Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Eğitimin önemini aslında politika ile karıştırmak istemiyorum ama yapmadan da olmuyor. Vaatlerin çoğu yerine gelmiyor doğru.
Ben şahsen rağbet görmeyen -tribüne oynanacak konu olmayan eğitim meselesine değinen bir politikacı görsem, acaba samimi olabilir mi diye şüphelenip takip edebilirim. Çünkü eğitim konusu geçer akçe değil. Ama samimi birisi bunu çözmek peşine düşebilir.
CHP'nin seçim vaatleri arasında eğitimde planladıkları değişimler şöyle sıralandı;
-12 Eylül darbesi ürünü olan YÖK'ü kaldıracağız.
-Her üniversite kendi yöneticisini kendisi seçecek.
-Her yıl en az 15 bin üniversite mezununu çeşitli branşlarda yurtdışına doktoraya göndereceğiz.
-Eğitim sistemini ideolojik prangalardan kurtaracağız. Bir yılı okul öncesi olmak üzere zorunlu eğitimi 13 yıla çıkaracağız.
-Zorunlu din dersleri kaldırılacak, Cemevi ibadethane olacak.
Eğitimle alakalı hiçbir parti bir çalışma yapamaz. Eğitim onların ideolojisine göre en geri planda olan bir kurum. Çünkü halkın %70'i cahil. (Buna partililerde dahil. Şu ayrım var eğitimli olup cahil kesimde var,eğitimsiz olup cahil kesimde var.) Eğitimden ziyade diğer alanlarda verilen vaadlerin yerine getirilmesi veya yerine getirilmeyip kandırılma çalışmalarının halka sunulması daha ön planda. Onun için hangi parti olursa olsun eğitim hakkında söyledikleri her şey koca bir yalandan ibaret. Hiç kimse okumuş bir adamla kendini münakaşa içinde görmek istemez. Kimsenin gelecekten bir beklentisi yok, bu adamlar carpediem usulü yaşıyorlar resmen. Hoş eğitim alanında ne gibi bir devrim yapılabilir ki zaten bu saatten sonra. Baksanıza 4+1+3+4 olacak eğitim sistemi yeniden. Ve bunu onaylayanların çoğu eğitimli insanlar. Ne kadar ironik değil mi? -,-
[MENTION=3925]Düş[/MENTION] çok güzel açıklamışsınız.
Eğitim hakkında yapılanlar zorunlu eğitim süresi, sınav şekli gibi şeylerden öteye gitmiyor.
Ayrıntıya inmiyorlar. Tek tip insan yetiştirmek düşüncesinden hiç vazgeçilmedi.
Albert'in güzel bir sözü vardı; "Herkes dahidir. Ama eğer bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, bütün hayatı boyunca kendisinin aptal olduğuna inanarak yaşayacaktır."
Okul yıllarında kendimi hiç zeki hissetmedim ama; Matematiği o kadar çok severdim ki bu konuda kimse benimle yarışamazdı, ama edebiyat konusunda sıfırdım hiç kompozisyon yazdığımı hatırlamam bir iki defa kopya çekerek yazdım bu sebeple kopyacı ve tembel bir öğrenciydim. Lisede elektrik bölümündeydim meslek derslerinde parmakla gösterilecek kadar başarılıydım ama hiçbir zaman 100 puan alamadım çünkü yazım çok kötüydü.
Bunu tam tersi olarak amca oğlu da kompozisyon ve dil bilgisi konusunda o kadar başarılıydı ki; edebiyat öğretmeni tarafından taktir edildiğine çok şahit olmuşumdur. Ama maalesef amca oğlumda benim gibi aptalın tekiydi çünkü o da iki kere iki kaç ederi cevaplandıramazdı.
Bu durumda ne ben matematikçi oldum ne de amca oğlu edebiyatçı. Bu verdiğim örnek sadece benimkisi daha acaba kaç profesör adayı hayatını aptal olarak geçirdi hesap edin. Eskiden beş sene ile sınırlı olan bu aptal hissettirme seansları şimdi 12 sene zorunlu hale getirildi. Üstüne bir de yeni dersler ekleyerek aptallığımızı pekiştirmeye çalışıyorlar.
[MENTION=3925]Düş[/MENTION] çok güzel açıklamışsınız.
Eğitim hakkında yapılanlar zorunlu eğitim süresi, sınav şekli gibi şeylerden öteye gitmiyor.
Ayrıntıya inmiyorlar. Tek tip insan yetiştirmek düşüncesinden hiç vazgeçilmedi.
Albert'in güzel bir sözü vardı; "Herkes dahidir. Ama eğer bir balığı ağaca tırmanma yeteneğine göre yargılarsanız, bütün hayatı boyunca kendisinin aptal olduğuna inanarak yaşayacaktır."
Okul yıllarında kendimi hiç zeki hissetmedim ama; Matematiği o kadar çok severdim ki bu konuda kimse benimle yarışamazdı, ama edebiyat konusunda sıfırdım hiç kompozisyon yazdığımı hatırlamam bir iki defa kopya çekerek yazdım bu sebeple kopyacı ve tembel bir öğrenciydim. Lisede elektrik bölümündeydim meslek derslerinde parmakla gösterilecek kadar başarılıydım ama hiçbir zaman 100 puan alamadım çünkü yazım çok kötüydü.
Benim tam tersi olarak amca oğlu da kompozisyon ve dil bilgisi konusunda o kadar başarılıydı ki; edebiyat öğretmeni tarafından taktir edildiğine çok şahit olmuşumdur. Ama maalesef amca oğlumda benim gibi aptalın tekiydi çünkü o da iki kere iki kaç ederi parmaklarını sayarak cevaplandırırdı.
Bu durumda ne ben matematikçi oldum ne de amca oğlu edebiyatçı. Bu verdiğim örnek sadece benimkisi daha acaba kaç profesör adayı hayatını aptal olarak geçirdi hesap edin. Eskiden beş sene ile sınırlı olan bu aptal hissettirme seansları şimdi 12 sene zorunlu hale getirildi. Üstüne bir de yeni dersler ekleyerek aptallığımızı pekiştirmeye çalışıyorlar.
Teşekkür ederim sevgili [MENTION=4743]alpi[/MENTION].
Ayrıntıya kim inmek ister ki, bardağın içine suyu doldurunca siz bardağın içinde hangi bileşenler var bakıyor musunuz? -Bakmıyoruz değil mi içiyoruz sadece. Bu da onun gibi bir şey doldur geç doldur geç. Kimse de zaten ayrıntısına girmiyor ne eğitimciler ne de halk. Gerçi bu anlamda eğitimcilerde birer piyon halk da. Güç kimin elinde ise o yönetiyor bizi bir seyirci misali izlemekle yetiniyoruz. Lise'de öğretilen dersler aslında önemli dersler, neticede sana şu fırsatı sunuyor hangisinde başarılı isen kendin seç diye. Ancak yapılan sınavlar çok çok saçma, kitabın tamamını sana sunuyorlar. Kelimesi kelimesine istiyorlar. Bırak da öğrenci fen bilimlerinde bile biraz yorumunu katsın. Kişinin anlam bilgisinden ziyade, kitabı yazan şahsın bilgisini istiyorlar.
İlkokul mevzusu çok fena oldu. Hele ki 4+1+3 sistemi. Şimdi buradaki "1 yıl" yabancı dil eğitimi. O 1 yılda ilkokul çocuğu yabancı dili alsa ne olacak. Temel gramerler dışında eğitim mi veriliyor sanki. Çocuk kitabı ezberleyecek ama uygulamada zaten sıfır kalacak. Şuana kadar kim ilkokul ve lisedeki ingilizcesiyle ingilizceyi söktü? Millet ingilizce öğrenmek için yurt dışına gidiyor. Yani bu tamamen başka ülkelerde uygulanan bir özenmişlik belirtisi.
Bir de şu durum var o kadar öğretmen mezunu var ki. O 1 yıllık dönemde, ingilizce öğretmeninden çok o derse alan dışında çok öğretmen girip öğrencilere ders verecekler. Bu mudur eğitim diyeceğiz bizde. Bu olmayan bir şey değil. İlkokulda,ortaokulda ve lisede yaşanan bir durum bu. Misal adam din öğretmeni ama matematik dersine giriyor. Ee anlattığı şey kitaptan alıntı. Bunu öğrenci nasıl anlasın, öğretmen anlayamazken..
Üniversitede anlatılan derslerin çoğu da öyle. Liseden çıkıyorsun üniversiteye gidiyorsun sudan çıkmış balık gibisin, gene her şey ezbere dayalı.
Eğitimde ezberden ziyade, uygulamaya dayalı bir olay olursa şayet eğitim daha düzenli hale gelir. Yoksa değiştirmiş, farklı dersler koymuş, uzatmış kısaltmış bunlar fasa fiso. Biz üreten toplum olmalıyız, hazır üretilmiş bir toplum değil.
Hemen hemen bütün siyasi partilerin seçim beyannamelerinde bu konu mevcuttur. Öğretme , eğitme işi devletin , rejimin, sistemin eline bırakılmayacak kadar önemlidir.! ve kesinlikle siyasidir.
Çocuklarımız ve biz ne eğitimi istiyoruz?
Kim ne diye eğitecek?
Ne eğitimi ?
Öğretim mi?
Taleb etmek mi?
Bu sorularını cevabını önce biz kendimiz verdikten sonra Taleb etmeliyiz. Halkın %70 Cahil zaten demekle bu işler olmaz. Neye göre bu cahalet? Dağda yaşayan çoban için aşağıda fanzin hazırlayan x kişiside cahildir.
Bu ulkenin egitim sistemi Akp iktidarindan oncede afedersiniz bomboktu. Lafi evirip cevirip gevelemeye gerek yok yani. Elestirecek cok yani var, zamaninda alkisladigimiz icraatlarda oldu lakin acik ara egitim isini beceremediler.
Keske her ile Universite kurmakla is bitseydi. 750 binden fazla universite mezunu issiz var suan. Milyonlarca insanda yaptigi isi kerhen yapiyor. Karnini doyuramayan insan egitimle nasil ilgilensin yahu? Ulkenin gerceklerine gore propoganda yapilmasini anlamak lazim.