- 19 Ağu 2008
- 3,589
- 179
- 63
- 62
Bir ana düşünün adı Özge olsun; iki de çocuk: Ozan ve Özgür... Olmaz mı? Neden olmasın. Var sayalım olsun okuyup dinleyelim o zaman,... kısa anlatımla yaşam öykülerini...
Özgür, hayata gözlerini açtığında çepeçevre sularla kuşatılmış buldu kendini. Gelişkin tıbbın kendisi için suda doğum olayını gerçekleştirdiğinin farkında değildi; diğer çocuklardan farklı olarak ağlamadan dünyaya ayak basmış olmanın farkında olmadığı gibi. Oysa bu sayede, kısa sürede yüzmeyi öğrenecek, suda boğulma olayını tanımayacak ,benzerlerinden ve yaşıtlarından daha fazla suda soluksuz kalabilecekti.
Özge, Ozan'dan sonra ikinci çocuğu olan Özgür' ü istememişti aslında. Böylece Özgür, anasına ilişkin teknik bir hata/gecikme ve egemen düşünceyle kayıtsız kalan babasının ortaklaşa hata ve kayıtsızlıklarının sonucuydu. Özge , Özgür'ün tam ve sağ doğumunu engellemek için uzun uzun düşünmüş ve zaman zaman da bir takım başlangıç sayılabilecek davranışlara kalkışmış ancak bir türlü bu gücü yakalayamamıştı. Ana olmanın dayanılmaz baskısı mıydı yoksa öz-yaşamından kaynaklanan endişeler miydi engel olan bilinmez.
Bir ana düşünün adı Özge olsun ve doğuracağı çocuğuna koyacağı ismi düşünemeyecek kadar ilgisiz olsun. Özge kendini mesleğine adamış bilim dünyasına katkılarından dolayı ödüllü bir öğretim görevlisiydi. Üç kez aşk yaşamış ve son ikincilerinden birinden Ozan diğerinden Özge kalmıştı geriye.
Ozan , Özgür?den yedi yaş büyüktü. Ana Özge'nin Özgür'e daha fazla ilgi göstermesini beklerken kendisine daha fazla ilgi gösterilmesinden dolayı bir yandan sevinirken diğer yandan da Özgür'e acıma duygusu karışık bir sevgi beslemekteydi.
Özgür gelişip-büyüdü. Bu süreçte, Özge'nin gözünden kaçmayan bir olguyu da kendisiyle büyütmekteydi. Özge istemediği için Özgür'ü sevmekte güçlük çekiyordu. Ancak ona ilgisiz de olsa onu koruyup gözlüyordu. Özgür, doğduğu gün gibi acıktığında ana sütüyle beslenene ve altı ıslandığında değiştirilene kadar avazı çıktığı kadar bağırıp çağırıyor ve fakat gözlerinden bir damla yaş gelmiyordu. Bir çocuk/bebek düşünün adı Özgür olsun, adı gibi bağırıp çağırsın ama gözleri yaşarmasın.!? Konuşmaya ve yürümeye başlayana kadar yaklaşık bir yaşına dek bu alışkanlığı ile Özge'yi yeterince bezdirmiş ve birden unutuvermişti. Zaman zaman Ozan'a gösterilen ilgiyi kıskandığında kısa aralıklarla tekrarlamak dışında...Ozan'ı sürekli kıskanmadığı gibi çoğu zaman önemsemiyordu da.
İki kardeş; Ozan ve Özgür'ün ortak yanları kimlik kartlarında Özge'nin soy-adını taşıyor olmaları ile babaları bölümünde (-) işaretini taşıyor olmalarıydı. Baba kavramına ve olgusuna yabancı bu iki kardeş için kayıt belgesindeki bu işaretin fazla da bir önemi yoktu. Ancak yaşıtları ile kurdukları ilişkilerde baba olgusunun yoksunluğunu fark edebiliyorlardı.
Özgür, hayata gözlerini açtığında çepeçevre sularla kuşatılmış buldu kendini. Gelişkin tıbbın kendisi için suda doğum olayını gerçekleştirdiğinin farkında değildi; diğer çocuklardan farklı olarak ağlamadan dünyaya ayak basmış olmanın farkında olmadığı gibi. Oysa bu sayede, kısa sürede yüzmeyi öğrenecek, suda boğulma olayını tanımayacak ,benzerlerinden ve yaşıtlarından daha fazla suda soluksuz kalabilecekti.
Özge, Ozan'dan sonra ikinci çocuğu olan Özgür' ü istememişti aslında. Böylece Özgür, anasına ilişkin teknik bir hata/gecikme ve egemen düşünceyle kayıtsız kalan babasının ortaklaşa hata ve kayıtsızlıklarının sonucuydu. Özge , Özgür'ün tam ve sağ doğumunu engellemek için uzun uzun düşünmüş ve zaman zaman da bir takım başlangıç sayılabilecek davranışlara kalkışmış ancak bir türlü bu gücü yakalayamamıştı. Ana olmanın dayanılmaz baskısı mıydı yoksa öz-yaşamından kaynaklanan endişeler miydi engel olan bilinmez.
Bir ana düşünün adı Özge olsun ve doğuracağı çocuğuna koyacağı ismi düşünemeyecek kadar ilgisiz olsun. Özge kendini mesleğine adamış bilim dünyasına katkılarından dolayı ödüllü bir öğretim görevlisiydi. Üç kez aşk yaşamış ve son ikincilerinden birinden Ozan diğerinden Özge kalmıştı geriye.
Ozan , Özgür?den yedi yaş büyüktü. Ana Özge'nin Özgür'e daha fazla ilgi göstermesini beklerken kendisine daha fazla ilgi gösterilmesinden dolayı bir yandan sevinirken diğer yandan da Özgür'e acıma duygusu karışık bir sevgi beslemekteydi.
Özgür gelişip-büyüdü. Bu süreçte, Özge'nin gözünden kaçmayan bir olguyu da kendisiyle büyütmekteydi. Özge istemediği için Özgür'ü sevmekte güçlük çekiyordu. Ancak ona ilgisiz de olsa onu koruyup gözlüyordu. Özgür, doğduğu gün gibi acıktığında ana sütüyle beslenene ve altı ıslandığında değiştirilene kadar avazı çıktığı kadar bağırıp çağırıyor ve fakat gözlerinden bir damla yaş gelmiyordu. Bir çocuk/bebek düşünün adı Özgür olsun, adı gibi bağırıp çağırsın ama gözleri yaşarmasın.!? Konuşmaya ve yürümeye başlayana kadar yaklaşık bir yaşına dek bu alışkanlığı ile Özge'yi yeterince bezdirmiş ve birden unutuvermişti. Zaman zaman Ozan'a gösterilen ilgiyi kıskandığında kısa aralıklarla tekrarlamak dışında...Ozan'ı sürekli kıskanmadığı gibi çoğu zaman önemsemiyordu da.
İki kardeş; Ozan ve Özgür'ün ortak yanları kimlik kartlarında Özge'nin soy-adını taşıyor olmaları ile babaları bölümünde (-) işaretini taşıyor olmalarıydı. Baba kavramına ve olgusuna yabancı bu iki kardeş için kayıt belgesindeki bu işaretin fazla da bir önemi yoktu. Ancak yaşıtları ile kurdukları ilişkilerde baba olgusunun yoksunluğunu fark edebiliyorlardı.