Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

İnsan Nedir?

22 Şub 2009
426
0
0
54
her breyin durduğu yere göre bir yargısı vardır insan için. şu ana kadar bu bölüme yazılanlara bakıncada ortaya çıkan yaşamda belirleyici etkenler. sosyal, felsefi, dini nerden bakarsanız bakın insanı oluşturan çevresel faktörler bakışı belirliyor.kimin insan için ne kadar farklı baksakta kimse kimseninkini ne değiştirmeyi nede kendisininkini kabul ettirmeye çalışmıyor. insan çok farklı yönlü bir simge insanlığa bakışta öyle değişken çevresel erkenler. insanı bir bakış açısına göre köşeye sıkıştırıyor.kısır döngüde kalıyor.bir başka bakış açısı insanı olmasından çok uzakta buluyor,daha evrimin tamamlamadı diyor.bir diğeri insanı ruhsal buluyor,değişen ruhun bir objesi diyor.bana çok ilginç geliyor kimse kendinden bir pay biçmiyor aynaya bakmıyor.sürekli dışardaki insana bakıyor. yinede cherma arkdaşın dediğinede katıldığmı söylemeden edemiycem gerçi ne anlamda söylediğini bilmiyorum ama insan bir arayıştır. bunu sevdim..
 

AndroNova

Yeni Üye
17 Ara 2009
245
0
0
32
Var olan her sey Tanrının parcasıdır.. Her sey Tanrıyı olusturur.. Tanrı size sah damarınızdan da yakındır, o sizsinizdir. Mükemelliyetlik için her seyi kapsamak gerekir.. Ben Tanrıdan bağımsız olsaydım, Tanrının mükemmelliği kalmazdı, İnsan Tanrının bir parcasıdır.

Nasıl biz yeryüzünün üzerindeyken -dünyanın bir parcasıyken- dünyanın hareketini algılayamıyorsak; Tanrının da bir parcası olduğumuzdan, göremeyiz, duyamayız, koklayamayız, farkında varamayız..

.....
.....
Gerçek Her şeydir, Ben Her şeyin parçasıyken,
Göremem Bütünü Kaybolurum, Yorulurum...

.....

Çok doğru...
Fakat unutulan birşey var. Tanrı evrense herşeyse ozaman insanlar birer tanrıdır...
İnsanın insana, doğaya, yıldıza, hayvanlara, bitkilere vs. Hepsine saygı göstermesi gerekir. İnsanın ahlak kavramıda buradan çıkıyor olsa gerek. Kimi insanlar bunlara benzer şeyler söyler. Tıpkı Mevlana gibi...

Son bir eklentim var;
Madde eğer tanrı ise ki ben öyle düşünüyorum.
Şöyle bakın olaya; Tanrı bir sonsuzluksa onun sahip olduğu herşeyde sonsuzdur.
Sonsuz olan tekşey maddedir(Tanrı). Evreni yapan tanrıdan çok, tanrı olan bir evren bana daha mantıklı geliyor.
Her şeye saygı duyulmasıda buradan da açıklanabilir.

Bol düşünceler dileğiyle. :)
 

oguz8891

Yeni Üye
7 Ocak 2009
86
0
0
2025
Sn. AndroNova uzun süredir siteyi inceleyemiyordum.. Bunu akla karşı açtığım savaş, ya da daha kısacası tembellik olarak nitelendirebilirim. Sizin yazınız hakkında naçizane yorum yapmak isterim.. Akla karşı açtığım savaş demişken, işin içine Tanrı girince bazı noktalara kadar akılla varıp bazı duraklarda onsuz gitmem gerektiğini keşfediyorum, ve bunu yapacak mütavazılığı ve sevgiyi bulamıyorum içimde. İnancı temiz kılacak saflıktan yoksun olduğumu, aklın ve evrenin pisliğini de inançlara yüklediğimi keşfettim.. Ne kadar dinsiz de olsam ya da daha doğrusu kendimi ne kadar dinsiz de görsem, bu konuda inatçı değilimdir. Her zaman bir dinin doğru olabileceğini düşünmüşümdür, ama dinleri küçük beynime tamamen sığdırma çabası hep sürmüştür.. Bunu terkedebilir miyim, evet ama terketmek istiyor muyum, bunda kararsızım.. Kısaca insan dediğimiz tek beyni kalmış canavar bunu terketmeye hazır değil sanırım, ve ben de bunlardan biriyim.. Burada düşünmeyi bırakmayı değil, bırakabilme iradesinden bahsediyorum yanlış anlaşılmasın..

Bu arada sizin yazınızla ilişkisini kuracak olursam.. Kendimizi boş veremediğimiz için (kendimizi çok biliyoruz ya) Tanrı olgusunu sanki bir bilinci varmış, sanki yaşıyormuş, sanki bir düşünce sistemi, bir bilinç sistemi varmış gibi yorumlarız.. Bu bizim varsayımımızdır.. Örneğin Tanrı bizi neden yarattı ki deriz.. Ve başlarız düşünmeye, biliyor musun ki Tanrı seni yaratırken bizim gibi bir düşünceye kapılıp ta mı yarattı, sanki bizim beynimizdeki işleyiş gibi bir işleyişe sahip gibi.. Bu bizi yanlışlara götürebilir.. Dediğim şudur ki; aklımızın sınırları olması şaşırtıcı olmayacaktır, bazı yerlerde kabuller, ya da inançlar diyelim biz buna devreye girecektir.. Bu inançlar dogmatik olmazsa, okyanusun ortasında buluverirsin kendini, sürekli değişen inançlar, bu samimiyetin göstergesi olabilir mi bilmiyorum.. Ama ben de diyorum ki Tanrı olmayan bir şey düşünülemez, yokluk bile Tanrıdandır, düşünmesi zor bile olsa..
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
19 Ağu 2008
3,589
179
63
62
insan "sosyal/tarihsel/ekeonomik/politik" bir tanımdır/olgudur. İnsanın biyolojik evriminin tamamlanmaya başladığı dönemlerde imgsel düşünceye doğru gelişimi, biyolojik evriminden bağımsız değildir. Arkeolojik ve antropolojik kalıtların ortaya çıkardığı bulgular ve değerlendirmeler ışığında insanın neolitik olarak tanımlanan dönemdeki "kendini yaratması" ile bu günkü aşamaya geldiği görülecektir. insanı yaşadığı süreçten ve eyleminden ayırarak tanımlamak ne mümkündür ne de doğru sonuçlar verecektir. Olsa olsa idealize edilmesine neden olacak ve belki de ideal insan tiplemesi ile yanılgı sayılanlar giderilmeye çalışılacaktır. bu durum da sonuçta insanın geçmiş ve gelecek ile bağlantılı olarak gün-ü değerlendirmesidir
 

turko29

Yeni Üye
20 Şub 2010
322
0
16
67
İnsan nedir dendiğinde:
" Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı " olarak genel sözlük tanımına girmiştir
Bu tanım insanla ilgili geniş kapsamlı bilgilerin özeti olup toplum bilimcilerinin ortak mutabakatı sonucu sözlüksel bir tanım niteliğini almıştır, elbetteki bu tanımın açılımlarında her gurup kendine göre değerlendirme yapacaktır, kimisi ol dendi Adem oldu Ademden havva yaratıldı ve nefis verilerek düşünen yaratık haline getirildi olarak devamını getirecektir...
Kimi guruplar ise bilimsel olarak konuyu ele alıp bilgilenmeleri doğrultusunda ilk hücreden bu güne gelişi ile insanın biyolojik ve kimyasa evrimine girecektir...
Burdaki net olan şeyler, İnsanı İnsan yapan özelliğin çevresinden algıladığı bilgi ve kalıtsal depo belleğini kullanarak evrimleşmesini ileriye doğru taşırken kendinde oluşturduğu diğer canlılardan farklı olan beyinsel yapılanmasını geliştirebilir özelliğe sahip olması gerçeğidir...
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
19 Ağu 2008
3,589
179
63
62
"insan" bir tür olarak biyo/kimyasal bir oluştan ibaret olmayan sosyal/taihsel bir olgu/var-oluştur; diğer türlerden farklı olarak kendini yaratabilmesi onun el-dil-beyin-ayak diyalektiğini geliştirmesine bağlı oluşturduğu imgesel düşüncesi ve tarihsel belleğidir; insan bunların toplamıdır. insan bu kadar değildir, o daha geniş bir evrenler yumağıdır. üreten ve ürettiğinden fazlasını tüketebilen ve doymayan bir türdür ki, tüm türlerden farklı olarak kendi türünü köle yapan/kendi türünü sömüren de odur. her olgunun kendisi için yaratıldığı efsanelerini dillendirerek türler arasında en üst yere yarleşmeye çalışan sosyal bir yalancıdır; kendine yalan söyleyen tek tür olması da buna delalet eder. İnsan aslında doğal dengeyi sarsan bir türdür ve denge mekanizmasını bozduğu ölçüde insanlaşmıştır; insan doğaya dönmeyi başarabilecek bir türdür ancak bunu istemesi/anlaması gerekir.
 

telrunya

Yeni Üye
18 Kas 2009
531
2
18
35
Doğadaki diğer biyolojik canlılarda olduğu gibi varolduğu yaşam serüveninde bir çok evrimsel süreçten geçmiştir insan… Ayakları üzerinde durabilmiş, maddeye şekil verip tasarımlar yapabilmiş, elleri ile üretebilmiş ve tüm bunların sonucunda kendini bir bütün olarak ifade edebilecek sanatı ve kültürünü oluşturmuştur. Belki de bu şekilde yaşamı anlamayı, kendini duyumsayabilmeyi öğrenebilmiştir. Ama asıl önemlisi, kendini bir varlık olarak algılama becerisini gösterebilen bilinen tek varlık olmuştur. Sancılı bir süreçtir bu…Eski Hint kültüründe, insan bütün canlılarla kendini bir algılar. Bu düşünüşe göre doğada canlılar birbirlerine bağlı olarak bir aradadır. Klasik Yunanda ise insanın düşünce ve duyguları ile diğer canlılardan ilk kez ayrıldığı görülmektedir; İnsana özgü olan akıl ile insan kendisini diğer varlıkların önüne çıkarır ve bir noktada tanrılıkla bağlanır (Logos). Descartes’ da insan aklı ile tanrısallık bir arada algılanır. Dünyanın varlığından tanrıya giden yol bırakılıp, Tanrılıkta kökünü bulan, bilen aklın ışığından dünyanın çıktığı şeklinde bir sonuçlanmaya varılır. İbni Sina’dan Spinoza’ya ve Hegel’e kadar gelen panteizm, insan tini ile Tanrısal tinin özdeşliğini ana öğretilerden biri haline getirmiştir. Artık insanın tinsel farklılığı irdelenmektedir. Leibniz bunu daha da ileri götürmüştür. Ona göre insan kendinde bir tür küçük tanrıdır.

Tarih boyunca kendi üzerindeki bilincinin gelişip artmasıyla insan artık kendisinin kim olduğu, bu evren içerisinde yerinin ne olduğu sorularını da sormaya başlamıştır. Scheler’e göre insanın bu sorgulamaları onu birçok sonuca götürmüş, bu sonuçların etkileri de kendisini insanlık tarihi olarak ortaya koymuş olduğundan, tarihte ortaya çıkan insanlıkla ilgili ide’leri beş farklı ana madde üzerinde toplamıştır;

Scheler, özellikle Yahudi ve Hıristiyan geleneğine bağlı olan çevrelerin, dinsel inancın insan üzerindeki ide’si ile algılanan insan düşüncesini dile getirir. Tanımlanan bu ilk ide, Tanrı tarafından yaratılan bir çift insan tasarımının (Adem- Havva) insanlık üzerinde kendisi hakkında bıraktığı etkidir. Bu düşünceye göre, insan daha doğuştan günahkardır. Çünkü aklı ve özgür iradesiyle işlediği günah sonucu Tanrı tarafından cennetten kovulmuştur. İnsanın aklı sayesinde ulaştığı Tanrı kavramı, yine bu aklın, Tanrıyla ama temelde kendisiyle çatışması olarak belki de insanlığın yarattığı ilk mitos biçiminde ortaya çıkmış olması gerçekten çok ilginçtir.

İnsanlık üzerinde en çok kabul gören ikinci ide “Homo sapiens” ide’sidir. Yunanlıların ulaştığı bu düşünce, insanın bir “akıl varlığı” olduğudur. Bu düşünce ilk olarak Anaksogoras tarafından dile getirilmiş, Platon ve Aristoteles tarafından da felsefi biçimde açıklanmaya çalışılmıştır. Aristoteles’e göre “Anima rationalis” ide’si yani aklın yolundan giderek bilgi ağacını tanıma ve cennetten kovulma düşüncesi sonraları Hıristiyan felsefesinde de insan özünün “Anima rationalis” ide’si ile tanımlanmasını doğurmuş, bilgi ile günah bir arada algılanır hale gelmiştir. Homo sapiens ide’si insanı hayvandan ayıran bir özelliktir. Akıl aracılığı ile insan varolanı olduğu gibi tanımaya, Tanrıyı, evreni ve kendini bilmeye elverişli hale gelebilmiştir. Aristoteles’ten Kant’a homo sapiens ide’sini kabul eden hemen bütün filozoflar için insan Tanrıca bir etmendir. İşte bu etmen, kaosu kozmos’a çeviren şey ile ilkece aynıdır. Bu durum ise “aklın değişmezliği” tartışmalarına neden olmuştur . Hegel tarafından yadsınmış olan aklın değişmezliği ona göre eksik bir bakış açısıdır. Hegel tarihi aklın ürünlerinin bir toplamı olarak değil, insanlık tininin bir biçimlenmesi olarak görür. Tarih ona göre, Tanrılığın insanın ideler dünyasında anlaşılması ve kendi kendisinin farkına varılmasının meydana getirdiği sürecin adıdır.

İnsan üzerindeki üçüncü ide, naturalist, pozitivist, ve daha sonra pragmatist öğretilerin kabul ettiği “homo faber” ide’sidir. Bu düşünceye göre insan temelde hayvanlardan çok da farklı olmayan bir “içgüdü varlığı”dır. Bacon, Hume, Spencer gibi pozitivistlerin insan anlayışları, onun içgüdü varlığı olduğu yönündedir. Çalışan, konuşan, alet yapan, aklını ve mantığını ancak uğraşları ile kuran bir varlıktır insan. Özde düşünen değil yapabilen, şekil veren, üretebilendir.

İnsan için ortaya atılan dördüncü ide ise, onun tarih içerisindeki soysuzlaşmasına değinir. Bu görüş, evrimleşme sürecini tamamlayamayan insanın bu eksikliğini giderebilmek üzere varolmak için üretmek zorunda olduğu aletleri kullanma gereksiniminden bahseder. Evrimsel olarak genetik yapılanmasını doğa ile uyumlu hale getiremeyen insan yok olması gereken bir canlı türüdür. Ancak bu yok oluşu o kendi tinsel yapısı ve aklı ile aşmıştır

İnsan üzerine günümüz felsefesinde ortaya konan beşinci ide Scheler’e göre kendisini öylesine mağrur ve baş döndürücü bir yüksekliğe koymuştur ki artık insan, üst insan kimliği ile karşılaştırıldığında “utanç verici” bir varlıktır. Üst insan tek sorumlu olan bir efendidir. Yaratıcıdır. Tarihin kendisinde anlam bulduğu yegane varlıktır. Özde ortaya konan bu ateizm kavramı, insanın bir kişi olması için teist Tanrı kavramının varolmaması gerekliliği esasına dayanır. Hartman’a göre insanın dışında bir varlığın geleceği belirlemesi özgür ve kendinden sorumlu bir varlık olarak insanı ortadan kaldırır.

İnsanın insan hakkında düşünce tarihinde söylediği yığınla söz ve ürettiği çok sayıda düşünceden sonra vardığı nokta aslında bir yere varamamış olmasının yarattığı içsel çelişkidir. Tarih boyunca insanın aklı ve tinsel yapısıyla ulaştığı Tanrı kavramı, yine aynı akıl tarafından yok edilebilmektedir. Ama asıl paradoksu oluşturan, Tanrıyı reddedebilen insanın, evrende kendisini farklı bir yere koyarken ve insanı tanımlarken, Tanrıyı algılamasını sağlayan tinsel özelliğini her şeye rağmen ortaya koyma çabasıdır. Dolayısıyla aslında insanoğlu bilir ki, Tanrıyı anlamak insana özgüdür ve insanca bir eylemdir. Özetle, bu bir çıkmaz sokaktır. Bu durum ise yaşadığımız çağda, kendi ürettiği en büyük soruya yanıt bulduğunu kabul eden insanı başka açmazlara götürür. İşte böylesi bir durumda da sorulması gereken temel soru, düşünen insanın felsefi “uyanış” ını reddeden çözümlerin oluşturduğu problemlerin neler olabileceğidir?

Bir yanda, Tanrıyı sorgulayarak ondan bir şekilde uzaklaşmayı becermiş insan gerçeği vardır. Tanrıyı anlamayı düşünsel boyutta artık gerekli bulmayan insan, varoluşunu anlamak, kendini bilmek adına girdiği bu savaştan vazgeçerek ve tinsel yapısından tekrar koparak bir anlamda insanlığından uzaklaşmakta mıdır? Evet…yanıtlanması zor bir sorudur bu. Ancak insan olma bilinci ve kişi olma sorumluluğu insanı tam anlamıyla tüketmiştir. Belki de bu yüzden vazgeçmiştir günümüz insanı. Yenilmiştir. 19. yüzyıl sonrası ortaya çıkan bilimselci anlayışın faydacı bir bakış açısıyla bütünleşerek değerlendirme ölçütü haline gelmesi başka hangi nedenlerden dolayıdır? Tanrıya insanlaşması için gereksinimi olan insanın onu reddedemeyip göz ardı etme çabasıdır bu. Artık gerçek, sadece denenebilir ve tekrar edilebilir doğruların kendisidir.

Öte yanda ise, sanki başka bir dünyada aynı süreç, tanrıyı değil kurallarını yaşamak adına koşulsuz ve sorgusuz bir inancı önermektedir. Çünkü yine yanıtın bulunduğu kabul edilmiştir. Ancak sorunun yanıtını kim vermiştir? soruyu soran akıl mı? Yoksa aklın bulduğu Tanrı mı? Neden artık insanın tinselliği bir yerden sonra gereksiz yada yetersiz bulunabilmektedir? Sanırım yanıtımız ne olursa olsun, bu düşüncenin, sonuçları açısından yine benzer bir şekilde, insanı, sorgulamama noktasına getirebilmesi oldukça düşündürücüdür.

Günümüz dünyasında felsefi eğitim konusunda niçin eksik kalınmıştır? Neden ısrarla felsefi düşünceden bilinçli bir şekilde uzaklaşılmakta, bahis konusu edilmemektedir? Öyle görünüyor ki bu durum günümüz dünyasını belirleyen değerlerle, anlayışlarla ve görme açılarıyla ilgilidir. Artık “insan olma bilincinin” rafa kaldırıldığı 21. yüzyılın başlarında “humanitas” idealinin üst bir noktası olarak insan hakları düşüncesine ulaşabilmiş olan insanın, bu hakların ihlalinin önüne neden geçemediği de kanımca son derece açıktır. Felsefi bilginin temeli olarak bağımsız ve yaratıcı düşünmenin zayıfladığı, kendini dar çevresinden soyutlayarak bir bütün olarak algılayabildiği “theoria” yönünü yitirdiği, bilginin, bütünlüğü olmayan ve birbirinden kopuk uzmanlıklarla sınırlandırıldığı dünyamızda insanın kendini anlama çabası, faydacı anlayışından dolayı son derece gereksiz bulunmaktadır. İşte bu yüzden toplum bilimcilerin ısrarla sorgulamaya ve anlamlandırmaya çalıştığı insanın etik anlayışı yok olma sürecine girmiştir. İşte bu yüzden günümüz Türkiye’sinde temel eğitimin üzerinde böylesine hesaplar yapılmakta, “kişi” olabilecek kuşakların, yönetenlerin faydacı anlayıştan kaynaklanan çıkarları uğruna, sorgulayamayan “sürü insan”lar haline gelebilmesi için elden gelen her çaba sarf edilmektedir. Ve işte bu yüzden, tüm teknolojik avantajlarına rağmen günümüz insanı için “İNSAN OLMA SORUNU” ve “İNSAN NEDİR?” sorusu daha önemli hale gelmiş, onun insanlaşması için temel gerekliliğin yanıtın kendisinde değil sorulan sorunun oluşturduğu eylemde, yani “ARAMAK” ta olduğu inanıyorum ki daha da belirginleşmiştir.

Oğuz ÇİLİNGİR
25.01.2004
 

ayşenur

Yeni Üye
25 Ağu 2010
236
0
0
33
Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, bir mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
Bana kızıyorlar sonra, ansızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan

edip cansever- umutsuzlar parkı
 

Feylesof TeCe

Yeni Üye
31 Ara 2010
926
1
0
32
İnsan herşey gibi atomlardam oluşmuş et yığınıdır. Ruhta atomlardan oluşmuş mudur ya da ruh yok mudur bilemem. Tanrı varsa tanrının yaratttığı yoksa kendiliğinden (nasıl) meydana gelmiş varlığını sürdürmeye çalışan hareketli et parçasıdır.
 

Süreyya Önal

Yeni Üye
16 Nis 2010
469
0
0
51
kendi çapında -zaman/mekan- kendini bilen, Organizatör...madde evreni duyudan öte algılayan ..algısı subjektif olan,nesnel kalıbın da öznel varlığını var ederken, kim duyduya giden :) : ) yine de yok sayılamaz olan (soyut/somut) zincirin halkası,aracı,sıvacı,karan, kaotik...farkında...eyleyen..eylenen..yıkan,kuran,eğlenen! eğelenen..her ne var ise O'nunla etkileşimde olan,izleyen,izlenen......böyle gider bu
 

tekinsiztekin

Yeni Üye
9 Mar 2011
7
0
0
32
İnsan herşey gibi atomlardam oluşmuş et yığınıdır. Ruhta atomlardan oluşmuş mudur ya da ruh yok mudur bilemem. Tanrı varsa tanrının yaratttığı yoksa kendiliğinden (nasıl) meydana gelmiş varlığını sürdürmeye çalışan hareketli et parçasıdır.

talhacan sana katılıyorum ruhun varlığı şüpheli ama hepimizin et parçası olduğu doğru
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
19 Ağu 2008
3,589
179
63
62
bir çizgi, bir ses ya da bir kavramdan söz edebiliyor ise o canlı ismi" insan" olsun ki salt bir et parçası değildir.
 

lepisma sakkarina

Yeni Üye
19 Nis 2011
5
0
0
33
mutluluk bağımlısı, egosunu dogru kullandığı sürece doğumundan ölümüne dek minimum hasar görecek canli ce$idi.. kutsal dinlere göre yaratıcısının küçük bir kopyası...
 

Vicdan

Yeni Üye
18 Ocak 2011
21
0
0
34
Tabi ki insanın tanımında bilimsel açıklamaları bu konuda çalışan kişiler yaparlar. Ama bizim burada aradığımız anlamdır. Onun içindir ki Celaleddin Rumi'nin lafını hatırlatmak isterim:

''Can konağını aramadaysan,
Cansın;
Bir lokma ekmek arıyorsan,
Ekmeksin.
Şu nükteyi biliyorsan,
İşi biliyorsun demektir:
Neyi arıyorsan O'sun sen..''
 

Yeni Konular

Üst