- 19 Ağu 2008
- 3,589
- 179
- 63
- 62
teknik bir olumsuzluğu düzeltirken, katılımcı arkadaşlarıma teşekkür ediyorum
--------------------------------------------------------------------------------
MİSTİFİKASYON
Önce kitaplar yakıldı. Suçlu bulunmuştu. Kitaplar. Yakılmalıydılar, ki dillerin, dinlerin ve kültürlerin kesintisiz tarihsel süreçlerinde var olan diyalogları kopsun, parçalansın diye...Söz kopmadı diğerinden ne ki vakanivüler çala-kalem yazıp durmaktaydılar; tahribat diz-boyunu geçtiğinde bu kadarı da olmaz deyip isyan ettiler...Yığınlarca işsiz vardı ve etiket hazırdı; yaftası yakalarında başladılar hem konuşmaya hem de yazmaya...Dünyalar keşfedilmiş diye yazdılar önce...Bar-barları çağdaşlaştırmalıyız dediler. Öteki deyip despotik gördüler. Efendi yönetmeliydi ve dizginlemeliydi her şeyi; köleleştiler ve efendinin gözüyle gördüler kendilerini. Tanrılar doğrudan elçi gönderdiğinde mutluluk farklı tanımlanırken, elçisiz tanrılar köprüleri gösterdiler, ne köprüler bitiyordu nede ufuk çizgisi yakındı. Sosyo/ekonomik olanın doğal yasalar gibi nötr olması gerektiğini dillendirdiklerinde susmayı/içselleştirmeyi/benimsemeyi/fatalist olmanın beşinci elementini ateşlemişlerdi.Aydınlanma denecekti adına bir de! Toplumlar geleceklerini üretim /bolluk/paylaşım ve mutluluk temelinde yükseltmek istiyorlarsa kendi öz-yapılarını hataları ve doğruları ile birlikte benimseyip/irdeleyip doğru çözümler üretmek zorundadır. Yoksa her zaman var olan oriyentalist bakış ile kendilerine yabancı olacaklar ve gelecek kuşakların hakkını tüketmeyi sürdüreceklerdir. Hiçbir şey tarihin mahzeninde sonsuza dek gizli kalamaz.
Gözler vardı; bakar-kör olan gözler; at-gözlüğü takmış deniliyordu! Ne sormaya gerek vardı o gözlüğü takana ne de ezberinde olmayanı düşünmeye! Dili olmayan bir konuktular sanırsın yer-yüzü-cenneti-nde! Kendine menkul, sığınmacıydılar. Mutlu gelecek vaad edilmişti ya bir kere; kulağa hoş gelen yalan olsa da ; yabanıl bakıyorlardı gözlüksüzlere...Etiketlenmişti bilen denilenler ; bahaneler hazırdı uyumak isteyene...
Sikkeler darp edildikleri hanelerde kalıplardan çıkarlar. Hepsi bir birine benzer ve ayırt edilemezler. Sikkelerin hiç biri diğerine eş-değerde değildir. Çünkü hepsi yalnızca bir sikkenin değerini yansıtırlar. Varsa eğer bir tanesinin değeri vardır diğerleri tamamen değersizdirler. Buna görüntüdeki değerin değersizliği de denilebilir.
Hz.Muhhammed’in veciz bir sözü güncelliğini korumaktadır. “ İki günü aynı olan kişi , bir günü hiç yaşamamış demektir” Peygamber bir gün yoldan geçerken iki kişinin duvar dibinde oturduklarını görür. Biri avare bir şekilde gelen geçeni izlerken, diğeri düşüncelere dalmış elindeki çubuk ile toprağı eşelemektedir. Peygamber toprağı eşeleyeni selamlayarak geçer. Bunun üzerine selamlanmayan kişi koşarak ve alınmış bir şekilde Peygamberin önüne geçer ve “ yanımdakini selamladın da beni neden selamlamadın” diye sitem eder. Peygamber der ki “ Sen öylece oturmaktaydın ama yanındaki kişi toprağı eşelemek ile hiç olmazsa boş durmuyor, bir şeyler yapıyordu, bu nedenle ona selam verdim “der. Fikret Başkaya yurttaş tanımını yaparken şu tesbitte bulunmaktadır: “ Toplumda olup bitenlere kayıtsız bir yurttaş olamaz. Hem toplumun üyesi olup hem de orada bir tür misafir, sığıntı ya da mülteci bilinci taşıyarak yaşayan, kendi kaderinin başkaları tarafından belirlenmesine razı olan biri, kavramın gerçek anlamında yurttaş değildir”
Gözler türlü türlüdür. Kendisine ilişkin göz ile bakan kendisini, başkasına ilişkin göz ile bakan ise yine kendini görür ama yabancısı olduğu kendinden haberdar değildir yalnızca...Sefalet, gözün körelmesi ve bilincin köreltilmesi ile başlar. Biyolojik/genetik körlüğün mercekler ve laser ile giderilmesi mümkün olmuş ise de delinin attığı taşı kırık akıllının kuyudan henüz çıkaramadığını görünce bilinç körlüğünün çözümlenmesinin zor olduğunu söylemek gerekecektir.
Julien Benda diyor ki; “Entlektüelnin misyonu,dünyanın efendisi haline gelmiş haksız ve yanlış karşısında, cümle alem diz çökerken bile, ayakta kalıp ona insanlık bilinciyle karşı çıkmaktır”
Bilinç bulanıklığını/mistifikasyonu/kandırılmayı, toplumdan kopmuş kendinden menkul seçkinci/elitist aydın hastalığı/sakatlığı ile malül bakış açısı ile değil entelektüel birikimle çözüme kavuşturmak/gidermek gerekmektedir.
Eylül 2008
Küçüksu
------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Gözlük takarız. Güneş gözlüğü, kar gözlüğü ve de dereceli gözlükler. Göz merceklerini/odaklarını kaydırır ve yanılsamalarını gideririz. Odaklanırız ve bakarız. Nesne biz baktığımız için orada değildir; biz gördüğümüz için de var olmaz. Nesnenin/olgunun varlığı bizim bakışlarımızdan bağımsızdır. Kızılderili atalarım der ki, “neyi önemser isen onun sesini duyarsın” Her görünenin salt göründüğü gibi olmadığını zamanla deneylerimiz ve gözlemlerimiz ile öğreniriz. Öğreniriz; düşmeyi, kalkmayı ve yürümeyi. Öğreniriz; aldatmayı, aldatılmayı.Öğreniriz; doğruyu, yanlışı....Öğrendiklerimizden bir kule yaparız. O kule bizimdir; o kule bize ilişkindir; kaçamayız kendimizden. Yalan yalanı doğurur; çirkinlik çirkinliği; savaş savaşı doğurur. Sonuçta kandırdığımız tek kişi vardır: KENDİMİZ...
Kendine yalan söyleyen tek canlı türü insandır.!!!
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
"barış için savaş gereklidir" önermesi mistifikasyona güzel bir örnektir. Değil mi?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
chimera
--------------------------------------------------------------------------------
Alıntı sahibi: nejdet üzerinde 14 Mart 2009, 00:05:18
"barış için savaş gereklidir" önermesi mistifikasyona güzel bir örnektir. Değil mi?
''Savaş birbirlerini tanıyan ama öldürmeyenler için,birbirlerini tanımayanların birbirlerini öldürmesidir''
İdeolojik çarpıtmaya marks'ın verdiği addır mistifikasyon.Yanılsamanın farkında olmak 'önemli' dir.
--------------------------------------------------------------------------------
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
"mistifikasyon" bilinen evrensel bir tanım olduğu için tırnak içine almadım. Kavram/tanım elbette bana ait değildir. "kütle çekimi" kavramını tırnak içine almadığımız gibi.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
chimera
--------------------------------------------------------------------------------
Konuya yaklaşım biçimimi belirtmek adına bir tanımlama idi sadece,düzeltmek isterim yansıtma hatamı.
--------------------------------------------------------------------------------
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
paradigmalar yıkıldıkça özgür düşünce yol alacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
--------------------------------------------------------------------------------
MİSTİFİKASYON
Önce kitaplar yakıldı. Suçlu bulunmuştu. Kitaplar. Yakılmalıydılar, ki dillerin, dinlerin ve kültürlerin kesintisiz tarihsel süreçlerinde var olan diyalogları kopsun, parçalansın diye...Söz kopmadı diğerinden ne ki vakanivüler çala-kalem yazıp durmaktaydılar; tahribat diz-boyunu geçtiğinde bu kadarı da olmaz deyip isyan ettiler...Yığınlarca işsiz vardı ve etiket hazırdı; yaftası yakalarında başladılar hem konuşmaya hem de yazmaya...Dünyalar keşfedilmiş diye yazdılar önce...Bar-barları çağdaşlaştırmalıyız dediler. Öteki deyip despotik gördüler. Efendi yönetmeliydi ve dizginlemeliydi her şeyi; köleleştiler ve efendinin gözüyle gördüler kendilerini. Tanrılar doğrudan elçi gönderdiğinde mutluluk farklı tanımlanırken, elçisiz tanrılar köprüleri gösterdiler, ne köprüler bitiyordu nede ufuk çizgisi yakındı. Sosyo/ekonomik olanın doğal yasalar gibi nötr olması gerektiğini dillendirdiklerinde susmayı/içselleştirmeyi/benimsemeyi/fatalist olmanın beşinci elementini ateşlemişlerdi.Aydınlanma denecekti adına bir de! Toplumlar geleceklerini üretim /bolluk/paylaşım ve mutluluk temelinde yükseltmek istiyorlarsa kendi öz-yapılarını hataları ve doğruları ile birlikte benimseyip/irdeleyip doğru çözümler üretmek zorundadır. Yoksa her zaman var olan oriyentalist bakış ile kendilerine yabancı olacaklar ve gelecek kuşakların hakkını tüketmeyi sürdüreceklerdir. Hiçbir şey tarihin mahzeninde sonsuza dek gizli kalamaz.
Gözler vardı; bakar-kör olan gözler; at-gözlüğü takmış deniliyordu! Ne sormaya gerek vardı o gözlüğü takana ne de ezberinde olmayanı düşünmeye! Dili olmayan bir konuktular sanırsın yer-yüzü-cenneti-nde! Kendine menkul, sığınmacıydılar. Mutlu gelecek vaad edilmişti ya bir kere; kulağa hoş gelen yalan olsa da ; yabanıl bakıyorlardı gözlüksüzlere...Etiketlenmişti bilen denilenler ; bahaneler hazırdı uyumak isteyene...
Sikkeler darp edildikleri hanelerde kalıplardan çıkarlar. Hepsi bir birine benzer ve ayırt edilemezler. Sikkelerin hiç biri diğerine eş-değerde değildir. Çünkü hepsi yalnızca bir sikkenin değerini yansıtırlar. Varsa eğer bir tanesinin değeri vardır diğerleri tamamen değersizdirler. Buna görüntüdeki değerin değersizliği de denilebilir.
Hz.Muhhammed’in veciz bir sözü güncelliğini korumaktadır. “ İki günü aynı olan kişi , bir günü hiç yaşamamış demektir” Peygamber bir gün yoldan geçerken iki kişinin duvar dibinde oturduklarını görür. Biri avare bir şekilde gelen geçeni izlerken, diğeri düşüncelere dalmış elindeki çubuk ile toprağı eşelemektedir. Peygamber toprağı eşeleyeni selamlayarak geçer. Bunun üzerine selamlanmayan kişi koşarak ve alınmış bir şekilde Peygamberin önüne geçer ve “ yanımdakini selamladın da beni neden selamlamadın” diye sitem eder. Peygamber der ki “ Sen öylece oturmaktaydın ama yanındaki kişi toprağı eşelemek ile hiç olmazsa boş durmuyor, bir şeyler yapıyordu, bu nedenle ona selam verdim “der. Fikret Başkaya yurttaş tanımını yaparken şu tesbitte bulunmaktadır: “ Toplumda olup bitenlere kayıtsız bir yurttaş olamaz. Hem toplumun üyesi olup hem de orada bir tür misafir, sığıntı ya da mülteci bilinci taşıyarak yaşayan, kendi kaderinin başkaları tarafından belirlenmesine razı olan biri, kavramın gerçek anlamında yurttaş değildir”
Gözler türlü türlüdür. Kendisine ilişkin göz ile bakan kendisini, başkasına ilişkin göz ile bakan ise yine kendini görür ama yabancısı olduğu kendinden haberdar değildir yalnızca...Sefalet, gözün körelmesi ve bilincin köreltilmesi ile başlar. Biyolojik/genetik körlüğün mercekler ve laser ile giderilmesi mümkün olmuş ise de delinin attığı taşı kırık akıllının kuyudan henüz çıkaramadığını görünce bilinç körlüğünün çözümlenmesinin zor olduğunu söylemek gerekecektir.
Julien Benda diyor ki; “Entlektüelnin misyonu,dünyanın efendisi haline gelmiş haksız ve yanlış karşısında, cümle alem diz çökerken bile, ayakta kalıp ona insanlık bilinciyle karşı çıkmaktır”
Bilinç bulanıklığını/mistifikasyonu/kandırılmayı, toplumdan kopmuş kendinden menkul seçkinci/elitist aydın hastalığı/sakatlığı ile malül bakış açısı ile değil entelektüel birikimle çözüme kavuşturmak/gidermek gerekmektedir.
Eylül 2008
Küçüksu
------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
Gözlük takarız. Güneş gözlüğü, kar gözlüğü ve de dereceli gözlükler. Göz merceklerini/odaklarını kaydırır ve yanılsamalarını gideririz. Odaklanırız ve bakarız. Nesne biz baktığımız için orada değildir; biz gördüğümüz için de var olmaz. Nesnenin/olgunun varlığı bizim bakışlarımızdan bağımsızdır. Kızılderili atalarım der ki, “neyi önemser isen onun sesini duyarsın” Her görünenin salt göründüğü gibi olmadığını zamanla deneylerimiz ve gözlemlerimiz ile öğreniriz. Öğreniriz; düşmeyi, kalkmayı ve yürümeyi. Öğreniriz; aldatmayı, aldatılmayı.Öğreniriz; doğruyu, yanlışı....Öğrendiklerimizden bir kule yaparız. O kule bizimdir; o kule bize ilişkindir; kaçamayız kendimizden. Yalan yalanı doğurur; çirkinlik çirkinliği; savaş savaşı doğurur. Sonuçta kandırdığımız tek kişi vardır: KENDİMİZ...
Kendine yalan söyleyen tek canlı türü insandır.!!!
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
"barış için savaş gereklidir" önermesi mistifikasyona güzel bir örnektir. Değil mi?
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
chimera
--------------------------------------------------------------------------------
Alıntı sahibi: nejdet üzerinde 14 Mart 2009, 00:05:18
"barış için savaş gereklidir" önermesi mistifikasyona güzel bir örnektir. Değil mi?
''Savaş birbirlerini tanıyan ama öldürmeyenler için,birbirlerini tanımayanların birbirlerini öldürmesidir''
İdeolojik çarpıtmaya marks'ın verdiği addır mistifikasyon.Yanılsamanın farkında olmak 'önemli' dir.
--------------------------------------------------------------------------------
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
"mistifikasyon" bilinen evrensel bir tanım olduğu için tırnak içine almadım. Kavram/tanım elbette bana ait değildir. "kütle çekimi" kavramını tırnak içine almadığımız gibi.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
chimera
--------------------------------------------------------------------------------
Konuya yaklaşım biçimimi belirtmek adına bir tanımlama idi sadece,düzeltmek isterim yansıtma hatamı.
--------------------------------------------------------------------------------
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..
nejdet
--------------------------------------------------------------------------------
paradigmalar yıkıldıkça özgür düşünce yol alacaktır.
--------------------------------------------------------------------------------
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şeklilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.