- 16 Eyl 2011
- 25
- 0
- 0
- 41
Çocukken bir yerimiz yara olsa, kanasa annem mutlaka bir çaresini bulurdu. Önce güzelce kolonya ile yarayı temizler, ardından merhem sürer ve temiz bir bezle sarardı. Bazen çok sıkı bazen çözülecek kadar gevşek olurdu o bezler ama hep aynı anlamı taşırdı: "Annem benim yaralarımı iyileştirdi." Şimdi ne zaman merhamet kelimesini duysam, arkasına güneşi almış bir annenin evin salonunda saçlarında ışıklarla ufacık bir çocuğun parmağını sarışı gelir gözümün önüne. İşte sırf bu görüntü yüzünden çok severim merhamet kelimesini. İçinde sırf bu kelime geçtiği için aldığım kitaplar vardır, İstanbul'da Bir Merhamet Haftası gibi. Ya da başlığında sırf bu kelime olduğu için okuduğum yazılar ve haberler.
Az önce 72. Koğuş filmini izliyordum. Ama bitiremedim. Çünkü ilk 5 dakikası çok rahatsız etti beni. Şöyle bir sahne vardı, aç bilaç mahkumlar cezaevinin havalandırmasındalar. (bu doğru sözcük mü emin değilim) Bir adam, sanıyorum o da mahkum ama cebi dolu mahkumlardan, pencerenin önünde kemikli bir et parçasını kemiriyor. Ve kemiğin üzerinde et kalmayınca onu mahkumlara atıyor. Zavallı adamlar birbirlerini eziyorlar o kemik parçasını alabilmek için. Gördüğüm en mide bulandırıcı sahnelerden biriydi. Ve ömründe kimseye bir tokat atmamış olan ben böyle bir zulmü yapan adamın ağzını burnunu dağıttığımı hayal ederken buldum kendimi. Siz olsanız bunu yapana ne yapardınız? "Yapma güzel kardeşim ayıptır" demezdiniz herhalde değil mi? Eğer bu olgunlukta iseniz ellerinizden öpüyorum. Zira şiddet asla hiçbir şeyin çözümü değildir ama insanlıkdışı olan şeylerle karşılaştığımızda sanıyorum içimizdeki o canavar öfkeyle doğruluyor yerinden.
Filmi izlemekten vazgeçtim. Birincisi o sahne beni çok öfkelendirdi, ikincisi de halet-i ruhiyem kesinlikle bu tip sahnelere uygun değildi. Esas sebebim ise o adamın ağzını burnunu dağıtma isteğimin beni korkutmasıydı galiba. İçindeki merhamet o adamların halini görüp ağzından öfke şeklinde köpürürken, o zulmü yapana tamamen merhametten yoksun bir şey yapmak istemek korkunç değil midir? Ama bence günlük hayatımızda da yapıyoruz bunu. Sırtımızı merhamet,iyilik ve buna benzer kelimelere dayıyor ve kendimizle çelişiyoruz. O halde kendimize merhametli diyebilir miyiz?
Merhamet sahibi olan biri tüm insanlığa karşı merhametli mi olmalıdır yoksa merhameti hak eden bir grup mazlum mu vardır? Şimdi bir katile, bir tecavüz suçlusuna merhamet edilebilir mi? Ya da bu adamlar hak ederler mi merhameti? Ben edebileceğimi sanmıyorum. Eğer ilk tanım doğru ise içimdeki merhamet duygusundan şüphe etmeli miyim? Ve eğer bundan şüphe edersem, kendimde inandığım pek çok şeyi çöpe atmak zorunda kalmaz mıyım?
Belki de gerçek merhamet Tanrısal birşeydir. O'dur ancak hepimizi seven, hepimizi bağışlayan ve hepimize ayrım gözetmeden merhamet eden. Ve bizim içimizdeki tanrısal küçük parçacık ancak hak ettiğini düşündüğümüze merhamet etmemize yeterli geliyordur. Bilemiyorum...
Az önce 72. Koğuş filmini izliyordum. Ama bitiremedim. Çünkü ilk 5 dakikası çok rahatsız etti beni. Şöyle bir sahne vardı, aç bilaç mahkumlar cezaevinin havalandırmasındalar. (bu doğru sözcük mü emin değilim) Bir adam, sanıyorum o da mahkum ama cebi dolu mahkumlardan, pencerenin önünde kemikli bir et parçasını kemiriyor. Ve kemiğin üzerinde et kalmayınca onu mahkumlara atıyor. Zavallı adamlar birbirlerini eziyorlar o kemik parçasını alabilmek için. Gördüğüm en mide bulandırıcı sahnelerden biriydi. Ve ömründe kimseye bir tokat atmamış olan ben böyle bir zulmü yapan adamın ağzını burnunu dağıttığımı hayal ederken buldum kendimi. Siz olsanız bunu yapana ne yapardınız? "Yapma güzel kardeşim ayıptır" demezdiniz herhalde değil mi? Eğer bu olgunlukta iseniz ellerinizden öpüyorum. Zira şiddet asla hiçbir şeyin çözümü değildir ama insanlıkdışı olan şeylerle karşılaştığımızda sanıyorum içimizdeki o canavar öfkeyle doğruluyor yerinden.
Filmi izlemekten vazgeçtim. Birincisi o sahne beni çok öfkelendirdi, ikincisi de halet-i ruhiyem kesinlikle bu tip sahnelere uygun değildi. Esas sebebim ise o adamın ağzını burnunu dağıtma isteğimin beni korkutmasıydı galiba. İçindeki merhamet o adamların halini görüp ağzından öfke şeklinde köpürürken, o zulmü yapana tamamen merhametten yoksun bir şey yapmak istemek korkunç değil midir? Ama bence günlük hayatımızda da yapıyoruz bunu. Sırtımızı merhamet,iyilik ve buna benzer kelimelere dayıyor ve kendimizle çelişiyoruz. O halde kendimize merhametli diyebilir miyiz?
Merhamet sahibi olan biri tüm insanlığa karşı merhametli mi olmalıdır yoksa merhameti hak eden bir grup mazlum mu vardır? Şimdi bir katile, bir tecavüz suçlusuna merhamet edilebilir mi? Ya da bu adamlar hak ederler mi merhameti? Ben edebileceğimi sanmıyorum. Eğer ilk tanım doğru ise içimdeki merhamet duygusundan şüphe etmeli miyim? Ve eğer bundan şüphe edersem, kendimde inandığım pek çok şeyi çöpe atmak zorunda kalmaz mıyım?
Belki de gerçek merhamet Tanrısal birşeydir. O'dur ancak hepimizi seven, hepimizi bağışlayan ve hepimize ayrım gözetmeden merhamet eden. Ve bizim içimizdeki tanrısal küçük parçacık ancak hak ettiğini düşündüğümüze merhamet etmemize yeterli geliyordur. Bilemiyorum...