- 7 Ara 2013
- 6,615
- 504
- 113
(Yoğunlukla ve çoğunlukla Maharaj'dan Alıntılar ve derlemelerdir)
Gerçek kanıtlanamaz da çürütülemez de.
Bilmediğiniz gerçeğin kanıtını aramak yerine, bildiğinize inandığınız şeylere ait kanıtları incelemeden geçirin. Göreceksiniz ki hiçbir şeyi kesin bilmiyorsunuz - siz söylentilere güveniyorsunuz. Gerçeği bilmek için kendi deneyimleriniz içinden geçmelisiniz.
Varoluşun kanıta ihtiyacı yoktur, o diğer her şeyi kanıtlar.
Gerçeğe aracı ile, temas ve deneyim yoluyla varılamaz
S:Kimin gerçeğe varıp kimin varmadığını belli edecek, kanıtlayacak bir yol yok mudur?
M:Sizin tek kanıtınız kendinizsiniz. Sizdeki kişi ile birlikte kalın ve size neler olduğunu gözlemleyin. Başkalarına sormayın.
Gerçek olan içinde "gerçek olan nedir" sorusu ortaya çıkmaz.
Eğer girişimde bulunmadan bir kanıt isterseniz, size ancak şunu söyleyebilirim: kanıt benim.
M: Siz kendiniz kanıtsınız. Bir başka kanıtınız yoktur ve olamaz da. Siz kendinizsiniz,
S:Gerçeğin oturduğu, onu bulabilmek için gidebileceğiniz yer neresidir? Ve onu bulmuş olduğunuzu nasıl bileceksiniz? Onu denemek için yanınızda nasıl bir mihenk taşı getirirsiniz?
M:Başlangıçtaki soruya döndünüz: Gerçeğin kanıtı nedir? Sorunun kendisinde bir hata olmalı, çünkü dönüp dolaşıp onu yeniden tekrarlama eğilimindesiniz. Neden gerçeğin kanıtlarının neler olduğunu soruyorsunuz? Bu sizin gerçeği birinci elden bilmediğiniz ve aldatılmaktan korktuğunuz için midir? Siz öyle hayal ediyorsunuz ki gerçek, adı"gerçek" olan bir şeydir ve onu edinmek avantajlıdır, hakiki olması koşuluyla. Yani kandırılmaktan korkuyorsunuz. Siz gerçeği satın almak için alışverişe çıkmışsınız fakat tüccarlara güvenmiyorsunuz. Sahte, taklit şeylerden korkuyorsunuz.
S:Ben kandırılmaktan korkmuyorum, kendi kendimi kandırmaktan korkuyorum.
M:Fakat siz gerçek maksadınız hakkındaki bilgisizliğinizle kendinizi kandırmış oluyorsunuz. Siz gerçeği istiyorsunuz, fakat aslında aradığınız, sadece, ebediyen devam etmesini istediğiniz rahatınızdır. Ama hiçbir şey, hiçbir zihin hali ebediyen devam edemez. Zaman ve uzay içinde daima bir sınır vardır, çünkü zaman ve uzay kendileri sınırlıdırlar. Ve zamansızlık içinde de "ebediyen" sözcüğünün bir anlamı yoktur. Gerçeğin kanıtı için de aynıdır. Dualitenin geçerli olmadığı âlemde her şey tamam, kendi kendisinin kanıtı, anlamı ve amacıdır. Her şeyin bir olduğu yerde desteklere ihtiyaç yoktur. Siz kalıcılığın gerçeğin kanıtı olduğunu, daha uzun süre devam edenin bir biçimde daha doğru olduğunu hayal edersiniz. Zaman, böylece, bir gerçeklik ölçüsü haline gelir. Ve zaman zihinde olduğundan, zihin hakem haline gelir ve kendi içinde gerçeğin kanıtını arar - tamamen olanaksız ve umutsuz bir iş
S:Bayım, eğer siz "Hiçbir şey gerçek değildir, her şey görelidir" deseydiniz, sizinle aynı fikirde olurdum. Ama siz doğrunun, gerçeğin, mükemmel bilginin var olduğunu söylüyorsunuz, bu nedenle soruyorum: O nedir ve nasıl biliyorsunuz? Ve bana: "Evet, Maharaj haklıymış" dedirtecek olan nedir?
M:Siz bir kanıtın, bir tanıklığın, bir otoritenin olması gerektiği fikrine saplanmış durumdasınız. Siz hâlâ gerçeğin size "Bak, işte gerçek" diye parmakla gösterilmesi gerektiğini hayal ediyorsunuz. Bu öyle değildir. Gerçek bir çabanın sonucu, bir yolun sonu değildir .O burada ve şimdi, onun için duyulan özlem ve arayışın içinde var. O zihinden ve bedenden daha yakın, o "Ben-im" duygusundan da daha yakın. Siz onu görmüyorsunuz, çünkü kendinizden çok uzağa, en içinizdeki varlığınızın dışına bakıyorsunuz. Siz gerçeği nesnelleştirmişsiniz ve ancak nesnelere ve düşüncelere uygulanabilecek standart kanıtlar üzerinde ısrar ediyorsunuz.
Ama görmüyor musunuz ki siz zihninizdeki gerçeğin ne olduğunu ve nasıl bir kanıtın sizi tatmin edeceğini açıklamadan, gerçeğin kanıtını istiyorsunuz. Kanıtınıza güveniniz varsa herhangi bir şeyi kanıtlayabilirsiniz. Fakat kanıtınızın doğruluğunu ne kanıtlayacak? Ben sizi kolayca şunu kabule götürebilirim ki siz yalnızca var olduğunuzu biliyorsunuz – varlığı hakkında emin olabileceğiniz tek kanıt kendinizsiniz. Fakat ben salt mevcudiyeti gerçekle özdeşleştirmem. Mevcudiyet anlıktır, daima zaman ve uzay içindedir, oysa gerçek değişmez ve her yanı kaplayandır.
S:Bayım, ben gerçeğin ne olduğunu ve onu neyin kanıtlayabileceğini bilmiyorum. Beni kendi kaynaklarımla başbaşa bırakmayın. Burada gerçeği bilen sizsiniz, ben değil.
M:Siz gerçeğin kanıtı olarak tanıklığı reddediyorsunuz; başkalarının deneyimleri işinize yaramıyor, muazzam sayıdaki bağımsız tanığın birbirini tutan beyanlarından çıkarılacak her türlü sonucu reddediyorsunuz; öyleyse, sizi tatmin edecek kanıtın ne olması
gerektiğini, sizin geçerli kanıt testinizin ne olduğunu söylemek size düşer.
S: Siz de üstün bir kişisiniz. Siz gerçek olanı bildiğinizi iddia ediyorsunuz, ben ise bilmiyorum.
M: Ben size bilmediğinizi, bu nedenle de aşağı olduğunuzu hiç söyledim mi? Bu tür farklılıklar yaratanları bırakın, kendileri kanıtlasınlar. Sizin bilmediğiniz şeyi bildiğimi iddia etmiyorum.
Gerçek kanıtlanamaz da çürütülemez de.
Bilmediğiniz gerçeğin kanıtını aramak yerine, bildiğinize inandığınız şeylere ait kanıtları incelemeden geçirin. Göreceksiniz ki hiçbir şeyi kesin bilmiyorsunuz - siz söylentilere güveniyorsunuz. Gerçeği bilmek için kendi deneyimleriniz içinden geçmelisiniz.
Varoluşun kanıta ihtiyacı yoktur, o diğer her şeyi kanıtlar.
Gerçeğe aracı ile, temas ve deneyim yoluyla varılamaz
S:Kimin gerçeğe varıp kimin varmadığını belli edecek, kanıtlayacak bir yol yok mudur?
M:Sizin tek kanıtınız kendinizsiniz. Sizdeki kişi ile birlikte kalın ve size neler olduğunu gözlemleyin. Başkalarına sormayın.
Gerçek olan içinde "gerçek olan nedir" sorusu ortaya çıkmaz.
Eğer girişimde bulunmadan bir kanıt isterseniz, size ancak şunu söyleyebilirim: kanıt benim.
M: Siz kendiniz kanıtsınız. Bir başka kanıtınız yoktur ve olamaz da. Siz kendinizsiniz,
S:Gerçeğin oturduğu, onu bulabilmek için gidebileceğiniz yer neresidir? Ve onu bulmuş olduğunuzu nasıl bileceksiniz? Onu denemek için yanınızda nasıl bir mihenk taşı getirirsiniz?
M:Başlangıçtaki soruya döndünüz: Gerçeğin kanıtı nedir? Sorunun kendisinde bir hata olmalı, çünkü dönüp dolaşıp onu yeniden tekrarlama eğilimindesiniz. Neden gerçeğin kanıtlarının neler olduğunu soruyorsunuz? Bu sizin gerçeği birinci elden bilmediğiniz ve aldatılmaktan korktuğunuz için midir? Siz öyle hayal ediyorsunuz ki gerçek, adı"gerçek" olan bir şeydir ve onu edinmek avantajlıdır, hakiki olması koşuluyla. Yani kandırılmaktan korkuyorsunuz. Siz gerçeği satın almak için alışverişe çıkmışsınız fakat tüccarlara güvenmiyorsunuz. Sahte, taklit şeylerden korkuyorsunuz.
S:Ben kandırılmaktan korkmuyorum, kendi kendimi kandırmaktan korkuyorum.
M:Fakat siz gerçek maksadınız hakkındaki bilgisizliğinizle kendinizi kandırmış oluyorsunuz. Siz gerçeği istiyorsunuz, fakat aslında aradığınız, sadece, ebediyen devam etmesini istediğiniz rahatınızdır. Ama hiçbir şey, hiçbir zihin hali ebediyen devam edemez. Zaman ve uzay içinde daima bir sınır vardır, çünkü zaman ve uzay kendileri sınırlıdırlar. Ve zamansızlık içinde de "ebediyen" sözcüğünün bir anlamı yoktur. Gerçeğin kanıtı için de aynıdır. Dualitenin geçerli olmadığı âlemde her şey tamam, kendi kendisinin kanıtı, anlamı ve amacıdır. Her şeyin bir olduğu yerde desteklere ihtiyaç yoktur. Siz kalıcılığın gerçeğin kanıtı olduğunu, daha uzun süre devam edenin bir biçimde daha doğru olduğunu hayal edersiniz. Zaman, böylece, bir gerçeklik ölçüsü haline gelir. Ve zaman zihinde olduğundan, zihin hakem haline gelir ve kendi içinde gerçeğin kanıtını arar - tamamen olanaksız ve umutsuz bir iş
S:Bayım, eğer siz "Hiçbir şey gerçek değildir, her şey görelidir" deseydiniz, sizinle aynı fikirde olurdum. Ama siz doğrunun, gerçeğin, mükemmel bilginin var olduğunu söylüyorsunuz, bu nedenle soruyorum: O nedir ve nasıl biliyorsunuz? Ve bana: "Evet, Maharaj haklıymış" dedirtecek olan nedir?
M:Siz bir kanıtın, bir tanıklığın, bir otoritenin olması gerektiği fikrine saplanmış durumdasınız. Siz hâlâ gerçeğin size "Bak, işte gerçek" diye parmakla gösterilmesi gerektiğini hayal ediyorsunuz. Bu öyle değildir. Gerçek bir çabanın sonucu, bir yolun sonu değildir .O burada ve şimdi, onun için duyulan özlem ve arayışın içinde var. O zihinden ve bedenden daha yakın, o "Ben-im" duygusundan da daha yakın. Siz onu görmüyorsunuz, çünkü kendinizden çok uzağa, en içinizdeki varlığınızın dışına bakıyorsunuz. Siz gerçeği nesnelleştirmişsiniz ve ancak nesnelere ve düşüncelere uygulanabilecek standart kanıtlar üzerinde ısrar ediyorsunuz.
Ama görmüyor musunuz ki siz zihninizdeki gerçeğin ne olduğunu ve nasıl bir kanıtın sizi tatmin edeceğini açıklamadan, gerçeğin kanıtını istiyorsunuz. Kanıtınıza güveniniz varsa herhangi bir şeyi kanıtlayabilirsiniz. Fakat kanıtınızın doğruluğunu ne kanıtlayacak? Ben sizi kolayca şunu kabule götürebilirim ki siz yalnızca var olduğunuzu biliyorsunuz – varlığı hakkında emin olabileceğiniz tek kanıt kendinizsiniz. Fakat ben salt mevcudiyeti gerçekle özdeşleştirmem. Mevcudiyet anlıktır, daima zaman ve uzay içindedir, oysa gerçek değişmez ve her yanı kaplayandır.
S:Bayım, ben gerçeğin ne olduğunu ve onu neyin kanıtlayabileceğini bilmiyorum. Beni kendi kaynaklarımla başbaşa bırakmayın. Burada gerçeği bilen sizsiniz, ben değil.
M:Siz gerçeğin kanıtı olarak tanıklığı reddediyorsunuz; başkalarının deneyimleri işinize yaramıyor, muazzam sayıdaki bağımsız tanığın birbirini tutan beyanlarından çıkarılacak her türlü sonucu reddediyorsunuz; öyleyse, sizi tatmin edecek kanıtın ne olması
gerektiğini, sizin geçerli kanıt testinizin ne olduğunu söylemek size düşer.
S: Siz de üstün bir kişisiniz. Siz gerçek olanı bildiğinizi iddia ediyorsunuz, ben ise bilmiyorum.
M: Ben size bilmediğinizi, bu nedenle de aşağı olduğunuzu hiç söyledim mi? Bu tür farklılıklar yaratanları bırakın, kendileri kanıtlasınlar. Sizin bilmediğiniz şeyi bildiğimi iddia etmiyorum.