- 29 May 2014
- 416
- 1
- 18
- 49
Gölge etme başka ihsan istemez
İşte Asya’yı turladığı günlerden birinde uğradığı beldenin ahalisi onu durdurur, alel acele hazırladıkları bir sofraya oturturlar. Yemek yarılanmıştır ki Vali’nin uğrayacağı tutar. Bir köşeye ilişse iyidir ama kaprisli adam herkesin sofradan kalkmasını ve kendisiyle ilgilenmesini arzular. Şeyh Sadi anında bir hikaye kurar ve anlatmaya başlar: Efendim, dervişin biri, iç dünyasıyla meşgulken saltanat konvoyu gulgule ile önünden geçer. Derviş lütfedip de bakmaz bile, elindeki dal parçası ile toprağı karalar. Padişah bu umursamazlığa çok kızar “söyle şuna kendine çeki düzen versin†diye vezirini yollar. Vezir “Önünden Cihan padişahı geçiyor bre!†diye gürler, “ne demeye edepsizlik edersin?â€
Derviş çomakla toprak eşelemeye devam eder, veziri muhatap bile almaz. Padişah çok hiddetlenir bir hışım gelip karşısına çıkar. “Vezirimi duydun†der, “niye saygısızlık yaparsın!â€
- Sen saygıyı ihsan bekleyenlerden iste! Ben senden bir şey talep etmedim ki...
- Karşında bir hükümdar var ama...
- Unutma kimse çoban için koyun tutmaz, çobanlar koyunun hizmetine koşar. Benim bildiğim hükümdarlar milleti korumak için vardırlar.
- Peki ben n’apıyorum?.
- Sen ne yaptığını biliyor musun? Dalkavuklarını peşine takıyor, kibrinin peşinden koşuyorsun. Paranı fukaraya gurabaya dağıtacak yerde debdebe ve şaşaaya harcıyorsun. Şimdi bu söylediklerim sana masal gibi geliyor ama üç beş gün sonra anlarsın!
- Nasıl yani?
- Ölüm gelince, şahlığı da kulluğu da göreceksin. İstersen iki kabir açalım sultanla kölesini yan yana koyalım. Bak bakalım aralarında fark bulacak mısın?
Padişah pes eder, herkese yaptığını yapar “dile benden ne dilersen!†diye sorar.
Ayakta dururken güneşine engel olan padişaha Sadı-i Şirazi şöyle der;
- Ben dileyeceğim kapıyı biliyorum, Gölge etme başka ihsan istemez.
İşte Asya’yı turladığı günlerden birinde uğradığı beldenin ahalisi onu durdurur, alel acele hazırladıkları bir sofraya oturturlar. Yemek yarılanmıştır ki Vali’nin uğrayacağı tutar. Bir köşeye ilişse iyidir ama kaprisli adam herkesin sofradan kalkmasını ve kendisiyle ilgilenmesini arzular. Şeyh Sadi anında bir hikaye kurar ve anlatmaya başlar: Efendim, dervişin biri, iç dünyasıyla meşgulken saltanat konvoyu gulgule ile önünden geçer. Derviş lütfedip de bakmaz bile, elindeki dal parçası ile toprağı karalar. Padişah bu umursamazlığa çok kızar “söyle şuna kendine çeki düzen versin†diye vezirini yollar. Vezir “Önünden Cihan padişahı geçiyor bre!†diye gürler, “ne demeye edepsizlik edersin?â€
Derviş çomakla toprak eşelemeye devam eder, veziri muhatap bile almaz. Padişah çok hiddetlenir bir hışım gelip karşısına çıkar. “Vezirimi duydun†der, “niye saygısızlık yaparsın!â€
- Sen saygıyı ihsan bekleyenlerden iste! Ben senden bir şey talep etmedim ki...
- Karşında bir hükümdar var ama...
- Unutma kimse çoban için koyun tutmaz, çobanlar koyunun hizmetine koşar. Benim bildiğim hükümdarlar milleti korumak için vardırlar.
- Peki ben n’apıyorum?.
- Sen ne yaptığını biliyor musun? Dalkavuklarını peşine takıyor, kibrinin peşinden koşuyorsun. Paranı fukaraya gurabaya dağıtacak yerde debdebe ve şaşaaya harcıyorsun. Şimdi bu söylediklerim sana masal gibi geliyor ama üç beş gün sonra anlarsın!
- Nasıl yani?
- Ölüm gelince, şahlığı da kulluğu da göreceksin. İstersen iki kabir açalım sultanla kölesini yan yana koyalım. Bak bakalım aralarında fark bulacak mısın?
Padişah pes eder, herkese yaptığını yapar “dile benden ne dilersen!†diye sorar.
Ayakta dururken güneşine engel olan padişaha Sadı-i Şirazi şöyle der;
- Ben dileyeceğim kapıyı biliyorum, Gölge etme başka ihsan istemez.
Son düzenleme: