Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Hiçinci Senfoni

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 828

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
burda youtube erişemeyen hatta hiç olmayan bir içerik düşünün. hatta hiç düşünmeyin

-boşluklara sataşarak yaşanan bi yaşam
evde tek başına hiçte yok başına yaşam
hiçte çok başına olabilirdi bu

--
duyulmayan senfoni duyulmamıştır. dinlenmeyen senfoni yoktur;
dinlenip duyulmayan senfoniler var
müziği duymak bazen dinlemek bir kulak işi olduğu söylenir, anlama gibi bi şey bu-müzik anlama mesela; Size erişmemiştir eğer onun kokusunu anlamıyorsanız
yedi nota dört başı mamur memleket
 
Son düzenleme:

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
Buraya telefonla bi şeyler karaladım ve gitmedi.
Tekrar tekrar aynı şeyleri yazmak deli ediyor beni ama yazmalıyım. Çünkü yazacak bi şeylerim yok. Başka şeyim yok. Hey ben varım. Paylaşılmalı, paylaşımı sürdürmeli. Birileri paylaşmalı bi şeyleri-az anıyı ve az sade esenci ve demeci, paylaşmalıyım . Bi şeyler analtmalı ve bende vardım demeliyim. Bi şeyler yaşadım, düşündüm ve şu gözlemeleri yaptım, şunları aktarabilirim demeliyim. Şunları öğrendiğimi-anladığımı ve yaşamdan damıttıtığımı şu erdemi besteledğimi ve anladığımı sanıyorum ve bunları size de aktarmalıyım ve söylemeliyim li doluyum da
ve şunu da öğütleyebilirim gibi şeylerle doluyum da. Şunlar iyi şunlardan kaçının demeliyim-diyebilmeliyim ve eleştirebilmeliyim bazı şeyleri gibi şeylerle doluyum -ken.

bu söz aklımda belirdi. "Hiçinci senfoni". Birden içimde çınladı. İçses ya da içdüşün. Birden bi müziğin aklında belirmesi ve çınlaması gibi. Bi müziğin içinde çalması gibi.
Birden bunu başlık yapmalıyım dedim ve altını doldurdum. Bunu hiçe yordum. Bazılarımızın hiç oluşu kabullenmesine orayı eleştirdim biraz. Sonra bazı yazdıklarımızı da sildik felan ama ve eski bir hikayeyi anlattık altta silinen yeniden.

Hikaye şuydu.
Benim gençlik ve ilk çocukluk yıllarımda TRT de Pazar ları öğleden sonra klasik müzik dinletisi vardı
ve buna Pazar Konseri deniyordu ve yanılmıyorsam her pazar saat 13:00 ya da 14:00 te bu çalıyordu. Bi gün kulak kesilmiştim bu müzik neydi ve neden TRT de her Pazar çalıyordu. Onu çalan adam (sanırım şef Hikmet Şimşek) ergen (ya da tanımlayamadım da bu sözcük belirdi bi adama) bi adama benziyordu. Bi sürü adam -insan (kadında dahil tabi) garip enstrümanlar almış bi arada-bi yerde birleşmiş -büyük bi kalabalık- bi işler yapıyordu. ve boş çaba olmaz. bu önemli bi işti ve önemseniyordu-neyse.çalıyorlardı. Büyük besteciler felan vardı sözde ve yıllardır bu müzik yapılıyordu ama benim ilgilendiğim nokta TRT nin buna önem vermesi/kulak kabartması ki,TRT misyonu üzerinden bunu yoruyorum
, ben de TRT ye önem veriyorum -yaptığı işlere ve bilincine önem-saygı değer sunma
çünkü büyük bi öğreticilik misyonu üstlenmiş TRT yayınlarından biliyorum,
güzel insanlarla dolu verdiğimiz önem ordan geliyor.
ve sevecen , şarkılı, içsözlü, neşeli ve çalışkan ruhlu -güzel- insanlarla dolu
güzel bi senfonisi var TRT nin o yıllarda -büyük saygı sevgi ile hatırlıyoruz
çocukken bana öğretmiş TRT önemsiyorum onu ve TRT önem değer veriyorsa bi önemi değeri ve dinlenebilirliği olmalı diyorum o müziğin içine bir bakılmalı. bana ne hatrlatılıyor. Zil ve davul sesleri berbat-kopuk ve parçalı görünüyor ama dinlemeye, anlamaya, değer sunmaya ve onu duymaya çalışıyorum resmen müziğe adanış-içine bakma ve resmen müzikten anlamaya-hatta haz duymaya çalışma ama beceremiyorum biliyorum ki. Belki kötü gün ve kötü bi bi seçimdi bilmiyorum.sevmiyorsan kötüdür-sevemiyorsan bi türlü işte kötüdür o da her neyse işte

Yine yıllar sonra bu anlama ile müzik dinlemeye çalıştığım oldu. Sevdiklerim oldu. Bazı opera, arya ya da klasik (senfoni felan piyano , keman neyse) beğendiklerim oldu. hatta çok beğendiklerim coşku arzu duyduklarım da oldu-olacaktı da. Örneğin ve mesela Beethoven (ve mesela Carl Orff) benim için bir değer oldu (oladula) sonra ve bunu şöyle analtmayı deneyeceğim. Nazım ve onun şariliği mesela benim için nasıl değerse ve bunu Nazım şiirini okumamda duyduğum coşkunluğa, içsese hürlüğe-yaratıcılığa borçluysam Beethoven da öyle. Mesela şiir yazmayı deneyip sonra Nazım okumak işte bu. o adamı duyuyorum ya da o adamdan coşkunluk ve varolma üretme esenci ve sevinci ve özel üretme gibi şeyler coşkunluk duyuyorum (parçalanma-kendini varetme üzerine gibi şeylerde-özel asılma ve üretme yaratma ilişkisi-çalışma ruhu azmi-sevecenlik) bi çok eserde mesela. Bunu sonraları anladım. Beni çarpan bir kişilik. Bunun gibi. Yıllar sonra şarkı söylemeyi de denedim. Herkes söyler biliyorum ben kendi sesimi sevmedim söylememi . bunun üzerine sesimi ve kulağımı düzeltmeye didindim ve kendi sesimi bulmaya- özgün söyleyebilmeye -herkes gibi mırıldanırken- çalıştım da. Mesela her hasta olduğumda bağıra bağıra şarkı söylerdim. İlerde kayıt imkanı çıkınca kendi sesimi duyduğumda bu ben değilim dedim. Bu kulağı ve nota duygusunu söyleme biçimini değiştirmeli-geliştirmeliyim. Burdan anlatıyorum çünkü bi yere varacağım. Mesela üniversite yıllarımda bi şarkıya türküye kıyıdan köşeden eşlik etsem ya da kendi kendime hafifçe mırıldansam arkadaşların sen opera (ya da opera gibi) söylüyorsun dediği olmuştur. Paylaşma anlamayı doğurur. Yıllar sonra o tür müziği daha iyi anlşayacaktım eskiye göre ben. bu yüzden.
Bi şeyi söylemiyor yapamıyorsanız işte onu yaratmanın zorluğunu anlıyorsunuz. Burdan şunu anlatacağım aslında. Bugünlerde bir enstürman bilginiz yoksa ve çalamıyosanız müziği bilmiyorsanız klasik müzik anlamanın zor mu olacağı benzerini düşünüyorduk.
Klasik mzüiği-oda-soylu ya da kral tuhaf seçkin müziğ igibi gördüğümzüde olmuştur. Böyle yapanalr ve yapmayanlar olmuştur. İyi sanat kötü sanat gibi ve varolan sanat -sanat için sanat gibi şeyler. bunu çok anladığımı söylememem. İyisi kötüsü var ama ben kulağa gideni bilirim

Hikayemdeki eksik şu. Matematik hocam Pazar Konserien Pazar Kanseri demişti. O adamı sevmedim sannırım, sonraları anlattığı matematiği de. yıllar içinde matematik sevme ya da öğrenme ile onun öğreticilerinin bağı olup olmadığını da sorgulaycaktım. herşeyidne öyle ama neyse;
Burdan şuraya varmıştım hikayemi nsonunda. Matematik öğretmek gönüllü bir meslek olmalı. Ve belki hemşirelik, doktorluk, askerlik uzatıalbilir bu gönüllü meslekeler ama her şey gönüllü olmalı da o uzun mesele. Önce bunlar bi gönüllü olsun. bunun hiçinci senfoniyle ne ilgisi var. onu da siz bulun. Ben anlatmak istediklerimi bir yazayım da her şey yolunu bulur. döküldüm burda saçmaca bağ kurdum bunla işte.

bu hiç-i yazarken Beethoven ı ya da Nazım ı kaçırmak görmemek duymamak/anlamamak hiç gibi şeyleri de düşünüyordum-laf sokuyorum işte-hiçe neyse
bazı hiçler öyle bazı hiçlerde böyle işte
hiç olmak ne ? geçmişi hiç olmak?
"hiçte eşek osuramaz"-bunu silmeyelim bari
ya o bilimi kaldırın atın allahaşkına beş para etmez çöptür-çocuklara verilmiş ve mamalar ve şekerler ve ağza çalınmış bal ve köpeğe atılmış kemik o bilim -söz söyleten yara bu! derdi mesel bu dur
kim tersini kim tersini -neyse ne!dir işte odur.
hiçinci senfoni bu yazımlar düzeltilir bi ara -berbat oldu bu

---------- Mesajlar Birleştirildi at 21:38 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 21:12 ----------

Burda ilk cümledeki anlama yakin bi anlam obegi oluşturup postu kaptacaktik normalde bi cümle ile
 
Son düzenleme:

Yeni Konular

Üst