Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Gerçeğin kanıtı nedir?

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 1,707

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
(Yoğunlukla ve çoğunlukla Maharaj'dan Alıntılar ve derlemelerdir)


Gerçek kanıtlanamaz da çürütülemez de.


Bilmediğiniz gerçeğin kanıtını aramak yerine, bildiğinize inandığınız şeylere ait kanıtları incelemeden geçirin. Göreceksiniz ki hiçbir şeyi kesin bilmiyorsunuz - siz söylentilere güveniyorsunuz. Gerçeği bilmek için kendi deneyimleriniz içinden geçmelisiniz.

Varoluşun kanıta ihtiyacı yoktur, o diğer her şeyi kanıtlar.

Gerçeğe aracı ile, temas ve deneyim yoluyla varılamaz


S:Kimin gerçeğe varıp kimin varmadığını belli edecek, kanıtlayacak bir yol yok mudur?
M:Sizin tek kanıtınız kendinizsiniz. Sizdeki kişi ile birlikte kalın ve size neler olduğunu gözlemleyin. Başkalarına sormayın.

Gerçek olan içinde "gerçek olan nedir" sorusu ortaya çıkmaz.

Eğer girişimde bulunmadan bir kanıt isterseniz, size ancak şunu söyleyebilirim: kanıt benim.



M: Siz kendiniz kanıtsınız. Bir başka kanıtınız yoktur ve olamaz da. Siz kendinizsiniz,


S:Gerçeğin oturduğu, onu bulabilmek için gidebileceğiniz yer neresidir? Ve onu bulmuş olduğunuzu nasıl bileceksiniz? Onu denemek için yanınızda nasıl bir mihenk taşı getirirsiniz?
M:Başlangıçtaki soruya döndünüz: Gerçeğin kanıtı nedir? Sorunun kendisinde bir hata olmalı, çünkü dönüp dolaşıp onu yeniden tekrarlama eğilimindesiniz. Neden gerçeğin kanıtlarının neler olduğunu soruyorsunuz? Bu sizin gerçeği birinci elden bilmediğiniz ve aldatılmaktan korktuğunuz için midir? Siz öyle hayal ediyorsunuz ki gerçek, adı"gerçek" olan bir şeydir ve onu edinmek avantajlıdır, hakiki olması koşuluyla. Yani kandırılmaktan korkuyorsunuz. Siz gerçeği satın almak için alışverişe çıkmışsınız fakat tüccarlara güvenmiyorsunuz. Sahte, taklit şeylerden korkuyorsunuz.

S:Ben kandırılmaktan korkmuyorum, kendi kendimi kandırmaktan korkuyorum.
M:Fakat siz gerçek maksadınız hakkındaki bilgisizliğinizle kendinizi kandırmış oluyorsunuz. Siz gerçeği istiyorsunuz, fakat aslında aradığınız, sadece, ebediyen devam etmesini istediğiniz rahatınızdır. Ama hiçbir şey, hiçbir zihin hali ebediyen devam edemez. Zaman ve uzay içinde daima bir sınır vardır, çünkü zaman ve uzay kendileri sınırlıdırlar. Ve zamansızlık içinde de "ebediyen" sözcüğünün bir anlamı yoktur. Gerçeğin kanıtı için de aynıdır. Dualitenin geçerli olmadığı âlemde her şey tamam, kendi kendisinin kanıtı, anlamı ve amacıdır. Her şeyin bir olduğu yerde desteklere ihtiyaç yoktur. Siz kalıcılığın gerçeğin kanıtı olduğunu, daha uzun süre devam edenin bir biçimde daha doğru olduğunu hayal edersiniz. Zaman, böylece, bir gerçeklik ölçüsü haline gelir. Ve zaman zihinde olduğundan, zihin hakem haline gelir ve kendi içinde gerçeğin kanıtını arar - tamamen olanaksız ve umutsuz bir iş

S:Bayım, eğer siz "Hiçbir şey gerçek değildir, her şey görelidir" deseydiniz, sizinle aynı fikirde olurdum. Ama siz doğrunun, gerçeğin, mükemmel bilginin var olduğunu söylüyorsunuz, bu nedenle soruyorum: O nedir ve nasıl biliyorsunuz? Ve bana: "Evet, Maharaj haklıymış" dedirtecek olan nedir?
M:Siz bir kanıtın, bir tanıklığın, bir otoritenin olması gerektiği fikrine saplanmış durumdasınız. Siz hâlâ gerçeğin size "Bak, işte gerçek" diye parmakla gösterilmesi gerektiğini hayal ediyorsunuz. Bu öyle değildir. Gerçek bir çabanın sonucu, bir yolun sonu değildir .O burada ve şimdi, onun için duyulan özlem ve arayışın içinde var. O zihinden ve bedenden daha yakın, o "Ben-im" duygusundan da daha yakın. Siz onu görmüyorsunuz, çünkü kendinizden çok uzağa, en içinizdeki varlığınızın dışına bakıyorsunuz. Siz gerçeği nesnelleştirmişsiniz ve ancak nesnelere ve düşüncelere uygulanabilecek standart kanıtlar üzerinde ısrar ediyorsunuz.

Ama görmüyor musunuz ki siz zihninizdeki gerçeğin ne olduğunu ve nasıl bir kanıtın sizi tatmin edeceğini açıklamadan, gerçeğin kanıtını istiyorsunuz. Kanıtınıza güveniniz varsa herhangi bir şeyi kanıtlayabilirsiniz. Fakat kanıtınızın doğruluğunu ne kanıtlayacak? Ben sizi kolayca şunu kabule götürebilirim ki siz yalnızca var olduğunuzu biliyorsunuz – varlığı hakkında emin olabileceğiniz tek kanıt kendinizsiniz. Fakat ben salt mevcudiyeti gerçekle özdeşleştirmem. Mevcudiyet anlıktır, daima zaman ve uzay içindedir, oysa gerçek değişmez ve her yanı kaplayandır.

S:Bayım, ben gerçeğin ne olduğunu ve onu neyin kanıtlayabileceğini bilmiyorum. Beni kendi kaynaklarımla başbaşa bırakmayın. Burada gerçeği bilen sizsiniz, ben değil.
M:Siz gerçeğin kanıtı olarak tanıklığı reddediyorsunuz; başkalarının deneyimleri işinize yaramıyor, muazzam sayıdaki bağımsız tanığın birbirini tutan beyanlarından çıkarılacak her türlü sonucu reddediyorsunuz; öyleyse, sizi tatmin edecek kanıtın ne olması
gerektiğini, sizin geçerli kanıt testinizin ne olduğunu söylemek size düşer.


S: Siz de üstün bir kişisiniz. Siz gerçek olanı bildiğinizi iddia ediyorsunuz, ben ise bilmiyorum.
M: Ben size bilmediğinizi, bu nedenle de aşağı olduğunuzu hiç söyledim mi? Bu tür farklılıklar yaratanları bırakın, kendileri kanıtlasınlar. Sizin bilmediğiniz şeyi bildiğimi iddia etmiyorum.
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
M:Gerçeğin keşfi sahtenin ayırt edilmesin-dedir (-e ilişkindir.) Siz gerçek olmayanı bilebilirsiniz. Gerçeğe gelince - onu ancak olabilirsiniz.

Bilgi bilinene ilişkindir. Bir bakıma o bilgisizliğin tamamlayıcısı ya da eşdeğeridir. Bilgisizliğin, olmadığı yerde, bilgi ihtiyacı nerede kalır? Ne bilgisizlik ne de bilgi yalnız başlarına var olabilirler. Onlar zihin halleridir, ki bu haller de esas bakımından değişmez olan bilinç içindeki devinim görünümlerinden başka bir şey değildirler.

S:Gerçek, zihnin alanı içinde mi yoksa onun ötesinde midir?
M:İkisi de değildir, her ikisidir de. Bu, sözcüklere sığdırılamaz.

S:Her zaman işittiğim budur - tarif edilemez(anirvachaniya). Bu da beni daha bilge yapmıyor.
M:Bunun, çoğu zaman bilgisizliği örttüğü doğrudur. Zihin, kendi eseri olan koşullar içinde işleyebilir, o kendi ötesine geçemez. Ne duyusal ne de zihinsel olan, ama onsuz duyusal ve zihinsel olanın mevcut olamayacağı o "ötesi", onlar tarafından içerilemez, kapsanamaz. Zihnin sınırları bulunduğunu anlayınız;

M: Gerçek kanıtlanamaz da çürütülemez de. Zihin yoluyla kanıtlayamazsınız, zihnin ötesinde ise kanıtlama ihtiyacı duymazsınız. Gerçek olan içinde "gerçek olan nedir" sorusu ortaya çıkmaz. Tezahür etmiş ve tezahür etmemiş farklı değildir.

S: Bu durumda her şey gerçek demektir.
M: Ben her şeyim. Ben olarak her şey gerçektir. Benden ayrı hiçbir şey gerçek değildir.

M: Siz kendi varolmayışınızdan gerçek bir deneyim' olarak gerçekten söz edebilir
misiniz?

M: Benim dünyam hakkında bir kanıtınız yok. Siz kendi kurduğunuz bir dünya ile tamamen sarılıp sarmalanmış haldesiniz.

M: Sizin tek kanıtınız kendi belleğinizdir. Bu da hiç kesin olmayan bir kanıttır

S: Yine de bir bildirimde bulundunuz. Bunu neye dayandırıyorsunuz?
M: İnsanların bana söylediklerine. Ama kanıtlar isteyen sizsiniz. Benim kanıtlara ihtiyacım yok.

S: Hiç kaybetmemiş olsaydım, aydınlanmış bulunurdum. Ama öyle değilim. Arıyorum. Benim bu arayışım dahi benim bir şey kaybetmiş olduğumun kanıtı değil midir?
M: Bu sadece sizin kaybetmiş olduğunuza inandığınızı gösterir. Fakat buna inanan kimdir? Ve kaybedildiğine inanılan nedir? Kendiniz gibi bir kişi mi kaybettiniz? Bulmayı umduğunuz tam olarak nedir?

S: Öz'le ilgili doğru bilgi.
M: Öz'le ilgili doğru bilgi bir bilgi değildir. O sizin her yere bakarak, aramakla bulacağınız bir şey değildir. O zaman ve uzay içinde bulunamaz. Bilgi ancak bir anıdır, bir düşünce kalıbı, bir zihinsel alışkanlıktır. Ne kadar içten olursanız, inanca ihtiyacınız o kadar az olur; Güvenilir olduğumu size kanıtlamamı istiyorsunuz? Nasıl kanıtlayabilirim ve niçin kanıtlamam gereksin? Sonuçta, size önerdiğim şey Batı biliminde o kadar geçerli olan işlemsel yaklaşımdır. Bir bilim adamı bir deneyi ve onun sonuçlarını açıkladığında, genellikle ona güvenir ve o deneyi onun tarif ettiği gibi tekrarlarsınız. Benzeri sonuçlar aldığınızda ise artık ona güvenme ihtiyacı içinde olmazsınız; siz kendi deneyiminize güvenirsiniz.

Siz kendiniz de dahil her şeyin kanıtısınız. Hiç kimse sizin varlığınızı kanıtlayamaz, çünkü önce onun varlığının sizce doğrulanmış olması gerekir.
Oluşunuzu ve bilişinizi kimseye borçlu değilsiniz. Hatırlayın, siz tamamıyla kendi başınasınız. Siz bir yerden gelmez ve bir yere gitmezsiniz. Siz sonsuz varoluş ve farkındalıksınız.

Soran:Gerçeğe-varmış insanın günlük ve saatlik zihin hali nedir? O nasıl görür, işitir, yer, içer, uyanır ve uyur? Bizim kinden Farklı durumda olduğunun kanıtı nedir? Gerçeğe varmış denilen kimselerin kendi sözlü beyanları dışında, onların durumlarını nesnel olarak saptamanın bir yolu yok mudur? Onların psikolojik ve sinirsel tepkilerinde, metabolizmaların da ya da beyin dalgalarında veya psikosomatik yapılarında bazı gözlemlenebilir farklılıklar yok mudur?
MAHARAJ:Fark bulabilir ya da bulamayabilirsiniz. Her şey sizin gözlemleme kapasitenize bağlıdır. Bununla beraber, nesnel farklılıklar en az önemi olanlardır. Önemli olan tutum ve davranışlarıdır ki bu tam bir bağımlılıklardan kurtulmuşluk, girişkenlikten uzaklık, ayrı duruş halidir.

M: Her şey olduğu şekilde olur. ister doğal ister insan elinden çıkan,

S: Nedensiz bir şey nasıl olabilir?
M: Her olayda evrenin tümü yansır. Nihai (en son) nedeni izlemek olanaksızdır. Neden ve sonuç fikri sadece bir düşünme ve konuşma tarzıdır. Nedensiz oluşumları biz imgeleyemeyiz (tahayyül edemeyiz) ama bu neden-sonuç olgusunun varlığını kanıtlamaz.
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
Gerçek için gerçek olmayan yoktur.

M:Dünyayı yaratıp ayakta tutana(tutan güce) siz Tanrıya da takdir-i İlâhi diyebilirsiniz ama nihai olarak, Tanrı'nın varlığının kanıtı sizsiniz, bunun tersi değil. Çünkü Tanrı hakkında herhangi bir soruyu sormak için sizin varlığınız gerekir

S: Tanrı zaman içindeki bir deneyimdir ama deneyimleyen zaman-öt esinde.
M: Deneyimleyen bile ikinci derecede gelir. Birincisi, bilincin sonsuz genişliği, onun ebedi olanağı; olmuş, olmakta ve olacak olan her şeyin ölçüye sığmaz potansiyelidir. Herhangi bir şeye baktığınızda, gördüğünüz o nihai olandır, ama siz bir bulut ya da bir ağaç gördüğünüzü imgelersiniz. Esasta isimsiz ve şekilsiz olana isimler ve şekiller atfetmeyi bırakın, her idrak-algılama şeklinin öznel olduğunu, görülen ya da işitilen, dokunulan ya da koklanan, hissedilen ya da düşünülen, umulan ya da hayal edilen her şeyin gerçekte değil zihinde olduğunu idrak edin,

M:Kendi kendisiyle çelişkide olanın varlığı yoktur. Ya da anlık bir varlığı vardır ki bu da aynı anlama gelir. Çünkü başı ve sonu olanın ortası yoktur. O boştur. O yalnızca zihnin ona verdiği isim ve şekli taşır, ama onun ne cevheri, ne de özü vardır.

S:Madem ki bütün geçici olanların varlığı yoktur, öyleyse evrenin de bir varlığı yoktur.
M:Bunu kim inkâr eder? Elbette evrenin bir varlığı yoktur.
S:Neyin vardır?
M:Varlığı için bir koşula, bir şeye bağlı olmayan, evrenle birlikte doğup evrenle birlikte batmayan, kanıtlanmaya ihtiyacı olmayan ve dokunduğu her şeye gerçeklik veren. Bir an için gerçek gibi görünmek sahte olanın doğasıdır. Doğru, sahtenin babası olabilir. Ama sahte olan, zaman ve uzay ile sınırlıdır ve koşulların ürettiğidir.

Gerçek olmayan, gerçek gibi görünebilir, fakat o geçicidir. Gerçeğin ise zaman'dan korkusu yoktur.
Gerçek için gerçek olmayan yoktur. O sırf onun gerçek olduğuna inandığınız için gerçek gibi görünür. Ondan kuşkulanın, o gerçek olmaktan çıkacaktır. Siz birisine aşık olduğunuz zaman ona gerçeklik verirsiniz - aşkınızın alabildiğine güçlü ve ebedi olduğunu imgelersiniz. Sona erdiğinde, "Onu gerçek sanmıştım, ama değilmiş" dersiniz. Zaman ve uzay ile sınırlı ve bir tek kişi için geçerli olan, gerçek değildir. Gerçek ise herkes için her zaman geçerlidir.

Gerçeğin kanıtı, onun dinleyen üzerindeki etkisindedir.

M:Etkinin mutlaka bir deneyim olması gerekmez. Burada söylenilen gerçek, değişmez ve ebedidir. Onun kanıtı ise dinleyicisindedir, dinleyenin bütün varlığında meydana getirdiği derin ve kalıcı değişimdedir. Bu onun kendi varoluşundan kuşkulanmadıkça -ki bu düşünülemez- kuşkulanamayacağı bir şeydir. Benim deneyimim sizin de deneyiminiz haline geldiğinde, bundan daha iyi ne gibi bir kanıt istersiniz?

S😀eneyimci kendi deneyiminin kanıtıdır.
M:Tamamen, fakat deneyimcinin kanıta ihtiyacı yoktur. "Benim ve ben, ben olduğumu biliyorum." Bundan daha ileri bir kanıt isteyemezsiniz.

Kendini-biliş'in ödülü kişisel ben'den kurtuluştur. Siz bilen'i bilemezsiniz, çünkü bilen sizsiniz. Biliş olgusu bileni kanıtlar. Başka kanıta ihtiyacınız yoktur.

M:Siz, "Önce şekerin tatlı olduğunu kanıtla, onu ondan sonra yerim" diyen bir çocuk gibisiniz. Şekerin tatlılığının kanıtı şekerde değil, damaktadır. Onun tadını kanıtlamak için tadına bakmak zorundasınız, bunun başka yolu yoktur. Elbet ki, "Bu şeker midir?",
[FONT=&quot]"O tatlımıdır?" diye sormakla başlar ve tadına bakıncaya kadar benim verdiğim güvenceyi kabul edersiniz. Ancak o zaman kuşkular dağılır ve bilginiz birinci elden ve sarsılmaz olur. Sizden bana inanmanızı istemiyorum. Sadece başlangıç için yeteri kadar güvenin. Her adım kendini kanıtlar ya da çürütür. Siz gerçeğin kendisinden önce gerçeğin kanıtını ister gibisiniz. Peki, kanıtın kanıtı ne olacak? Görüyorsunuz ya, siz bir gerileme içine düşmektesiniz. Bunu kesmek için, kanıtlar istemeye son verip bir an için bir şeyi doğru olarak kabul etmek zorundasınız. Onun ne olduğu gerçekten önemli değildir. O Tanrı olabilir, ben olabilirim, kendiniz olabilirsiniz. Bu durumlardan her birinde siz doğru olduğu bilinmeyen bir şeyi, bir kimseyi doğru kabul edersiniz. İşte eğer bir an için olsun, doğru kabul ettiğiniz o şeye göre hareket ederseniz, çok geçmeden bu sizi bir sonraki adıma götürür. Bu biraz da, karanlıkta bir ağaca tırmanmaya benzer - ancak bir önceki dala tünedikten sonra bir sonraki dalı yakalarsınız. Bilimde buna deneysel yaklaşım denir. Bir kuramı kanıtlamak için, deneyinizi, sizden önce deney yapmış olanların bıraktıkları işlem talimatına uygun olarak yaparsınız.[/FONT]
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
Olmak, (varolmak-var bulunmak) her şeye tanık olmayı gerektirir.

S:Üzgünüm, ben içinde bulunduğum zorluğu anlatamıyorum. Ben gerçeğin kanıtını soruyorum fakat bana, ona ulaşmanın yöntemleri veriliyor. Bu yöntemleri izlediğimi ve son derece harikulade ve arzu edilebilir bir hale geldiğimi varsayalım, bulunduğum halin doğru olduğunu nasıl bileceğim? Her din iman ile başlar ve vecit hali (kutsal aşk coşkusu) vaat eder. Bu gerçeğin coşkusu mudur, yoksa imanın ürünü müdür? Çünkü eğer bu deneysel olarak meydana getirilmiş bir hal ise onunla bir işim olamaz. Ben böyle bir şeyle asla ilgilenmiyorum. Hıristiyanlığı alın; der ki: "İsa sizin kurtarıcınızdır, inanın ve günahtan kurtulacaksınız." Ben günah işleyen birisine, Mesih'e inanmasına rağmen nasıl olup da günahtan kurtulamadığını sorduğum zaman, onun bana yanıtı; "Benim imanım tam değil" oluyor. Yine bir kısır döngü içindeyiz: İnanç tam değilse kurtuluş yok; kurtuluş yoksa tam
inanç da yok; demek oluyor ki kurtuluş yok. Yerine getirilmesi mümkün olmayan koşullar öne sürülüyor ve sonra onları yerine getirmemekle suçlanıyoruz.
M:Sizin gerçeğin kanıtıyla ilgili sorunuz bilgisizlikten doğmuştur. Siz bilinçte, "Ben-im" noktasında duyusal ve zihinsel hallerinizle temasa geçiyorsunuz, halbuki, gerçeğe aracı ile, temas ve deneyim yoluyla varılamaz. Siz dualiteyi pek kolay kabul ediyorsunuz (mutlak addediyorsunuz), öyle ki, ona dikkat bile etmiyorsunuz; bana göre ise çeşitlilik ve farklılık ayrılık yaratmazlar. Siz gerçeğin, isimlerden ve formlardan ayrı bir yerde durduğunu imgeliyorsunuz, bana göre ise isimler ve formlar gerçeğin durmadan değişen ifadeleridir ve ondan ayrı değildirler. Siz gerçeğin kanıtını istiyorsunuz, benim için ise tüm mevcudiyet kanıttır. Siz var olanları varoluştan, varoluşu gerçekten ayırıyorsunuz, benim için ise hepsi birdir. Siz uyanıklık halinizin gerçekliğine ne kadar çok kani olsanız da, onun kalıcı ve değişmez olduğunu -benim kendi dünyam hakkında konuşurken yaptığım gibi- iddia etmiyorsunuz. Ama ben aramızda bir fark görmüyorum

M: Olmak, her şeye tanık olmayı gerektirir.

S:Varoluş, söylentilere dayanılarak da kabul edilebilir.
M:Yine de sonunda, direkt tanıklık ihtiyacını duyacağınız bir noktaya gelirsiniz. Tanıklık kişisel ve fiili olmasa bile, hiç olmazsa mümkün ve anlaşılır olmalıdır. Direkt deneyim en son kanıttır.

S : Deneyim kusurlu ve yanlışa götürücü olabilir.
M:Tamamen, fakat bir deneyim gerçeği vardır. Deneyim her ne olursa olsun, ister doğru, ister sahte, bir deneyimin vuku buluşu inkâr edilemez. Bu onun kendi kanıtıdır.

M: İnsan, bütün kanıtlara rağmen, bir ayrıcalığının bulunduğuna, dünyanın ona bir mutluluk borçlu olduğuna inanır. Fakat dünya kendinde olmayan bir şeyi veremez; ta göbeğine kadar gerçekdışıdır o ve gerçek mutluluk konusunda bir işe yaramaz. Başka türlü de olamaz. Gerçek olanı arıyoruz, çünkü gerçek olmayan ile mutsuzuz. Mutluluk bizim gerçek doğamızdır ve onu buluncaya kadar rahat olamayacağız. Fakat onu nerede bulacağımızı nadiren biliriz. Dünyanın, gerçeğin yanlış algılanan bir görünümü olduğunu ve göründüğü gibi olmadığını bir kez anlarsanız, onun obsesyonundan kurtulursunuz. Ancak kendi varlığınızla bağdaşabilir olan sizi mutlu edebilir, gördüğünüz haliyle dünya ise, başlı başına bir inkârdır.

S:Kendimi doğru bir şekilde bildiğimi gösterecek ne gibi bir kanıtım olacak?
M:Kanıta ihtiyacınız yoktur. Deneyim eşsizdir (benzersizdir), kuşku götürmez ve yanlış anlaşılmaz. Engeller bir ölçüde kalktığında, o bir anda içinize doğar.

M: Bütün bildikleriniz ikinci eldendir, yalnızca "Ben-im" birinci eldendir ve onun kanıta ihtiyacı yoktur. Onunla kalın.

("Ben-im" e ilişkin açıklama: ‘ben varolanım’-‘gerçeğim’ ya da ‘varım’-‘ben benim’ ‘ben olarak varım’- tanrı var ya da olmalı- diğer şeyler var ve benzerini de kapsayan anlam)

M: Siz zihnin ötesinde bir dünya varsayabilirsiniz, fakat o kanıtlanmamış ve kanıtlanamaz bir kavram olarak kalacaktır. Sizin deneyiminiz sizin kanıtınızdır ve o sadece sizin için doğru ve geçerlidir. Sizden başka bir kişi ancak sizin deneyiminizde göründüğü ölçüde gerçekken, başka kim sizin deneyiminizi paylaşabilir?

Şunun anlaşılması gerekir ki, gerçeği ya da Tanrı'yı veya Guru'yu arayış ile kendini arayış aynıdır, biri bulunduğunda hepsi bulunur. Zihninizde "Ben-im" ve "Tanrı-dır" (Ben varım ve Tanrı var) birbirinden ayırt edilemez hale geldiğinde, o zaman bir şey olacak ve Tanrı'nın/(her şeyin de) sizden dolayı ve sizin Tanrı' dan dolayı var olduğunuzu en ufak bir kuşku izi bile taşımaksızın bileceksiniz. O ikisi birdir.

Ben size tanık olduğunuzu, sessiz gözlemci olduğunuzu söylesem bile siz, sizi kendi varlığınıza götüren yolu bulmadıkça bu sizin için hiçbir anlam taşımayacak.


Siz Tanrı'yı buluncaya kadar sürekli ilerler, ilerlersiniz. O zaman Tanrı sizi kendine katar ve sizi kendi gibi yapar.

---

Bu dünyayı siz yaptınız ve onu değiştirebilirsiniz.

Dünyanızın Tanrı'sı sizsiniz ve siz hem budala hem zalimsiniz.

Bunu siz söylüyorsunuz! Tanrı gelip de size dünyayı, sizin değil, O'nun yarattığını ve bunun/tüm bunların O'nun işi (meselesi) olduğunu mu söyledi?;

Bana göre siz kendi kendinizin Tanrısısınız.


İşte yine kendinizi böldünüz-Tanrı ve tanık diye. Her ikisi birdir.

Neden kendi kendinizin yaratıcısı ve yaratığı olduğunuz kuramı üstünde çalışmıyorsunuz? Hiç olmazsa kendisi ile savaştığınız dışsal bir Tanrı olmaz


Bütün bölünme ve ayrılıklar hayal ürünüdür.

Bilincin kaynağı bilinç içindeki bir nesne olamaz.

- Herşeyin onun için de meydana geldiği bilinç vardır. Bu apaçık gerçek, herkesin deneyim alanı içindedir.


Bütün bölünme ve ayrılıklar hayal ürünüdür.


KANITLAR İSTEYEN SİZSİNİZ.
 

ls2

Kahin
Onursal Üye
Katılım
1 Kas 2012
Mesajlar
2,737
Tepkime puanı
180
Puanları
63
Etkileyici..etkilendim bu paylaşımlarınızdan..emeğinize sağlık.

ana temanın ''içe dönüş'' olduğu bu ve benzeri fikirlere karşı ön yargılarım var . halada var. bir insanın kendi içine dönüşünü eğer bir başkası yönlendiriyorsa orada bir sakatlık doğuyor gibi.. sonuçta kişi bunu kendi kendine yapsa daha doğru olur gibi..

Etkilendim ama katılmadığım bir çok noktada var..bu paylaşımınızı zaman içinde bir kez daha bir kez daha okuyacagım.. fikirlerim belirginleştiğinde paylaşırım..
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
teşekkür ederim
bi kaç ekleme/seçme daha yapalım içerikten o zaman gönül rahatlığıyla ama başlıkla tam iligili olur mu bilemedim;
ve izninizle linklerini paylaşayım içeriğin yeniden o zaman

pdf; okuma-indirme;
text;
online okuma-pdf;
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
Maharaj - Bem Oyum - Mutlak Varlık

Şunun anlaşılması gerekir ki, gerçeği ya da Tanrı'yı veya Guru'yu arayış ile kendini arayış aynıdır, biri bulunduğunda hepsi bulunur. Zihninizde "Ben-im" ve "Tanrı-dır" (Ben varım ve Tanrıvar) birbirinden ayırt edilemez hale geldiğinde, o zaman bir şey olacak ve Tanrı'nın sizden dolayı ve sizin Tanrı' dan dolayı var olduğunuzu en ufak bir kuşku izi bile taşımaksızın bileceksiniz. O ikisi birdir.

Bulun. Ben size tanık olduğunuzu, sessiz gözlemci olduğunuzu söylesem bile siz, sizi kendi varlığınıza götüren yolu bulmadıkça bu sizin için hiçbir anlam taşımayacak.

Siz Tanrı'yı buluncaya kadar sürekli ilerler, ilerlersiniz. O zaman Tanrısizi kendine katar ve sizi kendi gibi yapar.

--

İster evrensel bilinç olsun, ister zihin olsun, bilincin yer aldığı ortama biz bilinç eteri (esir'i) deriz. Bilincin algıladığı her şey evreni şekillendirmiştir. Bu her ikisinin ötesinde olan, her ikisini taşıyan, ayakta tutan En Yüce Hal'dir ki o mutlak bir sessizlik ve sükûnet halidir. Oraya her kim girerse gözden kaybolur. O sözcüklerle ya da zihinle erişilmez olandır. Siz ona Tanrı diyebilirsiniz veya En Yüce Gerçek, fakat bunlar hepsi zihnin verdiği adlardır. O olma ya da olmama ötesi, adsız, içeriksiz, uğraşsız kendiliğinden bir haldir.

Kendi başına hiçbir şeyin varlığıyoktur. Her şey kendi yokluğuna muhtaçtır. Olmak, fark edilebilir olmaktır, orada değil, burada olmaktır, o zaman değil, şimdi olmaktır, başka türlü değil de böyle olmaktır. Su nasıl bulunduğu kap tarafından şekillendirilirse, öylece, her şey de koşullar tarafından(gunas)belirlenir. Su nasıl kaplara rağmen su olarak kalırsa, ışık nasıl meydana çıkardığırenkler ne olursa olsun kendisi olarak kalırsa, öylece gerçek de içinde bulunduğu (yansıtıldığı) koşullar ne olursa olsun, gerçek olarak kalır. Bilincin odağında neden yalnızca yansımaları tutmalı? Neden gerçeğin kendisini değil?

Kaynağın başlangıcı bulunamaz, tüm bellek ise bir yerde başlar. Böylece, dış daima belirlenir ve saptanır, oysa ki iç, sözcüklerle tutulamaz. Öğrencilerin hatası iç-varlığı elle tutulabilir bir şey olarak hayal etmeleri, algılanabilir olan her şeyin geçici ve o yüzden de gerçeklikten yoksun olduğunu unutmalarıdır. Ancak idraki mümkün kılan gerçektir - ona Hayat ya da Brahman, her ne derseniz deyin.

Zihinsel olan her şey gibi, Neden-Sonuç Yasasıda kendi kendisiyle çelişir. Var olan hiçbir şeyin kendine özgü, belli bir nedeni yoktur; en küçük bir şeyin varlığı için bile tüm evren katkıda bulunur; evren olduğu gibi olmadıkça hiçbir şey olduğu gibi olamazdı. Her şeyin kaynağı ve toprağı her şeyin tek nedeni olduğuna göre, nedensellikten evrensel bir yasa olarak söz etmek yanlıştır. Evren kendi içeriği ile sınırlanmışdeğildir, çünkü onun potansiyelleri sonsuzdur; üstelik o, temelde tümüyle özgür olan bir prensibin tezahürü ya da ifadesidir.
her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

her şeyin kaynağı, Sonsuz Olanak, En Yüce Gerçek'tir ki O sizin içinizdedir ve O gücünü, ışığını ve sevgisini her deneyimin üstüne gönderir. Fakat bu kaynak bir ne den değildir ve hiçbir neden de kaynak değildir. Bu yüzden her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

Evren kendi kendine işler, bunu bili yorum. Başka neyi bilmeye ihtiyacım var?

aslında sadece Nihai Olan (Öz) var olandır. Gerisi isim ve şekil meselesidir. Siz ancak ismi ve şekli olanın varolduğu fikrine tutunduğunuz sürece, En Yüce size var olmayan gibi görünecektir. İsimlerin ve şekillerin hiçbir içeriği bulunmayan kabuklar olduklarını, gerçek olanın isimsiz ve şekilsiz saf hayat enerjisi ve bilinç ışığı olduğunu anladığınız zaman huzura kavuşacaksınız -gerçeğin derin sessizliğine dalmışolacaksınız.

Siz o nihai, o en büyük potansiyelsiniz ki, her şeyi kucaklayan bilinç onun tezahürü ve ifadesidir.
Bilinç, tezahür etmek için bir- taşıta, bir araca muhtaçtır. Hayat bir başka beden meydana getirdiğinde, bir başka bilen (bilici) varlık kazanır.


Soran: Hiç kaybetmemiş olsaydım, aydınlanmış bulunurdum. Ama öyle değilim. Arıyorum. Benim bu arayışım dahi benim bir şey kaybetmiş olduğumun kanıtı değil midir?
Maharaj: Bu sadece sizin kaybetmiş olduğunuza inandığınızı gösterir. Fakat buna inanan kimdir? Ve kaybedildiğine inanılan nedir?
Kendiniz gibi bir kişi mi kaybettiniz? Bulmayı umduğunuz tam olarak nedir?
Soran: Öz'le ilgili doğru bilgi.
Maharaj: Öz'le ilgili doğru bilgi bir bilgi değildir. O sizin her yere bakarak, aramakla bulacağınız bir şey değildir. O zaman ve uzay içinde bulunamaz. Bilgi ancak bir anıdır, bir düşünce kalıbı, bir zihinsel alışkanlıktır. Tüm bunlar haz ve acı tarafından motive edilirler. Çünkü siz haz ve acıile dürtüldüğünüz den dolayıgerçeği aramaktasınız. Kendiniz olmak ise tüm dürtülerin tamamen ötesinde olmaktır. Siz bir neden uğruna kendiniz olamazsınız. Siz kendinizsiniz ve hiçbir nedene gereksinim yoktur.

Gerçek huzuru, hiç kaybetmemiş olduğunuz huzuru idrak ettiğiniz zaman, işte o huzur sizinle kalacaktır; çünkü o asla uzakta değildi. Sahip olmadığınızı arayıp duracağınıza, asla kaybetmemiş olduğunuzu bulun.
Her şeyin başlangıcından önce ve bitiminden sonra da hep var olanı; ne doğumu, ne de ölümü olmayanı; be denin ya da zihnin doğum ve ölümünden etkilenmeyen, o değişmez olan hali bulun.

S: Sizin sözünü ettiğiniz Mutlak ya da Hayat, o hakiki midir, yoksa cahilliğimizi örtmek için oluşturulmuşbir kuramdan mı ibarettir?
M: Her ikisi de. Zihin için, o bir kuramdır - kendi içinde ise bir hakikattir. O, sahte olanı kendiliğinden ve toptan reddedişiyle bir gerçektir. Nasıl ışık sadece hazır bulunuşuyla karanlığı yok ederse, mutlak da hayal gücünün ürünlerini yok eder. Tüm bilginin bir cehalet biçimi olduğunu görmek bizzat gerçeğin bir devinimidir.

(-eğer varsa- tekrar alıntılar için özür dilerim ve ilk fırsatta düzenleyeceğim)
 

UpBot

Yeni Üye
Katılım
14 Ocak 2021
Mesajlar
1,017
Tepkime puanı
5
Puanları
38
Konu kaldığı yerden devam edebilir.
 

Yeni Konular

Üst