Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

İnsanı aramak/Fetus'un Gözler - Son

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 5,323

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Beynin evrimleşme sürecini tamamladığını düşünmemek gerekir. Nasıl ki üretim aletlerinin gelişmesine koşut olarak insan türünün doğanın acımasızlığı karşısında dayanma gücünü artırmış olması ile birlikte her alandaki sevk zincirinin –giyim,beslenme,korunma, barınma vs- sürekli değişmesi organel yapının bu değişimler ile birlikte sürekli değiştiğini, farklılaştığını da rahatlıkla söylemek mümkündür. Gen ve hormonlar üzerinde sürekli yapılan değişiklikler, tabiri caiz ise oynamalar bir yandan kaynak artırımını gündeme getirseler de besinlerin yeniden üretilmesi için tüketilmeleri zincirinde tüketen tüm canlıların biyo-kimyasal yapılarında zaman içinde kalıtımsal dönüşümler yaratacak şekilde bir değişim ve dönüşümü de birlikte getirdiği gözlemlenmektedir. Doğal kaynakların yüksek ve bitmeyen kar etme düşüncesi ile sürekli ve artan oranda tüketime konu edinmeleri sonuçta doğadan muhteşem bir kopma demektir. İlk zaman dilimlerinde insanımsı türlerin beyin hacimlerinin bu günkü insan türünün beyin hacminden daha düşü bir hacme sahip olması, elin yetkinleşmemiş olması, aletlerin ilkelliği karşısında doğadan yararlanıp türün sürdürülmesi için göstermiş oldukları tüm çabaların biz çağcıllar için göz-ardı edemeyeceğimiz bir tarihsel belleğe katkı olarak değerlendireceğimiz bir olgu olduklarının bilincinde olmamız ve bu olgu ile sadece insan türünün değil tüm doğal türlerin korunmaları için neler yapmamız gerektiği konusunda çözümler üretebilecek olduğumuzun farkında olmamız gerekir. Kültürler, tarih ve doğa bu günlere dek gelişen yapılarımız için biz insan türüne sunmuş olduğu tüm güzelliklere şükran duyarak artık gelişkin beyin hücrelerimiz ile bu şükran –tabiri caiz ise- borcumuzu ödemeliyiz. Bunun için geç kalınmış olduğunu düşünmek gelecek tüm kuşakların ve tüm doğanın göz-ardı edilmesi demek olacaktır.


Ve yine bilinmektedir ki bu süreç doğal besin kaynaklarının biyo/kimyasal dönüşümleri ile elde edilmektedir. İnsan türünün varlığını sürdürmesi için bu kaynakları tüketmesi kaçınılmazdır. Sorun bir yönüyle bu kaynakların nasıl, ne ölçüde üretim ve tüketiminin sağlanacağı ve bunu yaparken de canlı türlerinin korunmalarını sağlamanın olanaklı olup olmadığıdır. Gelinen aşamadaki üretim aletlerinin gelişkinlik düzeyi mağara insanının düşleyemeyeceği büyüklükte olup, bu günkü insanın mağara insanı gibi düşünmesine de engel teşkil etmektedir. Farklı bir şekilde tanımlamak gerekirse bu günkü insan türü her yönü ile ilkel benlik/ilkel-egosuna göre davranma hakkına sahip değildir/olmamalıdır. Bunun için insan türünün ne düşüncelerindeki sonsuz zenginliği yok etmeleri ne de doğayı tanıma çabasını yok etmesi gerekmemektedir. Düşünme, algılama, yorumlayıp bir takım sonuçlara varma, bu sonuçları bir araya getirerek yeniyi keşfetme ve tüm çabalarının sonuçlarını canlı türün hizmetine sunma canlı-doğaya saygı temelinde yükselmelidir.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
İnsan doğanın bir parçasıdır. Ne ondan kopuk ne de ona karşıdır. Doğa da ne insana ne de canlı türüne karşıdır. Doğayı ve evreni algılamaya yönelik insanın çabası bitmemiştir ve bitecek gibi de değildir. Heraklit’in dediği gibi “akan suda iki kez yıkanılamaz” Değişim, doğanın ve evrenin değişmeyen diyalektik bir oluşudur. İnsanın karşı olabileceği olgu ne olsa gerek?

İnsan türü atom-altı parçacıkların ısı/nem/basınç/enerji/kuvvetlerin etkisinden bağımsız olarak tarihsel belleği ile bilinçli tercihler yapabilme yetisini kazanmıştır. Doğrusu bu yetinin sonlandığını söylemek yanıltıcı olacaktır. Çünkü son yoktur ve olmayacaktır da. Ancak, gelinen aşamada doğal ve toplumsal yabancılaşma olarak tanımlanan insanın hem kendi üretimine hem kendisine hem de toplumsal yapıya yabancılaşması kaçınılmaz olarak var-olma/yaşama değerini olumsuz yönde etkilemeyi sürdürmektedir. Bu şu demektir; önemsendiği sanılan yaşam – ki, en kutsal/vaz-geçilmez değerlerden sayılıyor- köleleştirilmiş bedenler içerisinde kaldığı sürece bir değer taşımamaktadır. Başka bir deyişle; yaşamak canlı türleri için bir var-olma biçimi ise tüm canlı türleri yaşam hakkına eş-değerde sahiptirler. Canlı türleri arasında yapılacak bir hiyerarşik üstünlük aslında ve bir yönü ile canlı doğadan kopma ve yabancılaşarak tükenmekten başka bir şey değildir.

İnsan türünün el-dil-beyin diyalektiğine bağlı olarak yaşama savaşımında diğer türlerden daha ileri bir düzeyde düşünsel birikim sağlamış olması onun tüm türlere ve canlı-doğaya yabancılaşarak onu ve onunla birlikte kendisini yok etme sefaletine dönüşmemelidir.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
İNSANI ARAMAK/FETUS’UN GÖZLERİ-SON



Bilinç, insan türünü diğer türlerden ayıran düşünsel bir olgudur. O, doğanın zor koşullarına uyum sağlamayı değil doğayı kendisine uyarlamayı hedefleyen bir birikimdir. Taşı yontarak kesici alet yaptığında bunun sırrını sonraki kuşağa aktarırken kıskanç davranmış ve gözlem/deneylerinin sonucunu başkalarından gizlemiştir. Derken bakırın eridiğini, kalay ile karıştığında daha yetkin olan tunç alaşımını keşfettiğinde ateşin gizemiyle yarattığı imgeleri bir sığınak ve tanrısal bir güce dönüştürmüştür.

Bilinç, insan türünün tüm yaratılarını ve içindeki kendisini yeniden yorumlayarak yaşamına bir anlam yüklemesinin, bir dayanak aramasının bilge-sevgisi dediği felsefesinin yoğrulduğu ortak çamurdur. Bu çamur bilinen hiçbir çamura, toprağı hiçbir toprağa benzemez; çünkü bu, doğada saf olarak bulunmayan bir çamur şeklidir ki, insan yaratısıdır.

İnsan, doğa karşısında kazanmış olduğu bu başarıdan dolayı öykünmekte haklı ve gururludur. Bu kazanımı hoyratça kullanmak eğilimini taşırken her şeyi kendi etrafında döndürme eğilimi taşır. Tüm canlı türlerinin hiyerarşik sıralamasında en üste kendisini koyar. Canlıları insanlar, hayvanlar ve bitkiler diye kategorize eder.

“Bununla birlikte, insanın ve yukarı hayvanların zihinleri arasındaki fark, ne kadar büyük olursa olsun, nitelik değil, kesinlikle nicel bir faktır”. (1) Fetus’un gözleri her şeyi anlatır gibidir; bakmak gerek. “Her evrimci, beş büyük omurgalı sınıfın, yani memelilerin, kuşların, sürüngenlerin, ikiyaşayışlıların (amphibia) ve balıkların, bir tek ilk-örnekten (prototyp) türediğini kabul eder; çünkü hepsinin, özellikle embiryonal dönem boyunca, ortak yanları pek çoktur. Balıklar sınıfı organlanma bakımından en aşağı durumda bulunduğu ve yeryüzünde öbürlerinden önce belirdiği için, omurgalılar aleminin (kingdom) bütün üyelerinin balığa benzer bir hayvandan türediği sonucuna varabiliriz” (2) Aynı köklerden geliş, insan türünü ne küçültür ne de büyültür; yalnızca, insanı ararken onun doğru değerlendirilmesini sağlar.

../.
(1) İnsanın Türeyişi, Charles Darwin, Onur Yayınları, Beşinci Baskı, Ekim 1985, Öner Ünalan çevirisi, S: 148
(2) Age, S: 184
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Döllenme bir oluşumun ilk halkası olarak bir birlik ve bölünmedir. Bu süreç başladığı andan itibaren kalıtsal bilgiler gen yoluyla zigota işlenerek hayat bulmaya başlar; onun bu aşamadaki işlevselliği ile tam ve sağ doğum aşamasındaki işlevselliği gibi olgunlaştığı dönemdeki işlevselliği farklı olacaktır.
Elbette bir yönüyle insan sonu/bucağı olmayan bir ruh deryasıdır; algılarının neredeyse sınırsızlaştığı düş-seline engel olmak ne mümkün, ne de gerekli olandır. İnsan ruhundaki algılama ve algıladığını dışa vurma biçimleri de insanın hal/durumları ile ilgilidir. İnsanı bulunduğu hal/durumdan ayrı soyut bir olgu olarak ele almak insana “insan -üstü” bir değer katmaktır ve bu olgu artık insan değildir. “insana dair, bana yabancı olmayan” ın özünde ben, sen ve o-nun o, sen ve ben olmasıdır. İnsanı bu açıdan yansıyan bir kimlik/değer olarak ele almak olanaklıdır. Ruh ödünç değildir; o, ait olduğu bedenin tamlayanı, insanı diğer türlerden ayıran yanıdır; geri-verilemez ve bedenle bir dönüşür; ruhun temsil ettiği değeri taşıdığı bedenle gerçekleştirmesi, bir yönü ile kendini kendi olarak yaratması durumunda ise o değer hem beden hem onla dönüşen ruhtan öteye yolculuk yapar. Bu yönü ile geleceğe yolculuk mümkündür.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62


Mükemmel/lik” denilen şey/olgu/fenomen görecelidir; genel-geçer bir tanım yapılamaz. Bilinmeyen bir mükemmelden de söz edilemeyeceğine göre elimizde her canlı ya da olgunun önceden çerçevesi belirlenmiş bir daire/üçgen yada farklı bir çerçevede bulunduğu ve o çerçeveyi tamamlayana kadar değişip/dönüşeceğine dair bir biçim olmak zorundadır. Böyle bir biçim yoksa eğer “mükemmel” göreceli olmayı sürdürecektir; dolayısı ile mükemmel ile neyi kast-ettiğimize göre bir değerlendirme yapmak durumunda kalacağız. Doğal belirlemecilik/ve seçmecilikte yaşama şansı ve sürdürülebilirliğini gerçekleştirmiş olmak, tüm yer ve zamanlarda kendi içinde bir mükemmellik sayılabilir.
“Böylece, insana pek uzun, ama soylu nitelikte olduğu söylenemeyecek bir soyağacı (pedigree) bağışlamış oluyoruz. Dünya, sık sık söylendiği gibi insanın doğumu için uzun zaman hazırlanmış gibi görünmektedir; ve bu, bir bakıma tam anlamıyla doğrudur; çünkü insan, doğumunu uzun bir atalar dizisine borçludur. Bu zincirdeki halkalardan bir teki varolmasaydı, insan tam bu gün olduğu gibi olamazdı. Gözlerimizi bile bile kapamadıkça, bugünkü bilgimizle, soyumuzu aşağı yukarı tanıyabiliriz; bundan utanç duymamız da gerekmez. En aşağı organizma, ayaklarımızın altındaki inorganik tozdan çok daha yukarı bir şeydir; ve önyargısız hiç kimse, herhangi bir canlı varlığı, o varlık ne kadar aşağı olursa olsun, onun olağanüstü yapılışı ve özellikleri karşısında coşkuya kapılmadan inceleyemez.” (3)
Sonuç olarak; tüm canlılar, yıldızlardaki nükleer patlamalar sonucunda açığa çıkan karbon elementinin ısı, nem, basınç, çekme ve itme kuvvetleri vb. etkileşimlerinden ve çok uzun bir süreçten sonra; evrenin soğumaya başlaması ve ağır elementlerin gezegenlere vücut vermesi ile Dünya denilen iş bu Yer-yüzü-cenneti’nde hayat buldular; ne ki, bu ayrıcalık yalnızca Dünyalılara ilişkin/ait olmayabilir? Ve belki de başka bir çok Dünyalarda bir çok canlı türü yaşamaktadır, neden olmasın?! Öyle ise, hiçbir canlı türü –özünde- ne zararlı ne de yararlı değildir; bu bağlamda, tüm türler, yaşam iç-güdüsü ile devinmektedirler. Onları yararlı ya da zararlı durumuna getiren ise, seçebiliyorlarsa eğer, seçtikleri yaşam biçimleridir.
Her canlı ayrı bir Dünya,
Her insan ayrı bir Dünyadır!


Nejdet Evren

25 Nisan 2010, Batı

../.
(3) Age, S: 193
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
insanı ararken onun ne olduğunu/olmadığını öğrenmek, bilmek istiğindeyim ve fakat görüyorum ki bunu yanızca ben merak ediyorum.

İnsanı kim aramalıdır?

Denemeler;


Birisi sizi hayal etmiş olmasa varolmazdınız, ama o birisi siz misiniz?
Tüm diğerlerini ve tüm ötekileri kim hayal etti?
İnsanı kim hayal etti ise o aramalıdır;
İnsan kendini hayal etti ise kendini aramalıdır, kendi;

-

Kendini başkalarıyla oyun oynarken hayal eden çocuk, kendini başkalarıyla oynarken buldu; başkaları başkalarıydı, onlar nereden geldi?
Çocuk kendini hayal ettiğini bilmiyordu;

-

Hayalde bi düşüncedir ve düşünmedir, VE düşünme form alır, biçim alır, Almalıdır;

-

Kendini başkalarıyla oyun oynarken hayal eden çocuk bu hayalinin gerçek olduğunu bilmiyordu;

-

Şimdi bu halde insanı kendini başkalarıyla oyun oynarken hayal eden çocuk aramalıdır; mı? hayır değil, neden? çünkü var, ne var, o, mutlak, mutlak olan ne? bilişi ve bilişin kendisi,

Şimdi bu hikayede oyun oynayan çocuk ve onu hayal eden çocuk ya da kendini oyun oynarken hayal eden çocuk aynı mı?
evet,

Özgün bir çocuğa mı kendinlik yükledi yoksa hepsine mi?
Birine ve hepsine;

Birini diğerlerine seçti mi?
Bu önemli değil; Hikayeyi kaçırıyorsun;

Bu hikayenin bi sonu var mı ve varsa nasıl olmalı, bu bir paradoks; bu ikisi birbirinden haberdar değiller
Bu ikisi yok ki;
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
Bu hikayeden çıkan sonuçlar;

İnsan birbirini aramalıdır ve bulmalıdır;
Diğerlerini eşhayal/eşkopya olarak görmelidir;
Herşeyi ve herkesi aslında eşhayal/eşkopya olarak görmelidir;
Kendini ve bunu nasıl hayal ettiğini ve bunun nasıl gerçek olduğunu sorgulamalı ve bulmaldır ya da değildir de oynamalıdır, oyun oynamalıdır, oynamaya/keşfetmeye (doğal olarak kendiğilinden itkisizce keşfetmeye) ve keyfini çıkarmaya devam etmelidir sadece, Nasılsa/nasıl olsa gerçek gün yüzüne kendiliğinden çıkacaktır;

Oyunbozanlar;
a) oyunbozanlarda hayal edilmiştir;
Eğer oyunbozanlarda hayal edilmişse oyun bozulmalalı ve onlara müdahale edilmemelidir, Oyunbozanlı, zor bi oyun oynanmalıdır;

b)oyunbozanlar oyunu kavramamıştır;
Onlara oyunbozan oldukları ve oyunu bozdukları, bunun bir oyun ve hayal olduğu anlatılmalıdır, denenmelidir, Birlikte oynamanın bi yolu aranmaldır;

c) pozitif mümkünsüzlük
yeni bi oyun hayal edilmelidir; oyun çökmelidir, bozulmalıdır;

1)hayal edici oyunda ise ve dışarıda bi hayal edici yok ise;
bu zor bi denklem olur; gereklilik kendi koşullarını oluşturmuş olmalı;
hayal edici yok, ikisi bir ve aynı

İnsan birbirini nasıl aramalıdır ve bulmalıdır?
Sadece bakmalı ve görmelidir, Bir diğerine eşhayali ve eşkopyası gibi bakmalıdır ve bunu kabullenmelidir,

Böyle olursa ne olur?
Ne olmasın, Her şey; Düşünebiliyor musun? bunu düşünebiliyor musun? Sadece hayal et, imagene, imagene all the people; Bir diğerinin sana kendi gözünden kendi gibi baktığını hayal et, Herkesin birbirine böyle baktığını hayal et, Büyük koro, big koro, Tüm dünyada aynı şarkıyı söyleyen/söyleyebilen zihinler;

İçindeki kalmaz, iç kalmaz? bu durumda mı?
neden?
hayal edilen bu dünya böyle bi dünya olsa bu hayali oynuyor olmaz mıydık?
neden olmasın?
oyunbozucular mı?
onlar her yerde ve her zaman olacaklar canım, sen
ben, ben yalnız
sence?
yeni bir hayal mi demek istiyorsunuz?
big bang;
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
sanalmanik, her şeyden önce teşekkür etmek istiyorum. çok uzun zamandır yanıtsız kalan bir forumdu. yazdıklarınızdan "empati" yapmak gerektiğini anlıyorum; hayal-gerçek arasında özne ve öteki özne; zaten özne olmanın ön-koşulu öteki değil midir?

__
Not. Aksiyom ve cogito hariç
 

"ictenlik"

Kahin
Onursal Üye
Özel Üye
Katılım
7 Ara 2013
Mesajlar
6,615
Tepkime puanı
504
Puanları
113
sanalmanik, her şeyden önce teşekkür etmek istiyorum. çok uzun zamandır yanıtsız kalan bir forumdu. yazdıklarınızdan "empati" yapmak gerektiğini anlıyorum; hayal-gerçek arasında özne ve öteki özne; zaten özne olmanın ön-koşulu öteki değil midir?

__
Not. Aksiyom ve cogito hariç

Ben teşekkür ederim; Görmüş bulundum ve oradaki soruyu ve yalnızca ben mi merak ediyorum tepkisini görünce, ben tutamadım ve içimden geldiği gibi doğaçladım sadece;
Merak ediyoruz, Meraktan çıldıryoruz; Hatta cevapsızlıktan ya da cevapların net olmayışından, ya da net olsa da doyurmayışından yetmeyişinden; Ya da uzlaşamayıştan, birlikte aramayıştan, tüm bunlardan çıldıryoruz belki de;
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
güzel bir doğaçlama; içten ve düşündürücü...evet, çoğu sorunun yanıtını bilmiyor olabiliriz. bu durum, her yanıtın sorunun ortaya çıktığında belirginleşmesi ilkesine göre değerlendirilecek olunursa; sorunun farkında olmak yolun yarısını kat-etmiş olmak demektir. canlı-doğa aranmaya değer; içinizdeki renkli çocuğu hep yaşatın...
 

Yeni Konular

Üst