Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Yağmurun Yağması

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 6,432

nilüfer

Yeni Üye
Katılım
29 Kas 2008
Mesajlar
246
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
35
Yağmurun yağması (mitsel)

Norveç’te Hıristiyanlık yayılmadan önce, insanlar Tor’un, iki keçinin çektiği bir araba ile gökyüzünde dolaştığına inanırlardı. Tor çekicini şöyle bir salladığında şimşek çakar fırtınalar kopardı.”fırtına” sözcüğünde buradan gelir:”Tordönn” ya da Tor’un patlaması. İsveççede fırtına “aaska”dır – aslı “aas-aka”- ve gökyüzünde tanrı gezintisi anlamına gelir.
Şimşek ve fırtınanın ardından yağmur gelir. Vikingler zamanında toprakla uğraşanlar için yağmur son derece hayati bir öneme sahiptir kuşkusuz. Tor’a bu yüzden bereket tanrısı olarak taparlardı.
Yani, niye yağmur yağar sorusuna verilen mitsel yanıt, Tor’un çekicini sallamasıydı.

Yağmurun yağması (bilimsel)

Yağmur Nasıl Oluşur?
İlk Olarak Bulutlar
Yağmurun ilk habercisi bulutlardır. Atmosferdeki su buharı yoğunlaşarak bulutları oluşturur. 2 tip yoğunlaşma vardır.
1-Ani Soğuma İle Yoğunlaşma:
Yoğunlaşmayı kısa bir cümle ile şöyle tanımlayabiliriz; Su buharının su tanelerine dönüşmesidir. Yani yeniden sıvı hale geçme olayıdır. Peki yoğunlaşma ne zaman meydana gelir? Ya nemli sıcak hava soğuyunca, ya da nem'e doymuş soğuk hava soğuyunca. Bunu özellikle çok soğuk havalarda çok sık rastladığımız bir olayla açıklarsak sanırım sizlerde daha iyi anlarsınız. Bahsettiğimiz gibi çok soğuk havalarda ağzımız açtığımız zaman, ağzımızdan bir duman çıkar. İşte bu dumanın sebebi ani soğuma ile yoğunlaşmadır. Burada ağzımızdan çikan nemli sıcak hava, soğuk havayla karşılaşır ve duman şeklinde buhar çıkar.
Şimdi bu olayı bulutlara tatbik edelim: Nem yüklü bir sıcak hava kütlesi, soğuk hava kütlesi ile karşılaşıyor. Karşılaşır karşılaşmaz yoğunlaşıyor ve bulutları oluşturuyor. Bu bulutlar Kümülüs Bulutları ( Küme bulutları ) 'dır. Kümülüs bulutları genelde karnıbahara benzer. Beyaz renkli, birbirlerinden ayrı büyük parçalı küme biçimindeki bulutlardır. Gündüzleri oluşur, geceleri dağılırlar. Bu bulutlar güzel havanın habercisidirler.

2-Isı Vermeden Soğuma İle Yoğunlaşma:
Üst katmanlarda basınç düşüktür. Dolayısıyla hava yükseldikçe genleşir ve genleşme sonucu soğur. Hava soğurken içindeki su buharı da yoğunlaşır ve bulutları meydana getirir.
Yoğunlaşmayı anlattıktan sonra yeniden bulut oluşumuna geri dönelim. Havada yoğunlaşan su buharı, havadaki toz parçacıklarının üzerinde su damlacıklarını oluşturur. Oluşan bu su damlacıkları da birleşerek bulutları meydana getiriyor. Su damlacıklarının yağmuru oluşturması için çok büyümesi gerekir. Çünkü bir yağmur damlası, bir bulut damlacığının birkaç bin defa büyüğüdür.
Bulutun oluşmasına yardımcı olan su damlacıkları başlangıçta çok küçüktür. Bu nedenle üzerlerine gelen ışığı doğrudan yansıtırlar ve bulutlar pamuk gibi bembeyaz görünürler. Su damlacıklarının birleşerek büyüdüklerinden bahsetmiştik. Büyüyüp kalınlaştıkları için gelen ışığı daha az yansıtmaya başlarlar. Bu sebepten dolayı da özellikle yağmur bulutları gri veya siyaha yakın bir renk alırlar.
Bazı bulutlar yağmur getirir, bazı bulutlar ise güzel hava. Değişik bulut türleri vardır. Bunlardan bazılarını kısa kısa inceleyelim. Belki bundan sonra sizlerde bulutlara bakarak havanın nasıl olacağı hakkında bir tahminde bulunabilirsiniz.
SIRRÜS (SAÇAK BULUTLAR ):
Saçak veya kahkül'e benzeyen bir görüntüsü vardır. Bu bulutlar buz kristallerinden meydana gelmiştir.


SIRROKÜMÜLÜS BULUTLARI ( YUMAK BULUTLAR ):
Çizgi çizgi görünüşü vardır. Kıyıya vuran dalgaları andırırlar. Güzel hava habercisidir.


SIRROSTATÜS BULUTLARI ( TÜL BULUTLARI ):
Güneşin etrafını bir çember gibi çevirmiş sanılır ve bu çember yağmurun habercisidir.


STRATÜS BULUTLARI ( KATMAN BULUTLAR ):
Gri renkli ve gökyüzüne bir sis katmanı gibi yayılan bulutlardır. Sadece Çise meydana getirirler, yağmur yapmazlar.

NIMBÜS ( KARA BULUTLAR):
Bütün bulutlardan daha karanlık bir görüntü oluştururlar. Devamlı yağmur getirirler.

Bulutlar hakkında yeterli bilgiyi verdikten sonra asıl konumuz olan yağmurun nasıl oluştuğunu açıklamaya geçebiliriz.

İŞTE YAĞMURUN OLUŞMASI!
Yağmurun oluşmasında 2 işlem gerçekleşiyor. Yoğunlaşma ve buharlaşma. Güneş ışığının etkisi ile her gün yüz binlerce metreküp su buharlaşarak atmosfere doğru yükseliyor. Ve yükseldikçe soğumaya başlıyor. Öyle biran geliyor ki su buharı işinin çok düşük olduğu bir bölgeye geliyor.
Soğuk hava katmanına rastlayan buhar tanecikleri havadaki toz parçacıklarına tutunarak su damlaları haline dönüşüyor. Bunlar birleşerek bulutları olusturuyor. Bu su damlacıklarının yeryüzüne düşmesi yani yağmur oluşturması için belirli bir büyüklüğe gelmesi gerekiyor. Bu da yüz binlerce su damlacığının birleşmesi anlamına geliyor. Yeterli büyüklüğe ulaşınca yerçekiminin etkisiyle yere düşmeye başlıyor. Bütün bu anlattığımız işlemler ise ortalama 8 gün sürüyor.
Sizlere bir soru; yağan yagmurun süresi neye baglı? Bir bulutun yarısı yağmur olarak yağar bu da tahminen 30 dakika sürer. Ama bulutlar devamlı oluşursa yağmur günlerce yağar.
Peki hava kapalı olduğu halde bazen yağmur yağmaz bunun sebebi ise; su damlalarının sıcak ve kuru bir hava katmanından geçiyor olmasıdır. Burada su damlaları yeniden buharlaşır ve yağmur oluşmaz.
Hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, sağanak yağmur yağarken ilk taneler her zaman daha iridir. Bunun sebebi de yağmur damlalarının yeryüzüne inerken soğuk ve nemli hava ile karşılaşmasıdır. Soğuk ve nemli katmandan geçen damlalar buharlaşmadan yeryüzüne inerler. Bu sırada hacim yönünden büyüdükleri gibi havanın nemini de aldıkları için daha da büyürler. Ve sağanak yağmurda ilk taneler daha büyük olur. Arkadan gelen damlalar ise nemi azalmış bir katmandan geçtikleri için ilk tanelerden daha küçüktür.
Yağmurun yağması için su damlalarının belirli bir büyüklüğe gelmesi gerektiğin söylemiştik. Bu da damlaların birbiri ile birleşmesi ile olmaktadır. Bu birleşme 2 türlü olur. Çarpışma ile birleşme ve kristalleşme ile birleşme.
1-Çarpışma İle Birleşme:
Buluttaki su tanecikleri rüzgarın etkisi ile bir oraya bir buraya itilirler. Birbirlerine çarptıkça birleşerek su damlacıklarını oluştururlar. Oluşan su damlacıkları da kümeleşerek su damlalarını meydana getirirler. Bu damlalar belirli bir ağırlığa ulaşınca havadan daha ağır hale gelerek yere yağmur olarak düşerler.

2-Kristallesme Yolu İle Birleşme:
Hava sıcaklığı birdenbire düşerse su tanecikleri donarak buz kristallerini oluştururlar. Bu kristaller yere düşerken daha sıcak bir hava katmanının içinden geçer. Burada eriyip yeryüzüne yağmur olarak iner.

Yağmurun Yağması (felsefi yorum)

Yağmurun yağmasının “özdeksel nedeni” söz konusu su buharının (bulutların) tamda hava soğuduğunda orada var oluyor olmasıdır.”Etken neden” su buharının soğumasıdır ve “biçimsel” nedende yağmurun biçiminin ya da doğasının damla damla yere düşmek olmasıdır. Aristoteles buna ek olarak, yağmur yağdığını çünkü bitkilerle hayvanların büyümek için yağmura gereksinimi olduğunu söylerdi.

yağmurun yağması mitsel & felsefi yorum Sofi'nin Dünyasından alıntıdır.
yağmur nasıl oluşur? söylenasil.com dan alıntıdır.
 
K

kuzeys

Ziyaretçi
sevgili nilüfer yayınladığınız makale çok güzel öğretici olmasının yanı sıra keyif verici anlatım ve içerik taşıyor. Yalnız aklıma bir şey takıldı vikingler kesin olarak tanıtlanmamış olsada balıkçılık, ve yağmacılık yapan savaşçı bir kavim. İskandinav bölgelerinde yağış sorunu olmadığı gibi kuzey ülkelerinde tarım fazla gelişmemiştir.Ve thorun bereket tanrısı olarak görülmesi tuhafıma gitti. Çok önceleri okuduğum bir kaynağa ve netten anlık kısa bir yüzeysel araştırmama göre vikinlerde bereket tanrısı daha doğrusu tanrıçası Freya'dir.Ve her zaman Thor Odinin kudreti içerisinde görülmüştür. Tüm dualar odine edilir ve thor odinin gücü ile sahneye çıkar.Thor daha çok savaş ve gücün temsilcisi olmuştur.
 

nilüfer

Yeni Üye
Katılım
29 Kas 2008
Mesajlar
246
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
35
merhaba sevgili kuzeys,
Öncelikle makaleyi beğendiğinize sevindim. Haklısınız bereket tanrıçası Fröyadır. Tor, çekiciyle yağmur yağdırdığı için dualar onada ediliyor. Konuyla alakalı olan kısmını almıştım sadece tamamını yazsam daha iyi olacak herhalde.
 

nilüfer

Yeni Üye
Katılım
29 Kas 2008
Mesajlar
246
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
35
Norveç’te Hıristiyanlık yayılmadan önce, insanlar Tor’un, iki keçinin çektiği bir araba ile gökyüzünde dolaştığına inanırlardı. Tor çekicini şöyle bir salladığında şimşek çakar fırtınalar kopardı.”fırtına” sözcüğünde buradan gelir:”Tordönn” ya da Tor’un patlaması. İsveççede fırtına “aaska”dır – aslı “aas-aka”- ve gökyüzünde tanrı gezintisi anlamına gelir.
Şimşek ve fırtınanın ardından yağmur gelir. Vikingler zamanında toprakla uğraşanlar için yağmur son derece hayati bir öneme sahiptir kuşkusuz. Tor’a bu yüzden bereket tanrısı olarak taparlardı.
Yani, niye yağmur yağar sorusuna verilen mitsel yanıt, Tor’un çekicini sallamasıydı.

Yağmur olunca da tarlalar yeşerir, ekinler boy atardı. Toprakta yetişen bitkiler, bunların nasıl büyüyüp meyve verdiği de anlaması güç şeylerdi. Ancak insanlar bunun yağmurla bir ilişkisi olduğunu anlayabiliyorlardı. Ve de yağmurun Tor’la bir ilişkisi vardı. Bu durum, Tor’un en önemli tanrılardan biri oluşunun başlıca nedeniydi. Tor’un önemli bir tanrı oluşunun bir başka nedeni de tüm dünya düzenine ilişkindi.
Vikingler dünyanın insanların yaşadığı kısmının sürekli dış tehlikelerin tehdidi altında olan bir ada olduğuna inanıyorlardı. Dünyanın bu kısmına Midgard diyorlardı. Bu sözcük, en ortadaki krallık anlamına geliyor. Midgard’da tanrıların evi Aasgard da bulunuyordu. Midgard’ın dışında Utgard, yani dıştaki krallık yer alıyordu. Burada, dünyayı her fırsatta mahvetmeye çalışan, korkunç devler yaşıyordu. Bu tür kötülük dolu yaratıklara “kaos güçleri” de diyoruz. İskandinav dininde ve hemen tüm diğer kültürlerde, insanlar, iyi ve kötü güçler arasında nazik bir denge buluyorlardı.
Devlerin dünyaya yapabilecekleri kötülüklerden birisi, bereket tanrıçası Fröya’yı kaçırmaktı. Bunu başarabilirlerse toprakta artık hiçbir şey yetişemez, kadınlar çocuk doğuramazlardı. Bu yüzden iyi tanrıların bunlara karşı durmaları çok önemliydi.
Tor burada da önemli bir rol oynuyordu. Çekici yalnızca yağmur yağdırmakla kalmıyor, gerektiğinde tehlikeli güçlere karşı kullandığı bir silah oluyor ve ona neredeyse sınırsız bir güç sağlıyordu. Mesela çekicini devlerin arkasından attığı gibi onları öldürebiliyordu. Çekicini kaybetmek diye bir korkusu da yoktu, çünkü çekiç bir bumerang gibi her seferinde ona geri dönüyordu.
Bu, doğanın düzeninin nasıl korunduğunun ve iyiyle kötü arasında neden sürekli bir savaş olduğunun mitsel açıklamasıydı. Filozoflar da tam bu türden açıklamalardan kurtulmak istiyorlardı. İş yalnızca açıklamalarla da bitmiyordu. İnsanlar elleri kolları bağlı oturup kuraklık, bulaşıcı hastalık gibi felaketlerin başlarına gelmesini bekleyemezlerdi. Kötülükler karşı savaşa geçen onlar olmalıydı. Bunu da çeşitli dinsel eylemler ya da ayinler yoluyla gerçekleştirirlerdi.
Vikingler dönemindeki en önemli dinsel eylemlerden biri kurban adamaktı. Bir tanrıya kurban vermek, o tanrını gücünü arttırmaya yarardı. İnsanlar, tanrıların kaos güçleriyle mücadele etme güçleri artsın diye kurban verirlerdi örneğin. Bu çoğunlukla bir hayvanı kurban etmek şeklinde olurdu. Tor’a genellikle keçi kurban edilirdi. Tanrı Odin’e insan kurban edildiği de olurdu.
Norveç’te en çok bilinen mitlerden biri, Trymskvida destanında anlatılır. Destana göre bir keresinde Tor uykuya dalar; uyandığında çekicinin yok olduğunu görür. Tor bu duruma korkunç sinirlenir, elleri sinirden titrer, sakalı hırstan yerinden oynar. Arkadaşı Löke ile Fröya'ya gidip, ondan kanatlarını ödünç ister. Löke bu kanatlarla Jo-tunheimen'a uçup, Tor'un çekicini devlerin çalıp çalmadığını anlayacaktır. Löke burada devlerin kralı Trym 'le karşılaşır. Trym, çekici yerin yedi kat dibine sakladığını söyleyerek böbürlenir. Ve, Fröya ile evlenmezse çekici geri vermeyeceğini söyler.
İyi tanrılar korkunç bir rehin alışla karşı karşıyalar. Devler tanrıların en önemli savunma silahlarını ele geçirmişler ki bu akıl almaz bir durum. Devler Tor'un çekicini ellerinde bulundurdukları sürece, tanrıların ve insanların dünyası üzerinde mutlak bir güce sahip olurlar. Çekice karşılık olarak da Fröya'yı istemekteler. Ancak böyle bir değiş tokuş da olanaksız bir şeydir: Tanrılar tüm yaşamı bağışlayan bereket tanrıçasını verecek olurlarsa, otlar sararır, tanrılar ve insanlar ölür.
Mite göre Löke Aasgard'a geri döner. Fröya'dan gelinlik elbiselerini giymesini, çünkü devlere gelin gitmesi gerektiğini anlatır. Fröya çok sinirlenir, gidip devlerden birisiyle evlenecek olursa herkesin ona erkek delisi diyeceğini söyler.
Bu arada tanrı Heimdatm aklına parlak bir fikir gelir. Fröya'nın yerine Tor'un gelin kılığına girmesini önerir. Tor'un saçlarını bağlayıp, göğüs yerine taş koyarlarsa Tor kadına benzeyecektir. Tor elbette bu öneriden çok hoşlanmaz ama, Fröya'yı devlerin elinden kurtarmanın tek yolunun Heimdal'ın önerisine uymak olduğunu anlar.
Sonuç olarak Tor gelin kılığına girer ve Loke'yi nedime olarak yanına alır. Löke, "hadi kadın kadına Jotunheimen'a gidelim" der.
Kadın kılığına girerek devlerin kalesini kuşatacak, Tor'un çekicini kurtaracaklardır.
Jotunheimen'a varır varmaz devler düğün şöleni hazırlıklarına başlarlar. Gel gör ki şölen sırasında gelin - yani Tor - koskoca bir öküzü ve sekiz koca balığı mideye indirir. Üç fıçı da bira içer. Trym bu durumdan şüphelenir. "Komando erlerinin" foyasının ortaya çıkmasına ramak kalmıştır. Ancak Löke, Fröya'nın Jotunheimen'a gelme heyecanı içinde sekiz gündür ağzına tek bir lokma koymadığını söyleyerek bu tehlikeli durumun altından kalkmayı becerir.
Trym bu kez de gelini öpmek üzere duvağı kaldırır, ancak Tor'un keskin bakışlarıyla karşılaşınca korkuyla geri çekilir. Löke, gelinin düğün sevincinden sekiz gecedir gözüne bir damla uyku girmediğini söyleyerek, yine durumu kurtarır. Trym bunu üzerine çekicin getirilmesini ve nikâh sırasında gelinin kucağına konmasını emreder.
Çekiç kucağına konunca Tor'un çok eğlendiği anlatılır destanda. Çekiciyle önce Trym'i sonra da bütün devleri öldürür.

Sofi’nin Dünyası /Mitler alıntı.
 
K

kuzeys

Ziyaretçi
sevgili nilüfer bu metinler ve açıklama için çok teşşekür ederim bende zihnimde hayal mayal kalan bu hikayeyi anımsamaya çalışıyorudum. Sofinin dünyasını belirtmende çok güzel oldu. esenlikle kal.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
vikingler yağmacı mıyıdı? sanmıyorum.
tarih kesintisiz bir eklemlenmedir; bu da, dünya gezegeni üzerinde insan türünün imgesel düşünmeyi yaratması ile mümkün olmuştur; tarihi okumak bazı ön-yargılardan kurtulmak ile olanaklıdır; uygarlık "politik tarih"in değil, "kültürel tarihi" nin bir ürünüdür. Bakılan açı/görülen yön her zaman ayırt edilmelidir.

paylaşım için teşekkürler
 
K

kuzeys

Ziyaretçi
"Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra? Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün! Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?...."

sevgili nejdet tarih bir hikaye bilimimidir acaba ? Yada Mitoloji bir tarih dilimimidir. Avalon rahibeleri ve İştarın rahibelerini düşündüm de şimdi hangisi gerçek imgeydi. Bir başka deyişle imge neydi hangi çağda doğmuştu ve evrimini hangi yüzyılda tamamlamıştı dahası kültürün kendisi politize bir durumdur bireylerin yada oligarşik grupların politize açılımıdır. Mesela barbarlık yaşam biçimidir yağmacı kökenli bir yaşam formudur ama asla yağmacılık değildir oysa yağmacılık barbar bir davranıştır. O yüzden trafikteyken önümdeki aracın dikiz aynasına bakarken şöförü görürüm ve onun aynadan ne gördüğünü düşünürüm ve ayna ayarının yanlışlığından çok bir aynanın iki farklı görüntüyü nasıl yansıttığını düşünürüm. Işık kırılması önemli bir şeydir.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
sevgili kuzeys,

ışığın kırılması/yansıması ile yağmacılık ve barbarlık konusundaki tesbitlerine aynen katılıyorum

geçmiş uygarlıkların nesnel yorumunu yapmak, geçmişi algılamak belki de zaman zaman mitolojiyi zorlamak ile olanaklı olmaktadır. öyle olgular vardır ki -arkeolojik kalıntılardan- coğrafi koşullarda o yerde bulunmaması gereken üretim aletlerine rastlanmaktadır. işte tam da bu gibi noktalarda insanın soyutlayarak düş-dünyasını o koşullara en yakın bir var-sayımı ortaya atması kaçınılmazdır. bu durum özellikle yazıdan önceki zaman diliminde bir zorunluluk şekline dönüşür. gerçi yazılı belgelerin de taraflı olarak kaleme alındıklarını unutmamak gerek. öyle ki, bir yaklaşıma göre tarih bu günden yazılır. bu tesbit "politik tarih" anlayışını eleştirmek için yapılmış ve özünde de doğru bir tesbittir.

saygılarımla
 

Yeni Konular

Üst