Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Halepçe katliamı !

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 2,060

Azadî

Yeni Üye
Katılım
9 Ağu 2009
Mesajlar
149
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
36

Komkujîya halepçe jı bîr nekın hevalên heja !
..
Irak ve İran arasındaki bir kent olan Halepçe 'de 16 mart 1988 ‘de tarihte eşine az rastlanır bir katliam yapıldı.

Saddam hüseyin'in kimyasal silahları 5000 kürd'ün ölümüne 7000'inin yaralanmasına neden oldu.

Onbinlerce insan Türkiye sınırına dayandı.

O zamanlar adı kuzey ıraklılar(!) olarak anılan kürtler içler acısı tabiat şartlarının da kurbanı oldular.

Halepçe katliamını babasının kucağındaki bebek unutulmaz fotoğrafı ile tespit eden gazeteci Ramazan Öztürk'ün tanıklığından okuyalım:

"Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hâkimdi. Körpecik bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine...

Şehrin dışındaki boş tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi birbirlerine sokulmuş, korkunç ölüme teslim olmuşlardı.

Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü."

Sivil halka karşı bu tür ve bu büyüklükte bir bombalama o zamana kadar hiçbir yerde gerçekleşmemişti. Bir kimyasal silah olan "koktail"in içinde; deriye, gözlere, boğaza ve akciğere büyük zarar veren Hardal gazı bulunuyor; aynı zamanda sinir sistemine inanılmaz zararlar veriyor. İnsanların maruz kaldığı kimyasal silahlar, deri ve elbiseleri ıslatıyor, Su ve yiyeceklere kolayca karışıyor ve solunum sistemini de bozuyor.

Uzmanlar Hardal gazının etkilerini şöyle dile getiriyor: "Nagazaki ve Hiroşima'da iyonlaşan atomların tersine Hardal gazı gelecekteki nesil için de inanılmaz zararlar taşıyor. 10 yıl sonra bile insanlar çeşitli acılar çekiyor özellikle uzun vadede DNA üzerinde yaptığı zarar var."

.
..
.
Halepçe'nin Anısına... Edip BEDiRHAN
Doğuda bir yerde,
tepesi karla kaplı dağların ardında
yemyeşil,
bereketli topraklar uzanır.
Yıldızlarımız vardı üstümüzde.
Ve etrafımızda,
bizi ısıtan ateşimizin dansa tutuştuğu,
derme çatma evlerimizin çamurdan duvarları.
Kimbilir,
hangi hayallerimizi kazıdık oraya!
Direnmekten çökmüş gözlerimizin,
içindeki fırtınalarla!
Hep saklandık.
Koskoca ülkemizin başak kokan uçsuz bucaksız ovaları dururken,
yükseklere çıktık hep.
Geride umutlarımız,
geride hayallerimiz
ve geride çığlık atan yarınlarımız.
Her yanımız mezar dolmuş.
Ne kadar da çok ölü bırakmışız ardımızda!
Toprağı kazsan,
tırnaklarına yarım kalmış özlemlerin acı dolu yaşları dokunur usulca.
İlk sevincin doğduğu bu diyarlar,
şimdi bir özlem mezarlığına bürünmüş.

Ne insanlar doğurdu bu diyarlar!
Ve tanrılar yarattı bu insanlar!
Bilmem ki,
hangi dil anlatabilir seni!
Kutsanmış ölümlerine mi yanayım şimdi,
yoksa hiçleştirilmiş evlatlarının dramına

mı?
Soluduğumuz hava zehir kokuyor artık.
Oysa ki bir zamanlar,
tatlı ilahilerin sesi çankılanırdı kulaklarımıza.
Ve ektiğimiz çiçeklerin kokusuydu içimizi fetheden.
Ağlama Sorani çocuk,
ağlama dilê min!
Seni bir Kurmanc'ın gönlüne gömeceğim.
Ve üstünü,
vatanımın kuzey rüzgarları ile örteceğim.

Ve sen ey düşman!
Her nerden geliyorsan
ve her kimsen!
Ey iyimserliğe bürünmüş canavar!
Ve ey yalanlar sarayının sultanı!
Gönlümü yarıp,
bir sır gibi sakladığım mezarı açamazsın.
Gözlerimdeki nehirlerin üzerinden uçan fırtınayı tutacağını mı sandın?
Yoksa,
kalbimi diri tutan közlerin tetikte bekleyen ilk alevlerini söndüreceğini mi?
Bir dev oldum artık!
Toprağıma özlem göme göme büyüyen,
Ve isyanlarımı dağlardan ovalara taşıran bir devim.
Bir uyansam,
seni bir nefeste cehennemlerin en soğuk yerine gömerim.
Çilelerle geçirdiğim on bin yılı,
sen orda bir günde tüketirsin.
Ve sarayların,
tıpkı yalanların gibi,
seni asla ısıtamayacak!
 

Yeni Konular

Üst