Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Ateizmin Ahlak Çıkmazı

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 13,231

self_evident

Yeni Üye
Katılım
21 Haz 2012
Mesajlar
34
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Cevap: Ateİzmİn ahlak Çikmazi

Önce sizin eksik bilgilerinizin tamamlanması gerekiyor...

Toplum nedir?

Kusura bakmayın, artık iyice, yetersizliğinizi perdelemek için başvurduğunuz anlaşılan bu mürebbiye pozlarına prim vermeyeceğim. Tipik bir marksist olarak, özelde bir bireyi(sizi hedef alan) bir davranış kalıbına dair tutumu irdelerken bireyi(yani kendinizi) yok sayıp daima toplumu nazara verme hilenize de birazdah değineceğim.

Sizin zannettiğiniz gibi toplum homojen değildir..

Gülünç olmayın. Toplumun homojen olduğunu ne iddia ettim ne de ima. Böyle bir şey sezinlense sizin yazdıklarınızdan sezinlenmeli, zira bireysel bir tutumunuz sorgulanırken "bu toplumun bir bireyiyim ve bazı kalıpların dışına çıkamıyorum" diyen sizsiniz. Sanki başkaca hiç kimse bu kalıpların dışına çıkamıyormuş ve çıkma imkanı yokmuş gibi.

Şöyle bir analiz anlayın diye basit ifade ediyorum

Kusura bakmayın. Yine mevcut pozisyonunuzu tahkim edebilmek için, her kapıyı açtığını sandığınız sihirli anahtarla, bir kimya formülü kesinlik ve keskinliğinde, ezberlenmiş bazı ilişkileri zincirlerle birbirine bağlama ve ortaya çıkan sonuca bakıp "işte böyle" deme hali!

Yahu şunu göremiyor musunuz?

Yaptığınız çözümlemeye göre özel mülkiyetin doğuşu için verimli emek ve üretim fazlasına, bunun için de ensest yasağına ihtiyaç var. Ensest yasağı söz konusu olmasa zincirin diğer halkalarına ulaşamayacağız. Bu anlamda insanlık kapitalizmi de bu yasağa borçlu. Dolayısıyla bu mutlak/zorunlu ilişki sebebiyle özel mülkiyet hakkını tanıyan her sistem ensest yasağı ile çelişki yaşamaz!

Yok böyle bir saçmalık.

Neresini düzelteyim bunun?

Burada bunun saçmalığı bahsinde bir kontra soru sorayım: Özel mülkiyeti meşru görmeyen sistemler ensest yasağı ile çelişki mi yaşıyor?

O her kapıyı açtığını sandığınız ve kopyala yapıştır yaptığınız, aslında tarihin karanlıklarına gömüleli bir hayli zaman geçen açıklama modeli açısından, iş gücü kaybına neden olan bir sebebin gayrı ahlaki ilan edilme sebebine dair şu ana kadar ne söylediniz?

Toplumsal menfaati kutsamış ve bireyi bu menfaatler için yok saymış bir ideolojinin farazi hezeyanları dışında bunun bir dayanağı var mı?

Anlayın ve bu yukarıda yazdığınız anlamsız cümleleri tekrarlayıp durmayın…Çünkü toplumun kurumları var ve bu kurumlar birbirinin birebir aynı ahlak normlarına sahip değil…Birbirlerinden kopuk değiller ancak karbon kağıdı ile kopya edilmiş de değiller..

İşte geldik marksist bakışın bireyi yok sayan anlayışıyla, bireysel bir tutum için sorulmuş soruya, toplumsal kurumlarla cevap verme kurnazlığına.

Soru, toplumun belirlediği bilinci işaret eden kişi, toplumun genel normunu reddedebiliyorkan özel bir normu nasıl reddedemiyor?

Cevap: Toplumun kurumları var, bu kurumlar birbirinin birebir aynı ahlak normlarına sahip değil, birbirlerinden kopuk da değiller.

Yani?

Kocaman bir hiçlik!

Bir birey olarak kendinizi sıfırladınız, robotlaştırdınız "toplum neyi yapmama izin veriyorsa ancak onu yapabilirim, toplum neyi ahlaklı neyi ahlaksız bulmamı dayatıyorsa ancak onu ahlaklı/ahlaksız bulabilir" deme noktasına indirgediniz.

Sıfır noktası.

Bir deney tüpüne kendini hapsetme hali, gönüllü kobaylık vb bir şey bu. Bunu göremiyor musunuz?

Gereksiz bir sürü ıvız zıvır kelam, kurumlar var, bu kurumlar birbirinin birebir aynı ahlak normlarına sahip değil ama kopuk da değil.

Evet, biliyoruz, ee?

Sonuç?

Şu mu: Özel mülkiyet dendi mi tüyleri diken diken olan ben, diyalektik materyalist olarak, verimli emek ve üretim fazlası için(ki buda özel mülkiyete kapı açmış) geliştirilmiş ensest yasağına hala bağlıyım çünkü verimli emek ve üretim fazlasını toplumsal menfaat gereği zorunlu görüyorum! Kapitalizm ensest yasağı ile çelişki yaşamıyor bir anti kapitalist olarak bende çelişki yaşamıyorum!

Bu mudur 🙂

"Günümüzde, ensest'in verimli emek için olası bütün zararları ortadan kalkmış iken ben hala bu kanaatteyim"

Neden?

"E ben bu toplumun bir bireyiyim, özgür irade falan hak getire. Toplum neyi ahlaklı bulursa onu ahlaklı bulur, neyi ahlaksızlık olarak görürse ben de onu ahlaksızlık olarak görürüm"

İyi ama o zaman sen toplumun üst, genel, kuşatıcı ana temel normunu nasıl reddettin?

Burada sadece bir zonk sesi duyuyoruz.

Yok madem, neden bir insan, örneğin Müslüman toplumda yaşayan bir ateist İslam ahlakını yahut normlarını kabul etmek zorundadır ve aksi halde çelişir?

Burada yine olanı çarpıtmışsınız. Ben size "kimi ahlaki tutumlarınız İslam'a refere ediyor, siz üst kimlik olarak ben diyalektik materyalistim diyorsunuz, bu bir çelişkidir" diyorum.

Siz "hayır onlar sadece İslam'a refere etmiyor, İslam öncesi dinlerde de bu var" diyorsunuz.

Ben de diyorum ki "ahlaki tutumlarınızın İslam'a refere etmesi nasıl bir çelişki ise, bunu reddetmeniz de bir çelişki. Çünkü yaşadığınız toplumu ahlak bazında dikkate sunan sizsiniz, bu toplumda da hakim dominant inanç İslam'dır"

Ben söylesem söylesem "kimi ateistler, yaşadıkları Müslüman toplumda sergiledikleri ahlaki tutumların İslam ahlakına refere ettiklerinden habersizler" derim, diyorum da.

İnşallah bu yazılanları okuyup, sizi özelden ikaz edecek, yaşadığınız savrulma için sizi uyaracak dostlarınız vardır.

Kişilerin bilincini belirleyen toplumsal bilinçtir ancak toplum bir mozaiktir..Bu sebeple her üstyapı kurumunu toplum içerisindeki tüm gruplar aynen kabul etmezler , etmedikleri için de bu alt kültür karşıt kültür grupları oluşur..Bu gruplar da o toplumu oluşturan öğelerdir…Artık açık değilse benim size tavsiyem sosyoloji okuyun olabilir ancak..

Copy&Paste ile tabi bir yere kadar. Tam olarak içeriğe nüfus edilemediğinde paste işleminin bizi kurtaracağı vehmedilebilir, ama öyle değil. Karşıt kültür guruplarının oluşabildiğini söyleyen birisi aynı zamanda, yukarıda izah etmeye çalıştığım türden kendisini toplum konusunda mutlak edilgen halde tasvir edip "ne yapayım, bu toplumun bir parçasıyım, bu normlara karşı gelemiyorum" da diyor.

Sonra kalkıp tekrar cilalı ve janjanlı karşıt kültür guruplarından bahsedebiliyor.

Çelişkinin binine bir para.

Toplum bir örnek olmadığından, bir ateist enseste karşı duruş sergileyebilir çoğunlukla ortaklaşarak, ancak İslami ahlakını benimsemeyebilir , zira toplum homojen değildir..Açık değil mi?

Yine aynı şey. Bireysel bir pozisyon alış için yine toplumun genelini ve kutsanan genel menfaati dikkate sunma. Bunu yaparken de "çoğunluk" denerek aslında benim işaret ettiğim problemi farkında olmadan tekrar ifade etme durumu var burada.

Sorulan şey "ateist çoğunlukla ortaklaşıp ensesti ahlaksızlık olarak göremez mi?" değil, soru çoğunlukla bu ortaklaşmanın tek sebebi "çoğunluk" mu?

Tek sebep çoğunluk ise çoğunluğun ortaklaştığı diğer ve daha genel normlar nasıl reddedilebiliyor?

Bu kadar nettir buradaki soru!

Ateist mesela çoğunlukla neden bu konuda ortaklaşıyor?

Yukarıdaki farazi hükümde olduğu gibi ateist "verimli emek ve üretim fazlası için ben ensest yasağından yanayım" mı diyor?

İyi ama ortaklaşılan çoğunluğun bu yasaktaki ana motivasyonunun yukarıda söylenenle hiçbir ilgisi yok!

O zaman ateistin bu konudaki tutumunun çoğunlukla(yani ateistin karşısında aciz olduğu toplum ve dayattığı değerler) hiçbir ilgisi yok.

Daha önce ifade ettim…”””Şu mantık yürütme! size ait.. İslam > ensest olduğuna göre ki bunların ikisi de üst yapı o halde bir ateist, ensestin yasaklığını benimsiyorsa İslam ahlakını da benimsemeli…

Maalesef buradaki çözümleme kasıt yoksa sizin sığlığınızı gösterir. Hiç olmazsa bu metni yazdığınız alıntıyı dikkatle okumalıydınız. Ne demişim orada?

"Söylediğim şu: Ateist'in ensesti ahlaksızlık olarak görmesinin sebebi olarak, yaşadığı toplumda bu normun var olmasını göstermesi, bu anlamda bilincini yaşadığı toplumun etkilediğini ifade etmesi anlamsızdır. Çünkü ateist, bu toplumda ensest yasağını da kuşatan daha üst ve kapsayıcı bir normu reddetmiş bulunuyor. Bu noktada, genel/kapsayıcı normda ateist bilincini etkileyememiş toplum, alt/özel alanda ateist bilincini etkileyemez. Kaldı ki bu örnekte söz konusu ateist(bu siz olmaktasınız) "kimi ahlaki yargılarınız İslam'a refere ediyor" dendiğinde bunu da reddediyor!"

Buradan "ensesti reddeden ateist İslam ahlakını topyekun benimsemeli" hükmü değil, "İslam'ı reddetmiş bir ateist, İslam'ın hakim inanç olduğu bir toplumda, ensesti ahlaksızlık olarak görmesini toplumsal normlara dayandıramaz" hükmü çıkarılabilir.

Ancak bu sayın Ferdinand'ı köşeye sıkıştıracağından, konu çarpıtılmalı ve alakasız bir hüküm üzerinden top orta sahada çevrilmeye devam edilmeli.

Artık sizi ciddiye alamıyorum.

Müslümanlığa göre faiz haram ise bugün bu yasak neden delinmiş?İslamın ahlak anlayışı faizi yasaklar madem (size göre)bu kadar etkili bir üst yapı ise faiz fiilen neden serbest? Buyurun cevap verin…

İslam ve ona dair meselelerde ciddiye alınma durumunuz maalesef hakim olduğunuzu sandığınız konularda ciddiye alınma durumunuzdan daha da kötü halde olduğundan tavsiyem, bu konuda bilgi eksikliklerinizi gidermeden böylesi konulara girmeyin.

Faiz müessesesinin banisi İslam değildir, yaşatıcısı da değildir.

Bugün bu sistemi ayakta tutan ve iktisadı bunun üzerine inşaa eden batı medeniyetidir.

İçinde bulunduğumuz çağda, genel anlamda batı medeniyeti diğer kültür ve medeniyetleri adeta silindir gibi ezmiş ve neredeyse bütün farklılıkları yok etmiş, bu bağlamda faize bakışta da büyük oranda ortaklık oluşturabilmiş iken, bu anlamda dimdik ayakta olan ve bu "meydan okuma" hali ile batının sadece kültürel değil, askeri saldırılarının da hedefi olan İslam'ın faiz konusunda getirdiği yasak, İslam ile yönetilen bütün sistemlerde cari, İslam'ın devlet yönetiminde referans alınmadığı sistemlerde yaşayan Müslümanların büyük çoğunluğunca da kaçınılan büyük bir haramdır.

Müslümanlar içinde faiz yiyenler yok mudur? Vardır, bunlar bulunmakla birlikte, 14 asırlık tarihi içinde, ulema sınıfı içinde tekil kalmış bir iki(gerçekte sayı ile 1-2) isim dışında da faiz yasağının dini temellerine itiraz eden olmamıştır.

Yani faiz İslam toplumlarında hala kaçınılan ve İslam var olduğu sürecede kaçınılacak büyük bir haramdır ve bu haramı irtikap edenler dahi haramlığında hemfikirdir. Yani faize bakışta bir değişim, dünyanın geride kalan diğer büyük çoğunluğuna nazaran İslam dünyasında söz konusu olmamıştır.

Gerek bu yazımda gerek ise diğerlerinde ayrıntılı bir şekilde ifade ettim..

Ne dediniz, gerçekten somut bir şey söylediğinizi mi sanıyorsunuz?

Bir yargının ortaya çıkış sebebine dair kendinizce fikirlerinizi(bunlarda tarihsel materyalizmin hayali senaryoları) paylaştınız ve sustunuz.

Yani ortaya çıkışa dair görüşü ifade etmeniz, sizin üst kimliğiniz açısından bugün sahip olduğunu söylediğiniz yargıyı temellendirdiğiniz anlamına mı geliyor.

Belki 40. soruşum ama anlamamazlıktan geldiğiniz sürece bunu tekrarlamak durumda kaldım. Siz ensesti neden ahlaksızlık olarak görüyorsunuz? Verimli emek ve üretim fazlası için mi?

Bu mu?

"Evet bu" diyemiyorsunuz çünkü bunun bir adım sonrasında, bu temeli berhava edecek yakıcı ve çürütücü soru ve değerlendirmelerin neler olabileceğini kestirebiliyorsunuz. Konuya o kadarcık bir hakimiyetiniz var, teslim etmeliyim. Bu sebeple topu çevirip duruyorsunuz.

Burası beni gülümsetti açıkçası, öyle düşünüyorum ama öyle demedim diyorsunuz…

Evet. Konu İslam ahlakı ve kaynağı olmadığı için, sahip olduğum bu yargıyı paylaşmadım. Dolayısıyla paylaşmadığın bir yargı bahane edilerek konunu, kaçamak için ikide bir İslam ahlakının kaynaklarına getirilmesinin işaret ettiği gerçeğe parmak bastım.

Buna muhtemelen kendi adınıza acı acı gülmeniz gerekirdi.

yani bakın demeseniz de sizin iddianıza göre ben öyle olduğunu anlayabilmişim..

Bravo, tebrik ediyorum. Bir Müslümanın ahlakın kaynağına dair kanaatinin ne olduğunu anlayabilme yetisi için size 10 point!

Evet genel anlamda hiç anlaşamadığım ve en son bir ağız dalaşına girerek bir daha da yorumlarına cevap yazmadığım bir insana selam göndererek kendimi kurtarmaya çalışıyorum…

Gereksiz bir çaba. Bunun yerine konuya odaklanıp, içeriğini tam kavrayamadığınız copy&pastler dışında bireysel tutumunuzu önce anlayıp sonra anlatmayı tercih etmeliydiniz.

çoğu insanın cehaletini kabul etmemekteki ısrarı beni kişilerden uzaklaştırır..

Bakın şu an sizi en iyi anlayabilecek kişi belki de benim 🙂

Hangi ilah Zeus mu?



Vahiy ve fıtrat kavramları hangi dine ait ? Bilmediğimden soruyorum hangi ilah ve hangi dinden bahsediyorsunuz?

Yukarıdaki sözünüzü tekrar hatırlatayım: "çoğu insanın cehaletini kabul etmemekteki ısrarı beni kişilerden uzaklaştırır"

Diyelim ki siz benim bazı fikirlerimi çaldınız. Bunları kendinizinmiş gibi sağda solda anlatıyorsunuz..Ben de bu fikirler bana ait olduğu için aynı şekilde anlatıyorum..Sonrasında siz, benim sizin fikirlerinizi referans gösterdiğimi iddia ediyorsunuz..Ben de hayır bu fikirler benim ancak kendisi benden araklamıştır diyorum..Bu durumda çelişik olan durum nedir?

Öncelikle, başlık içinde nasıl ensest yasağının kaynağı konusunda yazdıklarınızda bir evrilme yaşandı(muhtemelen google search'leri kaynaklı) ise, bu noktada da karşı argümanınızda da böyle bir evrilme yaşandı.

Öncelikle "kimi ahlaki yargılarınız İslam'a refere ediyor"a karşı çıktınız, ardından "toplum"u işaret ettiniz, toplumun yargılarının İslam'dan beslendiği hatırlatılınca "İslam'a has değil ki bu, İslam öncesi dinlerde de var" dediniz, yaşadığımız toplumda hakim inancın İslam olduğu, dolayısıyla etkilenmenin yine İslam'la gerçekleşebileceği gerçeği size hatırlatılınca bu sefer "bunlar insanlığa ait, İslam bunları çalmış"a evriliverdiniz.

Doğrusu bu noktada sizi takip ederken başım döndü.

Buna da itiraz edip bir kaç argüman zikretsem, tam istediğiniz şey olacak ve konu İslam ahlakının kaynaklarına gelecek ve böylece siz de ahlakını temellendirememe dar boğazından sıyırabileceksiniz.

Tüm yazılarım bunun ile ilgili…

Şu noktadan sonra sizi ciddiye almıyorum.

Dedim ya faizin uygulanıyor olması tacir sınıfın görece hakimiyetindendir diye..Faiz ile borç kime veriliyor..Halkın geneline verilmiyor mu? Ee kişiler bu borcu ödeyemediğinde malını mülkünü kaybetmiyor mu? Ediyor..Ama siz diyorsunuz ki malını mülkünü kaybeden yahut yüksek faiz ödeyen bu halk faize tepki duymuyor..Affedersiniz hangi toplum bu kadar geri zekalı olabilir..

Evet, bir analiz garabetine daha tanık oluyoruz. Bu sözler "Faiz, İslam öncesine kadar bir meşruiyet sorunu, meydan okumasına muhatap olmamıştır" anlamındaki sözlere cevaben sarfedilmiş. Karşısındaki insanı sosyoloji bilmemekle itham eden ve aslında bizzat sosyolojiden habersiz bulunan Ferdinand arkadaşımız sığ bir akıl yürütmeyle, parasını faizciye kaptıran adam bu işten hoşnut muydu diyor.

İşte yüksek çözümleme kabiliyeti bu olsa gerek 🙂

İslam öncesi arap toplumunda, çocuğunu diri diri mezara gömen baba da yaptığı işten hoşnut değildi muhtemelen ama bu işin gayrı meşru olduğunu düşünmüyordu, böyle bir düşünceye dahi çok yabancıydı ve bu sebeple bu eylemi ifaya devam etti. Ta ki İslam gelip "bunu yapamazsın" diyene kadar. Bu emir geldikten sonra, bu eylemi, eylemi doğuran sosyolojik/toplumsal(yani sizin mutlak sandığınız ve bireyi karşısında edilgen, komut alan bir robota indirgediğiniz) şartlar devam ettiği halde İslam'a bağlananlar terketti.

Faiz'e dönersek, bir eylemi gönüllü, hoşnutluk içinde ifa etmek başka, eylemin meşruiyetini sorgulama ve bu anlamda ister düşünsel, ister toplumsal bir eylem, eylemlilik ortaya koyma bambaşka konulardır.

İslam öncesi faiz ile ilgili böyle bir meşruiyet sorgulaması, toplumsal bir karşı koyuş, refleks, düşünsel anlamda faizin yanlışlığına odaklanmış bir hareket vs yoktu.

Var diyen bize tek bir kanıt göstersin.

Toplum bir dönüşüm aşamasındadır dedim daha bir önceki yazıda..İslam üstyapıyı tarumar etmemiştir, özüne döndürmüş ve ticaret erbabının görece hakimiyeti ile sönümlenmeye başlayan geleneksel üst yapıyı korumuştur..

Kusura bakmayın, bilgisizce sözler bunlar.

Her şeyden önce Arap toplumunun İslam öncesinde bir dönüşüm aşamasında olduğu savı, sizin öyle olmasını temenni etmeniz dışında hiçbir şeye dayanmıyor. İkincisi İslam'ın iktisadi, sosyal ve hukuksal yepyeni bir değer bütünü getirdiği toplumda, üst yapıyı koruduğu savı bilgisizlikte zirve halidir.

Eşler arası ilişkilerden miras hukukuna, faiz zekat gibi iktisadi kurallardan genel çerçevede bir iktisat düzenine, savaş ve barış hukukundan toplum birey ilişkisine dair arabın öncesinde hayatının bir parçası olmayan yepyeni bir nizam getirmiştir İslam ve bunun kendisinden önce varolan yapı ile hiçbir ilgisi yoktur.

Sahi, İslam öncesi ve sonrası Arap toplumunun hangi sosyolojik kategoride ve siyasal düzlemde tanımlandığından haberiniz var mı?

Olsaydı muhtemelen böyle bir şey yazmazdınız.

Bilgisizce bu konularda kendinizi mahcup duruma düşürmeyin.

İslam peygamberi geleneksel toplumun dile gelmesi idi

Büyük cehalet!

Hz. Muhammed'e(S.A.V) gelen en büyük tepki, yaşadığı toplumun sizin üst yapı dediğiniz bütün kurumlarına savaş açması, geleneksel toplum ve değerlerini yok edici hükümler vaaz etmesi idi!

Kur'an-ı Kerim'de Hz.Muhammed'e(S.A.V) dönük, Mekkeli müşriklerin sık sık atalarını ve onlardan tevarüs ettikleri değer, inanç ve kurumları dikkate sunarak karşı çıktıkları yer alır.

Tamam siyer, tabakat vb konuya dair konuşmadan önce göz atmanız gereken kaynaklardan habersizsiniz, bu toplumun bir bireyi olarak hiç mi Kur'an meali okumadınız?

Sunduğunuz kanıt harikulade … Thomas Carlyle Hz. Muhammed'i(S.A.V) karanlığa düşmüş bir yıldırım gibi tasvir eder. Tam size uygun bir yaklaşım olmuş..Bir yerden bir şey duydum alakalı alakasız paylaşayım ki bir şey bildiğim sanılsın…

Sizi ciddiye almama durumuna saygı duymamayı da eklemek istemiyorum, zira tam olarak yaptığınız şeyle(her derde şifa sandığınız marksist kavramları ardı ardına sıralayıp copy&paste yapmak) karşınızdakini itham etmek hoş olmamış.

Carlyle önemli bir tarihçidir ve Kahramanlar isimli eserinde kullanmıştır bahsettiğim ifadeyi. Bunu, Hz.Muhammed'in(S.A.V) içinden çıktığı toplumu değiştirmede gösterdiği başarı ve bu değişimin beklenen, alt yapısı oluşturulmuş bir değişim olmadığını ifade sadedinde paylaştım.

Bu noktada paylaşabileceğim tek veri Carlyle ile sınırlı da değil ancak karşımda neyin neden ifade edildiğini anlama çabası dahi göstermeyip, herkesi kendisi gibi eline hasbel kader geçmiş metinlerden ilgili ilgisiz copy&paste yapıyor sanan birisi olunca, başkaca done paylaşmak da anlamsız oluyor.

Buyurun sıralayın ancak o sıraladıklarınız faize hiç itiraz edilmiyordu , herkes faiz alıp vermeyi onaylıyordu biçiminde olsun..Yoksa faiz uygulaması yaygındı gibi bir veri ile gelmeyin zaten ben de yaygındı ancak, verenler hoşnut ve onaylarken borcu alanlar onaylamıyordu diyorum ki borç alan verenden her zaman daha çoktur..

Mantık noktasında büyük sıkıntılarınız var. Bu konuda felsefe forumlarının size katkı sunmasını ümit ediyorum.

Faizin Arap toplumunda, İslam öncesine kadar bir meşruiyet sorunu yaşamadığını ve bir meydan okumaya muhatap olmadığını ben size ancak "bu noktada hiçbir düşüncel, toplumsal eylemlilik kaydedilmemiş" bilgisini verip, ardından da uygulamanın yaygınlığına dair verileri sıralayarak gösterebilirim.

Peki bunu siz nasıl çürütebilirsiniz?

Bunu "faizi ödeyenler bu işten hoşnut değildi" türü akıl yürütme gibi görünüp, sığlığın dibine vuran ve ispat edilmesi ya da çürütülmesi mümkün olmayan saçma sözler yerine örneğin İslam öncesi bir düşünce akımı, toplumsal bir kesimin öncülük ettiği bir isyan, ya da baş kaldırı vb hareketliliğe dair tarihsel bir veriyi önüme koyup "bakın, İslam öncesi faize dönük arap toplumunda bu tarz kıpırdanmalar yaşanmış" diyerek çürütme işini gerçekleştirebilirsiniz.

Ancak sizde bu istidat göründüğü kadarıyla yok.

Kaldı ki, İslam'ın faiz yasağını tedricen getirmesi, önce toplumu buna hazırlaması dahi tek başına, söylediğim şeyi anlamanıza kafi idi, ancak sanıyorum bu yasağın tedricen getirildiğinden de habersizsiniz.

Sözlerimi tamamlarken, bir önceki mesajda el salladığınız arkadaş için söylediğimi sizin için de ifade etmek durumundayım.

Zaman benim için değerlidir. Vakit harcayıp yazılanları okuyor, yazılanlardan yararlanmaya gayret edip, varsa paylaşabileceklerimi paylaşıyorum. Bu noktada hem samimiyet, hem karşılıklı iyi niyet benim için olmazsa olmazdır.

Eğer bir fikir tartışmasında, muhatabın bir şekilde ağzından çıkmış ve sonrasında yanlış olduğunu anlamış da olsa "ağzımdan çıktı bir kere, geri dönemem" noktasına gelmiş olduğunu görürsem(sizin 'ensesti ahlaksızlık olarak görüyorum' sözünüz buna emsaldir), ya da men çi guyem tamburem çi guyed durumu söz konusu ise ben böylesi bir muhatap ile zaman kaybını göze alamam.

Bu sebeple, bundan sonra tartıştığımız konuda, topu orta alanda çevirmeden, işin özüne girecekseniz tartışmayı sizinle sürdürmek isterim. Yok siz benzer bir tavırla yola devam edecekseniz zaman benim için değerlidir, siz kendiniz çalıp kendiniz oynayın derim.
 

Very Self

Yeni Üye
Katılım
11 Haz 2012
Mesajlar
59
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
46
Cevap: Ateİzmİn ahlak Çikmazi

Zaman benim için değerlidir. Vakit harcayıp yazılanları okuyor, yazılanlardan yararlanmaya gayret edip, varsa paylaşabileceklerimi paylaşıyorum. Bu noktada hem samimiyet, hem karşılıklı iyi niyet benim için olmazsa olmazdır.

Eğer bir fikir tartışmasında, muhatabın bir şekilde ağzından çıkmış ve sonrasında yalış olduğunu anlamış da olsa "ağzımdan çıktı bir kere, geri dönemem" noktasına gelmiş olduğunu görürsem(sizin 'ensesti ahlaksızlık olarak görüyorum' sözünüz buna emsaldir), ya da men çi guyem tamburem çi guyed durumu söz konusu ise ben böylesi bir muhatap ile zaman kaybını göze alamam.

Bu sebeple, bundan sonra tartıştığımız konuda, topu orta alanda çevirmeden, işin özüne girecekseniz tartışmayı sizinle sürdürmek isterim. Yok siz benzer bir tavırla yola devam edecekseniz zaman benim için değerlidir, siz kendiniz çalıp kendiniz oynayın derim.

Al benden de o kadar...

Sorun aslında Türkiye'deki düşünsel bütün aktivitelerin nasıl algılandığıyla ilgili...

Bir ünivesitede felsefe bölümünde bir tez yazacaksanız, tez danışmanınızın tahammül gösteremeyeceği tek şey kendi felsefi algınızı ortaya koymuş olmanızdır.

Onlara göre felsefi bir tezin ya da doktora çalışmasının içerisinde mutlaka "Aristoteles, Hegel ya da Kant"ın adı geçiyor olmalıdır.

Mesela Tanrı konusunun ele alındığı bir tez çalışmasında kişinin kendi Tanrı/Tanrısızlık algısının hiçbir önemi yoktur.

Jüri heyetinin ilk dikkat ettiği şey kendisi de tez çalışmasını yapan gibi bir insan evladı olan KAnt'ın adının geçip geçmediğidir.

Ben hep Kant'tan bahsedeceksem, sonrakiler benden niye bahsetsin?

O yüzden bu memlekette ne akademik ne de amatör anlamda felsefe yapılamamaktadır, Türkiye'de felsefe ölmüştür.

Felsefe forumlarına bakarsanız, insanlar tartışma platformları yerine "Nedir?", "Kimdir?" kısımlarına daha çok rağbet gösteriyor.

Kişi için Nietzsche'nin ya da Marx'ın ne düşündüğü kişinin kendi düşüncesinden daha önemli algılanıyor. Jürinin kendisinin böyle düşünmesini anlayabilirim ama tez çalışmasını yapan da böyle algılıyor.

Doğal olarak karşımıza tek kelime Almanca bilmeyip, tüm Alman felsefecilerinin hepsinden üçer cümle kuracak kadar haberdar olan bir insan kitlesi çıkıyor.

Amaç kişinin dünyayla ve kenndisiyle ilgili ne düşüdüğünden çıkıp, Almanlar'ın ne düşündüğü noktasına geliyor?

Kendi kültür unsurlarınının varlığına bu kadar yabancılaşmış vatandaşımız, "kendinde şey"i, "üst insan"ı, "diyalektik materyalizm"i fiikrin sahibinden daha ateşli bir biçimde savunabiliyor. Onu o yapan şeyleri bilmiyor ama (mesela) Kant'ın agnostikliğini biliyor.

Ünlü Amerikalı yazar Mark Twain şöyle der: Herkes klasik kitap okumuş olmayı ister ama kimse okumak istemez.

Yurdum feylesoflarının (evet onların Alman büyüklerinden ne farkı var?) durumu aynen budur. Bol teknik tabirli, anlaşılmaması için her yola başvurulmuş felsefi metinler yurdum insanını yıldıramaz. O "Das Capital"i okumadan bile onu anlayabilecek kadar zekidir.

Ayrıca sıkıcı sistem filozoflarındansa Nietzsche gibi düşünürlerin serseri ve hoyrat tavırları tam yurdum insanına göredir. Nietzsche'nin tek kitabının adını bilmez ama onun "nihilist" olduğunu bilir. Yurdum insanı için nihilizm eşittir "Satmışım anasını" demektir. Ana satmakta mahir olan öfkeli vatandaşlarımıza en uygun düşen filozof Nietzsche'dir. Dolayısıyla ana satmanın en kestirme yolu Nietzsche'ye sevdalanmaktır. Çünkü onun felsefi lügatında ateist olmanın kriteri Allah'a sövmek, nihilizmin ki ise berduş/serseri olmaktır.

Bu da doğal olarak dünya çapında tanınmış tek bir Türkiyeli felsefecinin bile olmadığı gerçeğini yüzümüze tokat gibi çarpar. Çünkü Türkiye'de olan şey felsefe yapmak değil, felsefe derlemektir. Alıntısı yapılmamış bir felsefi tez, ne felsefedir ne de dinlemeye değer bulunur. Bunun da en önemli nedeni yurdum insanının çok fena aşağılık kompleksine sahip olmasıdır.

Fazla uzatmaya gerek yok... Durum böyle olunca bize de gitmek düşer.
 

sakal

Yeni Üye
Katılım
8 Nis 2012
Mesajlar
2,000
Tepkime puanı
1
Puanları
38
Bu durumda seninde yukarıda eleştirdiklerinden bir farkın kalmadı.Gittin Mark Twain'den alıntı yaptın.Bende yazının sonunda bir şark islam klasik kitaplarından bir alıntı filan yapacak heralde diye beklerken...hakikaten uzatmaya gerek yok.git güle güle diyorum kendi adıma..very self..
 

Very Self

Yeni Üye
Katılım
11 Haz 2012
Mesajlar
59
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
46
Bu durumda seninde yukarıda eleştirdiklerinden bir farkın kalmadı.Gittin Mark Twain'den alıntı yaptın.Bende yazının sonunda bir şark islam klasik kitaplarından bir alıntı filan yapacak heralde diye beklerken...hakikaten uzatmaya gerek yok.git güle güle diyorum kendi adıma..very self..

Bütün felsefe anlayışını ya da yazdığı bir tez çalışmasının fikri iskeletini komple yabancı filozofoların görüşlerine dayandırmayı eleştirmekle, şu anda eleştirisini yaptığım husustaki bir görüşü (yurdum insanın bir şeyi okumak zorunda olmadan bilme arzusu) desteklemek için kullandığım bir alıntıyı nasıl bir tutabiliyorsun? Ayrıca alıntı yapmak bütün yazarların başvurduğu masum bir yöntemdir.

Yukarıdaki ve benzeri açıklamaları yapmamı zorunlu kılan nedenler olduğu müddetçe ne bu forumda ne de bu forumun bulunduğu ülkede felsefi gelişimden bahsedilemez. Umarım forumun diğer üyeleri de senin gibi harikulade çıkarımları olan insanlar değildir. Aksi takdirde endişelenmemiz için tahminimden daha çok nedenimiz var demektir.

Haa, şahsın biri onaylamış görünüyor...

Mühim değil...
 

fides

Yeni Üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,694
Tepkime puanı
5
Puanları
38
Haa, şahsın biri onaylamış görünüyor...

Mühim değil...
Tirübünlere oynayıp "din elden gidiyor." misali "felsefe elden gidiyor." çıkarımlarına kanacak değilim. Senin Felsefe, bilim, din anlayışını Caner Taslaman ile yeterince gördük. Hele şu: " bilim şunu çözemedi bunu bilmiyor" gibilerinden var olan bilgiyi mistikleştirme hallerin yok mu Caner Taslaman bir ara yazıyor sanacaktım.
Alıntıya karşı çıkıp alıntı vermen de ayrı komiklikti.Kendin kendine kapak gibi cevap yazmışsın zaten. Sakalpoz'un bunu belirtmesi de teşekküre ve beğenilmeye değer bir yorum.Birilerinin söylemesi gerekiyormuş demek.
Neyse ki felsefe,bilim,sosyoloji senin zihniyetine esir kalmayacaktır. Sana en acilinden sosyoloji kitabı öneriyorum.Eminim gerek duymuyorsundur ya sende bu cahil cesareti olduğu müddetçe bu konularda çok atıp tutarsın.
Hem niye gidiyorsun tam da imana geliyorduk...
 

sakal

Yeni Üye
Katılım
8 Nis 2012
Mesajlar
2,000
Tepkime puanı
1
Puanları
38
Sevgili kardeşim şu açmış olduğun konuyu taa baştan beri takip ediyorum.bende bir yerde seni onayladım yalnız parmak bastığın doğru yerler olsada savunduklarınla yazdıkların çelişiyor.Eğer bir müslümanım diye orata çıkıyorsan en başta hoşgörülü olmalısın.seni inan kaybetmek istemem.sende benim geçmişimi görüyorum.benim hakkımda ne yazarsan yaz kırılmam zira yukarda yazısı geçen zatta beni sivrisineğe benzetmişti.ama neoldu hatanın kendimde olduğunu farkettim ve özürdiledim.Öyle ilk çıkmazda kaçmak yok.biz birbirimize ayna tutmazsak eğer kendimiz çalar kendimiz oynarız ve kimseye faydamız olmaz.sana tavsiyem eğer dinlersen biraz empati yapmayı dene ve nasıl bedava bulunmuş bir hazinenin içinde yaşadığını idrak et derim.

Tanrısına kibir yakıştırmasını yapanıda ilkdefa seninle gördüm Hayret...
 

Very Self

Yeni Üye
Katılım
11 Haz 2012
Mesajlar
59
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
46
Tirübünlere oynayıp "din elden gidiyor." misali "felsefe elden gidiyor." çıkarımlarına kanacak değilim. Senin Felsefe, bilim, din anlayışını Caner Taslaman ile yeterince gördük. Hele şu: " bilim şunu çözemedi bunu bilmiyor" gibilerinden var olan bilgiyi mistikleştirme hallerin yok mu Caner Taslaman bir ara yazıyor sanacaktım.

Caner Taslaman'ı ekşisözlük'ten okyacağına alıp bir kitabını okusaydın, şu anki Fides'ten daha iyi bir durumda olacağına garanti ederim.

Alıntıya karşı çıkıp alıntı vermen de ayrı komiklikti.

Emin ol, sakalpoz'a verdiğim cevaptan sonra bunu hala yazıyor olman kadar değil 🙂


Kendin kendine kapak gibi cevap yazmışsın zaten. Sakalpoz'un bunu belirtmesi de teşekküre ve beğenilmeye değer bir yorum.Birilerinin söylemesi gerekiyormuş demek.

Bkz. yukarıdaki cevabım...


Neyse ki felsefe,bilim,sosyoloji senin zihniyetine esir kalmayacaktır.

Yine de seninkine esir kalmasından yeğdir...



Sana en acilinden sosyoloji kitabı öneriyorum.

Herhangi bir tanesi mi? İnsan bir kitap ismi yazar ya, seni mi kıracağız? Adını yaz, okuruz...


Eminim gerek duymuyorsundur ya sende bu cahil cesareti olduğu müddetçe bu konularda çok atıp tutarsın.

Böyle bilgiçlik "Taslaman" hiç hoş değil...

Hem niye gidiyorsun tam da imana geliyorduk...

Sen imana gelirsin de, iman sana gelir mi bilmem doğrusu.

Bu arada ben bayağı keyif almaya başladım ha. Gidemeyeceğim mi ne? 🙂
 

fides

Yeni Üye
Katılım
15 Şub 2008
Mesajlar
1,694
Tepkime puanı
5
Puanları
38
Caner Taslaman'ı ekşisözlük'ten okyacağına alıp bir kitabını okusaydın, şu anki Fides'ten daha iyi bir durumda olacağına garanti ederim.

Ben; bilimi, branşı bilim olanlardan öğrenirim. Fiziği Taslaman'dan öğrenecek kadar çöp tenekesi bir beyne sahip değilim.Hele bilmediği konularda da böyle ahkam kesen fizikçilere bile ayar çeken felsefeci desen değil dinci desen değil hele hele fizikçi desen hiç değiil bir adam hiç benlik değil. Kitabını okumamış olabilirim ama bu video izlerken ne olduğunu anlayamayacağım anlamına gelmez.Zira bu konuda mevlana kesilip her ipini koparanı kabul edip okuma sorumluluğunda değilim.

Emin ol, sakalpoz'a verdiğim cevaptan sonra bunu hala yazıyor olman kadar değil 🙂

Kendi kendine ibretlik cevap yazdığın için tebrik etmek gerekir.

Herhangi bir tanesi mi? İnsan bir kitap ismi yazar ya, seni mi kıracağız? Adını yaz, okuruz...
Ferdinand da sosyoloji kitabı önermiş onu da kırmamalısın bu konuda.

Veysel Bozkurt/Değişen Dünyada Sosyoloji kitabını özellikle tavsiye ederim. Hani sen "ensest" konusunu çok merak ediyordun ya bu konuya bile değinmiş. "Toplum" ve "kültür" konusuna da özellikle dikkat etmelisin.
Gene Durkheim'den Ahlak Sosyolojisi'nden bayağı öğreneceğin şey var. Durkheim, Toplumsal işbölümü/Durkheim, Laik Ahlâk Laik Eğitim, Durkheim/Ahlak Eğitimi kitaplarını gene özellikle tavsiye ederim.
Ayrıca din konusunda da bayağı eksiklerin var. İslamiyet öncesi dini inanışları da okumalısın. Özellikle Göktürk ve Şamanizm'den öğreneceğin çok şey var. Şimdilik bunlarla başla...

Bu arada ben bayağı keyif almaya başladım ha. Gidemeyeceğim mi ne? 🙂
Hem giderim hem ağlarım misali... Amannn biz çok duyduk bu veda havalarını en basitinden bir örnek ben seni boşuna bir üye ismi verip çok iyi anlaşacağınız diye dememişim. 🙂
 

sakal

Yeni Üye
Katılım
8 Nis 2012
Mesajlar
2,000
Tepkime puanı
1
Puanları
38
Haalaa anlamamışsın kibir göstermek başka birşey.kibriya başka aç biraz arapça oku.
 

Ferdinand Bardamu

Yeni Üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
1,302
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Sizin iddianız :Eğer toplum ensest yasağını benimsiyor ise, ondan daha güçlü, genel vs.. bir üstyapı kurumu olan İslami ahlakı da benimsemeli. Aksi halde bir çelişki söz konusu olacaktır.

Benim cevabım :Toplum homojen değildir heterojendir. Farklı gruplardan oluşan bir yapıya sahiptir..Bu nedenle hiçbir toplum içerisinde bireyler açısından ,bu şekilde tüm normlarda bir birlik söz konusu olamaz..Sizin iddianızın haklı olabilmesi için, toplumun homojen bir yapıda olması yani insanların bir örnek düşünmesi gerekir ki bu ütopik bir düşüncedir.. Sizin toplum homojendir demenize yahut bir örnektir demenize gerek kalmıyor..Sizin bu iddianızın gerçek olabilmesi için toplumun da zorunlu olarak bireylerin farksız düşündüğü bir bütün haline gelmesi gerekiyor.Aksi halde bir üst yapı kurumunu benimsemezken diğerini benimseyebilir ve sizin iddianız anlamsızlaşır.. Bu sebeple toplum nedir? in sosyolojik açıdan tanımlanması gerekiyor.. Haliyle alıntı yaptım ki sosyoloji biliminde toplum nediri öğrenin ve iddianızın anlamsızlığını fark edin. Siz de fark ettiğinizden olsa gerek geçiştiriyorsunuz bu kısmı…Tekrar soruyorum, toplum homojen değildir farklılıkların bir arada bulunduğu bir yapıdır bunu tanıtladık ve siz de, “ben homojendir demedim “dediniz ve böylece bu heterojen olma durumunu kabul ettiniz..O halde ensestin yasaklığını onaylayan bir kişi neden İslam ahlakını da benimsemek zorundadır..?


Ben aşağıdaki gibi yazdım

Tarımsal üretime geçiş (altyapı değişimi) > emeğin verimliliğindeki artış ve emeğin daha değerli hale gelmesi >üretim fazlası > nüfus artışı > diğer toplumları (tarımsal üretime geçemeyen yahut kısmen geçen) köleleştirme > toplumda akrabalık bağlarının zayıflaması > ensestin bir zorunluluk olmaktan çıkışı > ensestin yasaklanması

Siz aşağıdaki gibi anladınız..yani tam tersinden..Okların yerine sonucu kelimesini koyarak bir daha deneyin

Yaptığınız çözümlemeye göre özel mülkiyetin doğuşu için verimli emek ve üretim fazlasına, bunun için de ensest yasağına ihtiyaç var. Ensest yasağı söz konusu olmasa zincirin diğer halkalarına ulaşamayacağız. Bu anlamda insanlık kapitalizmi de bu yasağa borçlu. Dolayısıyla bu mutlak/zorunlu ilişki sebebiyle özel mülkiyet hakkını tanıyan her sistem ensest yasağı ile çelişki yaşamaz!

İnsanlık kapitalizmi ensest yasağına borçlu değil çünkü salt ensest yasağı ile sınırlanacak bir sistem değil kapitalizm..Ensestin bir zorunluluk olma sebebi ilkel toplumlardaki nüfus yapısı ile alakalı. Bu topluluklar birbiri ile akraba olan bireylerden oluşurlar. Üretim fazlası neticesinde daha fazla bireyi besleyebilme kabiliyeti nüfus artışına imkan verir. Yani tarımsal üretim, nüfusun yapısını değiştirir.Diğer taraftan nüfusu artmış olan bu topluluk, diğer ilkel topluluklara karşı bir avantaj elde ederek, onları da kendi bünyesine katar. Neticesinde iki yoldan nüfus artmış olur..Bunun sonucunda toplumda akrabalık ilişkileri zayıflar ve kişiler ensest ilişki mecburiyetinden kurtulurlar. Geçmişin ilkel toplumunda ensest yasak olamazdı çünkü topluluk küçük ve herkes akrabalık bağı ile bağlı idi.Ensestin yasak olması demek, o toplumun var olamaması demekti..Ancak tarımsal üretime geçerek kalabalıklaşan bir toplumda bu mecburiyet ortadan kalkmıştır. Ensest ilişkinin mecburiyetinin ortadan kalkışı neticesinde sağlıksız doğan birey sayısı görece azalmış, daha çok ve daha sağlıklı bireylerden oluşan toplumlar diğerlerini ortadan kaldırmışlar ya da köleleştirmişlerdir. İnsanlık ensestin doğurmuş olduğu problemleri fark ettiğinde ise bunu bir üst yapı kurumu olarak kavramlaştırmıştır..İnsanlık bunu kavramlaştırdığında ensest ilişki zaten kendiliğinden bir sönümlenme aşamasında idi ve toplum içerisinde oransal olarak daha az görülmekte idi..Çünkü bu yeni toplumlar diğerlerine nazaran çok daha fazla ve aralarında akrabalık bağı zayıf yahut hiç olmayan bireylerden oluşmaktaydı.. Ensest yasağı böyle bir sürecin ürünüdür ve bu süreci başlatan tarımsal üretime geçiş, yani altyapıdaki değişikliktir. Şimdi de başka bir açıdan bakalım. Altyapı değişikliği neticesinde üretim fazlası ve özel mülkiyet kavramı ortaya çıkmıştır. İnsan insanı köleleştirmiş (özel mülkiyet) ve onu bir üretim aracı olarak kullanmıştır..Haliyle insanın emeğindeki değerlenme insanı bir araç olarak değerli hale getirmiştir. Akrabalık ilişkileri zayıflamış toplumun sahip olduğu bireylerin sayısal ve sağlık açısından üstünlüğü diğer toplumlara nazaran, kendisine bir avantaj sağlamıştır. Bu sürecin sonucu da bizi yine ensestin yasaklanışına götürür..

Ensest yasağıdan sonra ise, bu yasak olma durumu altyapıyı etkiler ve görece bağımsızlaşır..İkincisi esnet yasağı olmaz ise zincirin diğer halkalarına ulaşamayacaksınız diye bir durum söz konusu değil..Şu anlamda değil..Eğer (tarih) her şey yeniden başlar ise bu yol bu şekilde gerçekleşecek diye bir kesinlik yok, ancak geldiğimiz bu noktaya bu şekilde geldik bu ikisi farklıdır.Çünkü konuşulan mevzu sosyolojik bir mevzudur ve bu mevzuda eski ve katı bir determinist anlayış olamaz..Tekrar ediyorum en önemli sebep altyapının değişmesidir ….
Ensest yasağı kapitalizm ile çelişmez ve bu çelişmeme salt özel mülkiyet ile alakalı değildir. Özel mülkiyet kavramı üretim fazlasının varlığına bağlıdır..Yani özel mülkiyete konu olabilecek bir şey var olabilmeli ki kişi bunu özel mülkiyetine alabilsin, işte bu bir şey üretim fazlasıdır..Haliyle üretim fazlası olmaz ise özel mülkiyet denen şey de olmaz..Aynı şekilde üretim fazlası olmaz ise daha çok nüfusu besleyemezsiniz…Bu kavramlar birbirleri ile bağlantılıdır.Kapitalist sistem bu üretim fazlasını daha da arttırmıştır kendinden önceki sistemlere göre..Bu sistemin içerisinde, geçmiş sistemlerin unsurları anlamları genişletilerek yahut görece farklılaştırılarak varlıklarını korumaktadırlar..Özel mülkiyete vurgu yapıyorum zira geçmişin altyapı unsurlarından biri olması ve kölenin bir araç olarak özel mülkiyete konu olarak zamanında ekonomik sistemin temelini oluşturması gibi bir durum söz konusudur..Bu sebeple de sağlıklı olan üretim araçlarına sahip toplulukların (ensestin zorunluluk olmaktan çıkışı ve sonrasında yasaklanışı , diğer faktörler ile beraber sağlıklı araçlara sahip olma manasına gelir) bu araçlardan mahrum olan toplulukları (ensestin varlığı ve tabi insan sağlığını olumsuz etkileyen diğer faktörlerin görece daha çok olduğu toplumlar) tarihten silmesi neticesinde ensestin yaygınlaşması ile karşılaşırız…

Özel mülkiyet ile ilgili söylediklerimi bu bahsettiğim açıdan değerlendirin…Kendi kafanıza göre değerlendirirseniz benim değil sizin akıl yürütmeniz olacaktır ki sizin akıl yürütmenizin sefaletini”” İslam >ensest tir o halde enseste karşı olan her kişi İslam ahlakını benimsemek mecburiyetindedir””” çıkarımından görmekteyiz..

O her kapıyı açtığını sandığınız ve kopyala yapıştır yaptığınız, aslında tarihin karanlıklarına gömüleli bir hayli zaman geçen açıklama modeli açısından, iş gücü kaybına neden olan bir sebebin gayrı ahlaki ilan edilme sebebine dair şu ana kadar ne söylediniz?

Öncelikle sizin gibi bilgisi sınırlı bir kişinin bu anlayışı tarihin karanlıklara gömmüş oluşu bir tavşanın dağa küsmesi ancak dağın bundan haberi olmaması kadar anlamlıdır..
Çok şey söyledim. Ancak siz benden ahlakın kaynağının Allah olduğu açıklamasını duymadıkça , benim söylemiş olduklarımı inkar etme eğilimindesiniz..Bu sizin dar görüşlülüğünüzün bir yansıması ki benim sorunum değil…


Toplumsal menfaati kutsamış ve bireyi bu menfaatler için yok saymış bir ideolojinin farazi hezeyanları dışında bunun bir dayanağı var mı?

Bu iddianızı temellendirin …Bireyi yok saymak nerede var…?

İşte geldik marksist bakışın bireyi yok sayan anlayışıyla, bireysel bir tutum için sorulmuş soruya, toplumsal kurumlarla cevap verme kurnazlığına.

Ahlak toplumsal manada neyin iyi neyin kötü olduğunu ifade eder..Toplumsal bir kavramdır ..Toplum da kurumlardan oluşur…

Sözlükte "ahlak" ne demek?
1. Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, töre, moral, etik.
2. Belli bir toplumun belli bir döneminde bireysel ve toplumsal davranış kurallarını saptayan ve inceleyen bilim.
3. İyi nitelikler, güzel huylar

Kaynak:

Ya da

Ahlak, kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dinî, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların (subjektif olarak) çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı ve/veya inancı için kullanılır. (wikiden)

Dedim ya siz bir sosyoloji cahilisiniz diye.Ancak bundan hicap duymuyor, bunu da marifet sayıyorsunuz…


Soru, toplumun belirlediği bilinci işaret eden kişi, toplumun genel normunu reddedebiliyorkan özel bir normu nasıl reddedemiyor? Soru, toplumun belirlediği bilinci işaret eden kişi, toplumun genel normunu reddedebiliyorkan özel bir normu nasıl reddedemiyor?

Cevap: Toplumun kurumları var, bu kurumlar birbirinin birebir aynı ahlak normlarına sahip değil, birbirlerinden kopuk da değiller.

Yani?

Kocaman bir hiçlik!

Siz artık işi iyice laf kalabalığı ve karşıdakini tekrar ettirerek ve onu bıktırmaya çalışarak işin içinden sıyrılma eylemine dönüştürdünüz..Sizin akıl yürütmenizin anlamsızlığını sosyolojik anlamda tanıtladım…Bir normu reddederken diğerini etmezsiniz çünkü toplum bir örnek değil ve toplumsal ahlakın öğreticisi kurumlar da bir örnek değiller farklı farklılar.Bir kişi ensest yasağını onaylıyorsa İslam dininin ahlakını da onaylamalıdır..Bu anlamsız akıl yürütmede artık ısrar etmeyiniz..

Bir birey olarak kendinizi sıfırladınız, robotlaştırdınız "toplum neyi yapmama izin veriyorsa ancak onu yapabilirim, toplum neyi ahlaklı neyi ahlaksız bulmamı dayatıyorsa ancak onu ahlaklı/ahlaksız bulabilir" deme noktasına indirgediniz.

Ben kişilerin toplumun genel normlarından bazıları ile uyuştuğunu bazılarında ise uyuşmadığını ifade ediyorum..Yani bu sizin yazdığınız gibi toplum neyi yapmama izin veriyorsa ancak onu yapabilirim nereden çıkıyor.?.Kişi kendini toplumun genel ahlak anlayışı karşısında konumlayabilir diyorum ki siz de bunun farkındasınız ancak tutup böyle çok basit ancak çelişik bir eleştiriyi de gelip buraya yazabiliyorsunuz..Bir yazınızda da bende Marksist jargonu bilirim gibisinden şeyler diyorsunuz sonra da gelip kişinin bilincini belirleyen toplumsal bilinçtir lafını garip bir şekilde algılayabiliyorsunuz…Yani doğruyu söylemiyorsunuz..


"Günümüzde, ensest'in verimli emek için olası bütün zararları ortadan kalkmış iken ben hala bu kanaatteyim"

Nasıl kalkmış? Akrabalar arası cinsel ilişki sonucunda artık sağlıklı bireyler mi doğuyorlar..?

Neden?

"E ben bu toplumun bir bireyiyim, özgür irade falan hak getire. Toplum neyi ahlaklı bulursa onu ahlaklı bulur, neyi ahlaksızlık olarak görürse ben de onu ahlaksızlık olarak görürüm"

İyi ama o zaman sen toplumun üst, genel, kuşatıcı ana temel normunu nasıl reddettin?

Zaten toplum kendi içerisinde genel normları reddeden unsurları barındıran bir yapıdır..Yoksa hepsi bir örnek olmak durumunda olur ki otuz kere söyledim ütopiktir..

Burada yine olanı çarpıtmışsınız. Ben size "kimi ahlaki tutumlarınız İslam'a refere ediyor, siz üst kimlik olarak ben diyalektik materyalistim diyorsunuz, bu bir çelişkidir" diyorum.

Yazacak bir şeyiniz yoksa yazmayın..


Copy&Paste ile tabi bir yere kadar. Tam olarak içeriğe nüfus edilemediğinde paste işleminin bizi kurtaracağı vehmedilebilir, ama öyle değil. Karşıt kültür guruplarının oluşabildiğini söyleyen birisi aynı zamanda, yukarıda izah etmeye çalıştığım türden kendisini toplum konusunda mutlak edilgen halde tasvir edip "ne yapayım, bu toplumun bir parçasıyım, bu normlara karşı gelemiyorum" da diyor.

Kişiyi mutlak edilgen nerede saydım? Benim felsefi görüşümde mutlak denen hiçbir şey yoktur..Mutlaklık görece olarak vardır..Kişilerin bilinci toplumsal bilinç tarafından belirlenir ancak kişilerin bilinci de o toplumu değiştirir..Zaten bu sebeple genelin dışında ahlak anlayışına sahip olabilen toplumsal gruplar var.. Bir daha bilmediğiniz şeyleri ben de biliyorum demeyin..Marksist jargonu yok efendim diyalektik materyalizmi biraz biliyormuşmuş..Bilsen ,böyle tam ters fikirlere sahip olan bir felsefi anlayışı, duyduğun sloganları tam olarak ne demek istediklerini bilmeden değerlendirmez ve anlamsızlaşmazsın..kişilerin bilincini belirleyen toplumsal bilinçti lafının arkasını önünü öğrenin…Bilmiyorsanız da biliyorum demeyin..

Sorulan şey "ateist çoğunlukla ortaklaşıp ensesti ahlaksızlık olarak göremez mi?" değil, soru çoğunlukla bu ortaklaşmanın tek sebebi "çoğunluk" mu?
Ettiğiniz en mantıklı laf buydu sanırım şimdiye kadar…
Hayır tek sebebi çoğunluk değil..
Alt yapının bunu dayatması
Toplumsal kurumlarda bu yasağın kabul edilmesi
İnsanın toplumsal bir varlık olarak bunların yasaklığını öğrenerek büyümesi..ve başka nedenler de söz konusu olabilir…Ancak baskın olan altyapının bunu dayatmasıdır..Benim iddiam da bu zaten..


"İslam'ı reddetmiş bir ateist, İslam'ın hakim inanç olduğu bir toplumda, ensesti ahlaksızlık olarak görmesini toplumsal normlara dayandıramaz" hükmü çıkarılabilir.

Neden dayandıramasın.?.Toplumda baskın dediğiniz İslam inancının sahip olduğu ensest yasağı İslama özgü bir yasak değildir..Bu sebeple kişi ensestin yasaklığını savunduğunda İslamı refere etmiyor..Toplumun çoğunluğu Müslüman diye bu ensest yasağı İslam’a aittir gibi bir çıkarımı nasıl yapıyorsunuz? İslamdan yahut diğer ilahi dinlerden çok daha eskidir bu yasak..Siz yazılanları okumuyor yahut okuduklarınızı anlamıyorsunuz sürekli tekrar ettiriyorsunuz.


Yani faiz İslam toplumlarında hala kaçınılan ve İslam var olduğu sürecede kaçınılacak büyük bir haramdır ve bu haramı irtikap edenler dahi haramlığında hemfikirdir. Yani faize bakışta bir değişim, dünyanın geride kalan diğer büyük çoğunluğuna nazaran İslam dünyasında söz konusu olmamıştır.

Mesele haramlığındaki hemfikirlik değil…Mesel fiilen uygulanmıyor oluşu .Adına faiz demeyiz aynı sistemi uygularız böylece faiz olmamış olur..Ancak bu kadar sığ bir mantık olabilir ki genelde mantık budur. Yani papağan gibi haramlığını tekrarlamak değil mesele bu yasağa uygun davranmaktır.Batı ezdi vs.. ,yani edilgen İslam batının oyuncağı oldu ama yine de İslam genel ve güçlü bir üstyapıdır ve kişiler bundan bağımsız olamazlar.Demek ki neymiş görece bir genellik ve üstünlük söz konusuymuş. Ben söylemedim bakın siz söylediniz..İslam dinini dahi ki size göre Allahın sözleridir istediğinde ciddiye almayan bir toplum tipi var artık..Neden var? Var çünkü alt yapı dayatıyor..Kapitalizm (siz batı demişsiniz kapitalizmdir o)bunu İslam dinine dayatıyor ve istediğinde kişilerin nazarında onu ılımlı ,istediğinde uyumlu, istediğinde kendini reddeden bir biçime mahkum ediyor. İslam’ı yahut diğer ilahi dinleri istediği şekle sokuyor..Mesele budur…Siz az önce farkında olmadan bunu ifade ettiniz..İşte ben de bunu diyorum zaten.


Faiz müessesesinin banisi İslam değildir, yaşatıcısı da değildir.

Bugün bu sistemi ayakta tutan ve iktisadı bunun üzerine inşaa eden batı medeniyetidir.

Faiz İslam çıkışlı demedim teorik olarak karşıdır ancak bu karşı oluş (genel uygulama açısından)sadece teoridedir artık..Evet inşa eden Kapitalizmdir, yani kapitalizm İslam’ı şekillendiriyor ..bakın aklın yolu bir..o kadar da zor değil kavrayabilmek. Sağ duyunuz sizi benim geldiğim yere yönlendiriyor..


Öncelikle, başlık içinde nasıl ensest yasağının kaynağı konusunda yazdıklarınızda bir evrilme yaşandı(muhtemelen google search'leri kaynaklı) ise, bu noktada da karşı argümanınızda da böyle bir evrilme yaşandı.

Öncelikle "kimi ahlaki yargılarınız İslam'a refere ediyor"a karşı çıktınız, ardından "toplum"u işaret ettiniz, toplumun yargılarının İslam'dan beslendiği hatırlatılınca "İslam'a has değil ki bu, İslam öncesi dinlerde de var" dediniz, yaşadığımız toplumda hakim inancın İslam olduğu, dolayısıyla etkilenmenin yine İslam'la gerçekleşebileceği gerçeği size hatırlatılınca bu sefer "bunlar insanlığa ait, İslam bunları çalmış"a evriliverdiniz.

Doğrusu bu noktada sizi takip ederken başım döndü.

Buna da itiraz edip bir kaç argüman zikretsem, tam istediğiniz şey olacak ve konu İslam ahlakının kaynaklarına gelecek ve böylece siz de ahlakını temellendirememe dar boğazından sıyırabileceksiniz.

Aslında bu baş dönmesinin sebebi sizin asılsız bir biçimde benim görüşlerime olan hakimiyet yalanınız. Bu sebeple anlayacağınızı umduğumdan ki temel prensiplerden bahsettim hep kısaca ifade ettim ne demek istediğimi. Ancak bu ifadenizin gerçekdışı olduğunu fark ettiğimden, bu ifadelerimi açarak yazmam gibi bir gereklilik oluşturdunuz..

Bir materyalist sosyal kavramların din yahut ahlak vs.. insan kaynaklı olduğunu bunların tanrıdan gelmediğini düşünür. Bu kavramların materyalden yani maddeden kaynağını aldığını insan zihninde kavramlaştığını varsayar. İnsanların kavramlaştırdıklarını alıp herhangi bir dine monte ederseniz ve tanrıdan derseniz bu benim görüşüme aykırıdır..Çünkü tanrıdan gelme diye bir şey yoktur . Bu bir iddiadır ki bana göre boş bir iddiadır..Tanrıdan geldiğini iddia eden her şey insan yaratımıdır .Madem benim görüşüme hakimsiniz bunları nasıl bilmiyorsunuz? Bunlar çok temel duruşlardır…

Ferdinand arkadaşımız sığ bir akıl yürütmeyle, parasını faizciye kaptıran adam bu işten hoşnut muydu diyor.

İşte yüksek çözümleme kabiliyeti bu olsa gerek 🙂

Siz tarih de pek okumamışsınız..Tefecilik ve faiz sonucu halkın köleleşmesi, eski toplumları çöküşe götüren önemli etkenler arasındadır. Bu durum bugün için de geçerlidir (eski manada kölelik hariç) üstelik. 2001 yıllında halkın üzerindeki bu borç baskısı o kadar yükselmişti ki (faiz oranları kısa vadeli borçlar için yüzde beş bin civarındadır) halk tüm üstyapı içerisinde yer alan siyasal partileri tarihe gömdü... Sosyolojiden sonra öğrenilmesi gerekenler listesine tarih de eklemeniz gerekli


İslam öncesi arap toplumunda, çocuğunu diri diri mezara gömen baba da yaptığı işten hoşnut değildi muhtemelen ama bu işin gayrı meşru olduğunu düşünmüyordu, böyle bir düşünceye dahi çok yabancıydı ve bu sebeple bu eylemi ifaya devam etti. Ta ki İslam gelip "bunu yapamazsın" diyene kadar. Bu emir geldikten sonra, bu eylemi, eylemi doğuran sosyolojik/toplumsal(yani sizin mutlak sandığınız ve bireyi karşısında edilgen, komut alan bir robota indirgediğiniz) şartlar devam ettiği halde İslam'a bağlananlar terketti.

Kız çocuklarının değersiz olduğunun kabulü tarımsal üretime geçiş sonrasında gerçekleşmiş bir tutumdur . Sırf kas gücüne dayanan bir üretim biçimi içerisinde, erkeğe göre kas kitlesinden yoksun olan kadın, aşağı bir üretim aracı sayılarak ikinci plana itilmiştir . Oysa ki ilkel (önceki) toplumlara baktığınızda üretimin temel direği kadınlardır..Çünkü bu safhada ev ekonomisi denilen yani satmak için değil, sadece tüketmek için yapılan bir üretim vardır ki bu üretim kadın tarafından gerçekleştirilir..Eski toplumlar avcı ve toplayıcıdırlar.. Av ürünü tesadüfidir ve daha çok erkekler ava çıkmaktadırlar.. Her ava çıktığınızda bir yiyecek ile dönemeyebilirsiniz.Bu sebeple toplumun ayakta kalmasını sağlayan üretim toplayıcılıktır ki fiziki özellikleri sebebiyle bu işi daha çok kadınlar yapmaktadır..Siz bu nedenle daha erken arkeolojik bulgularda ana tanrıça figürleri görmektesiniz ve bu sebeple, toprak ana terimini kullanmaktasınız, yahut eskiden anaerkil bir toplum yapısı vardı demektesiniz......Ancak tarımsal üretime geçişle elde edilen üretim fazlası neticesinde, kişilerin avcılık ve toplayıcılık yapmasına gerek kalmaz..Üstelik çok daha az kişi toplumun tamamını besleyecek ürünü tarım tekniklerini kullanarak elde edebilir..Bu sebeple de toplumda iş bölümü meydana gelir. Yani tarımda çalışması gerekmeyen kişiler başka üretimlerde bulunmaya başlarlar ve bu şekilde ticaret dediğiniz kavram doğar vs..

Yani kadın ilkel toplumlar içerisinde üretimin temel direği olduğundan örneğin üstyapı içerisinde tanrılaştırılmıştır ve ana tanrıça ifadesi kullanılmıştır.. Ancak alt yapı değişerek, geçmişe nazaran çok daha fazla ürünü daha çok kas gücü ile elde etmek mümkün olduğunda, kadın üstyapıdaki görece üstünlüğünü kaybetmeye başlamıştır, yani değişen alt yapı kendi üstyapısını da dayatmaktadır.İşte Arap toplumu İslam’ın çıkışına yakın bu durumdadır..Eskinin üst yapı kurumları yeni olanlar ile beraber çatışarak varlığını sürdürürken, değişen altyapı eski anlayış üzerinde baskı oluşturmaktadır. Haliyle İslam kadının görece değerli olduğu eskiye dönüş anlamında değerlendirilebilir. Gelenekselden kasıt bu eskiye dönüş manasındadır..Ancak siz ortaokul din kültürü yahut tarih bilgisi ile gelirseniz burada ne denmek istendiğini anlayamazsınız..

İslam öncesi faiz ile ilgili böyle bir meşruiyet sorgulaması, toplumsal bir karşı koyuş, refleks, düşünsel anlamda faizin yanlışlığına odaklanmış bir hareket vs yoktu.

Var diyen bize tek bir kanıt göstersin.

“””Faiz, çok eski tarihlerden beri bilinmekte, ona karşı farklı tavırlar alındığı
görülmektedir. Faizi din ve ahlak açısından tahlil eden ilk çağ filozofları Aristo ve
Eflatun onu çirkin bir kazanç olarak değerlendirmiş ve faizin zenginlerle fakirleri karşı
karşıya getirerek devletin selametini tehlikeye atabileceğini savunmuşlardır. Aristo,
kısır bir metal olan paradan kazanç elde etmeyi gayrı tabii ve adalete aykırı bulur. Faizi
kınayan benzer ifadeler Çiçero, Cato ve Seneca gibi ilk dönem Romalı düşünürlerde de
bulunur. Değişik toplumlarda ahlaki, ictimai ve iktisadi bir hastalık olarak baş gösteren
faiz eski Mısır, Sümer, Babil, Asur, eski Yunan ve Roma gibi toplumlarda hüküm
sürmüş ve onunla mücadele edilmiştir…… Buna karşı semavi dinler hem faizin şümulünü genişletmiş hem de her çeşidini
yasaklamışlardır.””””

T.C
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
İSLAM HUKUKU BİLİM DALI
İSLAM HUKUKUNDA
İLLET KAVRAMI VE FAİZİN İLLETİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Abdülbaki Deniz
Danışman
Prof. Dr.Yunus Vehbi Yavuz

Bırakın Müslüman toplumunu tüm tarımsal üretime geçmiş toplumlarda faize karşı bir tepki söz konusudur..Semavi dinler faizin anlamını genişleterek her türlüsünü de yasaklamıştır diyor.Yani var olan bir karşı duruştan hareket ile faizin yasaklanmış olduğu ifade ediliyor..kaldı ki faiz gibi bir mahkumiyeti olan bir halkın buna tepki duymayacağı gibi bir fikre sahip olmak, kişileri geri zekalı yerine koymak ile eşdeğerdir..

İslam ve bunun kendisinden önce varolan yapı ile hiçbir ilgisi yoktur.

Her toplum kendinden önceki toplumun izlerini taşır ve bir sonraki topluma da kendi unsurlarını aktarır..Özel mülkiyet, ticaret, veraset vs.. gibi kurumlar İslam’ın getirmiş olduğu kurumlar değildir..Yahut aile dediniz yapı da İslam ile ortaya çıkmış değildir..Toplumu o toplum yapan kurumlarıdır..Bir ekonomik yapı olarak tarımsal üretimi de İslam getirmemiştir..

Büyük cehalet!

Hz. Muhammed'e(S.A.V) gelen en büyük tepki, yaşadığı toplumun sizin üst yapı dediğiniz bütün kurumlarına savaş açması, geleneksel toplum ve değerlerini yok edici hükümler vaaz etmesi idi!
Geleneksel ifadesinin mahiyetini yukarıda belirttim..Ortaokul bilgisi ile gelmemenizi rica ediyorum..

Atladığımı düşündüğünüz bir yer varsa belirtin…
 

Ferdinand Bardamu

Yeni Üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
1,302
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Bu sebeple de sağlıklı olan üretim araçlarına sahip toplulukların (ensestin zorunluluk olmaktan çıkışı ve sonrasında yasaklanışı , diğer faktörler ile beraber sağlıklı araçlara sahip olma manasına gelir) bu araçlardan mahrum olan toplulukları (ensestin varlığı ve tabi insan sağlığını olumsuz etkileyen diğer faktörlerin görece daha çok olduğu toplumlar) tarihten silmesi neticesinde ensestin yaygınlaşması ile karşılaşırız…

Ensestin yaygınlaşması yazmışım...Doğrusu ensest yasağının yaygınlaşması olacak...
 

self_evident

Yeni Üye
Katılım
21 Haz 2012
Mesajlar
34
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Ferdinand, doğrusu senin için üzüldüm.

Seni daha yetkin birisi sanıyordum. Yaza yaza, bir önceki mesajında tarafımca fikren çürütülen ve bu çürüme sebebiyle ortaya çıkan koku kaynaklı 2 günlük beklemeden sonra(muhtemelen arama motorlarının altı üstüne getirildi) tekrar aynı kokuyu duymana vesile olacak sözleri tekrarlamışsın.

Yazık olmuş.

Sizin iddianız :Eğer toplum ensest yasağını benimsiyor ise, ondan daha güçlü, genel vs.. bir üstyapı kurumu olan İslami ahlakı da benimsemeli. Aksi halde bir çelişki söz konusu olacaktır.

Benim iddiam o değil, sen

1- Ya Türkçe okuma/anlama özrüne sahipsin
2- Ya benim iddiamın söylediğiniz şey olma ihtimaline platonik aşıksın

İkisi de senin için büyük problem, acil şifa diliyor ve Türkçe okuma/anlama sıkıntısı olmayanlar için söylediğimi tekrar alıntılıyorum.

Söylediğim şu: Ateist'in ensesti ahlaksızlık olarak görmesinin sebebi olarak, yaşadığı toplumda bu normun var olmasını göstermesi, bu anlamda bilincini yaşadığı toplumun etkilediğini ifade etmesi anlamsızdır. Çünkü ateist, bu toplumda ensest yasağını da kuşatan daha üst ve kapsayıcı bir normu reddetmiş bulunuyor. Bu noktada, genel/kapsayıcı normda ateist bilincini etkileyememiş toplum, alt/özel alanda ateist bilincini etkileyemez. Kaldı ki bu örnekte söz konusu ateist(bu siz olmaktasınız) "kimi ahlaki yargılarınız İslam'a refere ediyor" dendiğinde bunu da reddediyor!

Söyleneni anlamak için

1- Sağlıklı bir beyne
2- Asgari Türkçe bilgisine sahip olmak kafi.

Deniz seviyesine inerek(zira muhatap buna muhtaç) tekrar özetin özetini yapmak gerekirse: Toplum, ateist'in bilincini üst normu kabule zorlayamamışken, alt norm için zorlayamaz. Üst normu reddedebilen her ateist, alt normu da reddedebilir. Alt normu reddedemeyen ateist bunun sebebi olarak toplumu gösteremez.

Ben aşağıdaki gibi yazdım

Tarımsal üretime geçiş (altyapı değişimi) > emeğin verimliliğindeki artış ve emeğin daha değerli hale gelmesi >üretim fazlası > nüfus artışı > diğer toplumları (tarımsal üretime geçemeyen yahut kısmen geçen) köleleştirme > toplumda akrabalık bağlarının zayıflaması > ensestin bir zorunluluk olmaktan çıkışı > ensestin yasaklanması

Basit kelime oyunlarıyla analizini kurtaramazsın. Kurduğun zincirleme ilişki içinde ensest, öncesinde yer alan aşamaların bekası için olmazsa olmazı. Dolayısıyla ensest yasağı, kurduğun ilişkiler ağı ve marksist bakışın o çarpık determinzm algısı sebebiyle, çekildiğinde bütün duvarın yıkılmasına sebep olacak bir temel tuğla.

İkincisi esnet yasağı olmaz ise zincirin diğer halkalarına ulaşamayacaksınız diye bir durum söz konusu değil..Şu anlamda değil..Eğer (tarih) her şey yeniden başlar ise bu yol bu şekilde gerçekleşecek diye bir kesinlik yok, ancak geldiğimiz bu noktaya bu şekilde geldik bu ikisi farklıdır.Çünkü konuşulan mevzu sosyolojik bir mevzudur ve bu mevzuda eski ve katı bir determinist anlayış olamaz..

Bravo, demek katı determinizmle olmayacağına müdriksin(hiç sanmıyorum ama). Bakalım bu konuda ne kadar samimisin. Diyorsun ki "ensest yasağı olmazsa zincirin diğer halkalarına ulaşamayacaksınız diye bir durum söz konusu değil", gerçi "şu anlamda" diye sıvışmak için bir açık arka kapı bırakmışsın ama emin ol onu kapatacağım.

Evet, ne diyorsun: "Hayır, söylediğin gibi değil, bu yasak olmazsa zincirin diğer halkalarına ulaşamayacaksınız demiyorum", sonra bunu demediğini göstermek adına(öncesinde 'şu anlamda' isimli açık kapı ile) bahse konu aşamalar tekrar baştan yaşanırsa, aynı sonuçları alacağımız kesin değil diyorsun!

Deme!

Hani "zincirin diğer halkalarına ulaşamayacaksınız demiyorum" diyordun?

Yukarıdaki cümlelerinin anlamı nedir?

1- Benim bilmem kaç mesajdır kimya formülü keskinliğinde verdiğim zincirleme gelişim süreçleri aslında birbirlerine mutlak sebep-sonuç ilişkisi ile bağlı değil. Çünkü her defasında aynı sonucu vermeyeceğini az önce kabul etmiş oldum. Bu yüzden şu ana dek "x sonuç y sebebinin ürünüdür" türünden kesin tonda atıp tutmalarımın tamamını çöpe atabilirsiniz.(merak etmeyin zaten attık)

2-Yine aynı şekilde, farazi ilişkiler zincirinden ensesti çıkardığımızda öncesi ve sonrası aşamaların değişeceğini de kabul etmiş bulunuyorum.

E ben ne söylüyorum?

Fakat maksat itiraz olsun, mesaj uzun paragraflardan, bol bol kullanılan(daha doğrusu copy&paste edilen) kavramlardan oluşsun, bariz çelişkiler çöze batmasın.

Ensest yasağı kapitalizm ile çelişmez ve bu çelişmeme salt özel mülkiyet ile alakalı değildir.

Yeni bir evrilme/savrulma ile daha karşı karşıyayız.

-Ensest yasağını belirleyen üretim araçları idiyse, üretim araçlarının değişmesi ile yasak normunun değişmesi gerekmez miydi?
-Üretim araçları değişti ama o kadar da değişmedi, ya da şey dur daha sağlamı üst yapı değişmedi!
-Ne, anlamadım?
-Özel mülkiyet, kapitalizm öncesi de vardı, kapitalizmde de var. Bu yüzden ensest yasağı kapitalizm ile çelişmez!
-Bu özel mülkiyet ve ensest arasında zorunlu bir ilişki kurmaktır, saçmalık bu!
-Şey, kapitalizm ensest işe çelişmez ama, bu çelişmeme salt özel mülkiyet ile alakalı değilkine 🙁

Çok dönüyorsunuz, sizi takip ederken başım dönüyor.

Özel mülkiyet ile ilgili söylediklerimi bu bahsettiğim açıdan değerlendirin…

Özel mülkiyet ile ilgili söylediklerini tam da söylediklerin açısından değerlendiriyor ve "çelişmeme salt özel mülkiyet ile alakalı değil" dedikten sonra, farklı 2. bir done ortaya koyamayışın karşısında senin adına hüzünleniyorum.

Çok şey söyledim. Ancak siz benden ahlakın kaynağının Allah olduğu açıklamasını duymadıkça , benim söylemiş olduklarımı inkar etme eğilimindesiniz..Bu sizin dar görüşlülüğünüzün bir yansıması ki benim sorunum değil…

Sesli güldüm 🙂

Türkçe sıkıntısı yoksa, yok mümamelesi yaptığın(yani kaçtığın) sorularım şunlar:

"Şu mu: Özel mülkiyet dendi mi tüyleri diken diken olan ben, diyalektik materyalist olarak, verimli emek ve üretim fazlası için(ki buda özel mülkiyete kapı açmış) geliştirilmiş ensest yasağına hala bağlıyım çünkü verimli emek ve üretim fazlasını toplumsal menfaat gereği zorunlu görüyorum! Kapitalizm ensest yasağı ile çelişki yaşamıyor bir anti kapitalist olarak bende çelişki yaşamıyorum!"

ateist "verimli emek ve üretim fazlası için ben ensest yasağından yanayım" mı diyor?

Siz ensesti neden ahlaksızlık olarak görüyorsunuz? Verimli emek ve üretim fazlası için mi?

Cevap verdin de forum yönetimi mi kaldırdı?

Nerede bu soruların cevabı?

Bu iddianızı temellendirin …Bireyi yok saymak nerede var…?

Dön bütün yazdıklarını tekrar oku. Bugün, sahip olduğun bir yargı için sana yöneltilmiş bütün sorulara "ama ben bu toplumun bir parçasıyım, ama üst yapılar öyle kolay değişmiyor" diye cevap veren sen değil de dublörün mü?

Bu bahiste bütün yazdıklarının özeti, bireysel varlığını toplum karşısında, bir yaprağın rüzgar karşısındaki konumuna indirgemek. Aldığı emir/komutların dışına çıkamayan bir robot olarak kendini tasvir etmek.

Ne kadar acıklı, ne kadar hazin bir hal.

Sözlükte "ahlak" ne demek?

Yaşın, profilinde görülenden daha mı küçük?

Ahlakının kaynağını google'da arama durumu zaten malum, buna bir de sana "kendini toplum karşısında aciz bir robota indirgiyorsun, bireyi yok sayıyorsun" demiş kişiye sözlükten kopyala yapıştır yapma acziyetini niye ekliyorsun? Üstelik bu sözden hemen önce "Bireyi yok saymak nerede var" da demişken.

Bir önceki mesajda belirtitğim gibi bireysel yargılarını konu alıyorken, sürekli toplumsal yargı ve kurumları dikkate sunma hilene zeka olarak senden daha geride olanlar kanabilir, ama karşında öyle birisi yok.

Üst normlarını reddettiğin toplumun yargılarını değil(dolayısıyla toplumsal ahlak tanımlarını), senin özelde ensest yargını yargılıyor, anlamaya çalışıyoruz.

Bu anlama çabasına karşı sözlükten kopyala yapıştır yaparak tekraren "sahip olduğum ahlak yargısının ortaya çıkış sebeplerini ve amacını bilsem ve bugün pratikte bunların ortadan kalktığını görsem de bu yargıya sahip olmaya devam ediyorum çünkü ben toplum karşısında edilgen, kendine özgü hiçbir yargıya sahip olmayan aciz bir robotum" dediğini göremiyor musun?

Ben kişilerin toplumun genel normlarından bazıları ile uyuştuğunu bazılarında ise uyuşmadığını ifade ediyorum..Yani bu sizin yazdığınız gibi toplum neyi yapmama izin veriyorsa ancak onu yapabilirim nereden çıkıyor.?

Ensest yargın için toplumu işaret etmenden.

"Ensesti ahlaksızlık olarak görüyorum çünkü ..." kısmında, boşluğu sadece "toplum" ile doldurmandan.

Anlayabildin mi?

Bir yazınızda da bende Marksist jargonu bilirim gibisinden şeyler diyorsunuz sonra da gelip kişinin bilincini belirleyen toplumsal bilinçtir lafını garip bir şekilde algılayabiliyorsunuz…Yani doğruyu söylemiyorsunuz..

Şu son yazışmalarımızdan sonra marksizmi senden iyi bildiğim kanaatine vardım, bunu geçelim önemi yok da, söylediğine gelelim. Marksizm toplumsal bilincin birey bilincine tesirini senin ele aldığın gibi köleleştirici, verilen her emre amade kılıcı biçimde ele almamıştır. Zira durum böyle de değildir.

Benim itirazım da toplumsal bilincin bireyi etkilemesine değil, bu etkide dominant olan üst normlar karşısında özgürleştiğini söyleyen bireyin, alt norm bahsinde toplumun etkisinden özgürleşemediğini iddia etmesine.

Söylediğim çok net, sağlıklı işleyen bir zeka, söylediğimi kavramakta zorlanmaz.

Nasıl kalkmış? Akrabalar arası cinsel ilişki sonucunda artık sağlıklı bireyler mi doğuyorlar..?

"Her cinsel birliktelik, çocuk edinimi içindir" gibi bir yargıyı bir muhafazakar, bir idealist savunsun, materyalistin böyle bir derdi niye var?

Ensest birliktelik mutlaka çocuk edinimi için mi olur? Salt şehvet, cinsel tatmin söz konusu olamaz mı?

Ensest bilrikteliğe karşı çıkışın tek sebebi buysa, yani sağlıksız bireylerin dünyaya gelme ihtimali ise daha önce birkaç kez ifade ettiğim gibi, cinsel korunma yollarıyla bu muhtemel/olası zarar ortadan tamamen kalkabiliyorken, yine daha önce ifade ettiğim gibi korunma olmasa da, bir sıkıntı varsa bunun gebelik halinde tespiti de mümkünken, diyalektik materyalist, toplumsal bilinç aksini söylese de ensesti neden ahlaksızlık olarak görsün?

"Ben bu toplumun bir bireyiyim, aciz bir robotum" dışında bu soruya bir cevabın var ar mı?

Zaten toplum kendi içerisinde genel normları reddeden unsurları barındıran bir yapıdır..Yoksa hepsi bir örnek olmak durumunda olur ki otuz kere söyledim ütopiktir..

Yemin et, öyle mi sahiden?

O zaman "ben bu toplumun bir bireyiyim" acıklı söylemini nereye koyalım?

Kişiyi mutlak edilgen nerede saydım?

Yuh artık diyorum!

Ettiğiniz en mantıklı laf buydu sanırım şimdiye kadar…
Hayır tek sebebi çoğunluk değil..
Alt yapının bunu dayatması
Toplumsal kurumlarda bu yasağın kabul edilmesi
İnsanın toplumsal bir varlık olarak bunların yasaklığını öğrenerek büyümesi..ve başka nedenler de söz konusu olabilir…Ancak baskın olan altyapının bunu dayatmasıdır..Benim iddiam da bu zaten..

Kaçak güreşeceğini bildiğimden, somut cevap veremeyeceğini bilerek, ancak cevap vermiş gibi yapma numaranı yutmadığımızı göstermek için sana özel soruyorum.

Bugün hangi alt yapı zorunluluğu dayatıyor bu yasağı, özel mülkiyet mi? Özel mülkiyete karşı bir sistem/toplum hayatında bu yasak söz konusu değil mi?

Dayatılan şeyin dayatılma sebebi salt sıhhi sebepler ise bu devirde bunun anlamsız olduğu ortada değil mi? Örneğin sistem "ensest birliktelik sonucu çocuk edinimi yasaklanmıştır" dese, ya da çiftler ensest birlikteliklerinde korunsalar "ahlaksızlık" yargın değişecek mi?

Toplumsal kurumların dayattığı pek çok norm reddedebilen bilincin bu normu reddedebilecek mi?

Sorular çok net, cevaplar ortada yok.

Neden dayandıramasın.?

Daha önce de ifade ettim. Mantık konusunda ciddi sıkıntıların var. Mantık olmadan felsefe olmaz. Bu konuda kendini geliştir.

Neden dayanmayacağı konusu çok basit: Araba kullanırken trafik kurallarını hiçe sayan, kırmızı ışıkta geçen, hız sınırlarını aşan vb ihlalleri sürekli yapan bir kişinin, yaya olduğunda, karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa, sonra tekrar sola bakma kuralına(ve benzerlerine) harfiyen uymasının trafik kurallarına riayet normuna bağlılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Böyle bir kişiyi(yani trafik kurallarına uymayan) karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa, sonra tekrar sola baktıran şey kişisel menfaatidir.

Bu kişiye "araba kullanırken trafik kurallarına uymuyorsun, yaya iken kimi kuralları harfiyen uyguluyorsun neden?" diye sorduğumuzda "ben yaşadığım toplumun bir bireyiyim" cevabı almayacağımız kesindir.

Deniz seviyesine indin, İnşallah yeterli olmuştur.

Mesele haramlığındaki hemfikirlik değil…Mesel fiilen uygulanmıyor oluşu .Adına faiz demeyiz aynı sistemi uygularız böylece faiz olmamış olur..Ancak bu kadar sığ bir mantık olabilir ki genelde mantık budur. Yani papağan gibi haramlığını tekrarlamak değil mesele bu yasağa uygun davranmaktır.

Anladığını iddia ettiğiniz meselelerdeki yetersizliğiniz ortadayken, hiçbir şey anlamadığınız çok açık olan bir meselede yine kesin hükümler vererek komik olmuşsun.

İslam toplumlarında, adı faiz olmadığı halde faiz denebilecek uygulamalar ve bunlara katılım ne oranda?

Elinde bu bağlamda somut, paylaşabileceğin, öyle olmasını arzu etmen dışında bizi bağlayacak ne tür bir veri var?

Boş konuşmayalım istersen.

Batı ezdi vs.. ,yani edilgen İslam batının oyuncağı oldu

Batı diğer kültürleri ezdi geçti, İslam dimdik ayakta diyorum 🙂

Siz az önce farkında olmadan bunu ifade ettiniz

Hayır, sen maalesef hakim olmadığın sahada benim sandığın şeyi ifade etmiş olmamı temenni ettin. Olan bu.

Faiz İslam çıkışlı demedim teorik olarak karşıdır ancak bu karşı oluş (genel uygulama açısından)sadece teoridedir artık..

Devamla söylediklerin çok komik de, oraya gelip sıvışmana izin vermeden "somut veri alalım" diyorum, faiz yasağının sadece teoride olduğunun verisi nedir? Mesela Laik Türkiye Cumhuriyetinde faiz ekonomisinin uygulanması mı?

Madem benim görüşüme hakimsiniz bunları nasıl bilmiyorsunuz? Bunlar çok temel duruşlardır…

Senin, daha doğrusu burada bir düzeltme yapayım, ben genelde materyalist bakışı bildiğimi söylüyorum, senin de başlangıçta buna vakıf olduğunu sanmıştım, bunu düzelteyim. Materyalist bakışı bilirim ve bu sebeple kavramların bir materyalden, yani maddeden neşet ettiğini varsayan, madde dışında bir gerçeklik kabul etmeyen bir dünya görüşüne bağlı kişinin, çoğu kez maddi haz ve mutluluklara muhalif, maddeden neşet etmesi de imkansız yargılara nasıl sahip olduğunu burada sorguluyorum.

Siz tarih de pek okumamışsınız..

Bir şey söyliyeyim. Boyun 3-4 metre değil ise, bu bağlamda okuduklarımı üst üste koysak boyunu aşar, sayfalarını çevirmen günlerini alır. O yüzden sığ çözümlemeni derinleştirmek dururken(bunu da faizin toplumları çökerttiğine dair orta öğrenim yaşında çocukların dahi kestirebileceği sözleri tekrarlayarak değil, faiz ödeyen insanın mutsuz oluşu ile ekonomik sistemde uygulanan faizin meşruiyetine baş kaldırısı arasında ne tür bir ilişki olduğunu ortaya koyarak yapabilirdin) bu boş mürebbiye tavırlarını bir tarafa bırak, komiklik için yeterince done sunuyorsun bana, fazlasına bence gerek yok Ferdinand.

Kız çocuklarının değersiz olduğunun kabulü tarımsal üretime geçiş sonrasında gerçekleşmiş bir tutumdur .

Ezberlediğin açıklama modelini her bir duruma kopyala yapıştır yaparak meseleyi anlayıp, çözümlediğini sanıyorsun değil mi?

Bak cidden komik oluyorsun.

Birincisi, diri diri gömülen kız çocuğu misali sana hasbel kader ezberlediğin jargonları alt alta sırala diye verilmedi, girişilen eylemde bireyin hoşnutlu ya da hoşnutsuz oluşunun, eylemin toplumsal düzeyde meşruiyeti ile bir ilgisi olmadığını göstermek için verildi.

İkincisi Mekke toplumu bir tarım toplumu değildi.

Üçüncüsü(sana bir tüyo) bu kötücül davranışın ortaya çıkması kas gücüne olan ihtiyaçtan çok, kabile mücadele ve savaşlarında, esir alınan kadınlar üzerinden yaşanan aşağılanma durumudur. Dokunulabilir olan, düzen içinde hamisiz isimlerin kız çocuğu sahibi olmaları gerek kabileler arası mücadele gerek kabile içi bazı durumlarda Arap için büyük utanç sayılan hallerin yaşanmasına sebep olmaktaydı. Bu sebeple kız çocuğu sahibi olmak, o düşünce yapısı için bir risk unsuru idi.

“””Faiz, çok eski tarihlerden beri bilinmekte, ona karşı farklı tavırlar alındığı
görülmektedir. Faizi din ve ahlak açısından tahlil eden ilk çağ filozofları Aristo ve
Eflatun onu çirkin bir kazanç olarak değerlendirmiş ve faizin zenginlerle fakirleri karşı
karşıya getirerek devletin selametini tehlikeye atabileceğini savunmuşlardır. Aristo,
kısır bir metal olan paradan kazanç elde etmeyi gayrı tabii ve adalete aykırı bulur. Faizi
kınayan benzer ifadeler Çiçero, Cato ve Seneca gibi ilk dönem Romalı düşünürlerde de
bulunur. Değişik toplumlarda ahlaki, ictimai ve iktisadi bir hastalık olarak baş gösteren
faiz eski Mısır, Sümer, Babil, Asur, eski Yunan ve Roma gibi toplumlarda hüküm
sürmüş ve onunla mücadele edilmiştir…… Buna karşı semavi dinler hem faizin şümulünü genişletmiş hem de her çeşidini
yasaklamışlardır.””””

T.C
ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
İSLAM HUKUKU BİLİM DALI
İSLAM HUKUKUNDA
İLLET KAVRAMI VE FAİZİN İLLETİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Abdülbaki Deniz
Danışman
Prof. Dr.Yunus Vehbi Yavuz

Sana ayırdığım zamana cidden yazık. Ya gerçekten okuduğunu anlama özrüne sahipsin ya da bu çarpıtmaya tevessül edecek kadar çok basit bir insansın.

İslam öncesi, İslam'ın ortaya çıktığı toplumda, faizin meşruiyetine dönük bir sorgulama, baş kaldırı, isyan var mıydı sorusuna verilen, google searchleri mahsulü şu cevaba bakın.

Ama pardon doğru, Eflatun Mekke'de Haşimi, Aristo ise Beni Ümeyye boyuna mensup idi. Çiçero, Cato ise Medine'de Evs, Seneca ise Hazrec boyuna mensup idi 🙂

Bırakın Müslüman toplumunu

Bırakalım çünkü Müslüman toplumunu değil, İslam öncesi pagan Mekke toplumunu, yine Yahudi ve Hıristiyan azınlığa sahip Medine toplumunu dikkate sunup "İslam gelmeden bunlar içinde faiz'in meşruiyetine dönük bir sorgulama, baş kaldırı vs var mıydı?" diye sordum.

Mertçe yoktur cevabı almak yerine bu sıcakta bizi tebessüm ettiren yukarıdaki kopyala yapıştır metni ile serinledik.

Çok net bir bilgi verdim. Sağlıklı bir zihne sahip birey, oradan gerçeğe ulaşabilirdi: İslam faizi tedricen yasaklamıştır!

Anlayamadıysan söyle, deniz seviyesine inerek anlatmayı tekrar deniyeyim.

Evet, cevap nihayetlendiğine göre bir parodinin daha sonuna geldik.

Bir önceki mesajımda ifade ettiğim gibi artık seni ciddiye almam ve sana cevap vererek zaman kaybetmem mümkün değil. Sana yardımcı olmamı isteyeceğin konular olursa(mesela faiz konusunda) başka, bunun dışında sadece kopyala yapıştır yapan ve tekerleme vari, bazı ilişki zincirlerini, konu ile ilgisi var mı yok mu bakmadan mesajına boca eden birisi ile vakit kaybedemem.
 

stiutk

Yeni Üye
Katılım
29 Haz 2012
Mesajlar
5
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
33
Arkadaşım önce ateizm nedir bunu öğrenmelisin. Ateist bir insanın görevi asla ve asla kimseyi Tanrı'nın olmadığına inandırmak değildir. Ateistlerin açıklamalarının sebebi neden inanmıyorsun sorularına nedenlerini açıklamaktır. Zaten Biyoloji bilgisi net olmayan bir insanla Ateizm, Tanrı tartışması yapmak kadar saçma birşey yoktur ki gerçek ateistler bunu bilirler. Ateizmde bir kimseyi, ateist yapmak sevaptır gibi bir düşünce yoktur ve bu düşünce sadece dinler için geçerlidir. Lisede macera aramak için, dinine göre günah olan şeyleri gönül rahatlığıyla yapabilmek için ben ateistim deyip, kendilerini bile kandıran, Dünya'dan bir haber olan bu macarepest gençlerimizle Ateist insanları bir tutacak zeka, Kuran-ı Kerim den başka birşeyi çakmazlar diye bir laf ortaya atabilecek zekadan başka bir şeyin ürünü olamazdı zaten...
Ahlak kavramına gelecek olursak, ateizm insanın kendisidir evet ve ahlak kuralları her insanın kendisine göre yazılmıştır.
Çünkü ateist, çok iyi bilir ki doğru veya yanlış diye bir kavram yoktur ve sadece gerçek vardır, gerçek!
Benim doğrum(doğru yok doğrum kelimesi kullanılmalıdır çünkü bu gerçektir) ve senin doğrun vardır. Ahlak asla yazılı kurallarla belirtilemez. Karakterin ne ise senin ahlakın odur. Suç olan ahlaksızlık olan birşey yoktur. Dolayısıyla bizler zaten Tanrı'nın varlığını reddederek anarşist ruhlarımızı zaten net olarak ortaya koyuyoruz.
Senin düşünme yeteneğinin olmaması ve herşeyi yazılı bir halde elinde isteme eyleminle, ateizmin ahlak tartışmasını bir arada düşünmeye çalışıyor olman birşeyi değiştirmeyecektir (belki kendinden başka...)
 

Ferdinand Bardamu

Yeni Üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
1,302
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Söylediğim şu: Ateist'in ensesti ahlaksızlık olarak görmesinin sebebi olarak, yaşadığı toplumda bu normun var olmasını göstermesi, bu anlamda bilincini yaşadığı toplumun etkilediğini ifade etmesi anlamsızdır. Çünkü ateist, bu toplumda ensest yasağını da kuşatan daha üst ve kapsayıcı bir normu reddetmiş bulunuyor. Bu noktada, genel/kapsayıcı normda ateist bilincini etkileyememiş toplum, alt/özel alanda ateist bilincini etkileyemez. Kaldı ki bu örnekte söz konusu ateist(bu siz olmaktasınız) "kimi ahlaki yargılarınız İslam'a refere ediyor" dendiğinde bunu da reddediyor!
Toplum, ateist'in bilincini üst normu kabule zorlayamamışken, alt norm için zorlayamaz. Üst normu reddedebilen her ateist, alt normu da reddedebilir. Alt normu reddedemeyen ateist bunun sebebi olarak toplumu gösteremez.

Burada hep tespit var NEDEN sorusunun cevabı yok… NEDEN sorusuna cevap verin..Cevap: çünkü edemez değildir..NEDEN?..Sizin bu edemez iddianızın doğru olması için benim daha önce ifade ettiğim İslam >ensest çıkarımını benimsemiş olmanız gerekir ki saçmadır (gerekmez ise NEDEN gerekmez).Bir kişi ensestin yasaklığını onaylıyorsa ve bu kişi bu değerlerin/yasakların İslam’ın yahut Allah’ın değil de insanlığın ürünü olduğunu , kaynağını insanlıktan aldığını düşünüyor ise (ensest yasağı ilahi dinlerden eskidir), neden İslam’ın da bünyesinde olan şu yahut bu herhangi bir yasağı (bir bütün olarak İslam ahlakını değil) kabul ettiğinde İslamı refere eder? Toplumun çoğu Müslüman diye mi? .Toplumun farklı kurumlarının (aile, ekonomi,din,siyaset vs..gibi) kişilerin ahlaki tutumları üzerinde belirleyiciliği söz konusudur.Kişinin ahlaki tutumlarını belirleyen tek unsur din değildir!!.Öyle ise bu İslamı refere etme mecburiyetinin sebebi nedir? Bir toplumda sağcısı,solcusu,liberali,komünisti,ateisti,farklı inançlara mensup kişilerin oluşturduğu grupların varlığı aşikar iken, yani böyle bir mecburiyetin olmadığını gözü gören ve aklı çalışan her sağlıklı insan fark edebiliyorken bu anlamsız ısrar NEDEN?

Basit kelime oyunlarıyla analizini kurtaramazsın. Kurduğun zincirleme ilişki içinde ensest, öncesinde yer alan aşamaların bekası için olmazsa olmazı. Dolayısıyla ensest yasağı, kurduğun ilişkiler ağı ve marksist bakışın o çarpık determinzm algısı sebebiyle, çekildiğinde bütün duvarın yıkılmasına sebep olacak bir temel tuğla.

Siz eğer okuduğunuzu idrak edemiyorsanız ben size beyin ameliyatı yapamam..Daha önce de belirttim..Bir çok şey yazdım..Yazdıklarım içerisinden yalnızca bir kısmını , diğer yazdıklarımı göz ardı ederek buraya alıp körü körüne itiraz ediyorsunuz...Fikrimi açarak daha iyi anlamanı sağlama çabalarımı da evrilme, yahut söylediğinden dönme gibi gerçek dışı bir şekle sokmaya çalışıyorsunuz..Burası bir tartışma platformu ve illaki yeri gelince söylenecekler vardır.Tek bir mesajla bütün hayat felsefenizi anlatın gibi bir kural yoktur..İnsanlar bu şekilde konuşurlar ve tartışırlar bu işin doğası gereğidir. Söylediklerimi anlamadığınız müddetçe elbette ne demek istediğimi açacağım..Söylediklerim içerisinde bir çelişiklik söz konusu ise bunlara vurgu yaparsınız..Hangi söylediğim hangi söylediğim ile tutmuyor? Varsa iddianız buyurun yazın…

Bravo, demek katı determinizmle olmayacağına müdriksin(hiç sanmıyorum ama). Bakalım bu konuda ne kadar samimisin. Diyorsun ki "ensest yasağı olmazsa zincirin diğer halkalarına ulaşamayacaksınız diye bir durum söz konusu değil", gerçi "şu anlamda" diye sıvışmak için bir açık arka kapı bırakmışsın ama emin ol onu kapatacağım.

Evet, ne diyorsun: "Hayır, söylediğin gibi değil, bu yasak olmazsa zincirin diğer halkalarına ulaşamayacaksınız demiyorum", sonra bu…….?

İnsan bilimsel düşünüşe hakim olduğu için karşısındakini de bu bağlamda düşünebilen bir kişi zannediyor. Sanırım bu yanılgı kişinin çevresinin de belirli bir bilinç düzeyine hakim olması ve haliyle belirli bir bilgi düzeyinde muhabbet etmenin kişide alışkanlık oluşturmasının bir sonucu. Demek ki bu ön kabulden hareket etmemek ve her şeyi enine boyuna karşıdakine sıfırdan anlatmak gerekiyor..Katı anlamda determinizm atomculardan bu yana söz konusu değildir ve milattan öncelere uzanır. Kaldı ki Marks’ın doktora tezi bu atomcular arasındaki farklılıklar meselesidir herhalde bu determinizm anlayışındaki farklılığı gözünden kaçmamış olsa gerek. Bu devirde tartışılmayacak bir şeyi tartışma konusu yapabilmenizi ve böyle katı bir determinizm anlayışına sahip olmayan bir felsefi görüşe sahip bir kişiyi bununla itham edebilmenizi cehaletinize veriyorum..Aslında sahip olduğunuz görüşlerin temelsizliği sebebi ile tartışmayı anlamsız bir düzleme oturtmaya çalışıyorsunuz. Çünkü itiraz edebilecekleriniz ancak bu gibi basitlikler.Yani bir kişi “yahu şu olursa kesin bu olur derse” sizin bilginiz ancak bunu yalanlayabilecek düzeyde..Bu sebepten öyle demişim gibi bir hayal kuruyorsunuz.. İkincisi tartışma sıvışmak için yapılmaz. Siz böyle bir tutumda olduğunuz için karşıdakini de böyle zannediyorsunuz..

-Ensest yasağını belirleyen üretim araçları idiyse, üretim araçlarının değişmesi ile yasak normunun değişmesi gerekmez miydi?

Üretim araçları ile üretim ilişkileri arasındaki çelişiklik neticesinde normun değişmesi gerekir..Bu sebeple önce üretim araçlarının değişmesi gerekir ki üretim ilişkileri ile çelişsin… Yani üretim araçlarının değişmesi meselesi budur.Siz bu Marksizmin baya bir cahili çıktınız.Her ifadenizde ben de bilirimin bir yalan olduğunu tescilliyorsunuz.Çünkü demek istediğimi ucundan dahi anlayamıyorsunuz...

Üretim araçları değişti ama o kadar da değişmedi, ya da şey dur daha sağlamı üst yapı değişmedi!

Üretim araçları değişir ancak toplum bir önceki sistemin içinden yükseldiği yoktan var olmadığı için onun devamı niteliğinde olduğu için üretim ilişkileri eski sistemin üretim ilişkileridir..Haliyle üretim ilişkileri ve üretim araçları arasında bir çelişme meydana gelir neticesinde de toplumsal değişme yaşanır..

Özel mülkiyet, kapitalizm öncesi de vardı, kapitalizmde de var. Bu yüzden ensest yasağı kapitalizm ile çelişmez!

Sadece bu şekilde ifade etmedim..Her zaman ki gibi bir kısmı var bir kısmı yok yazdıklarımın..Bu tartışma sizi aşıyor galiba sürekli yazılanları göz ardı etme eğiliminiz var..

Şey, kapitalizm ensest işe çelişmez ama, bu çelişmeme salt özel mülkiyet ile alakalı değilkine

Değildir zira üretim fazlası olmaz ise özel mülkiyet kavramı da olmaz..Bunlar birbirine bağlıdırlar..Ayrıca köylü taklidinizi sevdim, özünüze bir dönüşün belirtileri olsa gerek,zaten tutuculuğunuzdan da geleneksel bir çevre içerisinde yaşadığınız kendini belli ediyor..


Çok dönüyorsunuz, sizi takip ederken başım dönüyor.

Doğaldır ben eğitimli siz eğitimsiz olunca elbette ki anlamayacaksınız...Bir çaylak ustasını anlar mı?

Özel mülkiyet ile ilgili söylediklerini tam da söylediklerin açısından değerlendiriyor ve "çelişmeme salt özel mülkiyet ile alakalı değil" dedikten sonra, farklı 2. bir done ortaya koyamayışın karşısında senin adına hüzünleniyorum.

Gayet doğal, çıkarım yapamıyorsun..Söylenenleri bütünü içerisinde değerlendiremiyorsun.Bu sebeple karşıdakinin söylediklerini itiraz edebileceğin bir şekle sokman gerekiyor..Ensest yasağı çelişmiyor çünkü eski bir üstyapı öğesidir ve üst yapı dediğiniz kolay değişmez (defalarca söyledim) çünkü madde bilinçten daha hızlı değişir, bu sebeple şu an ensest dediğiniz hala yasaktır..İkincisi toplu olarak bireylerin sağlıklı olmaları bir zorunluluk olduğundan bu açıdan da çelişmez..Kişilerin korunması yahut ensest ilişki sonucunda çocuk doğurmamaları bu durumu değiştirmez çünkü üstyapı kurumu olarak yerleşmiştir bu yasak..Misal eğer ensest ilişki neticesinde süper bireylerin doğacağı ve bu sayede de bir toplumun üretiminin tavan yapacağı mümkün olsa ve bilinse bile, bu yasak ancak çok uzun vadede ortadan kalkabilir…Üstelik toplumsal çatışma yaşanmadan bu yasak kalkmaz.Yani görebilene doneler ben buradayım diyor..Ama görebilene..Sizin politikanız inkar üzerine..

ateist "verimli emek ve üretim fazlası için ben ensest yasağından yanayım" mı diyor?

Siz ensesti neden ahlaksızlık olarak görüyorsunuz? Verimli emek ve üretim fazlası için mi?

Ben bir ateist olarak ensest yasağının kaynağının şimdiye kadar yazdıklarım sebebi ile var olduğunu düşünürüm..Bu yasak makul bir yasaktır.Bu makul oluş hem bilimsel anlamda bireysel sağlık hem de toplumsal sağlık açısından, hem bir üstyapı kurumu olarak bu yasağın yerleşmiş oluşundan kaynaklanır.Ancak bu, kişilerin kendilerine öğretilen her genel normu benimsediği anlamına gelmez. Birbirinin kopyası ahlaki normlara sahip olmayan (neredeyse) tüm topluluklarda adam öldürmek hoş karşılanmaz yahut yasaktır. Ancak adam öldürmeye karşı olan kişi herhangi bir dini refere etmek mecburiyetinde değildir.Bu iddia oldukça saçmadır. .
Varsayalım toplumsal kurumlar kişileri sapık (bugünün normları açısından) olarak yetiştirmek ister ise yetiştirir..Örneğin ensestin doğru bir davranış biçimi olduğu öğretilir ise ensest doğru bir ilişki biçimi haline gelmeye başlar..Ancak bu geliş uzun sürede olabilir ve toplumun tamamı tarafından da benimsenmez geneli tarafından benimsenebilir ancak..Bu durumun toplum sağlığı açısından zararlı unsurları neticesinde,yani ensest ilişki sonucunda doğan bireylerin sağlıksız oluşu ,diyelim ki kişiler bu tarz cinsel ilişkide korunurlarsa ve yeni bireyler dünyaya getirmez iseler , bu sefer de nüfus artış oranı düşüşü problemi ortaya çıkacaktır..Altyapı ise işgücünün fazlalığı ve düşük ücret prensibinden hareket ettiğinden, maliyetlerin yükselmesi gibi bir zorunluluk oluşacaktır..Ayrıca nüfusun az oluşu demek daha az tüketmek, neticesinde daha az tüketim yani daha az talep neticesinde de daha az üretim demek olacaktır ki bir toplumun başarısı gösteren üretim düzeyi bu şekilde düşmüş olacaktır..Üretim düzeyi neden önemlidir?Güncel bir örnek : Son zamanlarda Abd, eskisine nazaran süper güçlüğünden bir şeyler kaybetmiş olsa da dünya ekonomi politiğinde söz sahibidir..Peki bu söz sahipliğinin en önemli sebebi nedir? Abd gayri safi yurtiçi hasılası yani Abd ‘nin üretim düzeyi 14 trilyon dolardan fazladır. Bu rakam dünyada üretim açısından Abd yi ilk sıraya oturtmaktadır..İkinci Çin’dir ve üretimi 5 trilyon dolardan fazladır vs..İşte bir süper gücü süper güç yapan da laf kalabalığı değil, bu somut üretim düzeyi farkıdır..

Dön bütün yazdıklarını tekrar oku. Bugün, sahip olduğun bir yargı için sana yöneltilmiş bütün sorulara "ama ben bu toplumun bir parçasıyım, ama üst yapılar öyle kolay değişmiyor" diye cevap veren sen değil de dublörün mü?

Ben kişilerin toplumun genel normlarından bazıları ile uyuştuğunu bazılarında ise uyuşmadığını ifade ediyorum..Yani bu sizin yazdığınız gibi toplum neyi yapmama izin veriyorsa ancak onu yapabilirim nereden çıkıyor.?.Kişi kendini toplumun genel ahlak anlayışı karşısında konumlayabilir diyorum ki siz de bunun farkındasınız ancak tutup böyle çok basit ancak çelişik bir eleştiriyi de gelip buraya yazabiliyorsunuz..Bir yazınızda da bende Marksist jargonu bilirim gibisinden şeyler diyorsunuz sonra da gelip kişinin bilincini belirleyen toplumsal bilinçtir lafını garip bir şekilde algılayabiliyorsunuz…Yani doğruyu söylemiyorsunuz..
Kişiyi mutlak edilgen nerede saydım? Benim felsefi görüşümde mutlak denen hiçbir şey yoktur..Mutlaklık görece olarak vardır..Kişilerin bilinci toplumsal bilinç tarafından belirlenir ancak kişilerin bilinci de o toplumu değiştirir..Zaten bu sebeple genelin dışında ahlak anlayışına sahip olabilen toplumsal gruplar var.. Bir daha bilmediğiniz şeyleri ben de biliyorum demeyin..Marksist jargonu yok efendim diyalektik materyalizmi biraz biliyormuşmuş..Bilsen ,böyle tam ters fikirlere sahip olan bir felsefi anlayışı, duyduğun sloganları tam olarak ne demek istediklerini bilmeden değerlendirmez ve anlamsızlaşmazsın..kişilerin bilincini belirleyen toplumsal bilinçti lafının arkasını önünü öğrenin…Bilmiyorsanız da biliyorum demeyin..

Bunları yazan da benim, dublörüm değil…..yazdıklarımı yanlış anlamanızı geçtim, siz artık ahlaksızlık yapıyor ve yazdıklarımı yazmamışım gibi yapıyorsunuz..

Bu anlama çabasına karşı sözlükten kopyala yapıştır yaparak tekraren "sahip olduğum ahlak yargısının ortaya çıkış sebeplerini ve amacını bilsem ve bugün pratikte bunların ortadan kalktığını görsem de bu yargıya sahip olmaya devam ediyorum çünkü ben toplum karşısında edilgen, kendine özgü hiçbir yargıya sahip olmayan aciz bir robotum" dediğini göremiyor musun?

Kopyala yapıştır denmez ona Burhan Altıntop Bey alıntı denir..Bilimsel araştırma yöntemleri içerisinde kullanılır ve de kaynak gösterme işlemi olarak da ifade edilir…Her toplum kendinden önceki toplumun izlerini taşır ve bir sonraki topluma da kendi unsurlarını aktarır..Özel mülkiyet, ticaret, veraset vs.. gibi kurumlar İslam’ın getirmiş olduğu kurumlar değildir..Yahut aile dediniz yapı da İslam ile ortaya çıkmış değildir..Toplumu o toplum yapan kurumlarıdır..Bir ekonomik yapı olarak tarımsal üretimi de İslam getirmemiştir..Bakın bu kurumlar kapitalizmde de var..yani pratikte yahut teorik anlamda bir ortadan kalkma durumu yok ..sanırım burayı da 3. kez yazıyorumdur..Bireylerin robot olmadığını da yukarıda ikinci kez ifade ettim.. Söyleyeceğiniz bir şey olmadığından sırf altta kalmamak adına yazıyorsunuz ,haliyle aynı şeyleri tekrar tekrar önüme getirmek zorunda kalıyorsunuz..Aşın kendinizi! Bakın bu ifade diyalektik materyalist görüşün ahlaki tutumudur..

Benim itirazım da toplumsal bilincin bireyi etkilemesine değil, bu etkide dominant olan üst normlar karşısında özgürleştiğini söyleyen bireyin, alt norm bahsinde toplumun etkisinden özgürleşemediğini iddia etmesine.

Söylediğim çok net, sağlıklı işleyen bir zeka, söylediğimi kavramakta zorlanmaz.

Yahu İslam ile ensesti kıyaslıyorsun..Birisi bir inanç sistemi, diğeri ise belli bir konudaki tutum..Kişi eğer İslam karşısında özgürleşiyor ise ensest ilişki yasağını da benimsemesin gibi bir akıl yürütme nasıl olabiliyor? En başta sordum bu soruyu bu sebeple yer kaplamaması açısından buraya ayrıca bir cevap yazmayın…

"Ben bu toplumun bir bireyiyim, aciz bir robotum" dışında bu soruya bir cevabın var ar mı?

Yukarıda cevapladım tekrar etmemek için geçiyorum..

O zaman "ben bu toplumun bir bireyiyim" acıklı söylemini nereye koyalım?

Toplumun ne olduğunu bilmiyorsunuz…Öğrenirseniz yaşadığınız bu problem ortadan kalkar..Bilmemek problem değil, önemli olan öğrenmeye çalışmaktır..


Özel mülkiyete karşı bir sistem/toplum hayatında bu yasak söz konusu değil mi?

Özel mülkiyet kavramının arkasını önünü anlattım ve neden var olduğunu ifade ettim.Bir üretim fazlasının sonucudur bu özel mülkiyet kavramı..Siz sadece bir kelimeye takılıyorsunuz önünü ve arkasını hesaba katmadan . Ve hali ile hatalı çıkarımlar yapıyor,karşıdakini katı determinist sanıyorsunuz.Bu bir gerçeklik değil bir sanı önce bundan kurtulmalısınız.Ön yargısız dinlerseniz ne demek istediğimi anlarsınız...Elbette ki salt özel mülkiyet dediğiniz kurum ortadan kalkar ise bu yasak ortadan kalkmaz..Üretim fazlası azalır yahut giderek ortadan kalkar ise, yani bir toplum, ilkel bir topluluğun üretim biçimine döner ve haliyle de daha az bir nüfusa yetecek üretim düzeyine düşer ise, o zaman bu yasak uzun vadede ortadan kalkabilir. Üretim fazlası yok ise özel mülkiyet de olmayacağını hesaba katarak düşünün..Ancak yine de bir yüzde yüzlük yok . Büyük bir olasılık ile böyle bir sonuca ulaşma durumu var… Zira bu bir sosyal bilim, bir doğa bilimi değil. Eşyanın tabiatı böyle…

Neden dayanmayacağı konusu çok basit: Araba kullanırken trafik kurallarını hiçe sayan, kırmızı ışıkta geçen, hız sınırlarını aşan vb ihlalleri sürekli yapan bir kişinin, yaya olduğunda, karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa, sonra tekrar sola bakma kuralına(ve benzerlerine) harfiyen uymasının trafik kurallarına riayet normuna bağlılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Böyle bir kişiyi(yani trafik kurallarına uymayan) karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa, sonra tekrar sola baktıran şey kişisel menfaatidir.

Bu senin kendi ahlaki anlayışındır. Hiç kimse bu kadar kökten bir kişisel menfaat ile hareket etmez..Madem eder ise, örneğin bir babanın boğulan çocuğunu yüzme bilmemesine rağmen suya atlayıp kurtarmasını açıklayamazsın..Yahut komşusu açken tok yatan bizden değildir gibi bir İslami anlayışa ters düşersin. Paylaşmak,yardımlaşmak vs gibi kavramları bu mantık ile açıklayamazsın.. Gelip bireylerin seçimini kişisel menfaate indirgiyorsun sonra da İslam vesaire diyorsun ..İlahi ahlak anlayışı kendi menfaatinizin peşine düşün demek mi? Bu çelişik bir tutum değil mi?

Bu kişiye "araba kullanırken trafik kurallarına uymuyorsun, yaya iken kimi kuralları harfiyen uyguluyorsun neden?" diye sorduğumuzda "ben yaşadığım toplumun bir bireyiyim" cevabı almayacağımız kesindir.

Neden? Kişinin”” kardeşim baksana herkes ışıkta geçiyor ben neden bekleyeyim “”gibi bir cevap duyamıyorsun? Gayet makul bir cevap..Ayrıca katı determinizm yoktu da şimdi birden var olması mı gerekti sırf sen haklı olabil diye? Şu cevabı alamayacağımız kesinmiş…Ne dediğin belli değil…

Anladığını iddia ettiğiniz meselelerdeki yetersizliğiniz ortadayken, hiçbir şey anlamadığınız çok açık olan bir meselede yine kesin hükümler vererek komik olmuşsun.

Yani bir şu yazdığınıza bakın , bir de bir önceki alıntıladığım yere bakın..Kendiniz yapıyor yaptığınızı da bana atfediyor , üstüne bir de eleştirebiliyorsunuz..Bu kadar da değil artık..Anladım siz söylediklerinizden hicap duymuyorsunuz da , ben sizin adınıza hicap duyuyorum açıkçası..Başta dedim, duygularınıza hakim olamaz iseniz, mantığınız geri planda kalır ve çelişirsiniz. Başarılı saldırı mantık ile motivasyonun bir aradalığını gerektirir..

İslam toplumlarında, adı faiz olmadığı halde faiz denebilecek uygulamalar ve bunlara katılım ne oranda?

Elinde bu bağlamda somut, paylaşabileceğin, öyle olmasını arzu etmen dışında bizi bağlayacak ne tür bir veri var?

Boş konuşmayalım istersen.

Kaynak olarak alıntıladığım tezin bahsettiğim bölümünde, faize karşı tepkinin toplumların çoğunluğunda yaygın olduğu görüşü belirtilmişti..Bu görüşün çok eski uygarlıklardan günümüze geldiğinden bahsedilerek, semavi dinler tarafından faiz uygulamasının her türünün yasaklandığı ve kapsamının genişletildiği ifade edilmişti.. Yani bu yasağın zaten taraftarlara sahip olduğu, semavi dinlerin de bu uygulamayı daha katı bir şekle soktuğu belirtilmişti. Dikkat edilirse antik yunan dünyası düşünürlerinden örnekler verilmişti alıntıladığım yerde..Örneğin Platon (Eflatun) ve Aristo’nun da faize karşı olumsuz tutumları ifade edilmişti..Platon ve Aristo Hristyanlık inancının temellenmesinde çok önemli filozoflardır..Onların fikirleri revize edilerek, yahut aynen alınarak Hristyanlığa monte edilmiş ve inancın temellerine yerleşmiştir..Bu yerleşme özellikle ortaçağ boyunca olmuştur ve batı , her zaman tekrarlandığı gibi bu filozofları esasen Müslüman dünyadan öğrenmiştir..Yani Müslüman dünyası bu filozofların görüşleri ile Hristyanlardan daha erken tanışmış ve fikri dünyalarını şekillendirmişlerdir. Bu büyük düşünürlerin fikirlerinin İslam dünyasında göz ardı edilmiş olması çok düşük bir ihtmaldir. ..Kaldı ki İslam toplumunun bir ticaret toplumu olması neticesinde, antik yunan dünyasının sosyal sorunlarından olan faizin de bir sorun oluşu akla yatkındır..Kendi adıma boş konuşmak gibi bir problemim yok ancak sizin bu problemden azade olmadığınızı düşünüyorum..Neden derseniz gözünüzü az biraz kaldırarak bir üstteki alıntılara bakmanız yeterli..

Batı diğer kültürleri ezdi geçti, İslam dimdik ayakta diyorum

Eğer dimdik duruş bu ise (sizin jargonunuz ile söyleyeyim) Allah size eğilmeyi nasip etmesin zira böyle bir seviyeyi hiçbir insan topluluğu hak etmiyor..

Devamla söylediklerin çok komik de, oraya gelip sıvışmana izin vermeden "somut veri alalım" diyorum, faiz yasağının sadece teoride olduğunun verisi nedir? Mesela Laik Türkiye Cumhuriyetinde faiz ekonomisinin uygulanması mı?

Sıvışmak …Bir yerde haklısınız aslında sinek de küçüktür ancak mide bulandırır..Bu anlamda bir sıvışmak ise dediğinize katılıyorum..
Tabi o da bir veridir, misal Suudilerin dünyaya borç para vererek elde ettikleri faiz gelirleri de bir veridir. İran İslam cumhuriyetinde faiz uygulaması da bir veridir..Esasında Müslüman kimliğe sahip şu yada bu devletin adına faiz demese de bu sistemi uyguluyor olması bir veridir..

Materyalist bakışı bilirim ve bu sebeple kavramların bir materyalden, yani maddeden neşet ettiğini varsayan, madde dışında bir gerçeklik kabul etmeyen bir dünya görüşüne bağlı kişinin, çoğu kez maddi haz ve mutluluklara muhalif, maddeden neşet etmesi de imkansız yargılara nasıl sahip olduğunu burada sorguluyorum.

Artık şu “”ben de biliyorum”” iddianızdan vazgeçseniz de daha fazla kendinize ayıp etmeseniz iyi olacaktır....Hem bu vesile ile doğrusunu öğrenirsiniz ..Tek bir materyalist anlayış yoktur..Diyalektik materyalizm ile örneğin mekanik materyalim yahut vülger materyalizm farklıdır..Bakın bunları ilk defa duydunuz ve bir şeyler öğrendiniz ..Tartışmanın olumlu tarafı da bu zaten..

Bir şey söyliyeyim. Boyun 3-4 metre değil ise, bu bağlamda okuduklarımı üst üste koysak boyunu aşar, sayfalarını çevirmen günlerini alır.

Kendinizi küçük düşürmeyin ..Bu şekilde beni değil kendinizi küçük düşürüyorsunuz …

bunu da faizin toplumları çökerttiğine dair orta öğrenim yaşında çocukların dahi kestirebileceği sözleri tekrarlayarak değil, faiz ödeyen insanın mutsuz oluşu ile ekonomik sistemde uygulanan faizin meşruiyetine baş kaldırısı arasında ne tür bir ilişki olduğunu ortaya koyarak yapabilirdin

İyi de bu ortaokulluların kestirebileceğini siz kestiremiyor itiraz ediyordunuz..Şimdi bunu herkes kestirebilire döndü mesele..Demek ki doğru bir yaklaşım olduğu kanaatine vardınız ki doğru yolu buldunuz diyebiliriz..Faize karşı İslam toplumunda bir başkaldırı vardı demedim, demiş isem hatalıdır , böyle bir durum var ise alıntılayın..Başkaldırı fiili bir eylem anlamına gelir.Benim kullandığım kelime ise hoşnutsuzluktu ve her hoşnutsuzluk dediğiniz bir başkaldırı ile sonuçlanmayabilir.Bu olayın özelinde , İslam dini bu hoşnutsuzluğun başkaldırıya dönüşüdür dedim.Bunu da İslam peygamberi, toplumun çoğunluğunun (çoğunluğunun diyorum hakim sınıfların değil) sesiydi şeklinde ifade ettim..


Birincisi, diri diri gömülen kız çocuğu misali sana hasbel kader ezberlediğin jargonları alt alta sırala diye verilmedi, girişilen eylemde bireyin hoşnutlu ya da hoşnutsuz oluşunun, eylemin toplumsal düzeyde meşruiyeti ile bir ilgisi olmadığını göstermek için verildi.

Pek senli benlisiniz …Ben de ara sıra sen diyorum ancak bu sürekli olmuyor..Kızgınlık hali ile nezaket de mutlak olarak kalkıyor sizin bünyenizden tıpkı mantık gibi, kendinize hakim olamıyorsunuz..O ne demek? Kişi eğer genel toplumsal normun dışında hareket eder ise toplum tarafından dışlanma gibi bir durum ile karşılaşacaktır ve bu durumda bir hoşnutsuzluk ile karşılaşacaktır..Sadece toplumsal normlara uyarak hoşnut olunmaz ancak bu da göz ardı edilmeyecek bir unsurdur..Misal Sivas’da yanan kişiler İslam normlarına uymadıkları düşünülerek yakıldılar.. Büyük ihtimalle !bu durumdan, yani yanarak yahut boğularak ölmekten ne kendileri ne de yakınları hoşnut olmasa gerek..

İkincisi Mekke toplumu bir tarım toplumu değildi.
Geçiş aşamasında idi dedim.Tarımdan ticaret toplumu olmaya dönüş aşamasında olduğundan eski üstyapı yeni alt yapı ile çelişiyordu..Eski üstyapı ve altyapı unsurları yeniler ile beraber çelişik bir şekilde varlığını sürdürmekteydi dedim..

Üçüncüsü(sana bir tüyo) bu kötücül davranışın ortaya çıkması kas gücüne olan ihtiyaçtan çok, kabile mücadele ve savaşlarında, esir alınan kadınlar üzerinden yaşanan aşağılanma durumudur. Dokunulabilir olan, düzen içinde hamisiz isimlerin kız çocuğu sahibi olmaları gerek kabileler arası mücadele gerek kabile içi bazı durumlarda Arap için büyük utanç sayılan hallerin yaşanmasına sebep olmaktaydı. Bu sebeple kız çocuğu sahibi olmak, o düşünce yapısı için bir risk unsuru idi.

Hala çaresizce tüyo vermeye çalışma azminize ne desem bilemiyorum..Kişiler yahut toplumlar neden dokunulabilir olur ve hamiye ihtiyaç duyar? Zayıf olması sebebi ile olmasın mesela..Bu zayıflık ya sayısal azlık yahut da kas gücü neticesinde olabilir. Sayısal azlık ise (diğer koşullar eşit ise)kalabalık nüfusu besleyemeyecek kadar düşük bir üretim düzeyi neticesinde söz konusu olabilir. Üretim düzeyi artışı ise emeğin verimindeki artış ile olur..Emeğin verimindeki artış demek kas gücüne duyulan ihtiyacın artışı demektir o dönemler için ..Kabile savaşlarında ilkel silahlar kullanılır bu nedenle önemli olan kas gücüdür,bu kas gücünün çokluğudur.. Güçlü olan esir alır güçsüz olan esir olur, bunu belirleyen öncelikli neden ise kas gücüdür..Sizin söylediğiniz bu kapıya çıkar..

İslam öncesi, İslam'ın ortaya çıktığı toplumda, faizin meşruiyetine dönük bir sorgulama, baş kaldırı, isyan var mıydı sorusuna verilen, google searchleri mahsulü şu cevaba bakın.

Ama pardon doğru, Eflatun Mekke'de Haşimi, Aristo ise Beni Ümeyye boyuna mensup idi. Çiçero, Cato ise Medine'de Evs, Seneca ise Hazrec boyuna mensup idi

Birincisi: O alıntı bir tezden yapılmıştır..Haliyle bilimsel bir yöntem izlemiş olduğu tartışılmaz..
İkincisi : İslam dünyası ve antik yunan felsefesi ve filozofları arasındaki bağlantıyı bilmeyecek kadar felsefe tarihinden haberiniz yok…Bir felsefe platformu için büyük cehalet…

Bırakalım çünkü Müslüman toplumunu değil, İslam öncesi pagan Mekke toplumunu, yine Yahudi ve Hıristiyan azınlığa sahip Medine toplumunu dikkate sunup "İslam gelmeden bunlar içinde faiz'in meşruiyetine dönük bir sorgulama, baş kaldırı vs var mıydı?" diye sordum.

İslam da köleliğe başkaldırı vardır.Yani köleler isyan etmiştir ve haliyle “”başkaldırı”” anlayışı pratikte vardır..Ancak faizin özelinde bir başkaldırı olup olmadığı tartışılır ve İslam tarihi konusudur..Bilgisi olan arkadaşlar burada paylaşabilirler. Toplumun ezilen çoğunluğu diğer tüm toplumlarda olduğu gibi akla yatkın bir şekilde faizden hoşnut olmaması büyük olasılıktır. Bu sebeple de İslam’ın faiz yasağının toplumun genelinde cevap bulması mantık dahilindedir..Kaldı ki kişilerin karar alışında kişisel menfaati ön plana çeken sizin için, yüksek faiz ödeyen kişinin bir menfaat kaybına uğrayacağı düşüncesi ile faize karşı olması gerektiğini de bilmeniz , aksi halde kendiniz ile çelişeceğinizi de hesaba katmanız gerekir..Yani sizin yaklaşımınız ile, sizin benden daha çok bu faiz karşıtlığının kendiliğinden toplumun genelini kapsadığını, bunun için de İslam’a ihtiyacı olmadığını, çünkü borç alanların verenlerden her zaman daha fazla olduğu gerçeğinden hareketle, borç alanlar açısından kişisel menfaate aykırı olan bu faiz uygulamasının, kendilerinde bir hoşnutsuzluk yahut karşıt duruşa sebep olması gerektiğini bilmeniz gerekir..

Şimdi sizin güdülenmişliğinizin ve bilgi eksikliğinizin sizi nasıl bir anlamsızlık ve çelişkiler yumağına hapsettiğini görmüş olduk..Toplumsal bir konu konuşulurken herhangi bir toplum tarifi yapamayan yapması istendiğinde konuyu değiştiren, ahlak konusu içeren bir başlıkta bir ahlak tarifi yapamayan yapması istendiğinde laf kalabalığına getiren, bu tarifler yapıldığında söylediklerinin anlamsızlığının ortaya çıkmasından korkarak bu eylemi copy paste olarak değersizleştirmeye çalışan, bu nedenle de aldığı eğitim seviyesinin yetersizliğini kendi kendine tanıtlayan bir kişisiniz..Zaten yazılarınızda bu altta kalmış olmanın vermiş olduğu öfke duygusu sebebi ile üslup problemi yaşamakta ve sürekli olarak kendinizi çaresiz bir şekilde ispat etmek zorunda hissetmektesiniz…Bu sebeple yazılarınız mantıksızlıklar yahut akıl yürütememe neticesinde kendi kaydığı kuyuya düşme örnekleri ile dolu..Bu okumamışlık belirtisidir.Ancak mutlak değildir değişebilir..Daha çok bilgi kişinin bu tarz hatalar yapmasına engel olacağı gibi kişiyi törpüleyerek ön yargıları ortadan kaldırır..Benim görüşüm kendimedir ve herkesin benimsemesi gerekmez.Önemli olan fikrin kendi içerisindeki tutarlılık ve nesnel gerçekliği ne kadar açıklayabildiğidir. .Kişiler illaki herhangi felsefi görüşü onaylayacaklar aksi takdirde akılsız yahut bilgisiz olacaklar gibi bir durum söz konusu olamaz..Benim burada itirazım kişinin temel ahlaki duruştan yahut bilgiden yoksun olmasına karşın, yaptığı çıkarımlara güven duyması ve öğrenme çabasında olmama problemidir..Siz temel manada eksiksiniz, ancak inat ederek bir şekilde ben de düşünce dünyasında var olabilirim gibi tipik ,hatalı bir davranış biçimine de sahipsiniz….Bu sebeple benimle muhatap olmamış olun ve bu hak sizin olsun..Aksi takdirde bunun altından kalkabileceğinizi düşünmüyorum.
 

self_evident

Yeni Üye
Katılım
21 Haz 2012
Mesajlar
34
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
50
Fikren mağlubiyet karşısında acziyet ile önce köylü aşağılaması(bir marksiste hiç yakışmamış), ardından ahlaksızlık ithamı ve sonrasında Burhan Altıntop adlandırmasıyla kişisel kaliteni bir yafta gibi boynuna asma ve bana sadece gelip oradan seni teşhis etmeye olanak tanıma!

Müthiş 🙂

Boynuna astığın şeyin üzerine ne yazdığını merak ediyorsan ben bunu genelden paylaşmak istemem, rencide olursun.

Şimdi öncelikle bu sefer 48 saat sürmeyen, 24 saatte tamamladığın cevabın için seni tebrik ederim, boynuna astığın yafta yanında bu tebrik madalyası da benden sana hediye.

Seni muhatap alıp vakit kaybetmeyeceğimi söyledim, yanlız gerçekten mantık konusunda evrim teorisinin hayali evrim ağacının insan öncesi unsurlarından daha kötü durumdasın. Bunu bu forumda düzeltirsin umarım.

Bu noktada küçük bir katkı yapacağım(zira bunu taahhüt ettim) sana, o kadar.

Bu senin kendi ahlaki anlayışındır. Hiç kimse bu kadar kökten bir kişisel menfaat ile hareket etmez..Madem eder ise, örneğin bir babanın boğulan çocuğunu yüzme bilmemesine rağmen suya atlayıp kurtarmasını açıklayamazsın..Yahut komşusu açken tok yatan bizden değildir gibi bir İslami anlayışa ters düşersin. Paylaşmak,yardımlaşmak vs gibi kavramları bu mantık ile açıklayamazsın.. Gelip bireylerin seçimini kişisel menfaate indirgiyorsun sonra da İslam vesaire diyorsun ..İlahi ahlak anlayışı kendi menfaatinizin peşine düşün demek mi? Bu çelişik bir tutum değil mi?

Bu cevap şu alıntıya verilmiş: "Neden dayanmayacağı konusu çok basit: Araba kullanırken trafik kurallarını hiçe sayan, kırmızı ışıkta geçen, hız sınırlarını aşan vb ihlalleri sürekli yapan bir kişinin, yaya olduğunda, karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa, sonra tekrar sola bakma kuralına(ve benzerlerine) harfiyen uymasının trafik kurallarına riayet normuna bağlılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Böyle bir kişiyi(yani trafik kurallarına uymayan) karşıdan karşıya geçerken önce sola sonra sağa, sonra tekrar sola baktıran şey kişisel menfaatidir."

Şimdi ben senin gibi kişisel gelişimini tamamlayamamış, özgüven sorunu yaşayan birisi olmadığımdan "ne tür bir eğitim aldın sen, tahsil durumun nedir?" gibi sorular sormadan, yaşadığın idrak krizini aşmana yardımcı olacağım.

Burada örneklendirilen kişi, başkalarının hayatı söz konusu olduğunda umursamaz davranan(kırmızı ışıkta geçen, hız sınırlarına riayet etmeyen) bir kişi. Bu kişi karşıdan karşıya geçerken ise sağına soluna bakıyor?

Neden?

Çok basit, canı tatlı da ondan.

Kişisel menfaat.

Bu örnek niye verildi?

Bu mesajının en başında sorduğun ve çözümleme yetinin gelişmediğini gösteren o "neden?" sorusu var ya, ona cevap vermek için.

Yine anlamadın değil mi 🙂

Neyse, dolayısıyla burada serimlenen ahlak anlayışının benim ahlak anlayışımla tabi ki hiçbir ilgisi yoktur. Sen ilgisi olmasını temenni etmişsin, o kadar. Böyle bir ilgiyi zaman zaman çeşitli deneylerde kullanılan(insanın ortak atası olduğu söylenen) şempanzeler dahi kurmaya her halde yeltenmezdi, sen yeltenmişsin. Muhtemelen aldığın eğitimin sonucudur.

Burada serimlenen senin ahlak anlayışın da değildi, çünkü senin ahlaki anlayışın maalesef daha geri bir noktada.

Hakaret olsun diye söylemiyorum, açayım.

Burada serimlenen senin ahlakın da değildi çünkü(iyi görebilesin diye font olarak da büyüttüğüm kısımda belirttiğim gibi) buradaki örnekte, kişisel tercihi(bu tercihin bu örnekte sebebi şahsi menfaattir, bir başka örnekte bir başka husus olabilir) ile pozisyon alan bireye bu tercihinin sebebi sorulduğunda alınan cevap "yaşadığım toplum" olmuyor. Yani bu örnekteki kişi, kişisel pozisyon alışının mesuliyetini üstlenen birisi olarak ahlaken senden bir adım önde bir birey oluyor.

Bütün postunu baştan sona okudum. Yirmi iki(tam olarak, sayı ile 22) büyük hata tespit ettim, ümit ederim sabırlı bir arkadaşın çıkar bunları sana gösterir.

Kişisel gelişimini tamamlamanı dilerim.
 

Ferdinand Bardamu

Yeni Üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
1,302
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Siz böyle düşünüyorsanız varsın sizin için öyle olsun...Size son bir bilgi Marks Kapitalinde köylülerin tutucu olduklarını ve harhangi bir devrim karşısında burjuvaziden yana tavır alacaklarını ifade eder...Ve sadece Marks'ın fikirlerinden oluşan Marksizm'e Ortodoks Marksizm denir..Köylülük sorunu denen bu problemi aşan ise Lenindir ..Bu sebeple Marksist - Leninist görüş denen bir görüş oluşmuştur...Lenin'in değeri de buradadır....Sağlıcakla kalın...
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Siz böyle düşünüyorsanız varsın sizin için öyle olsun...Size son bir bilgi Marks Kapitalinde köylülerin tutucu olduklarını ve harhangi bir devrim karşısında burjuvaziden yana tavır alacaklarını ifade eder...Ve sadece Marks'ın fikirlerinden oluşan Marksizm'e Ortodoks Marksizm denir..Köylülük sorunu denen bu problemi aşan ise Lenindir ..Bu sebeple Marksist - Leninist görüş denen bir görüş oluşmuştur...Lenin'in değeri de buradadır....Sağlıcakla kalın...

Lenin'in teizmin ustune giden ve teizme guc ve iktidar olarak mudahele eden ateist algi ve uygulamasini nasil degerlendiriyorsun?

Bugun toplum bu konuda bilinclenmedigi icin teizmine geri donmus ve eskisinden daha cok sarilmistir.

Bu acidan Lenin'in toplumu biliclendirmeden toplumun ustune guc ve otorite ile giderek dini yasaklamasini nasil degerlendiriyorsun?

Lenin'in bu uygulamasi bugun dunyada algi olarak ateizme yarar mi yoksa zarar mi getirmistir.

http://www.felsefe.net/felsefe-akimlari/5456-eupraxsophy.html
 

Ferdinand Bardamu

Yeni Üye
Katılım
30 Nis 2012
Mesajlar
1,302
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
44
Lenin'in teizmin ustune giden ve teizme guc ve iktidar olarak mudahele eden ateist algi ve uygulamasini nasil degerlendiriyorsun?

Bugun toplum bu konuda bilinclenmedigi icin teizmine geri donmus ve eskisinden daha cok sarilmistir.

Bu acidan Lenin'in toplumu biliclendirmeden toplumun ustune guc ve otorite ile giderek dini yasaklamasini nasil degerlendiriyorsun?

Lenin'in bu uygulamasi bugun dunyada algi olarak ateizme yarar mi yoksa zarar mi getirmistir.

http://www.felsefe.net/felsefe-akimlari/5456-eupraxsophy.html

Erken bir uygulama olduğunu düşünüyorum..Din dediğiniz kavramın öyle bir çırpıda üst yapıda yasaklar konarak egale edilemeyecek birşey olduğunu , bunun Sovyet yönetimi tarafından da bilinmesine rağmen sistemin oturması adına aceleci davranılmış olma ihtimalinin üzerinde duruyorum..İnananların ateizme bakışının daha da olumsuz bir hal aldığı muhtemeldir..Ancak şöyle yahut böyle ateizme bakış açısında alamlı bir değişiklik olduğunu da sanmıyorum..Zira geçmişte dinsizleri yakan bir anlayış ateizme ne kadar olumlu bakabilir..
 
E

evrensel-insan

Ziyaretçi
Erken bir uygulama olduğunu düşünüyorum..Din dediğiniz kavramın öyle bir çırpıda üst yapıda yasaklar konarak egale edilemeyecek birşey olduğunu , bunun Sovyet yönetimi tarafından da bilinmesine rağmen sistemin oturması adına aceleci davranılmış olma ihtimalinin üzerinde duruyorum..İnananların ateizme bakışının daha da olumsuz bir hal aldığı muhtemeldir..Ancak şöyle yahut böyle ateizme bakış açısında alamlı bir değişiklik olduğunu da sanmıyorum..Zira geçmişte dinsizleri yakan bir anlayış ateizme ne kadar olumlu bakabilir..

Evet ayni seyi kapitalizmi gelistirmek icin yapan bu fenomenal/dogal zihniyetin; zaten kendilik bilinci ve numenal yeti bilinci tasimadigini gosteriyor.

Tarih bize hep bu zihniyetin insanoglunu sadece bir yigin, kelle sayisi ve istenen bir amacin pesinde kosanlar olarak gostermistir.

Ama yine tarih bilincsiz yapilan hic bir hareketin amacina ulasmadigini ve ulasamayacagini gostermistir.

Iste numenal yetinin ve degerlerin onemi bir daha aciga cikmaktadir.

Verdigim linki okursan sevinirim. SSCB'deki bu gelisimi qua felsefesi ile anlatiyor, ben de tercume ettim.
 

Yeni Konular

Üst