Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

mankurtluk...

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 1,929

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
cengiz aytmatov'un, ''gün uzar yüzyıl olur'' romanını okuyanlar için, romanda ileri sürülen mankurt betimlemesiyle, bazı özel yöntemlerle emperyalizmin mankurtlaştırdığı / toplumuna ve ülkesine yabancılaştırdığı kimi aydınlarımız arasında, bir bağ, bir benzerlik ya da bir paralellik kurulabilir mi...
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
cengiz aytmatov'un, ''gün uzar yüzyıl olur'' romanını okuyanlar için, romanda ileri sürülen mankurt betimlemesiyle, bazı özel yöntemlerle emperyalizmin mankurtlaştırdığı / toplumuna ve ülkesine yabancılaştırdığı kimi aydınlarımız arasında, bir bağ, bir benzerlik ya da bir paralellik kurulabilir mi...

O kitabı okuduğumda, günlerce sinirli ve öfkeli dolaştım..Bir insanın geçmişini/insanlığını çalmak nasıl bir cürettir?Nayman Ana tepesini de Russian Travel kanalında gördüm geçen yıl.Yine öfkem başıma vurdu..Bağ kurulamaz bence..Aydın neyin ne olduğunun bal gibi farkında..Tüccar-aydın olmak işine geliyor o kadar..Beynini/üretimini iyi fiyata kiralamış..Bozuşurlarsa, iktidar değişirse vs başka kiracı buluverir..Bu arada mankurt, filme de alınmış ve epey ses getirmişti.Mankurt ayaklanmasını Spartaküs kıvamında işlemişti.Yine öfkelenmeyeyim diye tamamını seyretmedim.Şiddet içeren hiçbir görseli seyretmiyorum.
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
O kitabı okuduğumda, günlerce sinirli ve öfkeli dolaştım..Bir insanın geçmişini/insanlığını çalmak nasıl bir cürettir?Nayman Ana tepesini de Russian Travel kanalında gördüm geçen yıl.Yine öfkem başıma vurdu..Bağ kurulamaz bence..Aydın neyin ne olduğunun bal gibi farkında..Tüccar-aydın olmak işine geliyor o kadar..Beynini/üretimini iyi fiyata kiralamış..Bozuşurlarsa, iktidar değişirse vs başka kiracı buluverir..Bu arada mankurt, filme de alınmış ve epey ses getirmişti.Mankurt ayaklanmasını Spartaküs kıvamında işlemişti.Yine öfkelenmeyeyim diye tamamını seyretmedim.Şiddet içeren hiçbir görseli seyretmiyorum.

galiba haklısınız... doğru, sözde aydınlarımız neyin ne olduğunu bal gibi biliyorlar ve bu durum, onları mankurtlardan ayırabilir... ama bu ayrım, kendileri açısından daha kötü bir sonuç doğurmaz mı... yani farkında olarak, bilerek ve isteyerek, yani taammüden... iyi ama, fahişelik neyle tanımlanabilir... bir insanın, son derece insani ve özel bir yeteneğini ( diyelim sevişme yeteneğini, ya da entellektüel ürünler üretme yeteneğini, aklını, bilincini, yüreğini... ) sadece ve sırf para kazanmak için, aslında inanmadığı, güvenmediği ve dolayısıyla sevmediği ve hatta iç yüzünü bildiği bir 'kötülüğün' emrine amade etmesi; fahişeleşmesinden başka bir anlam taşıyabilir mi...
 

anotherday

Yeni Üye
Katılım
29 Ocak 2011
Mesajlar
36
Tepkime puanı
0
Puanları
6
Yaş
39
Köle pazarında belleksiz bir Mankurt ,belleği yerinde olan bir köleden on kat daha pahalıya alıcı bulurmuş.Mankurtluk bana daha çok yöneticiler ve halk arasındaki ilişkiyi hatırlattı hafızadan düşünceden yoksun bir halk her türlü yöneticinin işine gelir geçmişini hatırlayamıyacağı gibi gelecek için de bir düşüncesi olmayacak hiçbir şekilde hiçbir şeyi sorgulamayacak aslında köle olduğunun bile farkında olmadan kölelik edecek.Aydın mankurt benzeşmesine gelince ben de bir bağ bulunduğunu düşünmüyorum yaptıklarının fazlasıyla farkındalar, belki söylenmesi gereken kelime mankurtluktan ziyade yabancılaşmadır.
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
Köle pazarında belleksiz bir Mankurt ,belleği yerinde olan bir köleden on kat daha pahalıya alıcı bulurmuş.Mankurtluk bana daha çok yöneticiler ve halk arasındaki ilişkiyi hatırlattı hafızadan düşünceden yoksun bir halk her türlü yöneticinin işine gelir geçmişini hatırlayamıyacağı gibi gelecek için de bir düşüncesi olmayacak hiçbir şekilde hiçbir şeyi sorgulamayacak aslında köle olduğunun bile farkında olmadan kölelik edecek.Aydın mankurt benzeşmesine gelince ben de bir bağ bulunduğunu düşünmüyorum yaptıklarının fazlasıyla farkındalar, belki söylenmesi gereken kelime mankurtluktan ziyade yabancılaşmadır.

size bir ölçüde hak vermiyor değilim... ama aydın olmak, yabancılaşma sürecinin (kendisini bulunduğu yerden alıp, bir parçası olduğu toplumunun karşısına, ''bir düşman edasıyla'' çıkaracak kadar) pençesine düşmemek sorumluluğunu da içermez mi... ya da bilmek ve düşünmek, bilene ve düşünene sorumluluk yüklemez mi...
 

anotherday

Yeni Üye
Katılım
29 Ocak 2011
Mesajlar
36
Tepkime puanı
0
Puanları
6
Yaş
39
Bilmek ve düşünmek elbette insana sorumluluk yükleyecektir,eğer topluma ışık tutan insanlardan bahsediyorsak bu sorumluluk daha da fazla artar ama bunu yapmayan insanlara biz zaten aydın demiyoruz sadece aydın geçinenler diyoruz.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
..inanmadığı, güvenmediği ve dolayısıyla sevmediği ve hatta iç yüzünü bildiği bir 'kötülüğün' emrine amade etmesi; fahişeleşmesinden başka bir anlam taşıyabilir mi...

Sn.evrensel-insan'ın tabiriyle ..e göre değişir..Yani öznel algı sözkonusu.Birey, "yeteneklerini efektif kullanıp paraya çevirmek" yani düpedüz başarı olarak algılayabilir bunu.Malum artık her şey "kaç para" ettiği ile değerlendiriliyor..İnsan mühendisliği, koçluk vb abuk meslekler türedi.İnanıp güvenmek meselesi bizim kuşakla birlikte ex olacak ,hatırlatırım..🙂artık insanlar için iyi/kötü, haklı/haksız, etik/metik içi boş kavramlar..Piyasa belirliyor her şeyi..Uyuşturucudan hapse giren, bir de kitap şişirip ününe ün katıyor.Ne kadar skandal, o kadar parlak kariyer..Yani biz lale devri çocuklarıydık, bittik gitti.."Nerde o eski bayramlar" klişesi vardı ya?Kabul etmek gerekir ki biz cumhuriyet kuşağı ebeveynlerinin muhafazakar, esnemeyen, ödünsüz idealist çocuklarıydık.(hala öyleyiz).Geçiş döneminin sonuna yetiştik ve yeni kuşağın algısına çok yabancıyız..Olan biten beni eskisi kadar incitmiyor.Çünkü incinebilecek, uykuları kaçabilecek duyarlılıkta çok az aktif insan kaldı (iş hayatında, politikada,üniversitelerde, bürokraside, sanatta, hatta hayatta)29 bunalımına benzer bir şey bekliyorum dünya çaplı.Dibe vurulsun bakalım.Her kaostan yeni bir düzen çıkar..
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
Sn.evrensel-insan'ın tabiriyle ..e göre değişir..Yani öznel algı sözkonusu.Birey, "yeteneklerini efektif kullanıp paraya çevirmek" yani düpedüz başarı olarak algılayabilir bunu.Malum artık her şey "kaç para" ettiği ile değerlendiriliyor..İnsan mühendisliği, koçluk vb abuk meslekler türedi.İnanıp güvenmek meselesi bizim kuşakla birlikte ex olacak ,hatırlatırım..🙂artık insanlar için iyi/kötü, haklı/haksız, etik/metik içi boş kavramlar..Piyasa belirliyor her şeyi..Uyuşturucudan hapse giren, bir de kitap şişirip ününe ün katıyor.Ne kadar skandal, o kadar parlak kariyer..Yani biz lale devri çocuklarıydık, bittik gitti.."Nerde o eski bayramlar" klişesi vardı ya?Kabul etmek gerekir ki biz cumhuriyet kuşağı ebeveynlerinin muhafazakar, esnemeyen, ödünsüz idealist çocuklarıydık.(hala öyleyiz).Geçiş döneminin sonuna yetiştik ve yeni kuşağın algısına çok yabancıyız..Olan biten beni eskisi kadar incitmiyor.Çünkü incinebilecek, uykuları kaçabilecek duyarlılıkta çok az aktif insan kaldı (iş hayatında, politikada,üniversitelerde, bürokraside, sanatta, hatta hayatta)29 bunalımına benzer bir şey bekliyorum dünya çaplı.Dibe vurulsun bakalım.Her kaostan yeni bir düzen çıkar..

mesajınızı okuyunca nasıl dehşetli bir hüzne kapıldığımı anlatamam... yüreğimde bir isyan duygusu kabarsa da, içim yanarak değerlendirmenizi kabul etmek zorunda kalıyorum... çürüme dibine kadar gitsin bakalım diyorsunuz... nedense, geçen bir mayısta, yürüyüşün başlamasını beklerken, ayvalık öğretmen evinin bahçesinde tanışıp sohbet ettiğimiz, savaştepe köy enstitüsü mezunu turan hocayı hatırladım... zayıf, çelimsiz vücudu, tertemiz ütülü kıyafeti, ince traşlı yüzü, ak saçları ve kor gibi yanan gözleriyle turan hoca... offf...
 

yamak

Yeni Üye
Katılım
10 May 2012
Mesajlar
76
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
40
Aydınlar daha doğrusu aydın geçinenler mankurt değilde halkı mankurtlaştırmada iktidarın aracı iktidarda daha güçlü olanın aracı .Yani onlara istediği arpayı verirsen istediğin çiflikte koşturursun gerçek aydınları sakat diye vurursun.Birde konuyla ilgili şöyle güzel bir animasyon var
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
Aydınlar daha doğrusu aydın geçinenler mankurt değilde halkı mankurtlaştırmada iktidarın aracı iktidarda daha güçlü olanın aracı .Yani onlara istediği arpayı verirsen istediğin çiflikte koşturursun gerçek aydınları sakat diye vurursun.Birde konuyla ilgili şöyle güzel bir animasyon var

değerlendirmenize katılmamak elde değil... 'aydın ihaneti' çukuruna düşenlerin mankurtlaşmasından çok daha kötüsü, toplumu mankurtlaştırmak için çırpınmalarıdır...
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
İnsanların hayatlarında da toplumların/ülkelerin tarihlerinde de öyle dönemler vardır ki, zamanın olağan bir seyir içinde aktığı dönemlerde bir yılda, on yılda, yüz yılda yaşanabilecek olaylar sanki bir güne sığar. Tarihin kırılma noktalarıdır o günler. Öyle her zaman insan hayatına denk gelmez, deyim uygunsa “bin yılda bir” yaşanır. Altüst oluş ve tarihsel dönüşüm dönemleridir o günler.

Kırgızistanlı ünlü Sovyet yazarı Cengiz Aytmatov’un “Gün Uzar Yüzyıl Olur” isimli çok güzel bir romanı vardır. Çarpıcıdır… Romanın ismi şiirselliğinin yanı sıra, anlam derinliği nedeniyle de insanı baştan çıkarır. Bütün bir dönemi, hatta çağı bir güne sığdırır. Söz konusu kitabın yan öykülerden biri çok sarsıcıdır; Mankurt…

Yurt Gazetesi’nde ve Sol Portal’da daha önce de yazdığım gibi, kitaptaki bu bölüm insanın adeta kanını dondurur. Yüzlerce yıl önce Orta Asya bozkırlarında yaşanan bir hikâyedir bu.

Göçebe ve savaşçı bir boy olan Yuan Yuanlar, Sarı Özek bozkırında yaşayan Naymanlar’dan tutsak aldıkları gençlere akıllara durgunluk veren bir teslim alma, köleleştirme yöntemi uygularlar. Açık alanda, bozkırın ortasında yere yatay şekilde hazırlayıp kazıklara bağladıkları çarmıhlara gerdikleri esirlerin kafalarına ıslak deve derisi sararlar. Bozkırın karasal ikliminde yazları kavurucu bir sıcak vardır. Bahar aylarında yeşeren çimenlerin ömrü bile çok kısadır.

Güneş altında kurumaya ve daralmaya başlayan kalın deve derisi esirlerin kafalarını sıktıkça tarifsiz acılar verir. Bu işkence günlerce sürer. Esirler sonuçta ya ölürler ya da sağ kalanlar bütün bilinçlerini ve belleklerini yitirirler. Dahası kendisini esir alan Yuan Yuan’dan başkasını tanımaz, sadece onun söylediklerini yapar ve emirlerine uyarlar.

Onlar bir köle bile değildir. Bilinci, belleği, düşünme yeteneği alınmış ama bir insanın bütün yeteneklerine de sahip, efendisine kayıtsız şartsız itaat eden bir makina gibidirler. Annelerini, babalarını, kardeşlerini ve kavimlerini tanımazlar. Bilinci ve ruhu ele geçirilmiş bir köle olarak efendisinin işlerini yapar, çalışır ve gerekirse savaşırlar.

***

Orta Asya halklarının böyle kişilere o dönemde “Mankurt” dediğini belirtiyor Aytmatov. Yaşanan duruma, köleleşmeye de “mankurtlaşmak” diyor. Mankurtlaşan kişilerin en önemli özelliği şudur; onlar başkaldırmayı ve itaatsizliği hiç düşünmezler, sadece verilen talimatlara birebir uyarlar. Onlar insanların bütün yeteneklerine sahip birer hayvan haline gelmiştir.

Aytmatov’un romanında olağanüstü bir çarpıcılıkta anlattığı bu “mankurtlaşma” durumu, sosyolojik bir kavram olacak kadar önemlidir. Mankurt kavramı, aklı ve bilinci kuşatılarak teslim alınmış, tarihi unutturulmuş, efendisinin çıkarları için kendi değerlerine, ailesine, dostlarına, sınıfına, halkına ve ülkesine ihanet edenler için kullanılabilir. Çünkü yalnız insanlar değil, toplumlar da mankurtlaşabilir.

***

İşte uzun bir süredir bu ülkenin halkları tıpkı Aytmatov’un yaptığı o tedirgin edici tespitte olduğu gibi, adeta mankurtlaştırılmış gibidir.

Örneğin bu halk, ülkesini işgal edenleri; malına, canına ve namusuna saldıranları; Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkarak paylaşan İngiltere’yi, Fransa’yı, İtalya’yı, dahası Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi olan Lozan Barış Antlaşması’nı tanımayan ABD gibi emperyalist ülkeleri “dost” olarak gördü. NATO’ya üye oldu.

Buna karşılık Kurtuluş Savaşı’nda kendisiyle birlikte düşmana karşı savaşan; silah, para, yiyecek ve giyecek veren; generallerini göndererek Sakarya Savaşı ve Büyük Taarruzun planlanmasına doğrudan katılan; Türkiye Cumhuriyet’in inşasına büyük maddi ve manevi katkılarda bulunan, birçok ağır sanayi tesisini kuran Sovyetler Birliği’ni (Rusya) ise büyük bir akılsızlık ve vefasızlıkla 1950’den sonra düşman ilan etti.

Oysa,1928’de yapılan Taksim Anıtı’nda Kurtuluş Savaşı’na katılan iki Sovyet generalin, Voroşilov ve Frunze’nin de ‘Yeni Türkiye’nin kurucu sembolleri’ olarak heykelleri vardır. Anıtta General Frunze Atatürk’ün hemen arkasında, Voroşilov ise İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak’ın arkasında durur. Bu kompozisyon ile Cumhuriyet’in kurucuları tarafından her iki Sovyet generalin de Kurtuluş Savaşı’nın lider kadrosu içinde sayıldığını gösterir.

Biri mareşal olan iki Sovyet generali ve devrimci lider Kurtuluş Savaşımızın kahramanları arasında yer alıyor. Kanıtı da İstanbul’un merkezinde, Türkiye’nin meydanı olan Taksim’in tam ortasında Cumhuriyet Anıtı olarak duruyor.
Ancak, inançları ve din istismarı üzerinden bilinci teslim alınan ve akıl tutulmasına uğratılan bir halk; kendisini sömürenleri, ülkesini işgal edenleri, değerlerini ve kaynaklarını yağmalayan emperyalistleri desteklemeye ve onların işbirlikçilerini sandıkta seçmeye on yıllardır devam etti.

Tek başına bu olay bile bir ulusun nasıl ‘Mankurtlaştığı’nın dramatik ve insanın yüreğini burkan çarpıcı bir örneğini oluşturuyor.

SAVAŞ KAHRAMANI DEVRİMCİ LİDERLER
Mihail Vasilyeviç Frunze, 1885'te Bişkek’te dünyaya geliyor. Bolşevik Parti’ye katıldığında 19 yaşındadır ve 1906'da Lenin’le tanışır. Devrim’den sonra Kızıl Ordu Komutanı Troçki tarafından Doğu Cephesi Komutanlığı’na getirilir. İç savaşta büyük başarılar gösteren Frunze 1920 yılında Güney Cephesi Komutanı olur. Frunze, 40 yaşında öldüğünde Sovyet Devrimci Askeri Konsey Başkanlığı görevini yürütmektedir.

Kliment Yefromoviç Voroşilov (1881-1969) Ukrayna’da maden işçiliği yaparak eğitimini tamamlar. Bolşevik Partiye katılır, iç savaşta Kızıl Ordu’da görev yapar. Voroşilov, 2. Dünya Savaşı’nın seyrini etkileyen Leningrad Savunmalarının komutanlığını yapar. Zafer sonunda mareşalliğe yükselen Voroşilov, 1947'de Politbüro üyesi, 1953-1960 arasında Yüksek Sovyet Prezudyumu Başkanı (Cumhurbaşkanlığı) seçilir. (m.y. yurt gazetesi)
 

UpBot

Yeni Üye
Katılım
14 Ocak 2021
Mesajlar
1,017
Tepkime puanı
5
Puanları
38
Konu hakkında farklı düşüncesi olan var mı?
 

Yeni Konular

Üst