Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Oznel Materyalizm

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 9,157
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
kavramlar; bilincin,aklın, bilimin ve felsefenin araçlarıdır... tıpkı, imgelerin sanatın araçları olduğu gibi...ve tıpkı günlük işlerin araçları olan, pense, makas, çay kaşığı...gibi... ve bir aracın değeri/anlamı hangi işe ne kadar yaradığına yani, işlevselliğine bağlıdır... 'nesneye öznel içerik vermek' diye tanımladığınız, 'öznel materyalizm' sözde kavramı; nesneye öznel içerik verilemeyeceğinden (ki nesne ne ise odur, yani insan bilinci ona kafasına ya da keyfine göre içerik yükleyemez), tıpkı con ahmet'in devr-i daim makinası gibi, boş, anlamsız ve işlevsizdir... gelin, bu tip çatısı bozuk, tutarsız ve işlevsiz kavramlardan vaz geçelim....

Nesneye oznel icerik verilmiyor da; nasil oluyor da panteizm evreni tanri yapiyor?

Nasil oluyor da doganin kanunlari oluyor?

Nasil oluyor da; insanoglu putlara tapiyor?

Aciklar misin?


Insanoglunun iki buyuk sorunu vardir. Birincisi aklinda yarattigini nesnellestirmek.

Ikincisi kendisine gozlem ve yansi vereni oznellestirmek.

Kisaca nesneye akil vermek, akla nesne vermek.

Nesne de teleolojik icerik aramak, akilli tasarim aramak, insanoglu ozellikleri aramak sadece aramak ile kalmayip, bunlari vermek.
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
Nesneye oznel icerik verilmiyor da; nasil oluyor da panteizm evreni tanri yapiyor?

Nasil oluyor da doganin kanunlari oluyor?

Nasil oluyor da; insanoglu putlara tapiyor?

Aciklar misin?


Insanoglunun iki buyuk sorunu vardir. Birincisi aklinda yarattigini nesnellestirmek.

Ikincisi kendisine gozlem ve yansi vereni oznellestirmek.

Kisaca nesneye akil vermek, akla nesne vermek.

Nesne de teleolojik icerik aramak, akilli tasarim aramak, insanoglu ozellikleri aramak sadece aramak ile kalmayip, bunlari vermek.

evet... eğer insan (yani özne), bilmeye yöneldiği nesnenin zaten kendinde var olan içeriğini (özelliğini, niceliğini ve niteliğini) aslına uygun bir şekilde, kavrayıp anlamaya ( yani, doğru bilgisini edinmeye) çalışacağına; ona, kendi kafasına, bilincine ve keyfine göre içerik yüklemeye kalkarsa; sizin de belirttiğiniz gibi puta tapınmaya başlar... eğer ukalalık ettiğimi düşünmezseniz, bir puta tapınıcı olmamanız için; nesneye öznel içerik yüklemeye kalkmayın diyeceğim...
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
evet... eğer insan (yani özne), bilmeye yöneldiği nesnenin zaten kendinde var olan içeriğini (özelliğini, niceliğini ve niteliğini) aslına uygun bir şekilde, kavrayıp anlamaya ( yani, doğru bilgisini edinmeye) çalışacağına; ona, kendi kafasına, bilincine ve keyfine göre içerik yüklemeye kalkarsa; sizin de belirttiğiniz gibi puta tapınmaya başlar... eğer ukalalık ettiğimi düşünmezseniz, bir puta tapınıcı olmamanız için; nesneye öznel içerik yüklemeye kalkmayın diyeceğim...

"Kendinde var olan" nerden biliyorsun. Bu algi sadece insanogluna ait. Bir tasta, puttu bu algi var mi?

Doga sana "benim kanunlarim var, gelde bu mu" diyor.

Bak, olan sudur. Insanoglu kendisine gozlem ve yansi veren bir fenomeni gozlemliyor ve ondan kendi algisi, bilgisi, bilimi, felsefesi, inanci, dogrusu, ideolojisi v.s. temelinde bir veri ortaya koyuyor, buna teori, varsayim, iman v.s. diyor. Ondan sonrada bunu sisteme tasiyor.

Ya da aklinda bir sey yaratiyor ve buna paralel olarak bunu sisteme tasiyor. Mesela demokrfasi.

O yuzden ne doganin kanunlari vardir, ne de Kuran'i Allah yazmistir. Kurani yazanda, dogaya o kanunlari veren de insanogludur.

Bunun aksi bilimsel degildir ve gozlem vermez. Gozlem veren de insanoglunun teorisi ya da bilgisidir. Iste bu da olgu olur ve yanlislan abilene kadar da gecerli olur.

Ayrica merak etme. Benim beyin duzeyim hic bir tapinmaya izin vermez, ama tapinanlari gozlemler ve sorgular ve de sorunlarini dile getirir.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Ben bunu daha oncede aciklamistim. Ben varliga varlik olarak degil; gozlem ve yansi veren fenomen olarak bakiyorum. Iste bu fenomenin verdigi gozlem ve yansiyi insanoglunun alarak bilgiye, bilime, felsefeye, inanca, ideolojiye v.s. tasidigini soyluyorum.

Agnostik bakis acisi "bilinemez" demektir ve bu metafizigin bir varliksal bakis acisidir.

Ben ise fenomenin gozlem ve yansi vermesinden ve buna insanoglu fenomeninin de dahil olmasindan bahsediyorum.

Kisaca varligin ne oldugu ve varlik ile ilgili tum metafizik varliksal ve teolojik bakis acilarinin bilimsel olmadigini soyluyorum.

Yani varlik icin ne bilinir, ne bilinemez, ne var, ne yok v.s. demiyorum. Bir fenomen olarak gozlem ve yansi verdigini soyluyorum.

Bunun ne metafizik, ne varliksal ne de agnostik bakis acilari ile bir ilgisi yok. Bu bilgisel, bilimsel, bilissel bakis acisidir.

Umarim anlasilmistir. Fenomen insanogluna gozlem ve yansi veren bir tabandir. Bu tabana ait tum ortaya konanlarda insanoglu bilgisidir.

Bilimsel/bilgisel olanı sadece 5 duyuyla sınırlıyorsunuz.Yansının sınırlı "duyum" bilgisi, onun üzerine bir epistemoloji temellendirmek için yeterli mi? Platonun gölge mağarasındaki adam da aynı şeyi söylüyordu.Yansının temelindeki varlık problemini çözmeden -en azından tabana yansıyı değil, bilinebilir -gölgeyi değil, aslı- koymadan- ileri sürdüklerinizi bil'den yola çıkmakla örtüşür bulmuyorum.Yani hep tersini savunduğunuz inanca daha yakın duruyorsunuz (kendinize "inanma" temelinde)
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
"Kendinde var olan" nerden biliyorsun. Bu algi sadece insanogluna ait. Bir tasta, puttu bu algi var mi?

Doga sana "benim kanunlarim var, gelde bu mu" diyor.

Bak, olan sudur. Insanoglu kendisine gozlem ve yansi veren bir fenomeni gozlemliyor ve ondan kendi algisi, bilgisi, bilimi, felsefesi, inanci, dogrusu, ideolojisi v.s. temelinde bir veri ortaya koyuyor, buna teori, varsayim, iman v.s. diyor. Ondan sonrada bunu sisteme tasiyor.

Ya da aklinda bir sey yaratiyor ve buna paralel olarak bunu sisteme tasiyor. Mesela demokrfasi.

O yuzden ne doganin kanunlari vardir, ne de Kuran'i Allah yazmistir. Kurani yazanda, dogaya o kanunlari veren de insanogludur.

Bunun aksi bilimsel degildir ve gozlem vermez. Gozlem veren de insanoglunun teorisi ya da bilgisidir. Iste bu da olgu olur ve yanlislan abilene kadar da gecerli olur.

Ayrica merak etme. Benim beyin duzeyim hic bir tapinmaya izin vermez, ama tapinanlari gozlemler ve sorgular ve de sorunlarini dile getirir.

varlığın , insan tarafından algılanıp algılanmadığından bağımsız olarak (yani kendi başına) var olduğunu; ve çeşitli varlıkların bir birleriyle ilişkileri sonucu ortaya çıkan olaylarda, kalıcı, asli ve değişmez bağlılıklar (doğa yasaları) olduğunu reddetmek ve dolayısıyla, var olmayı, algılanmış olmaya indirgemek; son derece açık ve net bir öznel idealist tutumdur ve varılacak yer, tek benciliktir... çare yok... şu üst taraftaki yola girerseniz ayvalığa varırsınız... çok iyi anlıyorum ki, piskoposun izlerinden ayrılmamaya yeminli olanlarla tartışmak, havanda su dövmektir...
 

Ferdinand Bardamu

Yeni Üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
1,302
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Felsefenin somutu/soyut kavramları ile günlük dilin genel geçer soyut/somut kavramları farklıdır..Felsefe disiplininin tanımlamaları, tıpkı diğer dsiplinler gibi kendi ne özgüdür ,terimlerden bahsediyorum yani . Sadece materyalizm değil başka felsefi akımların da soyut somut ya da başka kavramları, günlük dildeki sesteşleri ile aynı değildir.

Yani diyorum ki, ne günlük dil ile felsefik dilin ne de felsefik dilin kendi içerisinde tanımlamalar açısından mutlak bir örtüşmüşlüğü yoktur.. Farklı olan, felsefenin soyut/somut kavramları ile günlük dilin soyut/somut kavramları ve aynı zamanda farklı felsefi yaklaşımların soyut/somut kavramlarıdır.

Farklı olan, felsefenin soyut/somut kavramları ve günlük dilin soyut/somut kavramları değil, İdeolojilere/kişilere göre içerik kazanmış soyut/somut kavramlarıdır.Tıpkı fenomen (görüngü) kavramının Kant'a, Husserl'e,Diyalektik (karşıtların birliği) kavramının Herakliatos'a, Hegel'e, Marks'a göre içeriklendirilmesi gibi.Felsefe, konuları itibarı ile de, kavramları itibarı ile de geneldir.Onu ,düşünürlerin ,düşünme yöntemleri/kavrayışları ve yaratıcılıkları (yeni kavram oluşturma)ve ....

Siz bu başlığın açılış hikayesini bilmiyorsunuz..Bu başlık benim başlığı açan kişinin çelişkilerine vurgu yapmamdan (başka bir başlıkta) sonra alevlenen bir tartışmanın neticesinde açılmıştır. Yani bir öfkenin nihayetinde bu başlık ortaya çıktı..Bu sebeple temelsizdir. Mantık silsilesinde değil kişisel bir nefret sonucunda açılmış bir başlığın ne kadar sağlıklı olabileceğini sizin değerlendirmenize bırakıyorum.. Yoksa şu bunu öteki berikini eleştiremez meselesi değil. Kuran yakmış Amerikalı rahip var hatırlarsanız, şimdi biz o adamın İslam değerlendirmesine ne kadar olumlu bakabiliriz..Bu da o na benziyor..
Kitapta zinhar yoktur meselesine gelince ,özgürlük dediğiniz hiç bir zaman sınırsız değildir öncelikle bunu belirteyim..Eğer siz herhangi bir disiplinde , bu güne kadar ortaya konmuş düşünsel araçların dışına, yahu illaki kitapta olması mı lazım gibi bir argümanla çıkarsanız anlamsızdır..Beyin kanaması geçiren hastaya belirli müdahale şekilleri var ise ve siz de yahu kitaba bağlı kalmayalım kafasına kazma ile vuralım derseniz saçma olur..Ancak uzun uğraşlar ,denemeler ,yanılmalar, akıl yürütmeler vesaireler sonucunda makul, kabul edilebilecek birşeyler ortaya koyarsanız ancak böyle çıkabilirsiniz literatürün dışına.. Sizin örneğin tarih konusunda yazmış olduğunuz bakış açısı benim literatürden verdiğim örneklerden görece daha değersizdir (yazınızı henüz okumadığımı belirteyim). Değersizdir, çünkü siz o an için bir yaklaşımda bulunmanıza karşın ,bu tezler uzun zaman içerisinde gerçekeşen bir deneyim ve akıl yürütmenin sistematikleştirilmesi ile oluşturulmuşlardır.Ancak bu , sizin yorumunuzun art niyetli olması gibi bir duruma yol açmaz. Oysa bu başlık art niyet ile açılmış ve yorumlar da bu duygusallık ile yapılmıştır..Olayın bu yönü önemlidir
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Bilimsel/bilgisel olanı sadece 5 duyuyla sınırlıyorsunuz.Yansının sınırlı "duyum" bilgisi, onun üzerine bir epistemoloji temellendirmek için yeterli mi? Platonun gölge mağarasındaki adam da aynı şeyi söylüyordu.Yansının temelindeki varlık problemini çözmeden -en azından tabana yansıyı değil, bilinebilir -gölgeyi değil, aslı- koymadan- ileri sürdüklerinizi bil'den yola çıkmakla örtüşür bulmuyorum.Yani hep tersini savunduğunuz inanca daha yakın duruyorsunuz (kendinize "inanma" temelinde)

Ortada bir sinirlama yok. Sadece tum insanoglunun hemfikir olabilecegi bir insanoglu yetisi var. Sonucta geri kalan her turlu akilciligin ideolojileri, inancsallari, dogrulari v.s. hep tartisma konusudur. Ama gozlem tartisma goturmez, o yuzden de bilgisi olgudur ve yanlislanabilene kadar da gecerlidir. Ayrica burada hic bir sey sinirli degildir. Ne gozlem veren fenomen, ne onu gozlemleyen insanoglunun algisi, bilgisi, gozlemi, kavrami v.s. Bunlarin hepsi degisken ve yenilenebilir duzeydedir. O yle olsa insanoglu medeniyeti kuramaz ve caglar farkini ve de teknik/bilim farkini yaratamazdi. Ama inan ve ideolojiler ya donemliktir, ya da ortaya ciktiklari gibi kalirlar ve cag disi olurlar.

Varlik problemi, aslinda bir problem degildir. Sonucta varligi ortaya koyan insanoglu ne diyorsa odur, ama bu tartismalidir. Cunku varligin ne oldugu hangi temelde bakildigina gore degisir ve hepsi de digerini indirgemeci ve determinist olarak red eder. Inanc gozleme dayanmaz, dayanirsa zaten bilimsel olur. Ama varligin her turlu ne oldugu tartismasi tamamen akla dayanir ve akil zaten soyuttur.

Bu kmonuda yeni baslik actim, oraya bakabilirsin. En azindan insanoglu kendi var olmadigi zamani nasil ortaya koyuyor, olarak.

http://www.felsefe.net/felsefe/74001-metafizik-varlik-tartismasinin-sonu.html#post106568
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
varlığın , insan tarafından algılanıp algılanmadığından bağımsız olarak (yani kendi başına) var olduğunu; ve çeşitli varlıkların bir birleriyle ilişkileri sonucu ortaya çıkan olaylarda, kalıcı, asli ve değişmez bağlılıklar (doğa yasaları) olduğunu reddetmek ve dolayısıyla, var olmayı, algılanmış olmaya indirgemek; son derece açık ve net bir öznel idealist tutumdur ve varılacak yer, tek benciliktir... çare yok... şu üst taraftaki yola girerseniz ayvalığa varırsınız... çok iyi anlıyorum ki, piskoposun izlerinden ayrılmamaya yeminli olanlarla tartışmak, havanda su dövmektir...

Idealizm zaten ozneldir. Onemli olan celiskiyi yani nesnel idealizm ile oznel materyalizm sorununu algilamak. Fenomen zaten gozlem veren taban olarak insanoglundan bagimsiz olarak vardir. Sorun burada fenomenin varlik olarak akilci temelde ortaya indirgemeci ve determinist koyumu ve koyus farklari ve aralarindaki tartisma. (Materyalizm, idealizm ve pozitivizm)

Bu konuda detayli aciklayan bir baslik actim. Oraya bir goz at.

http://www.felsefe.net/felsefe/74001-metafizik-varlik-tartismasinin-sonu.html#post106568
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Yani diyorum ki, ne günlük dil ile felsefik dilin ne de felsefik dilin kendi içerisinde tanımlamalar açısından mutlak bir örtüşmüşlüğü yoktur.. Farklı olan, felsefenin soyut/somut kavramları ile günlük dilin soyut/somut kavramları ve aynı zamanda farklı felsefi yaklaşımların soyut/somut kavramlarıdır.



Siz bu başlığın açılış hikayesini bilmiyorsunuz..Bu başlık benim başlığı açan kişinin çelişkilerine vurgu yapmamdan (başka bir başlıkta) sonra alevlenen bir tartışmanın neticesinde açılmıştır. Yani bir öfkenin nihayetinde bu başlık ortaya çıktı..Bu sebeple temelsizdir. Mantık silsilesinde değil kişisel bir nefret sonucunda açılmış bir başlığın ne kadar sağlıklı olabileceğini sizin değerlendirmenize bırakıyorum.. Yoksa şu bunu öteki berikini eleştiremez meselesi değil. Kuran yakmış Amerikalı rahip var hatırlarsanız, şimdi biz o adamın İslam değerlendirmesine ne kadar olumlu bakabiliriz..Bu da o na benziyor..
Kitapta zinhar yoktur meselesine gelince ,özgürlük dediğiniz hiç bir zaman sınırsız değildir öncelikle bunu belirteyim..Eğer siz herhangi bir disiplinde , bu güne kadar ortaya konmuş düşünsel araçların dışına, yahu illaki kitapta olması mı lazım gibi bir argümanla çıkarsanız anlamsızdır..Beyin kanaması geçiren hastaya belirli müdahale şekilleri var ise ve siz de yahu kitaba bağlı kalmayalım kafasına kazma ile vuralım derseniz saçma olur..Ancak uzun uğraşlar ,denemeler ,yanılmalar, akıl yürütmeler vesaireler sonucunda makul, kabul edilebilecek birşeyler ortaya koyarsanız ancak böyle çıkabilirsiniz literatürün dışına.. Sizin örneğin tarih konusunda yazmış olduğunuz bakış açısı benim literatürden verdiğim örneklerden görece daha değersizdir (yazınızı henüz okumadığımı belirteyim). Değersizdir, çünkü siz o an için bir yaklaşımda bulunmanıza karşın ,bu tezler uzun zaman içerisinde gerçekeşen bir deneyim ve akıl yürütmenin sistematikleştirilmesi ile oluşturulmuşlardır.Ancak bu , sizin yorumunuzun art niyetli olması gibi bir duruma yol açmaz. Oysa bu başlık art niyet ile açılmış ve yorumlar da bu duygusallık ile yapılmıştır..Olayın bu yönü önemlidir

Oznel idealizm de garip olan bir sey yok. Zaten idealizmin varligi gercekleme temeli oznele dayanir. Bir seyin temelsiz olup olmadigina sen karar veremezsin. Ortada bir baslik var ve bu basligin mesaji var. Buna muhalefet etmek yerine, mesajda yazilanlari degerlendirirsin. Orada baslik ve mantigi da ortaya konmustur.

Insanoglunun maddeye nesnel temelde verdigi her turlu numenal yeti ve insanoglu ozelligi ve goruntusune yansimayan bu akilci degerler, oznel materyalizmdir. Yani nesneye akil yuklemek. Senin tasi gordugun gibi, tasin da seni gordugunu sanmak. Ya da dogaya kanunlari veren insanoglu oldugunu algilamak yerine, dogaya kanun yuklemek. Ornekler cogaltilabilir.

Bu acidan basliga ve adina degil de; mesaja konsantre olup, karsi ciktiginiz yer neresi ise, nedenini aciklayarak yanitlayabilirsiniz.

O yuzden belki de kendi beyninizin yapabilecegi seyleri baskasina yuklemeyin. Art niyet gibi.

Benim bunca yazim icinde kimse bu sekilde bir ithamda bulunamaz. Sobnucta dusunce zaten sahibine aittir. O yuzden kimin art niyetli oldugu da boylece algilanmis olur.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Basligin sifati olan yani "materyalizm" ismini niteleyen "oznel" kelimesini algilamak adina biraz detaylandiralim.

Oznel bir sifat olarak, ozne den turetilmistir. Oznenin de turetildigi kelime ozdur.

Felsefenin asirlardir tartistigi kisir dongusu metafizigin varliksal madde mi/dusunce mi tartismasinin diger bir adi da; oz mu/gorunus mu tartismasidir.

Oz goruntunun arka planindaki goruntu vermeyen degerlerdir. Bu acidan birincisi bu degerlerin ne oldugu yani oz vardir, ikincisi bu degerleeri veren yani ozne vardir. Iste buradaki oznel-ozneye ait anlamindadir.

Bunu ingilizce olarak izah edersek, idealizm; idea yani fikirden gelir. Bu acidan bir gorunusun fikri yani ozu vardir, bir de bu ozu yani fikri veren vardir.

Bu acidan bakildiginda, maddenin; goruntu vermeyen ozu materyalizme gore; "ilk, tek, mutlak, kesin" iceriktedir. Bu materyalizmin maddeye verdigi ozdur.

Dolayisiyle bu oz bir fikirdir, yani fizik degil; fizik otesi olarak bir fikirdir.

Bu acidan bakildiginda; sorumuz sudur. Bu fikrin oznesi kimdir/nedir?

Bu fikrin oznesi madde midir, yoksa bu fikir sahibi olan insanoglunun kendi fikrini maddeye vermesi midir?

Diger bir deyisle; "mutlaklik, teklik, ilklik, kesinlik" ozu ve ozellikleri ozsel ve oznel olarak; maddede midir?, yoksa insanoglunun bir fikri olarak yani ideasi olarak yine insanoglu eliyle maddeye mi verilmistir?

Iste bu temelde maddede gorunurde olmayan ve maddeye fikir, oz, ozne eliyle insanogluy tarafindan eklenen bu ozellikler; maddeyi oznel ve ozsel kilar. Bu kilis, maddeye ait degil; tamamen insanoglu numenal yetisi olan fikrinin goruntu veren maddeye oz, ozel ve oznel olarak eklenmesidir.

Iste insanoglunun bu oz turetme ozelligi ve bu ozelliginden dolayi ozne olabilmesi bu temeldedir.

Kisaca her nesnenin, ona oz veren ozellikler veren bir oznesi vardir, bu da insanogludur.

Boylece gorunus-oze
nesne-oznele donusur.

Buradaki ozellik ise, genele goredir. Yani fikir herkesin fikri degil; ya da verilen fikir her nesne icin gecerli degil, ozeldir.

Nesneye verilen fikrin, yani ideanin; her fikir icin gecerliligi ya da her nesne icin gecerliligi ise geneldir.

Tasin sertligi-genel. Her tas fikir olarak nesnenin verdigi oznel algi olarak serttir.
Tasin buyuklugu/kucuklugu-ozeldir. Sonucta buyuk bir mukayese algisidir, kucuk te oyle.

O yuzden materyalizmin, ozsel, oznel ve ozelligini iyi algilamak gerekir. Cunku hepsi numenal yeti olan fikirdir, yani ideadir. Idealizmin temelidir.

Iste buradaki idealizm maddeden turetilen yani oznel/ozsel/ozel materyalizmdir.

Akildan turetilen idealizm ise, zaten oznel, ozsel dir.

Eger akildan yani bir nesneye dayanmadan turetilen bir fikir, nesneye tasiniyorsa; yani nesnellestiriliyorsa; bu da nesnel idealizm olur. Mesela dini ibadethaneler gibi. Bir yerde bu dogada goruntu veren nesnenin yerine insanoglu yapimi bir nesnedir. Duzen, sistem eliyle kurumlasmalar, kurumsallasmalar ve izm temelli aklin istemleri mesela demokrasiyi nesnelk olarak saglamak v.s. buna girer.
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
felsefenin temel sorunlarını kavrayarak felsefe yapmayı öğrenmek isteyen katılımcıların, sürekli olarak kafasını karıştırıyorsunuz... ve dolayısıyla katılımcıların, felsefeyi anlaşılmaz , içinden çıkılmaz herkesin harcı olmayan, ancak bir takım yüksek beyinlerin etkinlik alanı olarak düşünmelerine yol açıyorsunuz... o çok değer biçtiğiniz numen (noumenon) / fenomen kavramlarını bile doğru dürüst açıklamaya yanaşmıyorsunuz... arkadaşlar, immanuel kant'a göre varlık, 'ding an sich' dediği (yani noumenon, yani numen yani 'kendinde, kendi başına şey'), ve dışarıya hiçbir şekilde herhangi bir yansı vermeyen bir öz ve fenomen ( yani bu kendinde şeyin kendini dışa vuruş şekli, biçimi, yani insanın o varlığı gözlemlediği zaman elde ettiği algı, yani görüngü) denilen iki ayrı kategoriden ibarettir (yani oluşur..)... burada felsefenin ikincil sorunu ( yani dış dünyanın doğru, yani hakiki, yani aslına uygun olarak bilinip bilinemeyeceği sorunu), konusunda ı.kant'ın görüşü, eşyanın (yani şeylerin, nesnelerin ve giderek varlığın) özünün (yani numeninin, yani kendinde ne ise onun, o halinin) bilinemeyeceği, ama fenomeninin / görüngüsünün bilinebileceği yönündedir... ı.kant, gerçekliğin aslının ne olduğunun bilinemeyeceği, çünkü gözlem vermediği...vb. görüşüyle, özne açısından aşılamaz bir duvar dikmeye çalışmıştır....( mutlak aklın eleştirisi..vd..) .... burada evrensel dostumuz ( daha önce de çeşitli tartışmalarda itiraf ettiği gibi) fenomenin aslında gözlemciden ( kendi deyişiyle insanoğlundan yani, insan bilincinden,..) bağımsız olarak var olduğunu kabul etmektedir... ancak varlık sorunu açısından, konuyu ele almayı reddettiğinden, bu bilinçten bağımsız olarak varolan nesneyle (varlık, madde...) onu gözlemleyen insan ( ya da bilinç, özne...) arasındaki , hangisinin asli, temel, öncelikli ve belirleyici olduğu ( ve dolayısıyla hangisinin ikincil, türev...vb.olduğu) sorununun üstünden atlamaya ve giderek problemi yok saymaya ( ontolojik sorunu görmezden gelerek felsefe yapmak ?) çalışmaktadır....hiç dikkatten kaçırmamamız gereken şey, felsefenin ana sorunun ' bu alem neden vardır' şeklinde özetlenebilecek ve ikincil sorununun, bu alemin (aslına uygun, doğru, hakiki) bilgisi olanaklı mıdır..nasıl... şeklindeki sorun olduğudur.... aslında evrensel gibi bir katılımcıya yakışan, herşeyden önce bu iki soruya doğru dürüst açık ve temiz bir çözüm önerisi sunmasıdır... bunun yerine suyu bulandırmaya devam ettiği sürece, bizlere '''zaten olan kendimizi aşarak, olanaklı en tam kendimizi varlayabilmemiz/gerçekleştirebilmemiz için...''' yardımcı olmak istemiyor , demektir....
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
felsefenin temel sorunlarını kavrayarak felsefe yapmayı öğrenmek isteyen katılımcıların, sürekli olarak kafasını karıştırıyorsunuz... ve dolayısıyla katılımcıların, felsefeyi anlaşılmaz , içinden çıkılmaz herkesin harcı olmayan, ancak bir takım yüksek beyinlerin etkinlik alanı olarak düşünmelerine yol açıyorsunuz... o çok değer biçtiğiniz numen (noumenon) / fenomen kavramlarını bile doğru dürüst açıklamaya yanaşmıyorsunuz...

Kusura bakma da bu da yeni bir itham ve suclama yontemi mi? Lakabima yonerlik basliklara bakarsan bunlarin yeteri kadar aciklandigini gorursun. Ya da neresi sence acik degilse soylersin ve bende aciklarim.

arkadaşlar, immanuel kant'a göre varlık, 'ding an sich' dediği (yani noumenon, yani numen yani 'kendinde, kendi başına şey'), ve dışarıya hiçbir şekilde herhangi bir yansı vermeyen bir öz ve fenomen ( yani bu kendinde şeyin kendini dışa vuruş şekli, biçimi, yani insanın o varlığı gözlemlediği zaman elde ettiği algı, yani görüngü) denilen iki ayrı kategoriden ibarettir (yani oluşur..)... burada felsefenin ikincil sorunu ( yani dış dünyanın doğru, yani hakiki, yani aslına uygun olarak bilinip bilinemeyeceği sorunu), konusunda ı.kant'ın görüşü, eşyanın (yani şeylerin, nesnelerin ve giderek varlığın) özünün (yani numeninin, yani kendinde ne ise onun, o halinin) bilinemeyeceği, ama fenomeninin / görüngüsünün bilinebileceği yönündedir... ı.kant, gerçekliğin aslının ne olduğunun bilinemeyeceği, çünkü gözlem vermediği...vb. görüşüyle, özne açısından aşılamaz bir duvar dikmeye çalışmıştır....( mutlak aklın eleştirisi..vd..) .... burada evrensel dostumuz ( daha önce de çeşitli tartışmalarda itiraf ettiği gibi) fenomenin aslında gözlemciden ( kendi deyişiyle insanoğlundan yani, insan bilincinden,..) bağımsız olarak var olduğunu kabul etmektedir... ancak varlık sorunu açısından, konuyu ele almayı reddettiğinden, bu bilinçten bağımsız olarak varolan nesneyle (varlık, madde...) onu gözlemleyen insan ( ya da bilinç, özne...) arasındaki , hangisinin asli, temel, öncelikli ve belirleyici olduğu ( ve dolayısıyla hangisinin ikincil, türev...vb.olduğu) sorununun üstünden atlamaya ve giderek problemi yok saymaya ( ontolojik sorunu görmezden gelerek felsefe yapmak ?) çalışmaktadır....hiç dikkatten kaçırmamamız gereken şey, felsefenin ana sorunun ' bu alem neden vardır' şeklinde özetlenebilecek ve ikincil sorununun, bu alemin (aslına uygun, doğru, hakiki) bilgisi olanaklı mıdır..nasıl... şeklindeki sorun olduğudur.... aslında evrensel gibi bir katılımcıya yakışan, herşeyden önce bu iki soruya doğru dürüst açık ve temiz bir çözüm önerisi sunmasıdır... bunun yerine suyu bulandırmaya devam ettiği sürece, bizlere '''zaten olan kendimizi aşarak, olanaklı en tam kendimizi varlayabilmemiz/gerçekleştirebilmemiz için...''' yardımcı olmak istemiyor , demektir....

Kant'tan sonra numenal kavraminin anlam ve icerigi sadece degismek ile kalmadi. Bilissel bilimin ve zihniyet felsefesinin de konusu oldu. Ayrica numenin numenal yeti ve numenal deger olarak iki farkli algisi vardir. Bunlardan ilki insanoglu beyninin fonksiyonunu ortaya koyan yetileridir, digeri ise bu yetinin beyin ile birlikte ortaya attigi soyut degerleridir.
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Bu konu uzerine sitemizde bulunan bazi basliklarin linkini veriyorum. Okunursa ne denmek istenen ve ikisi arasindaki fark ve farklarin ayrilmaz birligi algilanacaktir.

Kim/Ne Iliskisi/Celiskisi

Fenomen/Numen Bagi/Iliskisi

1, 2 ve 3. mesajlar.

Lakabima ait basliklar aranirsa, baska ilgili basliklara da ulasilabilir.
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
bakın, hiçbir başlığa filan (ki başlıklarınız çıkmıyor) gerek bırakmayacak şekilde ( ve eğer burada felsefeye ilgi duyan katılımcıları, analarından doğduklarına pişman etmek gibi bir niyet taşımıyorsanız) açık ve net soruyorum: felsefenin ana sorunu nedir... buyrun, ana sorunu ortaya koyarak yorumlayın...
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
bakın, hiçbir başlığa filan (ki başlıklarınız çıkmıyor) gerek bırakmayacak şekilde ( ve eğer burada felsefeye ilgi duyan katılımcıları, analarından doğduklarına pişman etmek gibi bir niyet taşımıyorsanız) açık ve net soruyorum: felsefenin ana sorunu nedir... buyrun, ana sorunu ortaya koyarak yorumlayın...

Dogal zihniyet ile bilincalti olarak sartlanmisligidir. Sorun felsefenin degil; insanoglunun sorunudur ve felsefe de onundur zaten.

Ayrica felsefeden ne algilandigina bagli. Sonucta iki turlu felsefe vardir, pozitif felsefe ve negatif felsefe. Ilki mutlakci, kesinci, noktalatici, durdurucu, aklin tatminine yonelik, indirgemeci v.s. ikincisi ise gozlemci, algici, bilgici, bildirici, sorgulayici, sorunlari ortaya koyucu, dusundurucu, sorgulatici kisaca doyumu olgunun verdigi, doyumsuzlugu da gozlemi de bunun yanlislanabilme olanaginin olasiliginin her daim oldugunu bildigi temeldedir.

Benim bakis acim negatiftir.
 

sakal

Yeni Üye
Katılım
8 Nis 2012
Mesajlar
2,000
Tepkime puanı
1
Puanları
38
Madem felsefenin sorunu insanoğlunun doğal zihniyeti ile bilinçaltının şartlanmışlığı ise; bu sorunu kim çözer sayın evrensel insan.felsefemi felsefeyi ortaya çıkaran insanoğlumu?Bu sorun nasıl çözülür?
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Madem felsefenin sorunu insanoğlunun doğal zihniyeti ile bilinçaltının şartlanmışlığı ise; bu sorunu kim çözer sayın evrensel insan.felsefemi felsefeyi ortaya çıkaran insanoğlumu?

Insanoglu Cunku felsefe de her seyde onun bir bildirimi ve bilgisidir. Buna teslim olmak yerine bunu kontrol etmeli ve insanlik adina zararlilarindan kendini arindirmalidir. Yeter ki kendilik ve birey bilinci ile kendinin ve turunun ve her turlu felsefi v.s. bildiriminin bilincaltina yerlesmis sorununu algilasin. Bunun icin de pozitif degil; negatif zihniyet gerekir. Yani tum yetilerini devamli radar gibi ogrenmeye hazir tutan ve isleten ve de islettigini de sorgulayan.
 

sakal

Yeni Üye
Katılım
8 Nis 2012
Mesajlar
2,000
Tepkime puanı
1
Puanları
38
Öyle ise neolur şu felsefik açıklamalarınızı daha anlaşılır biçimde ortaya koyun.daha öne okuduğum bu konu altındaki yazılarınızı tekrar tekrar okudum inanın daha öncede belirttiğim gibi devamlı akıl karıştırmaktasınız.nereden baksam paradoks.bunu kendinizde doğruluyorsunuz.Boş bir vakitte sözlerinizi bir resim haline getireceğim bakalım ne çıkacak.Tam bir sorunun cevabını aldım diye düşünürken başka biryerde kendikendinizi yanlışlıyorsunuz efendim zor insansınız...
 

birazdahaderinmavi

Yeni Üye
Katılım
29 Ara 2011
Mesajlar
1,442
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
61
Dogal zihniyet ile bilincalti olarak sartlanmisligidir. Sorun felsefenin degil; insanoglunun sorunudur ve felsefe de onundur zaten.

Ayrica felsefeden ne algilandigina bagli. Sonucta iki turlu felsefe vardir, pozitif felsefe ve negatif felsefe. Ilki mutlakci, kesinci, noktalatici, durdurucu, aklin tatminine yonelik, indirgemeci v.s. ikincisi ise gozlemci, algici, bilgici, bildirici, sorgulayici, sorunlari ortaya koyucu, dusundurucu, sorgulatici kisaca doyumu olgunun verdigi, doyumsuzlugu da gozlemi de bunun yanlislanabilme olanaginin olasiliginin her daim oldugunu bildigi temeldedir.

Benim bakis acim negatiftir.

ne felsefe tarihinde ne de dört bin yıllık düşünce tarihinde bu şekilde belirlenmiş bir 'ana sorun' yok... felsefeden ne algılandığı aşağı yukarı belirlidir: 'varlığın neden varolduğunun ve onun aslına uygun bilgisinin olanaklı olup olmadığının sorgulandığı bir zihinsel etkinlik türüdür felsefe ve ana sorunu da varlıktır... tıpkı ikincil sorununun 'bilgi' olduğu gibi....
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
ne felsefe tarihinde ne de dört bin yıllık düşünce tarihinde bu şekilde belirlenmiş bir 'ana sorun' yok... felsefeden ne algılandığı aşağı yukarı belirlidir: 'varlığın neden varolduğunun ve onun aslına uygun bilgisinin olanaklı olup olmadığının sorgulandığı bir zihinsel etkinlik türüdür felsefe ve ana sorunu da varlıktır... tıpkı ikincil sorununun 'bilgi' olduğu gibi....

Senin bahsettigin felsefgenin degil; metafizigin konusu. Felsefe dal olarak sadece varliktan olusmuyor. Benim bakis acim ise epistemoloji yani bilgi. Bu temelde de varlik-fenomen olarak gozlem veren statusunde gerceklik te yapilandirilmis.

Sen varligin neden var oldugunu sormadan once varligin ne oldugunu ortaya koyman gerekir. Burada da insabnoglunun ortak bir kabulu ve algisi yoktur ve tartismasktadir. Buradaki varliksal akilci tatmin indirgemeci ve deterministtir ve her indirgemeci determinist taban biri biri ile tartisir durur.

Bu konudaki bir ongoru ne olursa olsun bir tek tartismaya yarar. Ayrica bir tarafin diger tarafi ikna etme temeli de inanca dayanir. Cunku ortada bilimsel veri yoktur. Iste o yuzden bilimin bilimselligi varlik degil; fenomenin gozleminin ortaya konmasidir. Bilim bilimsel olarak varligin ne oldugu, varolanin ne oldugu, gercekte var olanin ne oldugu v.s. temelli tartismayi, metafizigin ontoloji ve teolojisine birakir.

Neden varlik birinci sorun, varligi ortaya koyan nedir?
 

Yeni Konular

Üst