Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Depolitize-Apolitize başka ne oluruz?

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 1,340

meyelan

Yeni Üye
Katılım
25 Ağu 2013
Mesajlar
785
Tepkime puanı
26
Puanları
28
İnsanlığın; mikro- simpleks kitlelerden, makro -kompleks bir oluşuma geçiş süresince izlediği siyasal ,politik yolların, kimileri tarafından, yol aslında yoktur,olsa da biz o yoldan gitmeyiz deyip, apolitize bir görüş benimsemelerini,samimi buluyor musunuz?
''Apoltiğim ben'' diyenlerin, kelimenin devir üstü bir çağrışım yaptırmasıyla,cahilliği kapatmaya çalışma uğraşı içinde olduğunda ortak düşünenler var mı? var ise sebebini söyler misiniz?

Bayağı sınav usulü bir yazım şekli olmuş🙂 hoşgörünüze mahsuben...
 
Son düzenleme:

elbiss

Yeni Üye
Katılım
24 Şub 2017
Mesajlar
464
Tepkime puanı
7
Puanları
18
Farklılıklar çeşitliliği çeşitlilik ise kültürel zenginliği beraberinde geterir...Kişilerin hür ve vicdani şekilde düşüncelerini söylemesi ve ifade etmesi yanlış olan değildir..

Lakin her yerde olduğu gibi söylemlerde yada ifadelerde dahi adap uslup ve terbiye ölçüt sınırları yada sınırlamaları vardır...

Bu ölçütleri iyi irdelemenin en güzel yolu ise kişinin kendisine istemediği bir uslup ve adap ı bir başkasına yöneltmemesidir...

Siyaset uzun bir yoldur ve bu yolda bilinenler ile bilinmeyenler arasında denklemler mevcuttur.

Kişi siyaset üzere konuşacaksa bildiği kadarıyla sınırlı kalır lakin bilinmeyen ve perde gerisinde kalanlar ise kişilerin o noktaya girip söz etmeyeceği alanlar olması gerekir...

Buda adap uslup ve erdemlilik gibi kavramları birlikte dogurur...

Hayatta herşey için bir yol vardır lakin yolun ilerlemesi sizin saygı göstererek sunduğunuz bir çerçeve ile olur...

Siyasetçiler eleştiriyi çok az kabul ederler lakin uygun bir dille sunum yapılan her eleştiriyi insan dogası ve kimyası geregi alabilir...

Bir yönde olmak yerine bir çizgide durabilmek ve o çizgi üzerinde ilerlemek bence daha makul olandır diye düşünüyorum...

Neticede Siyasetçi olanda bir insandır siyasete eleştiri sunanda bir insandır bu düşünüldüğünde İNSANİ İLİŞKİLERİ ve eylemleride İNSANİ değerler göz atılarak yapılması gerektiğidir..

Bugün bir çok şey söylemek yada insan düşünmek ifade etmek isteyebilir lakin Toplum içi davranışlarda bireylerin Devlete karşı vatandaşlık sorumlulukları vardır..

Yani birey kalkıp devleti alçaltamaz çünkü Devlet burada bireyleri koruma görevindedir...

Şöyle bir örnek vermek isterim...

Bugün yolda yürürken Polis in birine sen ne kadar kötüsün yada adisin dersen bu toplum içi ve vatandaşlık sorumluklları bilincinden dışarıya çıkar ve sizi derhal karakola alırlar...

Çünkü kolluk mkuvvetleri güvenlik ve koruma amaçlı DEVLETİ temsil eder...özellikle görevdeki bir POlise yanlış davranmak KAMU DAVASI na neden açar...

O halde Öz eleştiri yapılacaksa dahi konuşma uslubu ve erdemliliği oldukça önemlidir..

İyi bir örnek verirsek..

Polise gidip sizler çok zor şartlar altında görevdesiniz yaptıgınız işin zorluklarının farkındayım lakin ben polisleri bir şekilde sevmeye çalışsamda sevemedim dersen karşı taraftan İNSANİ BİR CEVAP alır ve sizinle medeni şekilde konuşmaya başlar...

Bunun esas temel sebebi sizin İYİ NİYETLE ELEŞTİRİSEL duruşunuz olmasıdır...böylelikle istenilen cevap lara yakın karşıdan cevaplar alabilirsiniz...

İşin dogası siz ne kadar edep uslup ve ahlak devamında erdemli ve vatandaşlık sorumluklarına duyarlı davranırsanız karşıdan da o şekilde güzel cevaplar alabilirsiniz...

Düşünceyi söylemekte sakınca yoktur sakınca olan durum düşünceyi ifade etmekte zorlanmaktır...

Eğer ifadeyi etmekte alaycı kayla almayıcı bir durum söz konusu yoksa yada aşagılama yoksa insan herşekilde ifadesini gerçekleştirebilir ve sunabilir kanaatindeyim..

Lakin ülkemizde erken tepki verme devamında ise erken alevlenme durumları söz konusu aslında edebince adabınca sorunca her insan güzel cevap alabiliyor bu KARŞILIK İNSANİ ALIŞVERİŞE baglı bir durum...

Benim bir seçeneğim hayatımda hiç olmadı olması gerektiği yerde insan susmayı bilmeli konuşması gerektiği yerde de insan insani degerlere uygun şekilde konuşabilmelidir..

Türkiyemizde ifade özgürlüğü oldukça vardır lakin ifade özgürlüğünün boyutlarını çogu zaman fazlasıyla zorladıgımızda sıkıntılar oluyor buda toplum içerisinde adabı muaşeret lere uymadıgımızdan kaynaklanıyor oldugunu düşündüğümdür...

Kişiler kurumlar insanlar hatalara mahsustur önemli olan hataları degıl hatalara çözumu nasıl sunabilmektir...neticede çözümsüz bir örnek yoktur herşeyin bir çözümü mutlak vardır bunun en temel birincil basamagı ise bence insanlığımızdan geçmektedir diye düşünüyorum...

En güzel insan karakteri ve kişiliği en iyiye yakın oturmuş bir insandır diye düşünüyorum lakin her insan hataya mahsustur diyerekten eklemeyide isterim...

Hatalar hayatlarımızda hep olur lakin kişilik haklarına zarar vermek ise KAMU DAVASI nı gerektiyor yani kişi vaz geçse dahi davasından kamu davası yine devam eder o yüzden siyasetle ilgili söz söylemeden evvel insanın bir değil 3 kez oturup düşünmesi gerekir ve dogru ifadeleri kullanması gerekir diye düşünüyorum...

Yani sırf yazı yazmak yerine gerçekten de bir şeyler kırmadan etmeden yazmak daha iyi diye düşünüyorum...

Çünkü bazı anlarda işin sınırı aşılabiliyor ve buda çeşitli cezalara magruz bırakabiliyor....o halde istenilen yada arzulanılan değil dikkat edilerek sunulan daha makul diye düşünüyorum..

Bence Ta bi.

Genel manada yazdım yanlış anlamanı istemem olur mu...?

Böyle.
 
Son düzenleme:

Kara Kalem

Yeni Üye
Katılım
1 Haz 2011
Mesajlar
90
Tepkime puanı
17
Puanları
8
Her politika ya da ideolojinin dayandığı toplumsal sınıf çıkarı vardır. Bireyin kendini apolitik olarak tarif etmesi dahi, niyetten bağımsız olsa da oldukça politik bir cümledir. Adaletsiz paylaşımın, emperyalist savaşların hüküm sürdüğü bir dünyada apolitiklik, mevcut sistemin korunması ve sürdürülebilmesine yardımcı olur. Birey, hiçbir politik yapıyı kendine yakın bulmayabilir, bu tamamen siyasetten uzaklaşacağı ya da ‘apolitik’ olarak tanımlamasını gerektirmez. Kendi fikirlerine yakın olduğu kişilerle ortak örgütlenme zemini arayabilir, aramalıdır da. Bu örgütlenme zemini; geçmiş politik deneyimlerin eleştirel bilgisiyle inşa edilebilir. Geçmişe dair politik deneyimlerin irdelenmesinde iki temel sapma vardır; birincisi toptan reddiye yani geçmişteki politik deneyimlerin ve kazanımların görmezden gelinmesi, ikincisi ise şablonculuk yani ülkeler arası özgül farklılıkları yok sayarak farklı bir coğrafyada oluşmuş devrimi, ilerlerme-reformları birebir kopyalayarak kabul ettirmesidir. Politik yollardan, gidişattan memnun olmayanlar, kendilerine yeni yollar açmak zorundadır, bu yeni yolunda; yukarıdaki iki sapmaya sapmadan, geçmiş nesnel deneyimlerin eleştirisi ışığında olması gerekmektedir, aksi halde bireyin pasifizm batağına saplanması kaçınılmazdır.
 

ihaveanidea

Yeni Üye
Katılım
25 Ocak 2017
Mesajlar
848
Tepkime puanı
8
Puanları
18
Apolitik ya da sade ifadeyle siyasi bir yol benimsemeyen insanlar iki şekildedir.

Çocuksudur.Kavgacı,geçimsiz,yaramaz,söz dinlemeyen ancak saf,temiz,tecrübesizdir.Bir çocuğu etki altına almak zordur.Çünkü o bir yola bağlı kalmaktansa her yolu denemek isteyip birer tecrübe edinmek isteyecektir.

Şehirlidir.Şehirli insan artık çoğu ihtiyacına kolayca ulaşabildiği için beklentisi önemli ölçüde karşılanmıştır.Şehirli insan güven duygusunun bağımlısıdır ve kurduğu ordularla bunu korumaya çalışır.Aynı zamanda toplum içinde de güven duygusunu hissetmesi için belli bir siyasi yola girip kendisini etiket yapmak ve diğer görüşleri benimsemiş insanlardan tepki çekmek istemez.Daha doğrusu korkar.




Bu tür insanların varlığı toplumun büyük ya da küçük olmasının bir sonucu değildir.
 
Son düzenleme:

meyelan

Yeni Üye
Katılım
25 Ağu 2013
Mesajlar
785
Tepkime puanı
26
Puanları
28
Sayın @Kara Kalem ve @ihavenidea (kesin onaylamayı sevmesemde)söylediklerinizin gerçeği yansıttığını kabul etmeliyim.
Bir yönetime tabi iseniz,onaylayıp onaylamamak gibi iki zemin üzerinde varlık göstermeniz gerekir.
Onaylayan kısımdaysanız,kendinizce doğrularınızı gözden geçirmiş,background unuzdan gününüze yansıyacak iyi kötü siyasi/politik bir tecrübe edinmiş ve şimdi bu doğruluğun tarafı olarak mutlusunuz, sorun yok.Onaylamayan zümre iseniz aynı edinimlerin ışığında ,ezilmiş, baskılanmış doğrusunun benisenmediğinden muzdarip bir nefersiniz ve mutsuzsunuz -ki bu hal insanda don kişot buhranı yaşatıp gizli bir haz da verebilir-.
Bu iki ihtimalde var ve bilir olmanın yansıması.Peki ''apolitiğim abi ben'' ciler;hiç bir dünya görüşü,sistem,düzen,kaos,savaş,ikilem-seçim görmemiş midir?İnsan yakın olana bağ kurar,aksine ağ kurar...ya da bunların hepsini yok ve yaşanmamış sayıp,bulunduğu hal ve dünyasına saklanıp,pasivist ,pesimist bir cahil olup çıkar.
Tarafsızlık bir 3. taraftır ki,cesaret ,dahil olmak,varetmek, yaşatmak kavramından yolu geçmez.
zannımca 🙂
 

elbiss

Yeni Üye
Katılım
24 Şub 2017
Mesajlar
464
Tepkime puanı
7
Puanları
18
Her politika ya da ideolojinin dayandığı toplumsal sınıf çıkarı vardır. Bireyin kendini apolitik olarak tarif etmesi dahi, niyetten bağımsız olsa da oldukça politik bir cümledir. Adaletsiz paylaşımın, emperyalist savaşların hüküm sürdüğü bir dünyada apolitiklik, mevcut sistemin korunması ve sürdürülebilmesine yardımcı olur. Birey, hiçbir politik yapıyı kendine yakın bulmayabilir, bu tamamen siyasetten uzaklaşacağı ya da ‘apolitik’ olarak tanımlamasını gerektirmez. Kendi fikirlerine yakın olduğu kişilerle ortak örgütlenme zemini arayabilir, aramalıdır da. Bu örgütlenme zemini; geçmiş politik deneyimlerin eleştirel bilgisiyle inşa edilebilir. Geçmişe dair politik deneyimlerin irdelenmesinde iki temel sapma vardır; birincisi toptan reddiye yani geçmişteki politik deneyimlerin ve kazanımların görmezden gelinmesi, ikincisi ise şablonculuk yani ülkeler arası özgül farklılıkları yok sayarak farklı bir coğrafyada oluşmuş devrimi, ilerlerme-reformları birebir kopyalayarak kabul ettirmesidir. Politik yollardan, gidişattan memnun olmayanlar, kendilerine yeni yollar açmak zorundadır, bu yeni yolunda; yukarıdaki iki sapmaya sapmadan, geçmiş nesnel deneyimlerin eleştirisi ışığında olması gerekmektedir, aksi halde bireyin pasifizm batağına saplanması kaçınılmazdır.

@Sayın Karakalem

Her ideolojinin sistemsel anlamda mutlak bir çıkar yolu vardır lakin önemli olan çıkarımları toplumsal manada kazanımlara dönüştürmek yani pastadan pay dağıtabilmektir..

Bugün Müdür bir insan kendi çıkarlarını kendini ayakta tutmak için kullanır lakin sevilen ve saygı gören bir müdür kazanmış oldukları başarıları en üstten en aşağıya dağıtabiliyorsa yani takım çalışmasını etkin ve başarılı kılabiliyorsa her manada kazanılan başarılar ortak bir payda da genel manada başarıya dönüştürülebilir..

Önemli olan kazanımları elde ederken birlikte başarabilmenin hazını ve başarısının keyfini tüm icra noktaya sirayet ettirebilmektedir diye düşünüyorum..

Kişilerin kendini siyasetten bağımsız oldugunu ifade etmesi de aslında söylenildiği üzere bir şekilde siyasetle gün içerisinde mutlak etkindir lakin siyasetle etkin olsa dahi her insanın siyasette benimseyebileceği mutlak bir yol olabiliride unutmamak gerekir diye düşünüyorum..

Mesela bugün benim öyle bir parti fanatikliğim yok yani bugün a yı benimsersem a yı seçerim ama yarın ilkeleri koşulları ve zeminleri uygun görmediysem b yi benimseyebilirim Ben içerideki kurulu zemine ve çeşitliliğe bakan biriyim devamında ise samimiyet olgusunda ne kadar etkenler ne kadar çalışkanlar ne kadar çözüm üretebilenler diye bakabilirim..

Bu durum işe girmeden evvel iş seçmeye benzetebiliriz lakin bazı anlarda istenmeyen bir iş dali ve sınıfında kendimizi bulsakda burada apolitik bakamayız yani ben bu işyerini benimsemedim diyemeyiz işte böyle şartlarda kişinin kendisi bulunduğu zemin ve sınıf ne olursa olsun sadakat ve bağlılık ile kendinden bekleneni en iyi şekilde verebilmesidir...

Bugün ben a siyasi partiyi benimserken hayat şartları b siyasi partide görev almamı gerektirirse ben B yi A yı degil bulundugum ortamda en iyisini sunabilmeyi benden bekleneni en iyi şekilde vermekten yana olur ve o şekilde çalışırım...

Yani kişinin fanatik olmasından ziyade ortak payda olan Ülkenin gelişimi kalkınması ve büyümesi paydasıdır Buradan şunu anlamanızı isterim ki kişiler ve benimsedikleri krurumlar zaman içerisinde kalıcı degillerdir neticede fani dünya ama kalıcı olan ülkenin ideolojisi ve kalkınması degerleridir...

Politikaya ben şahsen manevi olarak bakmaktayım yani bugün ülkeme en iyi hizmeti kim veriyorsa o siyasi ideoloji benim için önde olandır ama bugün x düşük ve meclise girememiş bir partiden teklif alsam bu teklifi vatan hizmeti ve ideolojisi olarak degerlendiririm lakin isteklerim olur ideolojilerini ve fikirlerini hatta hedeflerini almak isterim bana uyumlu olup olmadıgına bakarım uyumlu olması enim seçeneklerim dahilinde olur..

Fanatik olmaktan ziyade gerçekten de birşeyler başarabilmek için benden bekleneni fazlasıyla özveriyle çalışarak vermek hedefim olurdu...

Buradan şunu anlatmak istiyorum...İdeolojiler ve hedefler karşı tarafla uyuştugunda devamında beklentiler yakınlık gösterdiğinde kişinin bir eğilim içerisinde olabilmesi gayet dogaldır...

Bu katılım ile ilgili anlatımdı birde parti tutmayla ilgili söylemek gerekirse öyle şahsen tuttugum partiler var lakin ben 1 tane degil de 3 tane parti tutan biriyim ve çalışmalarını herbirinin takip eden biriyim lakin oy zamanı tek bir hakkım oldugunda tek birine kullanmak durumunda kalan biriyim ki seçimimi de süre zarflarında en uygun gördüğüme yapan biriyim...

Duruşum hayatım boyunca hep orta noktada olmuştur fanatikliğim hiç olmadı bu spor takımlarında da öyledir...Galatasaray taraftarıyım lakin dün beşiktaş avrupada galip gelince galip gelmesine çok sevinen biriyim...çünkü bu başarı ülkemin başarısı oluyor yani anlatmak istediğim siyasette ortak payda da duran biriyim bu ortak payda da TÜRKİYE mize katkı sağlanmasıdır...

Küresel bir sistem dünyada mevcut az verip çok kazanacaksın mantıgı bu sistemin inşaa edilmesi 100 yıl gibi bir süreç almış özellikle 2.dünya savaşından sonra geliştirilen bir sistem bu sistem sadece tekil olarak değil bankacılık alanında ve sanayide kendine daha fazla yol alabilmiş dünyada sanayileşme 1950 ler ilk olarak ingilterede başladıgında insanlar çok zor şartlar altında fabrikada çalışıyorlarmış sonrasında dünyada ilk yasal sendika 1820 yılında ilgilterede kurulmuş devamında FORD işçilerin eylerimleri sonucu devamında FİAT işçilerin eylemleri sonucu sendikalar kurulmaya ve bugünlere gelmeye başlamış...

Küresel bir sistemin adil dağıtmasını sağlamak için yeniden SİSTEM KURGULANMASI gerekir..

Özeillikle yeniden bir sistem ve yeniden bir KURGU için Dünyaya kabul ettirebileceğiniz elde tutulur bir yapınız olması gerekir...Bugün yeniden bir KURGU sanayileşme adına yazılıyor bunun adıda ROBOTIC SANAYİLEŞME diye ve bu kolda az işçi ile daha fazla kazanım düşünülüyor olması bugün TOYOTA üretimini %60 Robot teknolojisinde yaptırıyor...

Gelecekte bazı meslek dalları ne yazık ki RAFA kalkacak gözüküyor geleceği sektörü bilgisayar elektronik devamında ise yazılım vss diye gececek sonrasında işçi sınıfında ise CNS ROBOT KULLANIM OPERATÖRÜ diye vss gelişecek....

Bizler ortak olarak gelecekte İNSANİ düşünün Global çaptaa devrimsel anlamda daha ADİL bir SİSTEM insanlık olarak üretmek zorundayız gelecekte ki sıkıntıları bugünlerden farkederek gelecekte DAHA AZ SORUN DAHA FAZLA VERİM sloganı ile yolumuza devam etmeliyiz kanısındayım...

Bana kalırsa fikrimi sorarsanız YENİ BİR BORSA VE BANKACILIK SİSTEMLERİNİ oluşturmak durumundayız diye düşünüyorum...

Borsada KİRALAMA modellemeleri geliştirmeli JOKER FONLARI oluşturmalı TEŞVİK KAGIT ları sunumlamalı gibi bir çok alanda oluşabilecek farklılıkları oluşturmamız gerektiği kanısındayım...

Savaşların olması dünya sistemlerinin korumaz aksine sistemleri işleyiş çarkını zayıflatır ...Savaşların olması aslında tıkanan koridorun açmasıdır bu koridorda nakit akışının kısıldıgı dönemeçlerde daha fazla kendini göstermiştir ikinci dünya savaşının temel sebebide ekonomik alışveriş trafiğinin tıkanmnasından dolayı olmuş olmasıdır..

Kişi bir örgütlenme içerisine girmek zorunda değildir kişi teklif aldıgı bir yapıda özgürdür girebilir yada girmeyebilir lakin siyasi bir yapının benimsenmeside kişinin hayat tercih ve seçimlerine baglıdır...

Kişi bir yerde değilim diyorsa değildir seçimidir ama kişi açık kapı bırakmışsa her seçenek için bir süreçi kendi sınıflamalarına göre değerlendirebilir..

Siyasi sınıflamalarda verdiğin iki degerde kişi geçmişi ele alabilmesi gerekir geçmişten kazanılan degerler ile gelecekten kazanabileceği degerleri degerlendirmesi gerekir...

Geçmiş ele alınmadan gelecek inşaa edemezsiniz...eğer güçlü olmak isteniliyorsa ve bu güçlülük ülkenin güçlülüğü gibi bir ortak payda da ise geleceğin yolu geçmişten yeniden inşaa ederek başlanabilir diye düşünüyorum...

Yeni bir akım oluşturma çabasında olmak demek sıfırdan bir TAKIM kurmak demektir ki bu çok RİSKLİ bir durumdur çünkü rakipleriniz 100000000 puandayken siz 0 puandan başlıyor olacaksınız buda arada ne kadar fazla bir uçurum oldugudur ...

Devrim illa olacaksa YENİLİK baglamında var olandan daha iyi olmak üzere SANAYİ DEVRİMİN de gerçekleşmesi gerektigidir....Çünkü Dünya ENDÜSTRİ 4.0 a geçmeye çoktan başladı bile bende geçmiş yazılarımda ENDÜSTRİ 4.1 e geçmek gerektiğini başka bir sitede açıklamıştım...burada da bu konuyu açmayı umut ediyorum...

Çünkü gelecek EKONOMİK DEVRİM SANAYİNİN KUŞAK ATLAMASINDAN BAŞLIYOR OLMASIDIR ki gelecekte ÇOk daha farklı ve teknolojik bir BANKACILIK sistemi oluşturuyor olmuş olmasıdır....Gelecek YENİ DÜNYA ROBOTIC ÇAĞLA başlamaya başladı bile şuan sancılama dönemindeyiz sonrasında emeklemeye geçilecek yani dünya yavaş yavaş ROBOTIC ÇAĞ a girmeye başladı bu konuda üLKE olarak TEKNOLOJİK GELİŞİM VE ÇIĞIR atlamadaki süreci kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum...

Siyaset sadece söz olsun diye yada bir yere seçim olsun diye yapılmaması gerekir siyaset YENİLİKLERE kavuşabilmeyi arzulayabilmeli ve hazırlıklarını yaparak yeni bir ÇAĞ için entegrasyonu yapabilmesi gerekir..

Ben şahsen konuşmak yada bir yere baglı kalmaktan ziyade üretmeyi üretirken bir yenisini daha üretmeyi seven biriyim yani en zor u seven biriyim ama en basitten de kaçmayan biriyimm yani görev her zaman TÜRKİYE nin menfaati ve kazanımları olması gerektigidir...

Bir yer değil Ülke benimsenmelidir çünkü ortak payda ülkenin kazanımları ve menfaatleridir diye düşünüyorum...

Yenilik üretki yeniden yepyeni bir şekilde yeni yeni kazanımlar ortaya çıkabilsin düşüncesindeyim..

Memnun olmak yada memnun olmamak diye iki ayrım vardır ve bu ayrımda felsefede iki güzel soru vardır Neden ve Neye göre diye bu seçeneklere verilecek cevaplar kişilerden kişiye göre değişebilir işin açıkçası buna cevapları tam ortak noktada bulmak zordur çünkü sen beyazı seversin ama bir başkası sevmez bu döngü halinde devam eder

işte bu da farklı bir çıkmazı beraberinde getirir siyasette öyledir çıkmazları sürekli kendine inşaa eder oysa ki çıkmazları insaa etmeden daha faydalı daha etnik kullanabiliriz...

Bunun en etken yoluda kazanımlarımızı farkedip daha fazla gelişmesine katkıda bulunabilmektir buda ülke için olmasıdır ...

Kazanımları çeşitlendirip farklılıklarımızdan zenginlikleri çıkarabilirsek çeşitliliği kazanmış oluruz kazanılan her çeşitlilikde bize kültürel gelişmeyi sağlar kültürel gelişme ise ülke ekonomisine girdiler ve kazanımlar olarak geri döner...

Önemli olan zincir çarkına olabildiğince güzel meyvalar eklemektir diye düşünüyorum eğer netice TÜRKİYE gibi ortak bir payda ise...

Böyle.

---------- Mesajlar Birleştirildi at 12:15 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 11:56 ----------

Apolitik ya da sade ifadeyle siyasi bir yol benimsemeyen insanlar iki şekildedir.

Çocuksudur.Kavgacı,geçimsiz,yaramaz,söz dinlemeyen ancak saf,temiz,tecrübesizdir.Bir çocuğu etki altına almak zordur.Çünkü o bir yola bağlı kalmaktansa her yolu denemek isteyip birer tecrübe edinmek isteyecektir.

Şehirlidir.Şehirli insan artık çoğu ihtiyacına kolayca ulaşabildiği için beklentisi önemli ölçüde karşılanmıştır.Şehirli insan güven duygusunun bağımlısıdır ve kurduğu ordularla bunu korumaya çalışır.Aynı zamanda toplum içinde de güven duygusunu hissetmesi için belli bir siyasi yola girip kendisini etiket yapmak ve diğer görüşleri benimsemiş insanlardan tepki çekmek istemez.Daha doğrusu korkar.


Bu tür insanların varlığı toplumun büyük ya da küçük olmasının bir sonucu değildir.


@Sayın ihaveanidea

Bir siyasi yol benimsemeyenler olsa bile mutlaka seçim zamanı bir seçenekleri olur olmayanlarda sandıkta oy kullanmaz ama düşüncesinde yine mutlak bir yer olur..

Diyelim hiç yok buda mümkündür...

Çocuksu olmalarından ziyade istekleri ve düşüncelerine yakın bir konum yoktur....olsa bile sandığa gitmeyip gerek duymamışlardır seçim ve tercih meselesi lakin böyleler diye dışlamamakta gerekir...Ülkede olan her insan vatandaştır...

Kavramları ve tercihleri mutlak vardır ama yetkin görmemişlerdir...tercih meselesi diyelim...

Siyasi partiler bireyleri etki altına almak için yarış içerisinde olmazlar Siyasi partilerin en güzel kazanımları real olan ortaya sunduklarıdır....Sunumunu en iyi yapan parti bir adım daha önde oluyor ama ülkemizde samimiyet oldukça önemli devamında DÜrüst siyaset önemli..

Yani kişi bir siyaset yapacaksa en önce dürüst siyasetiyle ön planda olması gerektigidir diye düşünüyorum....Yani Siyasetçi bir işi yapmadan evvel ilk önce o işe kendisi dürüst olması devamında inanması gerektigidir diye düşünüyorum...

Siyasi partiler göz boyar mı evet bunu seçim zamanları yaklaşmadan evvel oldukça görüyoruz lakin verilen sözlerin harfiyen yerine gelmesinide zaman gösterir o halde söz agızdan çıktımı uygulanması dürüst siyaseti benimsetir..

Hatalar her siyasi partide olabilir lakin önemli olan hataları en kısa sürede minimize edip kazanımlara dönüştürebilmektir diye düşünüyorum...

Siyasi parti dediğin YENİLİKÇİ VE ÇAĞDAŞ olabilmesi gerekir...Siyasi partiler buraya ne kadar yakın olabilirse KAZANIMLARINI daha fazla yükseltmiş olacaktır kanaatindeyim işte burada siyasi partiler içerisinde ki zenginlikle ilgilidir...Siyasi partiler ne kadar zengin olursa kadrolaşma anlamında Yenilik bağlamınd ve bir çok alanda etki oluşturabilecek karakterler baglamında işte bu siyasi parti bir adım daha önde olabiliyor düşüncesi içerisindeyim...

Şehirli insanın yaşamı oldukça zordur genelde sabit işleri vardır ve zamanının çogunu iş hayatında harcar şehirli insanın değil ülkedeki her insan ayn ı huzurda ve guvende olması gerektıgıdır...

İnsanın düşünceleri vardır ve söyler mesela son 14 yılda Türkiyemizde oldukça fazla Milli Eğitim Müfredatı ve Bakanı değiştigidir...lakin şuda söylenilir bundan öncede de bu sorun vardır...

Demek oluyor ki sorun geçmişten dersler alınarak olmasına ragmen halen çözüme net bir eğitim sistemi modeline dönüşmemiş olmasıdır...lakin sadece öz eleştirisel bir kavram yeter li kalmaz akabinde çözüm yoluda sunmak gerektigidir yada kontakt yani sık sık arıza yapmasınıda sorunuda bulmak gerekir..

Öz eleştirisel yaptıgımızda yerde ki sorunun ana kaynagı her yenı gelen Egıtım bakanının kendıne gore bır sıstem belırlemesı aslında sıstem ortak olmalı yanı bır barcelona sıstemı hıç degısmez hocalar degısır ama ortak sıstem yanı ekol degışmez...

Bizimde eksiğimiz Eğitim alanında bir EKOL ü halen benimsemediğimizdir...Yani bir ispanyol EKOLÜ alabiliriz...bir ALMAN ekolü alabiliriz lakin EKOL alıp komple yeni bakan geldiğinde degısmemesidir..

Bana kalırsa TÜRKİYE mize en yakın Mıllı egıtım EKOLÜ İSPANYA MODELLEMESİ dir...

Buna İSPANYOL EĞİTİM ekolüne kendi sistemlerimizi eklersek en azından arızalı sorunları onarmak daha kolay olabilir düşüncesindeyim..4+4+4sistemi bana kalırsa geç kalınmış bir sistemdi ama EKOLÜMÜZ yok oluşturmak durumundayız ve EKOL olmadıgından da hep sorunlar yaşamaktayız bu EKOL e İSPANYOL EĞİTİM MODELLEMESİ EKOLÜ uyar kanaatindeyim...

Öz eleştiri yapay olarak da kırmadan da yapılabiliyor önemli olan söylem eylem ve ifade etmededir diye düşünmekteyim..

Öyle.
 

Kara Kalem

Yeni Üye
Katılım
1 Haz 2011
Mesajlar
90
Tepkime puanı
17
Puanları
8
Öncelikle temel sorunun ne olduğunu ortaya koymak gerekir. Tespit edilen temel sorun üzerinden saflaşmak, politika üretmek ve harekete geçmek gerekir. Eğer sorun sömürünün, paylaşım savaşlarının yok edilmesi değil de makul sınıra çekilebilmesi ise; mevcut sistem içindeki parlamentodaki partilerin birini desteklemek ya da partilerin performanslarıyla sorunun aşılabileceğine inanılabilir. Halbuki temel sorun kapitalizmdir ve bu sorun meclisteki sermayenin temsil eden siyasi partilerle aşılamaz. Sorunun kapitalizm oluşu, buna bağlı olarak siyasal yapının inşasında temel önem taşır. Temel sorunu ortaya koymadaki farklılık bizi reformist ya da devrimci siyaset ikilemiyle karşılaştırır.

İşçi sınıfının, emekçi halkların apolitikleştirilmesi evrensel bir projedir, emperyalizm soğuk savaş döneminde bunu; Ortadoğu toplumlarında komünizm tehlikesine karşı, dinsel dogmatizmi-şeriatı kullanarak, diğer coğrafyalarda kapitalist sistemle derdi olmayan (faşist,gerici) siyasi gruplara çeşitli biçimlerde bu örgütlere destek verdi. Türkiye özgülünde de evrensel tablodan bağımsız değildi.

Paylaşım savaşlarının temel nedeninin daha fazla sömürü olduğu ve kapitalist üretim mantığının sürekli ve daha fazla üretmek yani kâr etme olgusu üzerine kurulu olduğunu ve bunun da emperyalistler arası çelişkilere, krizlerle, savaşları doğurduğunu belirtmek gerekir.

Burjuvazi için kârını arttırmasının en önemli etkenlerdendir; ucuz iş gücü. Ve bunu sağlamak amacıyla kah yedek işçi ordusuyla çalışanları tehdit eder kah işçilerin grevlerinde polisi, jandarmayı çağırarak bastırmaya çalışır, ya da o işyerine sendikanın girmesine koşulları yettiğince karşı çıkar. Yani ‘ülkesel kalkınma’ diye bize dikte ettirilmeye çalışılan aslında sermayenin kalkınmasıdır. Yoksulluk sınırının 5000 tl civarında olduğu buna karşın emekçilerin büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının yarısı dahi maaş alamadığı bir durumla karşı karşıyayız. Kapitalizmde kalkınma ülkesel değil sınıfsal bir kategoridir. Burjuvaziye hizmet eden üretim araçlarının gelişimi, sömürdüğü emeğin üretkenliğinin arttırarak daha fazla kâr edebilmesi için yeni-gelişmiş üretim tarzlarına ihtiyaç duyar.
 

ihaveanidea

Yeni Üye
Katılım
25 Ocak 2017
Mesajlar
848
Tepkime puanı
8
Puanları
18
@Sayın ihaveanidea

Bir siyasi yol benimsemeyenler olsa bile mutlaka seçim zamanı bir seçenekleri olur olmayanlarda sandıkta oy kullanmaz ama düşüncesinde yine mutlak bir yer olur..

Diyelim hiç yok buda mümkündür...

Çocuksu olmalarından ziyade istekleri ve düşüncelerine yakın bir konum yoktur....olsa bile sandığa gitmeyip gerek duymamışlardır seçim ve tercih meselesi lakin böyleler diye dışlamamakta gerekir...Ülkede olan her insan vatandaştır...

Kavramları ve tercihleri mutlak vardır ama yetkin görmemişlerdir...tercih meselesi diyelim...

Siyasi partiler bireyleri etki altına almak için yarış içerisinde olmazlar Siyasi partilerin en güzel kazanımları real olan ortaya sunduklarıdır....Sunumunu en iyi yapan parti bir adım daha önde oluyor ama ülkemizde samimiyet oldukça önemli devamında DÜrüst siyaset önemli..

Yani kişi bir siyaset yapacaksa en önce dürüst siyasetiyle ön planda olması gerektigidir diye düşünüyorum....Yani Siyasetçi bir işi yapmadan evvel ilk önce o işe kendisi dürüst olması devamında inanması gerektigidir diye düşünüyorum...

Siyasi partiler göz boyar mı evet bunu seçim zamanları yaklaşmadan evvel oldukça görüyoruz lakin verilen sözlerin harfiyen yerine gelmesinide zaman gösterir o halde söz agızdan çıktımı uygulanması dürüst siyaseti benimsetir..

Hatalar her siyasi partide olabilir lakin önemli olan hataları en kısa sürede minimize edip kazanımlara dönüştürebilmektir diye düşünüyorum...

Siyasi parti dediğin YENİLİKÇİ VE ÇAĞDAŞ olabilmesi gerekir...Siyasi partiler buraya ne kadar yakın olabilirse KAZANIMLARINI daha fazla yükseltmiş olacaktır kanaatindeyim işte burada siyasi partiler içerisinde ki zenginlikle ilgilidir...Siyasi partiler ne kadar zengin olursa kadrolaşma anlamında Yenilik bağlamınd ve bir çok alanda etki oluşturabilecek karakterler baglamında işte bu siyasi parti bir adım daha önde olabiliyor düşüncesi içerisindeyim...

Şehirli insanın yaşamı oldukça zordur genelde sabit işleri vardır ve zamanının çogunu iş hayatında harcar şehirli insanın değil ülkedeki her insan ayn ı huzurda ve guvende olması gerektıgıdır...

İnsanın düşünceleri vardır ve söyler mesela son 14 yılda Türkiyemizde oldukça fazla Milli Eğitim Müfredatı ve Bakanı değiştigidir...lakin şuda söylenilir bundan öncede de bu sorun vardır...

Demek oluyor ki sorun geçmişten dersler alınarak olmasına ragmen halen çözüme net bir eğitim sistemi modeline dönüşmemiş olmasıdır...lakin sadece öz eleştirisel bir kavram yeter li kalmaz akabinde çözüm yoluda sunmak gerektigidir yada kontakt yani sık sık arıza yapmasınıda sorunuda bulmak gerekir..

Öz eleştirisel yaptıgımızda yerde ki sorunun ana kaynagı her yenı gelen Egıtım bakanının kendıne gore bır sıstem belırlemesı aslında sıstem ortak olmalı yanı bır barcelona sıstemı hıç degısmez hocalar degısır ama ortak sıstem yanı ekol degışmez...

Bizimde eksiğimiz Eğitim alanında bir EKOL ü halen benimsemediğimizdir...Yani bir ispanyol EKOLÜ alabiliriz...bir ALMAN ekolü alabiliriz lakin EKOL alıp komple yeni bakan geldiğinde degısmemesidir..

Bana kalırsa TÜRKİYE mize en yakın Mıllı egıtım EKOLÜ İSPANYA MODELLEMESİ dir...

Buna İSPANYOL EĞİTİM ekolüne kendi sistemlerimizi eklersek en azından arızalı sorunları onarmak daha kolay olabilir düşüncesindeyim..4+4+4sistemi bana kalırsa geç kalınmış bir sistemdi ama EKOLÜMÜZ yok oluşturmak durumundayız ve EKOL olmadıgından da hep sorunlar yaşamaktayız bu EKOL e İSPANYOL EĞİTİM MODELLEMESİ EKOLÜ uyar kanaatindeyim...

Öz eleştiri yapay olarak da kırmadan da yapılabiliyor önemli olan söylem eylem ve ifade etmededir diye düşünmekteyim..

Öyle.

Bu yazdığım İbn-i Haldun'un teoremine dayanıyor.

Ancak dönemdeki siyasi güçlerin dürüstlüğü tartışılabilir.Görevleri nedir?Başarıları ya da hüsranları ne düzeydedir?

Biraz daha kişisel bakılmalı.Sonuçta gerçekten bir şeyler olsun istiyorsa buyursun parti kursun,ilerlesin.Karanlıkta bir ışık yaksın.



Ve yazdıklarıma ek olarak şunu eklemek istiyorum.Tam tersi bir insan yani bir yola girmiş ve o yolun fanatiği insanda kendini ifade edememiş ve insanlar kendisini tanıtmasını istediğinde "falanca partinin şurası" diyebilmek için bir yolu seçenler de var.

Tabii ki hangilerinin daha karakteristik olduğu bilinebilir mi?

Bulunabilir.
 

elbiss

Yeni Üye
Katılım
24 Şub 2017
Mesajlar
464
Tepkime puanı
7
Puanları
18
Bu yazdığım İbn-i Haldun'un teoremine dayanıyor.

Ancak dönemdeki siyasi güçlerin dürüstlüğü tartışılabilir.Görevleri nedir?Başarıları ya da hüsranları ne düzeydedir?

Biraz daha kişisel bakılmalı.Sonuçta gerçekten bir şeyler olsun istiyorsa buyursun parti kursun,ilerlesin.Karanlıkta bir ışık yaksın.



Ve yazdıklarıma ek olarak şunu eklemek istiyorum.Tam tersi bir insan yani bir yola girmiş ve o yolun fanatiği insanda kendini ifade edememiş ve insanlar kendisini tanıtmasını istediğinde "falanca partinin şurası" diyebilmek için bir yolu seçenler de var.

Tabii ki hangilerinin daha karakteristik olduğu bilinebilir mi?

Bulunabilir.

Bilmiyordum öğrenmem iyi oldu..Tesekkurler.

Ta bi ki dönem içerisindeki siyasetçilerin tavırları duruşları nedir nelerdir o dönemde içerisinde neler olmuştur iyicene araştırıp bakmak gerekir kabataslak birşeyler yazabilmek sadece teoriden yola çıkabilmekte bana göre çok dogru olmayacagını duşunmekteyim dönem ve süreçleri iyi irdelenip ona göre cevaplar yazabllmek daha uygundur diye düşünüyorum..,

Parti kurulabilir lakin söz etmekle yönetmek arasında oldukça zorluklar vardır bir çok şeye bugün söz edebilir insan bir çok şeyi söyleyebilir lakin hem yönetip hemde karanlıkta ışık yakmak zor bir iş....

Karanlıkta aydınlatan bir fener ışığı gibi sürekli yolda ilerlemek kolay bir iş değildir...Söze binayen karanlıkta ışık olacağım der insan ama iş icraat ve izlenecek yolla daha belirgin olabilir ...

Kaldı ki karanlıkta bir yoldaışık olmak herdaim o ışığı muhafaza etmeyi gerektirir çünkü ufak bir ruzgarda fener ışıgı sönebilir işin özü karanlıkta yol bulmak fener olabilmek kolay bir iş değildir..

Tam tersi bir yola girmiş bir insanın kendini tarif etmesine gerek yoktur ki insanın benliği kişiliği ve karakteri ortadadır...yani kişinin bir yere fanatik olmasını şahsen sorgulayabilirim ama bir yerde ifade edememesi kişinin belli düzeylerde noksan yanının olmasıdır diyebilirim..

Kişi kendini geliştirmeli ve üzerine eklemeler yapması gerekmektedir eğer bir makam istiyorsa lakin sadece fanatiklik üzerinde kişi kalacaksa bulundugu konumda çok öyle büyük işler yapmasına gerek yoktur yada kendini ifade ettirip tanıtmasına gerek yoktur...

Ben Fanatiklik kısmına hayatım boyunca hiç sıcak bakmayan biriyim Ben daha çok SEVGİ den ve HOŞNUTLUK tan yanayım yani insan sevdiği yere yanlış yaptıgında hatasını söyleyebilir İnsan Hoşnut oldugu yere daha fazla eklemeleri gönülden gelerek yapabilir ama insan FANATİK oldugu bir yerde ne hatayı söyleyip ifade edebilir nede gönülden bir iş yapıp hoşnutluğunu sergileyebilir...

Karanlık yolda aydınlata FENER IŞIĞI olabilmek için insanın Fanatik olmaması gerekir...İnsanın Sevgi Muhabbet Ve Hosnutlukla olaylara ve süreçlere bakıp irdelemesi gereki...

Şu Sevgi denilen olgu var ya Dünyanın tüm kilitli kapılarının ANAHTARIDIR...Bugün sana yazı yazarken eğer senin sevgini alamadıysam yada senin hoşnutlugunu alamadıysam bugün yada başka gün ne yazarsam yazayım beni dışlayacaksın yada sana farklı gözükeceğim sanki sana karşıymışım gibi beni hep algılarsın..

Ama beni yazılardan da olsa görmemişte olsa sevmeye başladığında aslında bugün hoş bir yazı sohbeti yapmış oldugumu farkedeceksin...

İleride sohbetlerimiz arttıkça zaman geldiğinde belkide ikimiz birbirimizi realde görmeyi arzulayıp bir demlik çay içebilecek kadar belkide daha ileri düzeye taşımış olacağız....

Hayatta mütevazi olmak her konuda iyidir...lakin fanatik olan birinde bu Mütevazilik YOK denecek kadar azdır Fanatik olan bir insan yeri geldiğinde karşıdakinin hep üstünde olmak isteyebilir...

Sevgi Muhabbet ve Hoşnutluk ile yeri geldiğinde savunma alınacak ise Fedakarlık ve Yardımseverlık ıle bu tur ışler karanlık yolda daha ıyı bır FENER ISIGI ınsana verebılır....Insan ınsanlıgını en ıyısı sekılde gelıstırebıldıgı surece kazanımlar yada olmaz ımkansız denılen kazanımlar bıle bır bakmıssın olmuştur...

Bilmiyorum ama ben hayatımda hıc fanatık olamadım ya bende bır eksıklık var yada ben tuhafım bılemıyorum fanatık olmak benım dogama hayat tarzıma ınanısıma oldukça ters yanı bugun çalıştıgım yerı ıstedıgım an terkedebılırım çunku fanatık degılım yada bugun ıstedıgım anda hayatıma farklı yon verebılırım...

Ama yapmak ıstemıyorum baska yenı bır secenek onumde olmadıgı surece ben calıstıgım yada yer aldıgım her alanda Fedakar olmayı yardımsever olmayı ozeverılı olmayı helalınden çalışıp uretmeyı seven bırıyım cogu zaman hayatımda zorlansamda benden ıstenılenı beklenılenı sunmaya ozen gosteren bırıyım hayatımda kı en guzel yoldasım ıse ınanc degerlerımın bana hayatımda hep yanımda oldugudur...

Bılmıyorum hayatımda çok zorlansamda kaderın sundukları ALLAH tandır dıyebılıyor ve tum ozverımle uretebılıyorum hemde isteklı çalışarak çunku Sevgi ve Muhabbetle bakıyorum ve Hoşnutlukla davranıp dünya yaşamımı kısa olan ömür hayatımı sürdürmeye çalışıyorum

Bilmiyorum ama ben fANATIK OLMAYI sevmeyen bırıyım bır yere baglı kalmayı sevmeyen bırıyım..Çocukluktan berı oyleyım saygılıyımdır efendıyımdır lakın sert bir yanım ve kararlı duruşlarımda oldukça vardır lakın durustumdur de gorenler bu yanımı farkeder kendımı ovme maksadında demedım yanlış anlama ama FANATIK olmak tan zıyade ÇALIŞIP ÜRETMEYİ ve varlıgımda KAZANIMLAR sunup birlikte KAZANMAYI seven biriyim İŞİN ÖZÜN BENİM İLKELERİM WİN WİN yani KAZAN KAZAN ilkelerine dayalıdır ve öylede olur..

Böylece.

---------- Mesajlar Birleştirildi at 14:49 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 14:07 ----------

--------------------------
Konudan ve yazılardan Bağımsız yazmam gerekirse..

Bu sitede yazmayı seven biriyim çünkü hoşnut oldum çünkü kendime bir Felsefe sitesi arıyordum burayı buldum ve oldukça konular yazılar hoşuma gitti..

Biliyorum belki yazan kullanıcı sayımız çok az ama benim için hiç sorun değil belki sohbet etmeyi çok seven biriyim ama yinede hoşuma giden bir sitedeyim ..

Bundan once bir kaç sitede de yazılar yazdım ama o zamanda biliyordum zamanı gelince bırakıp ayrılacağımı yani herşeyi tadında bırakabileceğimi zamanı gelincede öyle yaptım bıraktım herşeyi tadında...

Bugün burada yazıyorum çünkü zamanı geldiğinde bugün burayıda bırakacağımı biliyor oldugum....Hayatımda görevlerden ödevlerden hiç kaçmayan biriyim benden ne istenilirse istenilenden daha fazlasını verebilmeye özveriyle sunmaya çalışan biriyim çünkü sadakatli olmak çalışkan olmak en güzel yanım...

Kendimi bahsetmeyi sevmeyen biriyim realde çok fazla konuşmam genelde işime odaklanırım ve severek yaparım.....realde Sohbet fazla etmem az ve öz konuşurum..

Sanalda neden böyle farklıyım diye soracak olursanız sanalda odaklanacağım bir işim yok yada görevlerim sorumluluklarım yada ödevlerim yok haliyle kendime fazla zaman bırakabiliyorum o yüzden de sanalda böyle çok konuşkanım eger realde beni görseniz işimle o kadar fazla haşir neşirimdir ki kendimi çok hırpalarım haliyle fazla zamanımın olmadıgını farkedersiniz...

Çünkü realde senden bir beklenti vardır bende bu beklentileri karşılamak zorundayım çünkü kazanımlarımı helalinden çalışarak elde etmeyi seven biriyim..

Bu sitedeyim çünkü sizlerden öğreneceğim çok şeyler olduguna inanmaktayım Hayatımda ögrenmeye bilgilenmeye hep AÇ biriyim AÇLIĞIM hiç doymaz sürekli alabildiklerimi almaya hem real hemde sanal gayret ve özen gösteren biriyim işin açıkçası Elbiss olmayı seven biriyim realde Fatih imdir ama önemli olan kim oldugum değil neler kazanabildiğimdir.

iÇimden geldi yazmak istedim kusurum varsa bağışlayın lütfen...Affınıza sıgınırım.

Böyle.
 
Son düzenleme:

Yeni Konular

Üst