Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Doğu,Batı (*)

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 2,633

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Gün-güneşin- doğuşu ve batışını ve buna göre yönlerin bir kısmını açıklayan, kavramlaştıran “Doğu, Batı” (*) neye ve kime göre doğu ve neye ve kime göre batıyı ifade etmektedir? Oryantalist Avrupa merkezli aydınlanma dönemi ile başlayıp günümüze kadar paradigması ile taşınan öğreti Avrupa’yı batı, Ortasında-Asyayı doğu olarak tanımlamıştır. Batının uygarlaşmasına koşut ve ona göre doğunun geri kaldığına temas edilmiştir. İşin esası böyle midir?

Fazla değil yüz-yıllar önce buharın makineye uyarlanması ile üretime koşulan enerjideki devasa artışın yaratmış olduğu üretim fazlalığı gereksinimi aşarak tüketim sanayiisinin şekillenmesine ön-ayak olmuştur. Sermaye de aynı dönemde yoğunlaşmaya başlamıştır. Ortasında-çağın bilim ve tekniğe göz yuman toplumlarının maddenin o güne kadarki keşfine dayalı evrensel bilgi birikimini kullanması kaçınılmaz olunca, bilgi göklerden ve gizeminden kopartılarak bilinmeyenler/korkulanlar tek tek açıklanmaya, bilimsel çözümlemelere tabi tutularak “aydınlanma” ya başlanılmıştır. Doğu olarak tanımlanan toplumların filozoflarınca irdelenen felsefi görüşleri ve oradan hareketle klasik Yunan filozoflarının düşünceleri gün-yüzüne çıkartılarak, doğanın ve mistik güçlerin egemenliğide olan insan bu göbek-bağından kopartılarak bağsızlaştırılmış/kısmen özgürleştirilmiştir. Tüm bunları sağlayan “aklın üstünlüğü” Güneş gibi doğudan batının üzerine doğmuştur. Uygarlaşmanın oryantal ölçütü ile insanlaşmanın evrensel ölçütleri arasındaki uçurum kapanmadığı gibi derinleşmiştir. Tarihi kaynakların tesbitlerine göre 1830 yılında İngilizler’in kendi tekstil sanayiinin önünde büyük bir engel olarak gördükleri Hindistan’da geleneksel el dokuma tezgâhlarında çalışan yirmi-bin ustanın parmaklarını bir gecede kestiklerine bakılırsa uçurumun derinliği çok rahat görülebilecektir.

Güneşin doğduğunu gören ilk kişi kimdir ki böylesi bir yön tesbitinde bulunabilsin!? Hem kıtalar da jeo-fizik kriterlere göre değil politik kriterlere göre adlandırılmış olmalarına göre, doğu-batı, kuzey-güney öyküleri de aynı kriterlerden nasiplenmişlerdir. Doğu olarak görülen toplumlar bu ölçütlerin bedelini fazlasıyla ödemişlerdir. Olan-ın bedelinin olmayan-dan daha az görülmesi bu nedenle olsa gerek; aynen, “iyi nasihat yakutlardan bile ender bulunur” (1) öyküsünde olduğu gibi...Ancak öğüt/nasihat başka bir şey daha söyler; el kapılarında dilenmektense kendi çöplüğünde didinmek yeğdir. Öğrenmeyi sonuna kadar red edip yaşayarak görmeyi/öğrenmeyi denemek kolay olanı seçmektir. Ne var ki, “bir musibet bin nasihatten iyidir” ...Batıda, doğu görselleriyle vardır; “bin-bir-gece masalları”nın egzotik gizemiyle...Halıların uçtuğu, cinlerin şişelerinden salıverildikleri, yılanların dans ettirildiği coğrafyaların düş-dünyalarındaki bu zenginliğin gündelik hayata iz-düşümleri aynı olmamaktadır. Mumbai’de “Geceyarısı Çocukları” (**) ndan bir kısmı tarih boyunca uğradıkları istilalara eklenen önce Portekiz’lerin daha sonra İngiliz’lerin koloniyal yoksullaştırılmalarından arta kalan göbek bağını bir türlü kesip atamadıkları, onu içselleştirdikleri için düş dünyasındaki bu zenginliği pratik yaşama iz-düşememektedirler. Batının doğusuna gidilmedikçe/içersinde yaşanılmadıkça bu çocukların dünyalarının keşfedilmesi belki de olanaksızdır. “Bedava Radyo” (2) yu “gökyüzünden gelen ses –Yê Akashvani hai” Urdu’ca(3) olarak yorumlamak kimin harcıdır!?

../.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Tarihi yazmak tarihsel olayın içinde olmaktan farklıdır. Geleceği kurgulamak adına geçmişi yeniden biçimlendirmek/yorumlamak günceli kayıt altına almaktan farklıdır. Güncelin kayıt altına alınmasındaki öznellik evrensel genel karşısındaki özenin öznelliği ile doğrudan ilişkilidir. Tüm bu nedenlerle gerek kayıt altına almak gerekse yorumlamak her hal ve şartta nesnel değildir. Geçmişe dair her türlü yaşanmışlıkların geride bıraktıkları kalıntılar biyolojik-kimyasal-fiziksel olanlar dışında öznel karakterlerinden dolayı nesnel sayılamazlar. Yazılı dil farkında olsun olmasın geleceğe yönelik bir iz bırakır/buna meyillidir. Bunun farkında olan yazar öyle durumlarda kalır ki gelecek ile ilişkisini kesmek ister. Bu nedenledir ki; “ ... toprağın altına girdikten sonra kendisini yaşatacak, ölümsüz kılabilecek bu maddeyi (yani kağıdı) yok etmekten de eşit ölçüde zevk aldığı bilinen bir gerçektir;...” (4 ) Gelecek kuşakların bilgi edinme hakları olmalıdır/en azından olması gerekir. Dolayısı ile kayıt düşenin böylesi bir zevki yaşamak adına iz-düşümlerini yok etmesinin ne denli yerinde olduğu tartışmaya açık görünmektedir. Kayıt altına alınmayan bir eylemin kendisi zamanla yok olur/bilinmez. Kayıt altına alınması ise söz/yazı ile olur. Bu nedenle yazı dilinin gücü eylemin boyutlarını aşar. Üstelik öyle bir gücü vardır ki Kızılderili ana/ataların dediği gibi “yönlendirmesini bilmeyene bumerang olarak geri döner” Yanı sıra, Salman Rushdie’nin tanımladığı gibi ““..panzehiri bulunma...”yan “Zehirlerin en ölümcülü!” olan da “söz’dür”” (5)
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Jülyen takvimine göre yıl 1492 yi gösterdiğinde Cristovao Colombo/Kiristof Kolomb Amerika kıtasına ayak bastı. Batının batısına gitmişti oysa...Yeni dünyayı doğu sahilleri sanması yalnızca bir hesap hatası olabilir mi? Mactazuma yerleşik ve barış içerisinde yaşayan bir toplumun önde geleniydi; savaşı tanımıyordu ve Colmombo’yu Tanrının elçisi olarak değerlendirip ona ve refakatindekilere yer gösterdi, buyur etti. Tanrıların gazabına uğrayacağından ve kılıçtan geçirileceğinden habersizdi. Mayalar, İnkalar ve Aztekler bir-bir kılıçtan geçirildiler. Uçsuz bucaksız verimli toprak ve yer altı kaynakları Avrupa’lı toplumların gözlerini kamaştırıyordu. Önce zapt ettiler, sonra emek gücüne duyulan gereksinimi karşılamak için köleleştirdikleri insanları deniz-aşırı taşıdılar ve sömürdüler. Afrika, Asya ve Amerika olarak tanımladıkları kıtları paylaştılar ve ölümcül eğlencelerine safari avı dediler. Öykü kahramanı Çehov diyor ki; “ Londra’ya aşığım...Başarılarını takdir ediyorum: bravo! Ama sonra dönüp kendi yuvama bakıyorum ve soyguncular tarafından yağmalandığını görüyorum.” (6) İnsan, türlerden biri olduğunu unuttuğu gün kendine yabancılaşmış, Elias Canetti’nin “ paylaşım yasası” dediği ilk yasayı ihlal ederek canavar-doymazlığını edinmiştir.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Tektonik levhalar sürekli yer değiştirirken –kimi yerde karışıp kimi yerde ayrışırken- farklı yer ve zamanlarda farklı kültürleri geliştiren insan türü hem yek-diğerine karışmakta hem de ayrışmaktadır. Seyahat ve yerleşme özgürlüğü tanındıktan/benimsendikten sonra bu özgürlüğü kullanan kişilere şart koşmak klasik site-hukukunun çağcıl versiyonundan öteye geçmeyecektir. Ne doğunun doğusuna ne de batısına, ne batının batısına ne de doğusuna gidildikçe ne doğuya ne de batıya ulaşılmayacak, yek-dünya gezegeninde bir tür olduğunu insan ilanihaye keşfedecektir. Koşumluk atların nal sesleri siber-uzay çağında uydu görüntülerine yerini bırakırken, posta arabaları müzelerde sergilenecektir.

Seçme/tercih yapabilme, insanı diğer canlı türlerinden ayıran en belirgin özelliğidir. Ve fakat öyle anlar olur ki kişiye tercihler dayatılır; kötünün iyisini seç anlamında bir dayatmadır bu...Ve yine insan, farklı olduğunu böylesi zamanlarda da gösterebilme gücüne/yeteneğine/yönelim ve istencine sahiptir. “Seçmeyi reddediyorum.” (7) şeklindeki seçimi tam da bu duruma işaret etmektedir. Bireyin belki de en güçlü ve en radikal tercihi red edebilmesidir. Bunun için red etmenin karşılığında kalınacak yoksunluğu görmesi, benimsemesi ve ona karşı kayıtsız kalabilmesi gerekir.

Ne doğu doğudur ne de batı batıdır.


Nejdet Evren

Haziran 2012, Batı

(*) Doğu,Batı, Salman Rushdie, Öykü, Can Yayınları, 1 basım 2011, Begüm Kovulmaz çevirisi. 180 sayfa
(**) Geceyarısı Çocukları, Salman Rushdie, Roman, Metis Yayınları, İkinci basım Temmuz 2008, Aslı Biçen çevirisi, 492 sayfa
(1) Doğu,Batı adlı eser sayfa: 15
(2) Age, S: 25
(3) Age, S: 32
(4) Age, S: 59/60
(5) Age, S: 73
(6) Age, S: 131
(7) Age, S: 177
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Guzel bir baslik. Dogu bati ilk basta bir yon tayinidir ve bilindigi gibi bu yon tayini 8 tanedir. 4 ana yon, 4 ara yon.

Bir haritayi onumuze koydugumuzda ya da bir pusula ile sol taraf her zaman kisiye gore bati, sag taraf her zaman kisiye gore dogu olarak algilanir. Tabiki yon tayini bulundugun yere paralel olarak tayin edilir. Eger bulundugun yeri tayin edeceksen; o zaman oradan hareket edip, baska bir durak ve baslangic noktasi secmen gerekir. Cunku yonler bir belirlenen nokta temelinde tayin edilir.

Dunya haritasini onumuze koyarsak; Tabiki bu koyus bir kuresel degil; duzlemsel olacaktir. Genelde harita da Amerika her iki kitasi ile birlikte batinin en ucundadir ve bu bati, Bir yerde Turkiye,nin Trakya bolgesinde yani bogazda sona erer. Iste bu yuzden bogazin bir tarafi Avrupa, diger tarafi da Asyadir.

Avrupa ile Asyay'i ural daglari ayirir ve bati, Avrupa olarak orada biter. Diger sag tarafta kalan tum dunya cografyasi da dogu olarak adlandirilir.

Bilindigi gibi harita sadece cografi degil; ayni zamanda siyasidir de. Iste bu temelde "dogu/bati cekismesi/adlandirmasi/savaslari/kulturu v.s." bu cografi sinirlar cercevesinde belirlenmistir. Ingilizce de "Western/eastern countries" olarak adlandirilir. Orta dogu da dogunun tam ortasinda kalan cografi bolgeyi isaret eder.

Her nedense bir orta bati saptanmamistir. Sonucta cografi olarak batida yer alan bir ulke, yine batidaki baska bir ulkenin dogusunda olabilir.

Yine politik ve cografi olarak uzak dogu da batiya olan uzaklik temelinde ortaya konmustur.

Aslinda politik ve diplomatik kullanim olarak bir kuzey/guneyin olmamasi da ilginctir. Cunku kuzey, dunya haritasi olarak hem doguiyu hem de batiyi icerir. Ayni sekilde guney'de. Burada isin bir ilginci de; bati politik/diplomatik algisina guneyin bati tarafinin degil de; sadece kuzeyin bati tarafinin girmesidir.

Sonucta yonsel, cografi ve politik adlandirmalarin ya da tarihsel akisin bir yerde adlandirilmasi bu temelde olmustur ve olmaktadir.

Son olarak Derrida'nin bir cumlesini hatirlatayim. "Yazar yoktur/yazi vardir" buradan da ilk kimin nerede ve ne zaman ve de newden dogu ve batiyi saptadigini ortaya koyamiyoruz. Ayni alfabeyi ortaya koyanlari koyamadigimiz gibi. Yani authority, yani otorite; Author, yani yazarsiz; yazi olarak ortadadir. Cunku otoritenin yazari yoktur, sadece yazisi vardir.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
"Genelde harita da Amerika her iki kitasi ile birlikte batinin en ucundadir ve bu bati, Bir yerde Turkiye,nin Trakya bolgesinde yani bogazda sona erer. Iste bu yuzden bogazin bir tarafi Avrupa, diger tarafi da Asyadir." diye belirtmişsiniz.

../.
yer-kürenin düzleştirilmesi/haritalandırılması kullanım açısından gerekli olabilir ve fakat düzleştirilirken söylediğiniz biçimli düzleştirilmesi ve yerleştirilmesinin vaz-geçilmez, olmazsa olmaz bir gerekliliğinden söz edilemez.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
"Genelde harita da Amerika her iki kitasi ile birlikte batinin en ucundadir ve bu bati, Bir yerde Turkiye,nin Trakya bolgesinde yani bogazda sona erer. Iste bu yuzden bogazin bir tarafi Avrupa, diger tarafi da Asyadir." diye belirtmişsiniz.

../.
yer-kürenin düzleştirilmesi/haritalandırılması kullanım açısından gerekli olabilir ve fakat düzleştirilirken söylediğiniz biçimli düzleştirilmesi ve yerleştirilmesinin vaz-geçilmez, olmazsa olmaz bir gerekliliğinden söz edilemez.

Bende bundan bahsetmiyorum. Sadece nesilden nesile aktarilan bilincalti sartlanmisliginin alisilagelmis, yerlesmis ve otomatiklesmis, kisaca sorgulanmayan bir yanasimi oldugundan bahsediyorum. Iste yazari olmayan bir otorite haline gelmis.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
"bilinçaltı şartlanmışlığının" diye tanımladığınız daha anlaşılır olarak içselleştirme olarak tanımlayacağımız bir olgu olsa gerek. ezber-kültürü ile sorgulama-kültürü arasındaki farka dairdir. bu durum özneleşme ile doğrudan ilişkilidir. ezberde denir ya "dört tarafı denizlerle çevrili büyük kara parçasına kıta deniyor" diye...Avrupa ve Asya hariç demiyorlar ve fakat kimse de sorgulamıyor...ne güzel değil mi?
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
"bilinçaltı şartlanmışlığının" diye tanımladığınız daha anlaşılır olarak içselleştirme olarak tanımlayacağımız bir olgu olsa gerek. ezber-kültürü ile sorgulama-kültürü arasındaki farka dairdir. bu durum özneleşme ile doğrudan ilişkilidir. ezberde denir ya "dört tarafı denizlerle çevrili büyük kara parçasına kıta deniyor" diye...Avrupa ve Asya hariç demiyorlar ve fakat kimse de sorgulamıyor...ne güzel değil mi?

Evet bilincalti dogumdan itibaren alinan her turlu verinin sorgulanmadan ya verildigi ya da karsi cikildigi sekilde uygulanmasidir. Yani oldugu gibui ya da karsiu cikarak uygulanan bir sey icin; beynin dusunmesi ve kendini degerlendirmesi gerekmez. Bu alisilagelmis, otomatiklesmis ve yerlesmis bir dusunce ve davranistir. Sorgulama ise kendilik bilinci ile baslar. Yani verileni yapmak ya da yapmamak degil; verileni algilamak, kavramak, idrak etmek ve sorgulayarak ya korumak ya da ondan kurtulmak.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
sorgulamamanın "biliç-altı" ile alakası olmadığını belitmekteyimdir. siz tam tersine bir yorumla kendi düşünceniz ile örtüştürmek eğilimindesiniz. katılmıyorum
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
sorgulamamanın "biliç-altı" ile alakası olmadığını belitmekteyimdir. siz tam tersine bir yorumla kendi düşünceniz ile örtüştürmek eğilimindesiniz. katılmıyorum

Bir kisi sence neden beyninde olan bilgileri sorgulamaz da; onlari ya uygular ya da karsi cikar?

Ya da sence sorgulama ne demektir?

Kim ne durumda sorgular. Cunku bunun tersi bilincaltina yerlesmis ve otomatiklesmis sorgulanmazlardir. Bir tiore cinayetini isleyenin bu cinayeti otomatikman islemesi ve sorgulamamasi gibi.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
"sürüleşmek" e gönderme yapabilirim. davranış bilimleri ya da psikoloji psikanalizm ile sakatlanmıştır. birey, özne, özneleşmek, özgürlük hepsi bir bilinmeyene havale edilmiştir;" Bilinçaltı"... karanlık bir dünya, aydınlanmanın "karartma geceleri" gibi...toplumsal baskılamaların "libido" denilene etkisi seksüel baskılanmadan önce ekonomik/politiktir. ekonomik/politik olan ise bilinçseldir. bu ikisi arasındaki devasa fark "bilinçaltı" ile bilinç arasındaki fark kadar büyüktür. bu nedenle "bilinçaltı" denilen paradigmayı değiştirmek gerekir. o, yoktur.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
"sürüleşmek" e gönderme yapabilirim. davranış bilimleri ya da psikoloji psikanalizm ile sakatlanmıştır. birey, özne, özneleşmek, özgürlük hepsi bir bilinmeyene havale edilmiştir;" Bilinçaltı"... karanlık bir dünya, aydınlanmanın "karartma geceleri" gibi...toplumsal baskılamaların "libido" denilene etkisi seksüel baskılanmadan önce ekonomik/politiktir. ekonomik/politik olan ise bilinçseldir. bu ikisi arasındaki devasa fark "bilinçaltı" ile bilinç arasındaki fark kadar büyüktür. bu nedenle "bilinçaltı" denilen paradigmayı değiştirmek gerekir. o, yoktur.

Hem "degistirmek gerekir", hem de "o yoktur"; derken neyi kast ettin?

Yok olan nedir, degistirmerilmesi gereken nedir?
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
"bilinç-altı" kavramını kaldırmak gerek. olmayan ile olanı tanılamayı sürdürmek yanılgılara neden olacaktır. onun yerine bir kavram ikame edilemez çünkü olmayana yüklenen kavramın içeriği doldurulamayacağı gibi değiştirilmesi, eşi-benzeri de bulunmayandır.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
"bilinç-altı" kavramını kaldırmak gerek. olmayan ile olanı tanılamayı sürdürmek yanılgılara neden olacaktır. onun yerine bir kavram ikame edilemez çünkü olmayana yüklenen kavramın içeriği doldurulamayacağı gibi değiştirilmesi, eşi-benzeri de bulunmayandır.

Bu mumkun degil. Bugun basta psikolojide olmak uzere her turlu insanoglu numenal temelinde bilincalti isleniyor ve butun insandisi ve insanlikdisi dusunce ve davranislarin temeli de bu bilincalti. Sonucta bilince cikartilamazsa; sorgulanamiyor ve ondan kurtulanamiyor.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
ısrarla vurguladığım öğretiyi/paradigmayı yinelemekten öteye çıkamayışının temel nedeni söylediklerim olmasına rağmen fasit döngü sürüyor. gizemlerle dolu dünyayı aydınlamacılar güya açığa çıkartmış büyücüleri ekarte etmişlerdi. aklın büyüsüne diyecek yok.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
ısrarla vurguladığım öğretiyi/paradigmayı yinelemekten öteye çıkamayışının temel nedeni söylediklerim olmasına rağmen fasit döngü sürüyor. gizemlerle dolu dünyayı aydınlamacılar güya açığa çıkartmış büyücüleri ekarte etmişlerdi. aklın büyüsüne diyecek yok.

Neyse uzerinde yazisilan konu zaten konu basligi disinda. O yuzden bu konuyu kendi basliginda tartismak ta en guzeli.

Istersen konuyu burdan;

http://www.felsefe.net/felsefeye-giris/5253-bilinc-uzerine.html

Ya da burdan;

http://www.felsefe.net/bilimsel-makaleler/73946-bilinc-inanc-iliskisi-celiskisi-farki.html

Ya da konu ve kavrami isleyen baska bir basliktan devam edebiliriz.
 

UpBot

Yeni Üye
Katılım
14 Ocak 2021
Mesajlar
1,017
Tepkime puanı
5
Puanları
38
Teşekkür ederiz konu paylaşımınız için.
 

Yeni Konular

Üst