- 13 Ağu 2009
- 91
- 0
- 0
- 35
Kervansaray dağlarının çıplak düz bedenine basıyor bir adam.Gözleri kapalı.Yüzünü vermiş ağrıya.Solundan Lazca ağıt sesleri geliyor.Sağ taraftan Kıbrıs esintisi dokunuyor tenine.Arkasında duruyor egenin dalgaları,karşı kıyılardan komşu ezgiler taşıyor ensesine.Yüzüne vuran,Kürtçe halayın başındaki esmer kızın zılgıtı oluyor.Etrafını sarıyor bir rüzgar.Sen fark edene kadar ben dolaştım hepsini diyor,fısıldıyor adama.Selamları vardı sana.Anadolu’ya selamları vardı.
Gördün mü hiç diye soruyor rüzgar Mardin’i.Az sonra yüz yıllık bir anlaşmanın saldığı korkuyla kapanmasın diye Süryanilerin mabedi,camiden çıkıp kiliseye girecek bir Müslüman genci.İki inancın birbirine muhtaçlığını,yitip gitmemek için sarılışlarını gördün mü hiç canlarının.Duyamazsın seslerini.Anlatsalar anlayacak yoktur sitemlerini.Sessiz ve çaresiz kucak açarlar ötekine.Bir bütün olurlar tüm ayrılıkların gölgesinde.
Dön de bir dinle arkandan gelen buzukinin sesini.Sana iki memleketin ve ırkın birbirini doğurmuşçasına nasılda birbirlerine benzediklerini anlatacak.Geçmişe karışan gözyaşlarının silinişini resmedecek sana.Biri İzmir’den biri Selanik’ten havaya kaldırılan iki rakı kadehinin, egenin üzerinde dostluğun şerefine tokuşturulduğunu duyuracak.Zeybek ve sirtakinin yüz yüze ve yan yana dansını izletecek sana.Hatta şansın varsa savaş uçaklarının cılız çığlıklarını bile duymayacaksın bu cümbüşte.
Şimdi dinle.Kıbrıs’ta kanatlarını açan bir serçe üzerinden büyüyerek uçacak.Trabzon’da Karadeniz’in dalgalarına bedenini salmış bir gonca güle sevdalanacak.Kör cesaretle atılıp dalgaların arasına,gülü gagasına alıp dağlara konacak.Seyduna’nın ruhu yeşerecek serçede,Şahrud’un çehresi yansıyacak güle.Dağlara gövde verip birlikte gülerek karşılayacaklar ölümü.Türküler derlenecek sevdalarına.Sen bu türküleri dinleyeceksin sevdalandığında.
Aynı anda iki sarhoş nara atacak.Yalnızlıktan yankılanacak sesleri.Biri Karadeniz kıyısında karanlığa,karalara teslim edecek gözlerini.Öteki güneşe bağlayıp ruhunu batıracak Akdeniz ufkunda.Dillerinde evveli ve ahiri olan sevdiğine yanık bir türkü dolanacak.Yarım yamalak bir anımsayışla,sarhoşluktan sözleri karıştırarak,sevdiğinin yüzünü yakamozda tam ve açık seçik izleyerek kederlenecekler.Aynı zamanda,ayrı diyarlarda,birbirlerinden habersiz.
Az ötende bağlamanın teline sevdasını,şahını,inancını,gecesini ve ayazını bağlamış semah çalıyor bir ozan.Sivas’tan hak edilmemiş bir kan kokusu siniyor geceye ve feryat olup büyüyor pir sultanın sözleri.
Sense bu çıplak ve düz Kervansaray dağlarında kapatmışsın gözlerini.Oysa dört diyar,dört ayrı iklim görülecek bir göz,anımsanacak bir zihin arzuluyor.El uzatıp ta uzanacak bir ele muhtaç,sevdalarına serilmiş hüzünleri anlatmaya özlemli,bedensiz dostça kucaklaşmalarını tasvirleyecek sözleri duyurmaya istekli,oldukları yerden kalkıp başka diyarlara savrulmayı düşleyerek ve düşünerek insanlığı ömürlerini yakmışlar aydınlansın diye yüzleri.
Şimdi açsan gözlerini,kayın ağaçlarının yapraklarının rüzgarda çıkardığı sesi işitebilsen,üşüsen ağrının kışında,kavrulsan ege ovalarının sıcağında,ağlasan Karadeniz’e,Akdeniz’in tuzlu suyunu sürebilsen yüzüne,olduğun yerde örtsen insanca yaşamınla kervansaray dağlarının çıplaklığını,Sivas’ın ağıdına bağlasan kederini ve ömrünü yakabilsen başkalarının aydınlığına aydınlık katabilmek için.Dört diyarı birleştirip avuçlarında zalimin kılıcını gömsen toprak altına.
Gözlerini açtı adam.Düşüncelerle düğümlenmiş beyni çözülmüştü esen rüzgarla.Nevruz ateşi ısıtmıştı içini,egenin kadehlerinden sarhoş olmuş,iki ayrı kıyının sevdasıyla ürpermişti yüreği.Yürünecek yollar var dedi.Yolların sonunda yorulmuş insanlar olacak barış ve kardeşliği yeşertmeye çalışarak.
Yola çıkmaya yürekli yoldaşlara selam olsun…
Gördün mü hiç diye soruyor rüzgar Mardin’i.Az sonra yüz yıllık bir anlaşmanın saldığı korkuyla kapanmasın diye Süryanilerin mabedi,camiden çıkıp kiliseye girecek bir Müslüman genci.İki inancın birbirine muhtaçlığını,yitip gitmemek için sarılışlarını gördün mü hiç canlarının.Duyamazsın seslerini.Anlatsalar anlayacak yoktur sitemlerini.Sessiz ve çaresiz kucak açarlar ötekine.Bir bütün olurlar tüm ayrılıkların gölgesinde.
Dön de bir dinle arkandan gelen buzukinin sesini.Sana iki memleketin ve ırkın birbirini doğurmuşçasına nasılda birbirlerine benzediklerini anlatacak.Geçmişe karışan gözyaşlarının silinişini resmedecek sana.Biri İzmir’den biri Selanik’ten havaya kaldırılan iki rakı kadehinin, egenin üzerinde dostluğun şerefine tokuşturulduğunu duyuracak.Zeybek ve sirtakinin yüz yüze ve yan yana dansını izletecek sana.Hatta şansın varsa savaş uçaklarının cılız çığlıklarını bile duymayacaksın bu cümbüşte.
Şimdi dinle.Kıbrıs’ta kanatlarını açan bir serçe üzerinden büyüyerek uçacak.Trabzon’da Karadeniz’in dalgalarına bedenini salmış bir gonca güle sevdalanacak.Kör cesaretle atılıp dalgaların arasına,gülü gagasına alıp dağlara konacak.Seyduna’nın ruhu yeşerecek serçede,Şahrud’un çehresi yansıyacak güle.Dağlara gövde verip birlikte gülerek karşılayacaklar ölümü.Türküler derlenecek sevdalarına.Sen bu türküleri dinleyeceksin sevdalandığında.
Aynı anda iki sarhoş nara atacak.Yalnızlıktan yankılanacak sesleri.Biri Karadeniz kıyısında karanlığa,karalara teslim edecek gözlerini.Öteki güneşe bağlayıp ruhunu batıracak Akdeniz ufkunda.Dillerinde evveli ve ahiri olan sevdiğine yanık bir türkü dolanacak.Yarım yamalak bir anımsayışla,sarhoşluktan sözleri karıştırarak,sevdiğinin yüzünü yakamozda tam ve açık seçik izleyerek kederlenecekler.Aynı zamanda,ayrı diyarlarda,birbirlerinden habersiz.
Az ötende bağlamanın teline sevdasını,şahını,inancını,gecesini ve ayazını bağlamış semah çalıyor bir ozan.Sivas’tan hak edilmemiş bir kan kokusu siniyor geceye ve feryat olup büyüyor pir sultanın sözleri.
Sense bu çıplak ve düz Kervansaray dağlarında kapatmışsın gözlerini.Oysa dört diyar,dört ayrı iklim görülecek bir göz,anımsanacak bir zihin arzuluyor.El uzatıp ta uzanacak bir ele muhtaç,sevdalarına serilmiş hüzünleri anlatmaya özlemli,bedensiz dostça kucaklaşmalarını tasvirleyecek sözleri duyurmaya istekli,oldukları yerden kalkıp başka diyarlara savrulmayı düşleyerek ve düşünerek insanlığı ömürlerini yakmışlar aydınlansın diye yüzleri.
Şimdi açsan gözlerini,kayın ağaçlarının yapraklarının rüzgarda çıkardığı sesi işitebilsen,üşüsen ağrının kışında,kavrulsan ege ovalarının sıcağında,ağlasan Karadeniz’e,Akdeniz’in tuzlu suyunu sürebilsen yüzüne,olduğun yerde örtsen insanca yaşamınla kervansaray dağlarının çıplaklığını,Sivas’ın ağıdına bağlasan kederini ve ömrünü yakabilsen başkalarının aydınlığına aydınlık katabilmek için.Dört diyarı birleştirip avuçlarında zalimin kılıcını gömsen toprak altına.
Gözlerini açtı adam.Düşüncelerle düğümlenmiş beyni çözülmüştü esen rüzgarla.Nevruz ateşi ısıtmıştı içini,egenin kadehlerinden sarhoş olmuş,iki ayrı kıyının sevdasıyla ürpermişti yüreği.Yürünecek yollar var dedi.Yolların sonunda yorulmuş insanlar olacak barış ve kardeşliği yeşertmeye çalışarak.
Yola çıkmaya yürekli yoldaşlara selam olsun…