Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Sünni - Şii Çekişmesi

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 1,318

Ferdinand Bardamu

Yeni Üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
1,302
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Sünni – Şii Çekişmesi (Sunni-Shia strife The sword and the word
In the struggle between the two strands of Islam, the Sunnis are on the rise adlı yazının çevirisidir)
The Economist May 12th 2012


Farklı 9 İslam mezhebinin temsilcileri 2005 yılında Amman’da bir araya geldiklerinde birbirlerine karşı saygılarını ve mezheplerin kendi halkları üzerindeki otoritelerini tanıdıklarını belirtmişlerdi. Aynı zamanda kâfirlere karşı hareketin, farklılıklar ne olursa olsun ortak noktaları olduklarını da tekrar ettikleri bu zirve, 969 yılından beri mezheplerin en büyük buluşması olarak tarif edilmiştir. Zira 2007 yılında Katar’da yapılan toplantılar da 2005’in fikirlerini tekrar eder nitelikteydi.
Ancak dışarıdan bakıldığında, Sünniler(ki toplam Müslüman nüfusun %80 ini oluştururlar)ve Şiiler arasında süregelen kan davasının daha barbar ve vahşi bir şekil aldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Muhafazakâr Sünni krallıklarına bakıldığında (özellikle huzursuz bir Şii nüfusuna sahip olanlar),bu krallıklarda İran’a karşı hoşnutsuzluğun ve soğukluğun doruk noktasına ulaşmış olduğu görülmektedir. Din, jeopolitik durumdan ve yeni başlayan silahlanma yarışından ayrı olarak düşünülemez. Küresel çapta Sunilerin bu endişesi (Suudi sponsorluğunda) artmakta ve sözde Şia öğretisindeki sapkınlıklara karşı mücadelenin şiddetini arttırmaktadır.
Belçika polisi mart ayında Belçika’nın en büyük Şii camisine düzenlenen ve imamın hayatını kaybettiği saldırıyı soruşturmaya devam ediyor. Yakalanan şüphelinin ise Şiilerin Suriye rejimini desteklemesini protesto eden radikal bir Sünni olduğu iddia edilmektedir. Esasen matem tutan Şii inananlarının sesleri daha önce Pakistan’da ve daha yakın zamanlarda Nisan ayında Sünnilerin bir protesto gösterisi sırasında düzenlenen el bombalı saldırıda ve yine 18 Şii yolcunun öldürüldüğü Şubat’ta düzenlenen otobüse yönelik saldırılardan sonra da yankılanmıştı.
“Sünni-Şii çatışması, Avrupa kıtasında ikamet eden 10 milyon Müslüman’ın geleceğini kontrol etme konusunda çok yönlü çatışmanın bir parçasıdır.” Diyor Boston Üniversitesi’nden din bilgini Jonathan Laurence. Türkiye ve Fas gibi Avrupa’ya göçmen sağlayan ülkelerin dini otoriteleri, halklarının kendi Sünni anlayışlarına bağlılığını sağlamaya çalışmakta ve esasında radikal Sünniliği ve Şii mezhebini aynı derecede zararlı görmektedirler.
Sünni – Şii çatışması güney doğu Asya ülkelerine bile ulaşmış durumda. Malezya ki kendini farklı inançlara saygılı Müslümanların ve azınlıkların oluşturduğu bir ülke olarak tanımlamıştır, Şii inancı dâhilinde vaaz verilmesini yasaklamış (Aralık 2010) ve Şiilere karşı bu tutumu düzinelerce Şii’nin tutuklanması ile doruk noktasına ulaşmıştır.
Yusuf al- Qaradawi ki fiilen (de facto) “Müslüman Kardeşler”’in Katar kökenli ruhani rehberi olarak bilinir, Şiilere karşı sözlü saldırılarına devam etmektedir. Kendisi oysa Uluslar arası Müslüman Din Adamları ( bu kurum Müslümanların ortak endişelerini yansıtan bir kurumdur) kurumunun da başkanıdır.2004’ün ılıman ikliminde kurulmuş olan yapının bünyesinde ve üst kademelerinde Şii ileri gelenler de bulunmaktadır.
Qaradawi, Şiiliği Hz. Muhammed’in halifelerini yarı tanrı statüsüne çıkarmakla ve bu şekilde tanrının tekliğini zedelemekle suçlarken, aynı zamanda Şiilerin, Sünni topraklarında ruh avcılığı yaptıklarını da iddia etmektedir.
Zamanında İsrail’e karşı savaşan İran-destekli Hizbullah’ı övgülere boğmuştu ancak zaman değişti ve bugünlerde Qaradawi, Sünni – Şii inancı arasındaki farklılıkları kaşımakta, aynı zamanda Sünni bir azınlığın bir Şiilik türevi olan Alevi yönetime isyan ettiği Suriye rejiminin devrilmesini istemekte, bu tutumu ise Şii liderleri oldukça rahatsız etmektedir. Qaradawi (ki sözleri Marsilya’dan Kafkasya’ya kadar emir niteliği taşımaktadır)aynı zamanda Bahreyn’in Şii karşıtı yönetimine de destek vermektedir.
Bir paradoks olarak esasında Müslüman dünyasında yaşanan bu çatışmanın bir sebebi de batının azalan rolüdür. 2005 yılında Katar’da yapılan toplantı sırasında Irak Amerikan işgali ve Şii – Sünni çatışmasından muzdaripti. Bu sebeple de Amerikan’ın gerilimi arttırmak ve bu sayede de böl yönet politikasını oluşturmakla suçlanması gayet normaldi. Ancak şu an itibari ile Amerikan askerleri Irak’tan çekilmiş durumdalar ve Şii – Sünni çatışması ise Irak’ın kendi iç dinamikleri üzerinden devam ediyor. Sonuç olarak Nuri Maliki ülkenin Şii başbakanı, Sünni başbakan yardımcısı Tarık El Haşimi’yi terörizme suç ortaklığı ve birden fazla cinayet ile suçlayarak kaçmasına sebep oldu.
En büyük değişim şudur ki Sünniler bugün uluslar arası mücadeleyi kazanıyor olduklarını düşünmektedirler. Yedi yıl önce ise durum farklıydı. Şii İslam İran, Irak ve Lübnan’da yükselişteydi. İslam adına İsrail ile yüzleşecek olan yükselen bu hükümetlerin yahut partilerin ne yapacağını görmek için bekleyen Sünniler esasında İran’ı yahut mollaların öğrencisi olan Lübnan Hizbullah’ını İsrail’e karşı mücadelede rol model olarak almak mecburiyetindeydiler.
Bugünlerde ise Sünnilerin esinlenmek için Şiilerin laf kalabalığına ihtiyaçları kalmadı. Çünkü esas hareket ve esin kaynağı kendi anavatanlarından yahut en azından Kuzey Afrika’dan ya da Levant bölgesinden yayılmaya başladı. Politik ideoloji için batıya bakma gereksinimi ortadan kaktı zira “Arap Baharı” Sünni temelli politik İslam’ı güçlü ve iç dinamikler sonucu ortaya çıkmış yerli bir unsur olarak gün yüzüne çıkardı yahut sürgünlüğüne son verdi. Örnek olarak Rachid Ghannouchi Tunus’un en bilinen İslamcısı büyük ihtimalle en güçlü politik figür olmak için ülkesine döndü. Vali Nasr kendisi Amerika Fletcher School of Tufts University’de profesördür ve Obama yönetiminde danışmanlık da yapmıştır şöyle demektedir “ Sünniler batının İran’a yaptırımlarının bu ülkeyi zayıflattığını ve Suriye rejimini de (ki Suriye İran’ın yegâne Arap müttefikidir) salladığını gördüler. Sünni bakış açısıyla ifade edersek eli kulağındaki bu zaferler Sünni ülkelerin Şii İran’daki bağnaz çoğunluk ile olan ortaklıklarına ağır basmıştır.
Müslümanlar arası ilişki tamamen de umutsuz değil. Dünya Sheakespeare Festivali’nde Romeo ve Juliet’in mezhepsel farklılığın üzerinde umutsuz aşkı betimleyen Irak uyarlaması büyük alkış aldı. Mısır’da bir avuç ürkek Şii Müslüman Kardeşlerden (kısacası Sünnilerden) bir kişinin cumhurbaşkanlığı seçimlerine adaylığına desteğini açıkladı. Ortadoğu’da özgürlük ve adalet arayışları mezhepsel çekişmeleri sonlandırabilir. “Hepimiz aynı mücadelenin parçalarıyız” diyor Maryam al-Khawaja, kendisi Bahreynli ve ülkenin çoğunluğunu oluşturan haksızlığa uğramış Şiilerinden. Bu hafta Manal al-Sharif (kendisi kadınların araba kullanmasını yasaklayan kanuna karşı geldiği için ülkesinde gözaltına alınan Suudi kadındır) gibi Sünniler ile Oslo Özgürlük Forumu’nda baş rölü paylaştı. Bu buluşma, ülkelerinin baskısı altında ezilen hazımların heyecanlandırıcı bir buluşmasıydı.
Tarihsel rakipler arasındaki uzlaşmalar, tarafların çıkmazı kabul etmeleri ile yahut da dış bir güç tarafından bir araya getirilmeleri ile gerçekleşir. Devlet baskısı da aynı sonuca ulaştırabilir ancak bu umut, durumu takip edenler için üzücü ve kırılgan bir umut.
 

Yeni Konular

Üst