Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Aşk duygusu sonradan mı öğrenildi mi?

bylupol

Yeni Üye
13 Ocak 2017
1
0
0
Başlıktada belirtiğim gibi aşk duygusu ilk insandan beri olan bir durum mu? yoksa sonradan toplum tarafından kazandımız bir duygu mu? Bu düşüncelerim dostluk içinde geçerli mi? demek istediğim aşk ve dostluk duygusu insanın içinde olan bi duygu mu? yoksa sonrada mı? kazanıldı.
 

Celebhol

Yeni Üye
17 Eyl 2016
83
0
0
Dostluğa duygu diyemeyiz. Belli kişilere karşı yöneltilmiş bir davranış biçimi ve duygular -sevgi, yakınlık vb. - bütünü demek daha doğru olur ve bütün duygular, biyolojik kökenlidir. Davranış kısmında ise, benzer davranışlar sergileyen sosyal türler mevcut fakat üstüne çok araştırma yaptığımı söyleyemem. Aşkın ise biyolojik olarak üç aşamadan oluştuğunu biliyoruz; a) cinsel güdüleme (libido) b) yakınlaşma (eş seçimi) c) bağlanma.

Bu aşamaların hepsinde farklı hormonlar ve nörotransmitterler rol oynuyor. Libidonun pek çok hayvan türünde üreme için itici güç olduğunu biliyoruz. Eş seçimi de aynı şekilde hayvanlarda mevcut. Genellikle, hamilelik gibi ebeveyn yükünü sırtlanan taraf seçici oluyor. İnsanın da dahil olduğu memelilerde tersinmiş bir rol bulunamamış.

İnsanların, romantik sevgi diye bahsetmeyi de sevdiği bağlanma durumu ise memeli kur yapması (mammalian courtship) ile ilişkilendirilen bir durum. Anlaşılacağı üzere, diğer memelilerde de görülen bir durum.

Kısacası, aşk, insanların kimi diğer memelilerle de paylaştığı ortak bir kavram. Yani genetik ve biyolojik kökenli bir şey. Toplum tarafından oluşturulmuş bir yapı değil.
 

sherlockholmes

Yeni Üye
30 Kas 2016
84
0
0
Bence aşk bazılarında vardır bazılarında ise yoktur aşık olmak için önce iyi olmak lazım mesela

Hitler aşık olabilir mi ?

Sizce ,bence olamaz bir tane çıktığı kız vardı ama akşam gelince eve ona ne anlatacaktı bugun 100

yahudiyi mi ateşe verdim o yüzden hitlerin aşkı aşk sayılmaz,

Yunus aşık olur,Hitler olamaz...

Bunun aksi fikride aşk herkezde heryerde doğuştan vardır olur sanırım peki aşkın aşk olabilmesi için

iyi olması gerekmez mi diye sorarım peki iyiye aşık olunmamışsa yani bir erkeği parası için

seviyorsanız sizin aşkınızdan bahsedilir mi ?
 

Celebhol

Yeni Üye
17 Eyl 2016
83
0
0
Bence aşk bazılarında vardır bazılarında ise yoktur aşık olmak için önce iyi olmak lazım mesela

Hitler aşık olabilir mi ?

Sizce ,bence olamaz bir tane çıktığı kız vardı ama akşam gelince eve ona ne anlatacaktı bugun 100

yahudiyi mi ateşe verdim o yüzden hitlerin aşkı aşk sayılmaz,

Yunus aşık olur,Hitler olamaz...

Bunun aksi fikride aşk herkezde heryerde doğuştan vardır olur sanırım peki aşkın aşk olabilmesi için

iyi olması gerekmez mi diye sorarım peki iyiye aşık olunmamışsa yani bir erkeği parası için

seviyorsanız sizin aşkınızdan bahsedilir mi ?
"Sadece benim çizdiğim kalıplar içinde gerçekleşmiş romantik sevgiler aşktır. Diğerleri sayılmaz."

Dediğiniz biraz buna geliyor ya da en azından kulağa bu şekilde geliyor. Ayrıyetten bahsettiğim biyolojik gerçekler var. Bilimsel gerçekler ortadayken, aşk diye tabir edilen romantik sevgi çeşidinin doğuştan mı, yoksa sonradan mı ortaya çıktığı hakkında spekülatif akıl yürütmelere girmek, sizce de mantıksız değil mi?
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
7 Ara 2013
6,615
504
113
Eric Fromm Sevme Sanatından alıntıdır...
Batı dünyasına, romantik aşk kavramı son birkaç kuşakta egemen oldu. Birleşik Amerika’da geleneksel yapının etkinliği tümüyle silinmemesine karşın, büyük çoğunluk kişisel yaşamı içinde o kendiliğinden oluşuverip evlilikle bitecek olan “romantik aşkı” aramaktadır. Sevgide oluşan bu yeni özgürlük kavramı, nesnenin önemini, işlevin öneminin aleyhine, oldukça artırmış olsa gerek. Çağdaş uygarlığın bu nedene sıkıca bağlı bir başka önemli özelliği daha vardır. Tüm uygarlığımız, karşılıklı kâr sağlayan bir alış-veriş düşüncesi, satınalma açlığı üzerinde yükselmekte.

Çağdaş insanın mutluluğunun temelini mağaza vitrinlerine bakmak, peşin ya da taksitle dilediği birşeyi almak oluşturmakta. Kadın ya da erkek, insanlara aynı gözle bakıyorlar. Erkek için, çekici bir kız —kız için çekici bir erkek— peşinde oldukları ganimetlerdir. “Çekicilik” kişilik pazarında genellikle aranan ve peşinde koşulan bir süslü nitelikler paketi anlamına gelir. Kişiyi çekici yapan şey, fiziksel olduğu kadar düşünsel olarak da günün modasına bağlıdır. 1920’lerde sigara ve içki içen, külhani ama dişi kızlar çekiciydiler. Bugünün modasıysa, kızların daha evcimen ve nazlı olmalarını gerektiriyor.

19. YY sonlarıyla, bu yüzyılın başlarında erkeğin çekici bir “paket” haline gelebilmesi için, saldırgan ve hırslı olması gerekiyordu. Bugün ise hoşgörülü ve sosyal olması istenmektedir. Her ne olursa olsun, âşık olma duygusu, kişinin kendi olanaklarını değiş tokuşa sokabileceği bir düzeye ulaşması gibi, yalnızca insani metalara. bağlı olarak gelişmektedir. Pazarlığa oturduğunda, nesne, toplumsal değer olarak çekici olmalı, ayrıca benim görünen ve saklı kalmış değerlerimi ve potansiyelimi gözönünde tutabilmelidir. İki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarını hissettikleri an birbirlerine âşık olurlar. Sık sık sanki gerçek bir mülk alıyormuşçasına, geliştirilebilecek gizli potansiyeller de bu pazarlıkta rol oynar. Tüm yönelimlerin merkezini pazarın oluşturduğu, maddi başarıların en önemli değer olduğu bir uygarlıkta, insanlar arası sevgi ilişkilerinin de meta ve emek pazarını yöneten aynı değişim yolunu izlemesine şaşmak için pek az neden var.

Sevgi konusunda öğrenilecek bir şeyin bulunmadığı düşüncesini yönlendiren üçüncü hata, baştaki sevdalanma ediniminin sürekli âşık olma ya da daha doğru bir deyişle aşk içre olma durumuyla karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Tıpkı şimdi bizler gibi, birbirine yabancı olan iki insan, birden aralarındaki duvarları yıkıp, kendilerini birbirlerine çok yakın, tek bir kişi gibi hissettikleri, o tek vücut oldukları an, yaşamın en heyecanlı, en baş döndürücü anıdır. Bu an, sevgisiz, yalıtlanmış bir kişi için çok daha olağanüstü, çok daha mucizevidir. Bu ani yakınlaşmanın mucizesi, cinsel çekicilik ve birleşmeyle başlar, ya da birlikte oluşursa gerçekleşmesi çok daha kolaylaşır. Ne var ki bu tür sevgiler doğası gereği bitimsiz değildir. İki insan birbirlerini daha iyi tanıdıkça yakınlaşmalarındaki o mucizevi nitelik, düş kırıklıkları, çelişkiler, bıkkınlıklarla ilk heyecanlarından arta kalan ne varsa tümünü silip süpürürken kendisi de yavaş yavaş yiter. Başlangıçta bunun farkına varmazlar. Aslında birbirleri için o yanıp tutuşmalar, deli divane olmalar, daha önceki yalnızlıklarını derecesini gösteren bir kanıtken, sevgilerinin büyüklüğünün ölçüsüymüş gibi kabul ederler.

Tersini kanıtlıyan karşı konulmaz örneklerin varolmasına karşın, sevmekten daha kolay hiç bir şeyin olmayacağına ilişkin yargı yaygınlığını sürdürmektedir. Aşk gibi sonsuz umut ve beklentilerle başlayıp hiç şaşmadan yıkılan bir başka faaliyet ya da yatırım bulmak çok güçtür. Eğer bu bir başka edim için sözkonusu olsaydı, insanlar ya ondan tümüyle vazgeçerler ya da başarısızlığın nedenlerini bulmaya ve daha iyisini nasıl başarabileceklerini öğrenmeye çalışırlardı.





Cinsel Sevgi

İnsan sevgisi eşit insanlar arasındaki sevgidir. Anne sevgisi çaresiz insana duyulan sevgidir. Birbirinden çok
farklı olsalar da, bu sevgilerin yapıları gereği tek bir insanla sınırlı olmamaları nedeniyle ortak bir yanları
vardır. Başkasını seversem, bütün insanları severim; çocuğumu seversem, bütün çocuklarımı, hatta bunun da
ötesinde tüm çocukları, yardımıma ihtiyaç duyan herkesi severim. Bu iki sevgi türüyle cinsel sevgi bir karşıtlık
oluşturur. Bu sevgide başka bir insanla tam bir kaynaşma, bir olma arzusu söz konusudur. Özellikle bu
nedenden dolayı cinsel sevgi genel değil özeldir; ama bu nedenle de belki sevgilerin en aldatıcı biçimidir.
Bunun dışında yalnızlığın giderilmesi anlamına gelen başka etkenler de vardır çoğu insan için. İnsan kendi
özel yaşamından, umutlarından, korkularından söz ederek, karşısındaki insana kendisini çocuksu ya da
çocukça göstererek, ya da ortak ilgi alanları bulmaya çalışarak yalnızlıktan kurtulacağına inanır. Kızgınlığını,
nefretini, dizginsizliğini karşısındakinin gözleri önüne sermek bile yakınlaşma olarak kabul edilir. Bu sadece
yataktayken ya da karşılıklı nefret ve öfkelerini hiç çekinmeden ortaya döktüklerinde yakınlaşan evli çiftlerin
sık sık yaşadıkları o hastalıklı ilişkiye bir açıklama olabilir. Ama bu tür “yakınlaşmaların” tümü zaman içinde
giderek kaybolur. Sonuç insanın yeni birinde, yeni bir yabancıda sevgiyi araması olur. Bu yabancı da gene
“yakınlaşılan” bir insan oluverir ve aşık olmak yeniden heyecan verici, şiddetli bir serüven olarak hissedilir,
sonra yine yavaş yavaş hızını kaybeder ve yeni bir fetih, yeni bir aşk isteğiyle sonlanır —bu yeni sevginin de
hep daha öncekilerden farklı olacağı sanılarak. Bu yanılsamalarda cinsel isteğin aldatıcılığının da payı
büyüktür.

Cinsel arzunun amacı birleşmedir, kesinlikle sadece bedensel bir istek ya da ıstırap veren bir gerginliğin
giderilmesi değildir. Ama cinsel arzu sevgiden doğabileceği gibi yalnız kalma korkusundan, birini ele geçirme
ya da ele geçirilme isteğinden, kendini beğenmişlikten, birini kırma hatta yok etme isteğinden de doğabilir.
Öyle anlaşılıyor ki, cinsel arzu, sevgi ile harekete geçebileceği gibi her tür güçlü gelir duyguyla da
karışabiliyor. Cinsel arzu, genelde kafalarda sevgi düşüncesiyle ilintili kılındığından, insanların çoğu fiziksel
olarak birbirlerini istediklerinde, birbirlerini sevdikleri yanılgısına kapılabiliyor. Sevgi, bedensel bir birleşme
isteği doğurabilir; bu durumda cinsel ilişkide ölçüsüz bir arzu, ele geçirme ya da geçirilme isteği değil,
tümüyle şefkat vardır. Eğer fiziksel birleşme arzusu sevgi kaynaklı değilse, cinsel sevgi insana duyulan sevgi
demek değilse, o zaman şehvetli ve geçici bir birleşmenin ötesine geçmez. Cinsel çekim o an için
birleşiliyormuş duygusu uyandırır, ama sevgisiz gerçekleşen bu “birleşme” sonunda, birbirine öncesinden daha
yabancılaşmış iki insan kalır geriye. Bu insanlar bazen birbirinden utanır, büyü bozulunca yabancılıklarını
eskisinden daha yoğun olarak duyduklarından, giderek birbirlerinden nefret bile ederler. Şefkat, Freud’un
inandığı gibi cinsel içgüdünün yüceltilmesi değil, doğrudan doğruya insan sevgisinin dışa vurumudur ve
fiziksel olduğu gibi fiziksel olmayan sevgi biçimlerinde de ortaya çıkar.

Genelde başka kimseyi sevmeyen iki “aşık” vardır. Bunların sevgisi aslında iki kişilik bir bencilliktir;
birbiriyle özdeşleşen ve yalnızlık sorununu iki kişiye yayarak çözmeye çalışan iki insan söz konusudur.
Ama
diğer insanlardan uzaklaştıkları için birbirlerine de uzak ve yabancı kalırlar; bu nedenle bir olma yaşantıları da
bir yanılsamadan ibarettir. Cinsel sevgi tek bir kişiye yönelse de, o diğer kişide bütün insanlığı, canlı olan her
şeyi sever. Tek bir kişiye yönelmiş olması, benim yoğun olarak tek bir kişiyle birleşebilir olmam
anlamındadır. Cinsel sevgi, diğer insanlara duyulan sevgiyi erotik birleşme, yaşamını tümüyle diğer bir insana
adama anlamında dışlar — ama derin insan sevgisi anlamında değil.

 
Son düzenleme:

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
7 Ara 2013
6,615
504
113
Lise yıllarımızda bir Felsefe/Psikoloji eğitmenimiz Erdal Atabek'in "Kıstırılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık" ını bir manifesto gibi herkese -tüm gençlere , tüm öğrencilere önerirdi.
Taşra için büyük bir hamle bu şimdi düşünüyorum da

Ama Fromm bir onun gibi başucu (ya da başvuru) kitabı olmalıydı ya da bu çağda (gençlik lise döneminde örn.) eğitimin-öğretimin zorunlu bir parçası olabilirdi mesela düşündüm de...
bi çok şeyde belki öyle ama
Ben olsam bu eseri müfredata sokardım
Sanırım eğitim bakanı ya da başka bi şey olamayacağım bu yüzden
En azından bunu , okunmalıların arasında duyduklarıma-tanıdıklarıma bir ileteyim....
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
7 Ara 2013
6,615
504
113
Başlıktada belirtiğim gibi aşk duygusu ilk insandan beri olan bir durum mu? yoksa sonradan toplum tarafından kazandımız bir duygu mu? Bu düşüncelerim dostluk içinde geçerli mi? demek istediğim aşk ve dostluk duygusu insanın içinde olan bi duygu mu? yoksa sonrada mı? kazanıldı.

Bunun için Fromm un da sözettiği, insanın yalnızlığı/ıssızlığı ve her türden birleşme kaynaşma ve uyum faaliyetiyle bunun üstesinden gelme ve bu sorunu giderme-indirgeme temalarından sözedebiliriz.

---
ama aşkı soruyorsanız bu;
aşk iyi/sıkı pazarlanmış bir balon
uçabilir/sizi uçurabilir- elinzide patlayablir de
şenlikli bir hava estirebilir de
hayal kırıklığı yaşatabilir de

--
aşk temelde cinsel dürtüler sapmalar (cinsel sürtünmeyle dolu) bir hezeyan
aşk bir hezeyandır

aşk bir tür bağımlılık, meftunluk
cinsel bağımlılık ve bağıllık
dürtüsel sapkınlık

---
aşk temelde cinsel coşkunluk (dolu) temalı bir duygusal sapma ve hezeyandır

türlü tatmin yolları ve saçmalığı deneyen insanın son çaresi ve son çaresizliği bu

aşk sekstir- ve aşk oldukça seksüel (türe özgü-cinse göre ve özgü) bir kavramdır.

seks
ad
1.
erkeklik ya da dişilik durumu, cinsellik, cinslik.

cinsler ve türler olmaktan aşırılıklı zevk alma durumu üzerine döşenmiş/kurgulanmış en büyük fiyasko...

-seksin (bildiğimiz anlamda olanın) genişletilmiş ve yayvanlaştırılarak hayata yayılmış ve (tensel temayı ve düzeyi de aşarak düşünsel ilişkilere kadar tüm yaşam alarına ve ilişkilerine bulaşmayı hedef edineni olarak tüm hayata) aktarılmış bir biçimini temsil etmeyi hedef edinen fiyasko....

aşk- insanın büyük çaresizliği ve sözde büyük sığınağı _son uyutmacı olma niteliğinde
bağımlı cinsel/türsel-seksel ilişkiyi tanımlar

gücü artırılmış cinsel dürtüler, fazla bağımlılık, kendinden geçme/vurgun-mest tanımları (duygusal coşkunluk ve sapma -kendini kayıp) içerir

fazla bağlanma-bağıllanma isteğinin (ya da sahip olma ve kontrol türetmelerinin) yansımalarını bolca barındırır
kendine ait özelleştirilmiş partner olması umusu can bulur _türlü fevri hareketler onda vukudur...

neresinden çekip uzatırsak uzatalım iyi pazarlanmış bir yalan-gerçek olduğunu bulacağız...

normal sosyal ilişkiler içinde süreğen insan yaşamı için aşırı sahip olmacı tavrın karşı partnerle uyum biçimine büründürülmüş biçimi
evi ya da arabası olmanın ve bunu çok sevmenin, buan çok sevinmenin, türkçesi, orda vuku bulmuşu

Sahip olma/olunma içeren ve onsuz yapılamayan ya da duygusal çökkünlüğün/coşkunluğun , her türlü hezeyanın kol gezdiği açık alan-mahal

ya da sapmanın başedilemediği bu durum bizi bir hayli alıkoyuyor

-
temel olarak kurlaşma, cinsel hoşlanma ve cinsel tensel birleşme arayışı ve arzusu ya da çoğalma istekleri kendini doğalca ve şenlice ifade edebilirdi ve biz buna kurlaşma/flört derdik
bunu abartırsak aşk olur
işleri gidersek aşk olur
kim ne yapacağını bilmiyorsa daha çok aşık olur
eli ayağına dolaşırsa sakıncalar ve çekinceler bolsa hele?

aşk bir tür yaşam ile (yaşamın kendi ile) seks ya da yaşam gerdeği ve aşmanı olarak görülen tanımlanan mertebe i hal dir

-
temel olarak kurlaşma, cinsel hoşlanma ve cinsel tensel birleşme arayışlarının kendini ifade edişinde;
bunu özlenen aranan ya da yakın ve uyumlu bulunacak bir partnerle giderme isteklerinden ve bunun oluşturacağı doğal hoşlanmadan ve kurlaşmadan ve belirli coşkunluktan vb. sözedebilirdik ancak bizim ki bunun daha da ötesinde fazlaca cıvıtılmış/abartılmış ve tutkunlaştıralarak suyu çıkarılmış başka bir hali ya da versiyonudur.
yeni versiyonlarla bu güncellenmeli ve bu hatalar gideirlmelidir...


-
Gerçekte böyle bi şeyin -var- olduğunu ve insanı tutkunlaştırdığını ve tutuklaştırdığını da yadsımıyoruz
ve insanı alıkoyduğunu
her türlü tutkunluk aşk olarak sınıflanabilir
her tür bağımlılık
aşk bağımsı yapısıyla kendini karakterize eder

tutku yoğun özlem ve gidermeme ile karakterize edilmiş bastırılmış özlemler bütünü fenomeni

aşk idealize edilmiş bir özlemin yansıması

ideal ilişki eş ay da karı/koca-partner arayışının ya da hayatta tatminlik ve coşku arayışını sonucu ve birleşimiyle oluşmuş tuhaf mekanizması
neresinden bakarsak bakalım obkjektif tanımlamalara gidelim lütfen hayalleri bırakalım
aşk kendini ne ile nasıl karakterize ediyor ve tanımlanıyor

---

cinsel dürtülerini gerçekleştirecek/özleştirecek partner bulma hisninin/çekiminin yansıması- bu amaç yoğun güdü ile son bulur

bağımlıysanız ve kurtulamıyorsanız adı aşktır ya da sevgidir
insanlar bu ikisine bu adı takar
çekiminde çıkamıyorsanız ve yönelitiliyorsanız

aşkın bir kafa karışıklığı olduğu kesin

aşkı neyle karakterize ederdik
 
Son düzenleme:

sherlockholmes

Yeni Üye
30 Kas 2016
84
0
0
"Sadece benim çizdiğim kalıplar içinde gerçekleşmiş romantik sevgiler aşktır. Diğerleri sayılmaz."

Dediğiniz biraz buna geliyor ya da en azından kulağa bu şekilde geliyor. Ayrıyetten bahsettiğim biyolojik gerçekler var. Bilimsel gerçekler ortadayken, aşk diye tabir edilen romantik sevgi çeşidinin doğuştan mı, yoksa sonradan mı ortaya çıktığı hakkında spekülatif akıl yürütmelere girmek, sizce de mantıksız değil mi?

Şöyle ben felsefe konusunda ahkam kesecek yeterlilikte değilim işletme mezunuyum ama

benim fkir düzeyim bana şunu söylüyor hayat iyi ve kötü arasında giden bir ikilem

ve bizim seçimlerimiz var ahlaki olma gibi bir zorunluluğumuz var yoksa para herkez de var

yakışıklılık güzellik bilgi güç herkezde var bir insanın en büyük ödevi özel yaşantısında

vicdani olanı sevgi dolu olan insanlarla beraber olmak bu arkadaşlık için de geçerli

sevgiiçinde bu kendimizi güvene almanın yanılmamanın en kolay yoludur ....Sizin dediğiniz diğer aşk türü bence geçiçi
 

Yeni Konular

Üst