bireycilik karşıtı bir ideolojiye sahip olunabilir ya da bireyin komünoter bir yaşam biçimi seçip, kerhen istediği, kabul etmek durumunda kaldığı bireyci bir toplumda yaşaması da mümkündür. Bir diğer olasılık da özel yaşamda biçimsel olarak çok bireyci bir yaşam sürdürüp, en konformist modellere öykünmektir. (2003)

Burada vurgulanması gereken kişisel bir etik değer olarak bireyciliği benimsemenin de, aslına bakılırsa bireyciliğin bir tanımı algılayıp benimsemek anlamına geldiği ve bunun da içinde yaşanılan toplumla çift taraflı bir etki sonucunda ortaya çıktığıdır. Halbuki burada yazarın vurgulamaya çalıştığı bireyciliğin uygulanmasında yaşanan çelişkiler ve çeşitliliktir. Yine de bu çeşitlilik, bireycilik algısına yönelik bir çeşitlilik olarak karşımıza çıkmıyor. Paradoksun birinci durumunda kişi bireyci bir yaşam sürmekte ve toplumsalcı görüşlere sahip olmaktadır. Bu, büyük ihtimalle bireyci bir toplumda yaşamak zorunda kaldığı anlamına geliyor. Çünkü onun bireysel hareketi, ona dayatılan olarak karşısına çıkıyor. İkinci durumda ise kişi toplumsalcı bir yaşamı seçmekte fakat istemeden de olsa bireyci bir toplumda yaşamaktadır. İkinci durumda da yine bireyci toplumda yaşanan hezeyanı görmekteyiz. Üçüncü durumda ise, birey bireyci bir yaşam sürmekte fakat topluma boyun eğici bir yaklaşım göstermektedir. Yine bu durumda da bireyin toplumsal yaşama boyun eğmesi onun toplumsalcı bir toplumda yaşadığını göstermez. Bu ayrımlar sadece tek veya grup içinde hareket etmeye yönelik ayrımlardır ve temel olarak toplum ve birey arasında karşıtlık olduğunu vurgulamaktadır. Bize ise bunun sadece birçok yaklaşımdan sadece biri olduğunu biliyoruz. Burada sormak istediğimiz soru bireyin topluma karışmasından önce birey olarak ne derece var olduğu ve dolayısıyla toplumla arasındaki karşılıklılık ilkesinin boyutunun ne olduğudur.

Laurent ise bireyciliğin çeşitliliği konusunda şunları diyor:

Bireyci bir yorum ya da uygulamalara elverişli alanlar da çok çeşitlidir: Sosyolojik bireycilik, siyasal bireycilik, ekonomik bireycilik hatta dinsel, etik, epistemolojik ve felsefi bireycilik vardır ve bunların biri diğerinin tamamlayıcısı değildir. (1993)

Yazar burada yine farklı bireycilik alanlarının birbirlerinin tamamlayıcısı olmadığını söylüyor. Yine burada bireyciliğin nasıl algılandığı konusunda bir tanımlama yok. O halde biz de Marksist bir tavır alalım ve bireyciliği kendini gerçekleştirme ve kendini gerçekleştirme araçlarına eşit derecede sahip olma hakkı olarak tanımlayalım. (Yani Marksist sayılabilecek bir özgürlük tanımını bireycilikle eşitledik) Bu durumda ekonomik olarak bireyci olamayan birinin siyasal olarak bireyci olması ne derece mümkündür? Derece burada önemlidir çünkü ancak kendimizi gerçekleştirme araçlarına eşit hakkımız olduğunda kendimizi birey olarak tanımlıyoruz. Ya da soruyu tersten sormak gerekirse ekonomik olarak bireyci olmuş biri, siyasal ve sosyal yaşamda diğerlerinin bireyciliklerine ne kadar izin verir? Dolayısıyla burada ne kadar sorusunu sormak bizi bireyciliğin dereceleri olduğu ve bu derecelerin her birey tarafından özgürce seçilemediği noktasına götürmektedir. Bu noktadaki sorular çoğaltılabilir ama biz alıntı yapmaya devam edelim.

Bireycilik, her şeyden önce insanlığın toplumsal birliklerden değil, bireylerden oluştuğu kanısına dayanır. Bu varlıklar, biri diğerinden ayrılamaz ve indirgenemez varlık özelliği taşırlar. Duygulanımları, hareketleri ve düşünceleri kendilerine aittir. (1993)

Yine oldukça iddialı bir ifadeyle karşı karşıyayız. Burada sorulacak soru bu varsayımın nereden çıktığıdır. Sanki bize aydınlanma düşüncesinin ve modernleşmenin söylemlerini hatırlatıyor. Yoksa bunun dışında insan doğasına yönelik bu tip genellemelerin pek de doğrulanabilir yanı yoktur. Tüm sosyal bilim kitapları insanın sosyal bir varlık olduğu cümlesiyle başlar ve insanı sosyal olmadan önce özgür ve bilinçli bir birey olarak tanımlamak oldukça idealist bir yaklaşım gibi görünüyor. Böyle bir durum olsa bile bu durumdaki bir varlığın bugünkü anladığımız anlamıyla insan olduğu da oldukça tartışmalıdır. İnsanların duygulanımlarının, hareketlerinin ve düşüncelerinin en azından bazı durumlarda kendisine hiç de ait olmadığını görmek için ise biraz sosyal psikoloji bilmek yeterlidir. O halde bu güdük ve hiç de bilimsel olmayan bireycilik anlayışı nasıl oluyor da tek ve doğru tanımmış gibi her defasında önümüze çıkıyor?

Buradan hareketle şunu söylemek mümkündür ki bireyciliğin tanımı ve imkanları oldukça tartışmalı bir konunun öznesidir. Üskül’ün kitabında bireyciliğe komünotaryanist bakış açıları da incelenmiş ve bireyciliğin tarihsel gelişimi oldukça kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Benim vurgulamak istediğim ise, bireyciliği tek taraflı ve tek tanımlı bir şekilde anlamaya çalışmanın, tarihsel olmayan idealist bir bakış açısı olduğudur.
Referans: Üskül, Z. (2003). Bireyciliğe Tarihsel Bakış. İstanbul: Büke. Laurent, A. (1993)
 
F

faust

Ziyaretçi
[FONT=&quot]BİREYCİLİK[/FONT][FONT=&quot][/FONT]


Bireyin haklarını toplum haklanndan üstün gören ve her türlü değerin bireylerden geldiği*ne inanan, toplumsal hayatta bireyi herşeyin üstünde tutan siyaset ve toplum felsefesi. İlk kez A.deTocqueville tarafından kullanılan bi*reycilik terimi, Amerika'da Demokrasi (1875) kitabının İngilizce'ye tercüme edilmesiyle ya*yılmış olmakla birlikte, kavram olarak olmasa bile düşünce olarak çok eskilerden beri var ol*duğu görülür. Batı'da Rönesans döneminden önce toplumsal-siyasal hayata egemen olan Ki-lise'nİn toplumcu eğilimine bir tepki olarak bi-reydlik, bireyi toplumun önüne geçiren ve yer*leşik dinî-gclenekscl değer yargılarına mey*dan okuyan bir hareket sökünde gelişti. Fran*sız düşünürü Montaigne'nin (1533-1592) bi*reyciliğin gelişmesinde etkisi oldu. J.Locke, bi*reyin her türlü otoriteden kurtularak özgür ol*masını ve kendi hayatım kendisinin kurması gerektiğini savundu. Alman düşünürü Kant "Kendi yasanı kendin yap" formülü ile bireyci*liğe önemli katkıda bulunurken Nietzche ile "üstün insan" anlayışı ile bireyciliğin başka bir türünü temsil etti.
Bireycilik felsefesi toplum hayatının bütün alanlarında etkili hâle gelmiş, ekonomik alan*da ise burjuvazinin ve kapitalizmin gelişmesi*ne katkısı olmuştur. Fizyokratların "laissez-fa-ire, laissez-passe" (bırakınız yapsınlar, bırakı*nız geçsinler) düşünceleri, bireyi ekonomik alanda Öne çıkaran bir görüştü. A.Smith'c gö*re birey "kendi çıkarını geliştirmekle toplum*sal çıkarını gerçekleştirmiş olur"du. D.Ricar-do da bireyciliği yüceltmiştir, Serbest rekabet ortamında bireyler arasındaki rekabet, verim*liliğin ve gelişmenin şartı olarak görülmüş ve bu suretle bireyin serbest pazarda kendini or*taya koyacağı savunulmuştur. Ekonomide bi*reycilik, iktisadî liberalizmle birleşerek devlet*çiliğe ve merkezî planlamaya karşı olmuştur. Bireyciliğin ekonomik alanda meydana getir*diği sosyal tabakalar arasındaki uçurum dola*yısıyla toplumcu düşüncelerin ona bir tepki olarak doğduğu söylenebilir.
Siyaset alanında bireycilik demokrasiyi sa*vunmuştur. Toplum hayatına yön veren ka*nunların yapılmasının, egemenliğin halka ait olduğunun kabulünden sonra, halk temsilcile*rine bırakılması, oy hakkını gündeme getirmiş ve genel oyun yaygınlaştırılması ile birey siya*set alanında etkin hale gelmiştir. Fransız ihti*lâlinden sonra yayınlanan İnsan Haklan Bildi*risi de bireye önem vermiş, bireyin insan olma*sı nedeniyle doğuştan kazandığı bazı temel hak ve Özgürlüklere sahip olduğunu ilan etmiş*tir. XIX.yüzyıldan itibaren kralların ve yöneti*cilerin toplum üzerindeki keyfiliklerini sınır*landırmak amacıyla yapılan anayasalarda da bireyin önemi ve değeri korunmağa çalışılmıştır. Genel oyunyaygınlaşması, bir yandan bire*yi Öne çıkarırken, diğer yandan devleti, dar ge*lirli ve ücretli sınıflar lehine ekonomik hayata müdahale etmeye zorlamıştır. Bu itibarla bi*rey ile toplum arasında bir dengenin kurulma*sı ve sosyal devlet anlayışının gelişmesi yönün*de çeşitli yasal ve kurumsal düzenlemeler ya*pılmıştır.
XIX.yüzyılınİkinciyansından bu yana, birey*ciliğe karşı toplumcu düşüncelerin ortaya çık*ması ve bireylerin sosyal hayatta etkinliğini sürdürebilmek için çeşitli şekillerde örgütlen*mek zorunda kalmaları, bireyci eğitimlerin gi*derek zayıflamasına sebep olmuştur. Bununla birlikte liberal demokrasilerdebireyciliğin bel*li oranda korunduğu, sosyalist toplumlarda ise bireyciliğe yer verilmediği gözlenmektedir.
İslam düşünce geleneğinde Tanrı, yönetim, kamu ve kurumlar karşısında bireyin bireyci tutumlar takınabileceği ne İlişkin felsefî anlam*da her hangi bir düşünce türü gelişmemiştir. Tanrı, siyasal iktidar ve toplum karşısında, uzun bir mücadele tarihinden sonra bireysel hak ve özgürlüklerin Batı'ya özgü öyküsü na*sıl Batt'ya Özgü ise, bunun gibi bireyci felsefe*nin Doğu toplumlarında ve İslam kültüründe ortaya çıkmamış olması da Doğu'ya ve İslam'a özgüdür.
Kavramsal bakımdan Batılı anlamında İs*lam'da kazanılmış haklar yoktur. Çünkü, söz*gelimi İmam Gazali'nin hakların başlıcalan olarak gösterdiği din, can, mal, akıl ve nesil emniyetinin korunması olgusu, devlete veya kurumlara karşı mücadele veren sınıfların kendi çabaları sonucu elde ettikleri haklar de*ğil, şeriatın zaten doğası gereği bireye tanıdığı temel haklardır. Birey kendi özgürlüğünü bu temel haklara dayanarak gerçekleştirebilir. Yi*ne de İslam tarihi boyunca bireyin siyasal ikti*dar ve onun türevi durumundaki kurum ve zümrelere karşı bu temel hak ve özgürlükleri*ni yeterince kullandığı söylenemez.
AliBULAÇ
Bk. Birey; Kolektivizm; Laissez-Fabv; Sosya*lizm.
 

UpBot

Yeni Üye
Katılım
14 Ocak 2021
Mesajlar
1,017
Tepkime puanı
5
Puanları
38
Yeni düşüncelere açığız
 

Yeni Konular

Üst