F
faust
Ziyaretçi
Madde yaratılamaz ve yok edilemez. Madde harekettir. Madde sürekli devinir, değişir ve dönüşür. Hiç bir parçası, hiçbir fiziksel ve kimyasal veya başka bir çeşit süreçle yok edilemez. Bir maddenin ortadan kalkması, sadece ve mutlaka onun başka bir maddeye dönüşmesi anlamına gelir. Bu anlamda bir maddenin yok olma sınırı, başka bir maddesel şeyin var olma sınırıdır. Bu karşılıklı etkilemenin, bu dönüşümün sınırı ve sonu yoktur. Bu nedenle madde sınırsız ve sonsuzdur. Dünyada değişip dönüşen madde dışında hiçbir şey de yoktur.
MADDE ve SONSUZLUK.Toplumsal hayatın ilk dönemlerinde nesnel dünyanın açıklanmaya çalışılması konusunda ilkel de olsa maddeci bir anlayışın etkin olduğu görülüyordu. Eski Mısır başta olmak üzere, Çin, Hint, Babil, Roma ve Yunan toplumlarında “doğa felsefecileri” her şeyin tözünün su, ateş, hava ve toprak gibi elementler olduğuna inanıyorlardı. Çin filozofları doğayı “tiji” adını verdikleri maddesel parçacıklarla açıklamaya çalışırken, Hintli filozof Kapila hiçbir şeyin öncesiz ve sonrasız olamayacağını ve herhangi bir şeyin hiçten varlık bulamayacağını ileri sürüyordu. Kapila bu şekilde yaratılamayan ve yok edilmeyen bir şeyin (maddenin) var olduğu sonucuna varıyordu.
Günümüzden 2500-3000 yıl önce Sokrates öncesi Yunan filozofları da aynı düşünüş yöntemiyle madde fikrine varmışlardı. Güneş, ay, yıldızlar ve dünya doğal cisimlerdi ve hareketleri doğa yasalarına göre açıklanabilirdi. Onlara göre her şeyin “öz”ü doğadaki gözlenebilir olgular arasındaydı. Thales suyu, Anaksimenes havayı, Heraklitus ateşi, Empedokles toprağı evrenin birincil maddesi olarak ileri sürerken, Demokritos ise, maddenin görülemeyecek kadar küçük parçacıklardan meydana geldiğini söylüyordu. Tüm maddelerin en son temeli bölünemez ve yok edilemez atomlardı.
Maddenin atomlardan oluştuğu ve atomların evrenin temel yapı taşları olduğu düşüncesi 17, ve 18.yüzyıl boyunca sürdü ve 19.yüzyılın sonlarına kadar geçerliliğini korudu. Elektrik ve manyetizma arasındaki ilişkinin bu dönemlerde ortaya çıkması, hemen arkasından gravitasyonal, elektromanyetik ve çekirdeksel alanların saptanması ve bu olguların hiç birinin atom içermemesi bu tezi temelden yanlışladı. Bu yeni durum felsefi bir kargaşaya da yol açmıştı. Kimileri bu olgularda atomların bir şekilde ortaya çıkacağını ileri sürerken, kimileriyse doğada atomlardan oluşan cisimlerin yanı sıra maddi bir niteliği olmadığını düşündükleri elektromanyetik gibi temelden farklı doğal olaylar olduğunu ileri sürmeye başladılar.
Doğanın niteliği konusunda bugün de benzer yorumlara rastlanılmakta, elektromanyetik alanların, yüklerin ve dalgaların gerçekte olmadığı, fizikçilerin düşüncelerini ifade edebilmek için yarattıkları kavramlar olduğu savunulmaktadır. Maddenin en son yapı taşının atom olmadığı bulgusu ve dünyada atomlardan oluşmayan olguların da varlığı her şeyin madde olmadığı, maddeden başka şeylerin de olacağı idealizminin kanıtı şeklinde yorumlandı.
Bilimin gelişmesine paralel belli kimyasal elemetlerin atomlarının, başka kimyasal elemetlerin atomlarına dönüştüğü ve böyle bir potansiyelin varlığı ortaya çıktı. Maddenin bölünemeyen en küçük parçası sanılan atomların elektrik ( elektron) ve magnetik alanlarla yüklü parçacıklar sistemi olduğu anlaşıldı. Elektronların kütlelerinin, klasik mekaniğin yasalarının tersine, hızlarıyla birlikte değiştikleri görüldü. Bilim adamlarının madde ( atom) adını verdikleri şey, elektromagnetik olaylara, elektrik ya da enerji diye nitelenen ve madde olarak görülmeyen şeylere indirgendi. Bütün bu bilimsel bulgulardan sonra maddenin atomlardan değil, elektronlardan oluştuğu izlenimi ağırlık kazandı. Ne var ki, daha önceleri atomların varlığına inanan, ama elektromagnetik olayları yadsımış olan bazı bilim adamları, bu kez atom kendini alan, yük ve dalga olarak gösterdiğine göre bunun madde diye bir şeyin olmadığı anlamına geldiğini ve salt fiziksel kavramlar olduğunu savundular.
Maddenin ne olduğu konusunda bir kargaşa yaşanmaya başlamıştı.
MADDE ve SONSUZLUK
Günümüzden 2500-3000 yıl önce Sokrates öncesi Yunan filozofları da aynı düşünüş yöntemiyle madde fikrine varmışlardı. Güneş, ay, yıldızlar ve dünya doğal cisimlerdi ve hareketleri doğa yasalarına göre açıklanabilirdi. Onlara göre her şeyin “öz”ü doğadaki gözlenebilir olgular arasındaydı. Thales suyu, Anaksimenes havayı, Heraklitus ateşi, Empedokles toprağı evrenin birincil maddesi olarak ileri sürerken, Demokritos ise, maddenin görülemeyecek kadar küçük parçacıklardan meydana geldiğini söylüyordu. Tüm maddelerin en son temeli bölünemez ve yok edilemez atomlardı.
Maddenin atomlardan oluştuğu ve atomların evrenin temel yapı taşları olduğu düşüncesi 17, ve 18.yüzyıl boyunca sürdü ve 19.yüzyılın sonlarına kadar geçerliliğini korudu. Elektrik ve manyetizma arasındaki ilişkinin bu dönemlerde ortaya çıkması, hemen arkasından gravitasyonal, elektromanyetik ve çekirdeksel alanların saptanması ve bu olguların hiç birinin atom içermemesi bu tezi temelden yanlışladı. Bu yeni durum felsefi bir kargaşaya da yol açmıştı. Kimileri bu olgularda atomların bir şekilde ortaya çıkacağını ileri sürerken, kimileriyse doğada atomlardan oluşan cisimlerin yanı sıra maddi bir niteliği olmadığını düşündükleri elektromanyetik gibi temelden farklı doğal olaylar olduğunu ileri sürmeye başladılar.
Doğanın niteliği konusunda bugün de benzer yorumlara rastlanılmakta, elektromanyetik alanların, yüklerin ve dalgaların gerçekte olmadığı, fizikçilerin düşüncelerini ifade edebilmek için yarattıkları kavramlar olduğu savunulmaktadır. Maddenin en son yapı taşının atom olmadığı bulgusu ve dünyada atomlardan oluşmayan olguların da varlığı her şeyin madde olmadığı, maddeden başka şeylerin de olacağı idealizminin kanıtı şeklinde yorumlandı.
Bilimin gelişmesine paralel belli kimyasal elemetlerin atomlarının, başka kimyasal elemetlerin atomlarına dönüştüğü ve böyle bir potansiyelin varlığı ortaya çıktı. Maddenin bölünemeyen en küçük parçası sanılan atomların elektrik ( elektron) ve magnetik alanlarla yüklü parçacıklar sistemi olduğu anlaşıldı. Elektronların kütlelerinin, klasik mekaniğin yasalarının tersine, hızlarıyla birlikte değiştikleri görüldü. Bilim adamlarının madde ( atom) adını verdikleri şey, elektromagnetik olaylara, elektrik ya da enerji diye nitelenen ve madde olarak görülmeyen şeylere indirgendi. Bütün bu bilimsel bulgulardan sonra maddenin atomlardan değil, elektronlardan oluştuğu izlenimi ağırlık kazandı. Ne var ki, daha önceleri atomların varlığına inanan, ama elektromagnetik olayları yadsımış olan bazı bilim adamları, bu kez atom kendini alan, yük ve dalga olarak gösterdiğine göre bunun madde diye bir şeyin olmadığı anlamına geldiğini ve salt fiziksel kavramlar olduğunu savundular.
Maddenin ne olduğu konusunda bir kargaşa yaşanmaya başlamıştı.