F
faust
Ziyaretçi
19. yüzyıl Batı Avrupa’sında gelişen toplum gelişimi ve bilimsel düşüncelerde başrol oynayan, daha önceden öne çıkarılamamış olan hakların savunulmasını meşru kılan Sosyal Darwinizm’in kaynağı Spencer’a dayandırılmaktadır. Herbert Spencer’ın fikirlerine çeşitli toplumlarda emperyalist, sömürgeci ve ırkçı girişimler de başvurmuştur. Çağın bazı düşünürleri ve bilim adamları Spencer’ın düşüncelerinden oldukça etkilenmiş ve fikirlerini kaynak alarak onun yolunu izlemişlerdir. Spencer’ın günümüze kadar gelen araştırma ve fikirleri hala bilim dünyasında önemli bir rol oynamaktadır.
Spencer bu kuramını açıklarken iki toplum çeşidinden bahseder: 1-Merkezi otoritenin olduğu, gücü ve başarıyı kişilik, haysiyet olarak algılayan savaşçı toplumlar; 2- Demokratik, işbirliğinin olduğu, üretim-merkezli ve silahlardan çok akılların konuştuğu toplumlar. Her iki toplum çeşidi de Spencer’ın kuramını destekler yapıdadır. Savaşçı toplumlarda cılız, korkak bir erkeğin saygı görmediği, sayılmadığı gibi demokratik toplumlarda ise sözünün eri olmayan veya farklı yoldan gitmeye çalışan kişiler kabul ve saygı görmez.
Spencer bu kuramını daha çok kendi dalı olan toplumun gelişimini açıklarken kullanmıştır. Toplum içindeki gelişim sürecinde de çatışma durumunun rolü büyüktür. Toplumların homojenlikten heterojenliğe doğru geçtiği uygarlaşma safhasında çatışma baş gösterir. Çatışmanın toplum içindeki bireyleri işbirliği yapmalarına yönlendirdiğini ve dayanışmayı kuvvetlendirdiğini savunur. İşbirliği ve dayanışma ise gelişim sürecini hızlandırır. Bu çatışma ortamında da en uygun olan hayatta kalarak maddi ve manevi konumunu koruyabilir.
“En uygunun hayatta kalması” kuramını da çoğu insanın sandığının aksine ilk kez Darwin değil Spencer tarafından ortaya atılmıştır. Evrim süresince gerek hayvan gerek atalarımız olan “ape” günümüze çevrildiği gibi söylemek gerekirse “insaymun”lar arasında daima bir mücadele mevcuttur. Bu mücadele yaşayabilmek için, ya da sosyalleşme yolundaki hayatları için var olmuştur. Vahşi yaşamda güç ve boyut avlanmak ve hayatta kalabilmek için çok önemlidir. Bunun yanı sıra yaşanılan çevre ile uyum içerisinde olmak da bir o kadar değer taşır. Tarihte her zaman sıra dışı olandan çok sürüye uyum sağlayabilen uzun yaşayabilmiştir. Bu sebeple de gerek biyolojik gerek toplumsal evrimde çevreye, kültüre ve doğaya uyum sağlayabildiği sürece var olunur.
“Biçim belirsizliği, kısımların süreksizliği, kısımların devingenliği ve evrensel duyarlılık, yalnızca (…) toplumsal organizmanın özellikleri değildir; daha aşağı hayvan sınıflarının da yaklaşık olduğu özelliklerdir. Böylelikle, bu önemli analojilerde pek az çelişkiye rastlarız. Toplumların kitlesi tedricen büyümekte, yapıları giderek karmaşıklaşmakta, aynı zamanda kısımları artan ölçüde karşılıklı bağımlı hale gelmektedir; dahası, bu özellikleri sergileyiş ölçüleri, yaşamsal faaliyetleriyle orantılıdır.; tüm bunlar, toplumların, organik cisimlerle paylaştıkları özelliklerdir.” (Spencer, akt. McGee & Williams, s16)
Spencer’a göre toplum da evrim gibi gittikçe karmaşıklaşan bir sürece sahiptir ve bu değişimin temel güdüsü ise hayata kalma mücadelesidir. İnsan toplumlarının evrimini de “organik analoji” doğrultusunda kurgulamıştır ve Spencer’ın organik analojisi öylesine etkili olmuştur ki basit teknolojiye sahip, ekonomik faaliyetlerde uzmanlaşmaktan yoksun “ilkel toplumlar” bile kabul etmiştir.
Spencer biyoloji ile yakından ilgilidir ve toplumları açıklarken bu bilimi merkez alarak açıklamaya çalışmıştır. Biyolojik evrim düşüncesi ile 19. yüzyıl sosyal antropologlarının evrimi destekleyen paradigmaları arasındaki köprüyü oluşturduğunu söylenebilir. Spencer toplumu açıklarken biyolojik organizmalara dayandırmaktadır. Toplum gelişimini tarihsel tikelcilikten uzak, bir bütün halinde ele almıştır ve biyolojik evrim sürecine benzeterek aynı şekilde açıklamaya çalışmıştır. Topluma doğa yasalarının hâkim olduğunu savunur. Bu nedenle toplumların kendi kültürel faktörlerinin toplum gelişiminde önemli bir rol oynadığını düşünmez. Ona göre tüm toplumlar gelişimlerinde aynı evreden geçer ve bu evre biyolojik evrimdir. Spencer toplum gelişimini evrimin her türlü kavramı ile açıklamış ve bununla ilgili kuramlar geliştirmiştir.
Herbert Spencer 1820 doğumlu, İngiliz bir sosyologdur. Toplumsal evrimcilerdendir ve çağdaşları onu gerek çalışmaları gerek düşünceleri ile inatçı ve dik başlı olarak yorumlar. Belirli bir sistematik eğitim görmeyen, hatta okumayı da çok sevmediğini dile getiren Spencer meraklı olduğu konularda kendini yetiştirebilmeyi başarmış, çağının önce giden bilim adamlarından olmuş ve fikirleri ile araştırmaları bilim dünyasına birçok açıdan katkıda bulunmuştur. Charles Darwin’in en büyük rakibi olarak da görüldüğü söylenmektedir.
Gizem ÇAKMAK
Kaynaklar:
The Evolution of Society - Herbert Spencer
Antropoloji: Kuramlar/Kuramcılar - Sibel Özbudun, Balkı Şafak - 2005
Spencer bu kuramını açıklarken iki toplum çeşidinden bahseder: 1-Merkezi otoritenin olduğu, gücü ve başarıyı kişilik, haysiyet olarak algılayan savaşçı toplumlar; 2- Demokratik, işbirliğinin olduğu, üretim-merkezli ve silahlardan çok akılların konuştuğu toplumlar. Her iki toplum çeşidi de Spencer’ın kuramını destekler yapıdadır. Savaşçı toplumlarda cılız, korkak bir erkeğin saygı görmediği, sayılmadığı gibi demokratik toplumlarda ise sözünün eri olmayan veya farklı yoldan gitmeye çalışan kişiler kabul ve saygı görmez.
Spencer bu kuramını daha çok kendi dalı olan toplumun gelişimini açıklarken kullanmıştır. Toplum içindeki gelişim sürecinde de çatışma durumunun rolü büyüktür. Toplumların homojenlikten heterojenliğe doğru geçtiği uygarlaşma safhasında çatışma baş gösterir. Çatışmanın toplum içindeki bireyleri işbirliği yapmalarına yönlendirdiğini ve dayanışmayı kuvvetlendirdiğini savunur. İşbirliği ve dayanışma ise gelişim sürecini hızlandırır. Bu çatışma ortamında da en uygun olan hayatta kalarak maddi ve manevi konumunu koruyabilir.
“En uygunun hayatta kalması” kuramını da çoğu insanın sandığının aksine ilk kez Darwin değil Spencer tarafından ortaya atılmıştır. Evrim süresince gerek hayvan gerek atalarımız olan “ape” günümüze çevrildiği gibi söylemek gerekirse “insaymun”lar arasında daima bir mücadele mevcuttur. Bu mücadele yaşayabilmek için, ya da sosyalleşme yolundaki hayatları için var olmuştur. Vahşi yaşamda güç ve boyut avlanmak ve hayatta kalabilmek için çok önemlidir. Bunun yanı sıra yaşanılan çevre ile uyum içerisinde olmak da bir o kadar değer taşır. Tarihte her zaman sıra dışı olandan çok sürüye uyum sağlayabilen uzun yaşayabilmiştir. Bu sebeple de gerek biyolojik gerek toplumsal evrimde çevreye, kültüre ve doğaya uyum sağlayabildiği sürece var olunur.
“Biçim belirsizliği, kısımların süreksizliği, kısımların devingenliği ve evrensel duyarlılık, yalnızca (…) toplumsal organizmanın özellikleri değildir; daha aşağı hayvan sınıflarının da yaklaşık olduğu özelliklerdir. Böylelikle, bu önemli analojilerde pek az çelişkiye rastlarız. Toplumların kitlesi tedricen büyümekte, yapıları giderek karmaşıklaşmakta, aynı zamanda kısımları artan ölçüde karşılıklı bağımlı hale gelmektedir; dahası, bu özellikleri sergileyiş ölçüleri, yaşamsal faaliyetleriyle orantılıdır.; tüm bunlar, toplumların, organik cisimlerle paylaştıkları özelliklerdir.” (Spencer, akt. McGee & Williams, s16)
Spencer’a göre toplum da evrim gibi gittikçe karmaşıklaşan bir sürece sahiptir ve bu değişimin temel güdüsü ise hayata kalma mücadelesidir. İnsan toplumlarının evrimini de “organik analoji” doğrultusunda kurgulamıştır ve Spencer’ın organik analojisi öylesine etkili olmuştur ki basit teknolojiye sahip, ekonomik faaliyetlerde uzmanlaşmaktan yoksun “ilkel toplumlar” bile kabul etmiştir.
Spencer biyoloji ile yakından ilgilidir ve toplumları açıklarken bu bilimi merkez alarak açıklamaya çalışmıştır. Biyolojik evrim düşüncesi ile 19. yüzyıl sosyal antropologlarının evrimi destekleyen paradigmaları arasındaki köprüyü oluşturduğunu söylenebilir. Spencer toplumu açıklarken biyolojik organizmalara dayandırmaktadır. Toplum gelişimini tarihsel tikelcilikten uzak, bir bütün halinde ele almıştır ve biyolojik evrim sürecine benzeterek aynı şekilde açıklamaya çalışmıştır. Topluma doğa yasalarının hâkim olduğunu savunur. Bu nedenle toplumların kendi kültürel faktörlerinin toplum gelişiminde önemli bir rol oynadığını düşünmez. Ona göre tüm toplumlar gelişimlerinde aynı evreden geçer ve bu evre biyolojik evrimdir. Spencer toplum gelişimini evrimin her türlü kavramı ile açıklamış ve bununla ilgili kuramlar geliştirmiştir.
Herbert Spencer 1820 doğumlu, İngiliz bir sosyologdur. Toplumsal evrimcilerdendir ve çağdaşları onu gerek çalışmaları gerek düşünceleri ile inatçı ve dik başlı olarak yorumlar. Belirli bir sistematik eğitim görmeyen, hatta okumayı da çok sevmediğini dile getiren Spencer meraklı olduğu konularda kendini yetiştirebilmeyi başarmış, çağının önce giden bilim adamlarından olmuş ve fikirleri ile araştırmaları bilim dünyasına birçok açıdan katkıda bulunmuştur. Charles Darwin’in en büyük rakibi olarak da görüldüğü söylenmektedir.
Gizem ÇAKMAK
Kaynaklar:
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.
The Evolution of Society - Herbert Spencer
Antropoloji: Kuramlar/Kuramcılar - Sibel Özbudun, Balkı Şafak - 2005
Ziyaretçiler için gizlenmiş link,görmek için
Giriş yap veya üye ol.