Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

hiçlik

  • Konbuyu başlatan Konbuyu başlatan derin k.
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 1,215

derin k.

Yeni Üye
Katılım
17 Eyl 2012
Mesajlar
4
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
32
akıldan yoksunluk yada boşaltılmış bir beynin sizi gerçeğe ulaştıracağını düşündünüz mü hiç? boşaltılmış bir beyinle boşlukta olduğunuzu ve gerçeğin bu olduğunu.var olmak olmamak yada hiçlik hepsinin aynı olduğunu?var olmak için sebepler varken olmamak içinde çok sebep olduğunu.inanmak inanmamak var olmak yada olmamak hiç olmak yada her şey olmak ağlarken bir süre sonra gülmeye başlamak ve gülerken bi süre sonra ağlamaya başlamak gibi bence.sadece düşündüklerimi yazmak istedim
 
F

faust

Ziyaretçi
Hiç'in Şarkısı

Bir Hiç Konçertosu (H. İbrahim Türkdoğan)

Ardımızda Hiç var.
Varlık’ın Hiç’e oranla hiçbir önceliği yoktur.
Bir kere doğmuş olan kişi için Olmama şansı hiçbir zaman için yoktur.
Olmayan biri için Olma tecrübesi de yoktur.
Olmayan biri için Olma acısı da yoktur.
Olmayan biri için Olma mutluluğu da yoktur.
Mutluluk var mı ki?
İnsanlık olmalı mıydı?


Olmak
İyinin ve kötünün ötesinde olmak olmamak mıdır?
Olmamak için Olmak
Olmak için Olmak
Olmak olmalı mıydı?
Özelliksiz özne = Biricik
Öznesiz Tek = Biricik = Hiç?
Biricik saltanatsız sultandır


Hiç’te olabilen Tek göçebe yaşayabilendir. Tanrısız bir derviş göçebede yaşayandır, bir göçebe-oluştur.
Dil’de kendine yabancı olabilen göçebe olabilendir; göçebe-oluştur bu. Anadili’nde yabancı olabilen Hiç’te olabilendir. Hiç’te-Olan hem dil’de hem de Anadili’nde göçebe-olandır. Çünkü: Hiç’te-Olan hem dil’de hem de Anadili’nde kendine yabancıdır.


Güneşin battığı yerde:
Varlık Kendi-Olan dır,
Hiç Öteki dir.
Güneşin doğduğu yerde:
Hiç Kendi-Olan dır,
Varlık Öteki dir.
Varlık ve Hiçlik = Ben ve Öteki?
Ya da
Varlık ve Hiçlik = Öteki ve Ben?
Varlık olmalı mıydı?
Varlık değer taşımaz Hiç’e göre. Ama Hiç de değer taşımaz Varlık’a göre. Ve Varlık ancak Hiç sayesinde varolandır.
Bütünlüğüne varmış bir Hiççilik hiçbir değer içermez. Bu durumda Hiççilik Varlık’a ve Hiç’e karşı kayıtsızdır. Hiççilik amansızdır, bu gücü ‘olma tecrübesi edinmeseydim’ düşüncesinden alır. Hiççilik dünya işlerinin reddi olmakla yetinmez. Hiççilik dünyanın reddidir, evrenin reddi, Varlık’ın reddi.
Varlık olmalı mıydı?


Hiç, hiç olduğundan ve başka da hiç bir şey olmadığından, sunacağı hiçbir şey de yoktur; ne sevgi, ne nefret, ne ümit, ne bir teselli ne de herhangi bir şey. İnsan ancak ermişlikte bunu görür: Nirvana. Buda’yı böyle düşünmek gerek.
Ancak: Ermiş’i nasıl tanıyacağız? Ermişin ermiş olduğunu nasıl anlayacağız?
Sadece kendimiz erersek.
İnsan erebilir mi?
İnsan olmalı mıydı?
Varlık bize ne kadar sevimsiz görünse de, neticede bize kalan tek şey o’dur - biz varolduğumuz sürece tabii ki. Ama biz varken de gözümüz hep Hiç’tedir.

Hiç’in içeriğini boşaltalım: Hiç.
Bu bile bana fazla gelir.
Önümüzde Hiç var.
Hiç var mı?
Hiç yok.
 
F

faust

Ziyaretçi
Varlık ve Yokluk

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde gökyüzü ile yeryüzü arasında insanlar yaşamazken, Varlık ve Yokluk bir bütünken yıldızların dilinde bir masal dolaşırmış. Bu masal bütün masalların kapsamıymış, bir bakıma ilk masal. Hem var hem yok.

Ben hiçbir şeyim. Ben hiçbir şey değilim, ancak her şey olabilirim. Bir şey olmakla bir şey olmamak arasında hiçbir fark görmüyorum. Bir şey olsam da olmasam da aynı kapıya çıkar.

Nedir bu kapı?

Dünyaya bir şey olmak için mi gelindi?

Dünyaya bir şey olmamak için mi gelindi?

Kendime isyan yetkisi veriyorum.

Bu bir hak arama değildir, kimsenin bana hak vereceğinden de yola çıkmıyorum. Hem, kimsenin bana hak vermesiyle haklı mı olurdum? Hayır. O halde? Kendime isyan yetkisi veriyorum, çünkü bir süredir böyle duyumsuyorum. Bir şey olmak ya da bir şey olmamak arasında kalmanın bir hissi değildir bu. Kendimi arada kalmış hissetmiyorum.

Kendimi hissediyorum. Bu bana fazla geliyor.

Demek ki kendime isyan ediyorum. Acaba? Belki. Ve bazen. Ama kendime isyan yetkisi verişimin nedeni kendimi hissetmemden kaynaklanmıyor. Sosyolojik varolanlara mı isyan ediyorum? Kurallara, yasalara, dinlere, ibadetlere, bütün kimliklere? Sanmıyorum: Kimlikler estetik, etik ve felsefi duruşumla özdeşleşmiyor. Kimlikler ruhumun alevini dindirmiyor. Ama isyan edecek kadar önemsemiyorum kimlikleri. Üstelik fazla kimlik var, çok fazla. Hiçbirinin temelinde estetik yok. Kimlik kalabalığında boğulan dünyada varlığımı hissediyorum.

Kuralsız da değilim. Hiçbir şeye karşı değilim, karşı-olmak var-olmak kadar komik ve absürttür. Benim kendi ritüellerim var, ama kendimin, benim -şayet ben varsam-. Varolduğumu düşünüyorum. Düşündüğüm için varolabilir miyim? Düşüncenin bir ilüzyon olabileceğini de düşünüyorum. Aynı zamanda varolduğumu duyumsuyorum. Duyumsamam da mı bir illüzyon? Bu olasılık da var.

Ben bir nihilist değilim. Dedim ya, bir şey değilim; bir şey olabilirim ve olabiliyorum ama olmayabiliyorum da. Kimim ben? En ufak bir bilgim yok bu konuda. Bir kedim var, beni benden daha iyi tanır. Ona sorun.

Herhangi bir sosyolojik olguyla gururlanamıyorum hatta çok onursuzca buluyorum bir şeyle gururlanmayı. Çok mu onurluyum bu nedenle? Hiç sanmam. Ayrıca gururlu olmak ne değiştirecekti yaşamımda? Aradığım sorulara yanıt mı verecekti? Asla! Yalnızlığıma teselli mi olacaktı? Belki bazen ama sürekli değil, geçici.

Ben bir Türk’üm, ancak Türkçü değilim. Neden Türk’üm? Çünkü Türkçe düşünüyor ve Türkçe konuşuyorum. Bu kadar dil kalabalığında birini ya da birkaçını seçiyorum; seçtiğim dil ile, seçtiğim diller ile kendimi ifade ediyorum. Hepsi bu kadar. Düşünmenin kaynağı dildir. Dil ile düşünür, dil ile yaşarız. Beni düşündüren dil ise Türkçedir; düşünmemi sağlayan dil Türkçedir. Yaşlı filozof haklı olarak “dil insanın evidir” demişti.

Ayrıca Türkçe düşünüyor olabilmekten de estetiksel ve felsefi bir haz alıyorum. Derin bir haz.

Ataerkil bir dil olan ve bu nedenle de birçok felsefecinin ve edebiyatçının ruhunu sıkan Almancanın tersine Türkçe öz itibarıyla nötr bir dildir. Nötr olması sözcüklere pek fazla önyargı katmaz, dolayısıyla nesnelere daha arı, daha yalın ve daha gerçekçi bir içerik kazandırılabilir. Önyargısız insan, analizlerinde çok daha objektif, çok daha bağımsızdır ve indirgemeci değildir.

İndirgemeci kişi sabit düşünmeye yatkındır, hem kendisini hem karşısındakini kalıplarda görmeye alışkındır. Alışkanlık düşünce tembelliğini besler ve yeni düşünce üretmeyi, yeni düşünceler benimsemeyi engeller. Düşüncedeki önyargı ve alışkanlık sabit fikirli kişinin oluşmasında temel etkenlerden ikisidir. Neticede sabit fikir kişinin ‘kendi’ni yaratmasını engeller. Başka deyişle: Sabit düşünceli kendini imha eder.

Kendi, sabit düşüncelerin ötesinde yüzeye çıkar ve belirginleşir, belirginleştikçe de gerçekleşir. İnsan hiçleştikçe varlaşır, varlaştıkça sabit düşüncelerden arınır. Ben varım, çünkü hiçim. Ve ben her şeyim, çünkü hiçbir şeyim. Benim düşüncelerim an’a hitap eder; kalıcı da olsalar her zaman kontrolümdedirler. Düşüncelerim bana sahip olamazlar, çünkü onları yaratan benim. Tanrı benim bir düşüncemdir, bu düşüncenin mahkûmu olmak ya da onun efendisi olmak benim elimdedir. Sabit düşünceli düşüncelerinden vazgeçemez, çünkü o, düşüncelerin egemenliğinde yaşar, düşünceler onun sahibi ve efendisidir.

H. İbrahim Türkdoğan

(Yazı Cumhuriyet gazetesine yayınlanmıştır,yazarımızın/hocamızın diğer yazılarına da buradan ulaşabilirsiniz. )
 

Yeni Konular

Üst