F
faust
Ziyaretçi
Türkiye’deki evrimsel biyoloji birikimi hangi düzeydedir? Evrimsel biyolojinin Türkiye’deki algılanma biçimlerinin tarihsel kökleri nerede yatmaktadır? Darwin ve evrim kuramı bu coğrafyaya nasıl girmiştir? Cumhuriyet tarihinin çeşitli dönemlerinde nasıl yaklaşımlar oluşmuştur? Kısacası, dünyada evrimsel biyoloji çağı yaşanırken, biz nereden nereye geldik?
Büyük evrimci Theodozius Dobzhansky’nin, 20. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna doğru, genetiğin temel sorunsallarını sonraki on yıllar boyunca belirleyecek çalışmaların yapıldığı, genetiğin büyük ismi Thomas Hunt Morgan’ın Kolombiya Üniversitesi’ndeki “fly room”una gelmesini (1) izleyen on yıl içinde, popülasyonların genetik çeşitliliğinin evrimleşme süreçleri çerçevesinde türleşmeyi modellediği, Türlerin Kökeni’nden sonra evrimsel biyolojiyi en çok etkilemiş olan kitabını (2) yayımladığı dönemde, Türkiye’deki evrimsel biyoloji birikimi hangi düzeydeydi?
Darwin sonrası evrimsel biyolojinin gelişiminin köşe taşları
Bu soruyu yanıtlamadan önce, Dobzhansky’nin durduğu bu tarihsel kırılma noktasında, evrimsel biyolojinin ne durumda olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Charles Darwin’in Türlerin Kökeni’nin evrimsel biyolojinin temel çalışma nüvelerinin büyük ölçüde çerçevesini çizdiği herkesçe bilinen bir konudur. Bununla birlikte, biyolojik bir özellik durumundaki kalıtılan çeşitlilik durumlarının kuşaklar boyunca izleyeceği oransal büyüklük yollarını izah eden deterministik bir süreci tanımlayan mekanizma olarak doğal seçilimin ortak bir atadan türeyiş ölçüsünde yaygın bir kabule ulaşması ise, ortak kökenin ezici kabulünün altını çizen ve 1859’u izleyen bir kaç on yıldan sonrasına denk gelmektedir. Aslında seçilim, matematiksel öğelerle tanımlanan deterministik bir süreç şeklinde, bir popülasyondaki ölüm ve üreme hızlarının bileşik fonksiyonunun genetik değişkenlikle ilişkilendirilmesiyle, büyük istatistikçi ve genetikçi Ronald Aylmer Fisher tarafından, 1930’da yayımlanan kitabında (3) geleneksel -evrimsel genetikteki- tanımına kavuşmuştur. Aynı yıllarda, Sewall Wright sonlu büyüklükteki popülasyonlardaki rastlantısal durumların seçilim ve genetik sürüklenme ilişkisi temelinde evrimleşmeyi ortaya koymaktaydı. (4) Yine bu iki kurucu babayla aynı dönemde, özellikle Fisher’in çalışmasına önemli bir ek şeklinde, seçilim yoğunluğu katsayılarının hesaplanmasına ilişkin bağıntıları ortaya koymasıyla John Burden Sanderson Haldane (5) öne çıkmaktaydı.
Evrimsel biyolojinin genetikleştirilmesindeki bu en önemli üç kurucu babanın çizdiği kuramsal çerçeve, 30’ların sonu ve 40’ların ilk yılları göz önüne alındığında, Theodozius Dobzhansky’nin ve Ernst Mayr’ın (6) biyolojik tür kavramını biçimlendirip olgunlaştırdığı, George Gaylord Simpson’un fosil kayıt üzerine popülasyon genetik açıdan odaklandığı (7) bir sentetik kavrayışa, evrimsel biyolojinin Modern Sentez’ine yol açacaktır.
Sentez’in evrimsel biyoloji pratiği açısından ortaya koyduğu en önemli sonuç, hiç şüphesiz ki, Dobzhansky ve Mayr üretiminin altını çizdiği biyolojik tür kavramının biçimlenmesi ve klasik, Platonik ideaların özel yaratılış kategorilerine dönüştüğü taksonomik birimlerin ifade ettiği Linneaus sınıflandırmasının, Mayr tarafından, evrimsel süreklilikle tanımlı biyolojik değişkenlik tayfının coğrafi dağılımla anlamlandırıldığı bir evrimsel sınıflandırma şeklinde ortaya konmasıdır. Darwin’den itibaren sentez dönemi olarak adlandırılan büyük sıçrama yıllarına bakıldığında, Dobzhansky’nin “Evrim ışığı altında bakmasızın biyolojideki hiçbir şey anlamlı değildir” meşhur sözünün ifade ettiği, evrimsel biyolojik açıklama biçimleriyle olağanüstü zenginleşen biyoloji biliminin bizatihi evrimini görmemek olanaksızdır.
Şimdi, sentezin ortaya koyduğu çerçevenin yarattığı ivme ile, geniş anlamıyla biyolojik çeşitliliği kavramak bahsinde 40’lardan itibaren hayli sağlam bir genel açıklama biçimine hızla dönüşen evrimsel biyolojinin günümüze dek uzanan tarihine de baktığımızda; doğal seçilimin salt açıklama biçimi olmaktan çıkıp, özellikle Motoo Kimura üzerinden gelişen genetik sürüklenme temelli moleküler evrimleşmeyi izah eden nötral teorinin (8), seçilimci-nötralist dikotomisinin diyalektiğine işaret eden 1960 sonları ve 90’ların sonuna dek devam eden yoğun tartışmalara -ki bu tartışmalar hem protein hem de DNA evrimi üzerinden tanımlanabilir- damgasını vurduğu bir dönem karşımıza çıkar öncelikle. Dönemin tipik özelliği, aralarında seçilimsel açıdan avantaj farkları bulunmayan yani nötr DNA değişimlerinin rastlantısal genetik sürüklenme ile yol açtığı bir evrimleşme kavrayışı ve bu kavrayışa verilen seçilimci bir tepkinin varlığıdır. Bu (...)
Büyük evrimci Theodozius Dobzhansky’nin, 20. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna doğru, genetiğin temel sorunsallarını sonraki on yıllar boyunca belirleyecek çalışmaların yapıldığı, genetiğin büyük ismi Thomas Hunt Morgan’ın Kolombiya Üniversitesi’ndeki “fly room”una gelmesini (1) izleyen on yıl içinde, popülasyonların genetik çeşitliliğinin evrimleşme süreçleri çerçevesinde türleşmeyi modellediği, Türlerin Kökeni’nden sonra evrimsel biyolojiyi en çok etkilemiş olan kitabını (2) yayımladığı dönemde, Türkiye’deki evrimsel biyoloji birikimi hangi düzeydeydi?
Darwin sonrası evrimsel biyolojinin gelişiminin köşe taşları
Bu soruyu yanıtlamadan önce, Dobzhansky’nin durduğu bu tarihsel kırılma noktasında, evrimsel biyolojinin ne durumda olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Charles Darwin’in Türlerin Kökeni’nin evrimsel biyolojinin temel çalışma nüvelerinin büyük ölçüde çerçevesini çizdiği herkesçe bilinen bir konudur. Bununla birlikte, biyolojik bir özellik durumundaki kalıtılan çeşitlilik durumlarının kuşaklar boyunca izleyeceği oransal büyüklük yollarını izah eden deterministik bir süreci tanımlayan mekanizma olarak doğal seçilimin ortak bir atadan türeyiş ölçüsünde yaygın bir kabule ulaşması ise, ortak kökenin ezici kabulünün altını çizen ve 1859’u izleyen bir kaç on yıldan sonrasına denk gelmektedir. Aslında seçilim, matematiksel öğelerle tanımlanan deterministik bir süreç şeklinde, bir popülasyondaki ölüm ve üreme hızlarının bileşik fonksiyonunun genetik değişkenlikle ilişkilendirilmesiyle, büyük istatistikçi ve genetikçi Ronald Aylmer Fisher tarafından, 1930’da yayımlanan kitabında (3) geleneksel -evrimsel genetikteki- tanımına kavuşmuştur. Aynı yıllarda, Sewall Wright sonlu büyüklükteki popülasyonlardaki rastlantısal durumların seçilim ve genetik sürüklenme ilişkisi temelinde evrimleşmeyi ortaya koymaktaydı. (4) Yine bu iki kurucu babayla aynı dönemde, özellikle Fisher’in çalışmasına önemli bir ek şeklinde, seçilim yoğunluğu katsayılarının hesaplanmasına ilişkin bağıntıları ortaya koymasıyla John Burden Sanderson Haldane (5) öne çıkmaktaydı.
Evrimsel biyolojinin genetikleştirilmesindeki bu en önemli üç kurucu babanın çizdiği kuramsal çerçeve, 30’ların sonu ve 40’ların ilk yılları göz önüne alındığında, Theodozius Dobzhansky’nin ve Ernst Mayr’ın (6) biyolojik tür kavramını biçimlendirip olgunlaştırdığı, George Gaylord Simpson’un fosil kayıt üzerine popülasyon genetik açıdan odaklandığı (7) bir sentetik kavrayışa, evrimsel biyolojinin Modern Sentez’ine yol açacaktır.
Sentez’in evrimsel biyoloji pratiği açısından ortaya koyduğu en önemli sonuç, hiç şüphesiz ki, Dobzhansky ve Mayr üretiminin altını çizdiği biyolojik tür kavramının biçimlenmesi ve klasik, Platonik ideaların özel yaratılış kategorilerine dönüştüğü taksonomik birimlerin ifade ettiği Linneaus sınıflandırmasının, Mayr tarafından, evrimsel süreklilikle tanımlı biyolojik değişkenlik tayfının coğrafi dağılımla anlamlandırıldığı bir evrimsel sınıflandırma şeklinde ortaya konmasıdır. Darwin’den itibaren sentez dönemi olarak adlandırılan büyük sıçrama yıllarına bakıldığında, Dobzhansky’nin “Evrim ışığı altında bakmasızın biyolojideki hiçbir şey anlamlı değildir” meşhur sözünün ifade ettiği, evrimsel biyolojik açıklama biçimleriyle olağanüstü zenginleşen biyoloji biliminin bizatihi evrimini görmemek olanaksızdır.
Şimdi, sentezin ortaya koyduğu çerçevenin yarattığı ivme ile, geniş anlamıyla biyolojik çeşitliliği kavramak bahsinde 40’lardan itibaren hayli sağlam bir genel açıklama biçimine hızla dönüşen evrimsel biyolojinin günümüze dek uzanan tarihine de baktığımızda; doğal seçilimin salt açıklama biçimi olmaktan çıkıp, özellikle Motoo Kimura üzerinden gelişen genetik sürüklenme temelli moleküler evrimleşmeyi izah eden nötral teorinin (8), seçilimci-nötralist dikotomisinin diyalektiğine işaret eden 1960 sonları ve 90’ların sonuna dek devam eden yoğun tartışmalara -ki bu tartışmalar hem protein hem de DNA evrimi üzerinden tanımlanabilir- damgasını vurduğu bir dönem karşımıza çıkar öncelikle. Dönemin tipik özelliği, aralarında seçilimsel açıdan avantaj farkları bulunmayan yani nötr DNA değişimlerinin rastlantısal genetik sürüklenme ile yol açtığı bir evrimleşme kavrayışı ve bu kavrayışa verilen seçilimci bir tepkinin varlığıdır. Bu (...)