Kardeşlerim konuyu gayet açık verdim başlıkta. Şimdi size benim konuyu nasıl değerlendirdiğimi anlatacağım;
Öncelikle birini sevmenin onu onaylamak olduğunu düşünüyorum. Eğer birisini sevmişseniz -burada "sevmek" fiiliyle hem karşı hem de kendi cinsimize duyulabilecek türden bir duyguyu kastediyorum- onu sevabıyla, günahıyla kabul etmişsiniz demektir. Gerçekten de insanları sevmeye başlarsanız onlara nasıl kızacağınızı da şaşırıyorsunuz; hani Nazım Hikmet' de diyor ya:
"Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!"
E peki ne yapmalıyız. Bizle aynı fikirde olan insanlarla nasıl geçinmeliyiz. Üstelik onların popüler fikirlerine hiç aldırış etmiyorsanız, modaya uymuyorsanız, televizyonu sevmiyorsanız, onlarla nasıl anlaşacaksınız. Onları severek bunları kabul etsek şu satırlarda Süveyda Ölüdeniz'in yazdığı gibi kendimizle çelişmiş olmaz mıyız?
"İnsanın kendi olabileceği tek yer gece kalbidir!" dedim sonra, "İnsan yalnızken kendisidir!" diye de uzattım. Ama insanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor: ”Sevgilim beni ne kadar çok seviyorsun” lar, “Felsefe yapma, aşka gel kendine gelirsin” ler, “İnsanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun” lar vb. İnsanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım; bu İsa’ya hem Edip cansever’e, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı?"
İşte kardeşlerim ben böyle düşünüyorum, ya siz?
Öncelikle birini sevmenin onu onaylamak olduğunu düşünüyorum. Eğer birisini sevmişseniz -burada "sevmek" fiiliyle hem karşı hem de kendi cinsimize duyulabilecek türden bir duyguyu kastediyorum- onu sevabıyla, günahıyla kabul etmişsiniz demektir. Gerçekten de insanları sevmeye başlarsanız onlara nasıl kızacağınızı da şaşırıyorsunuz; hani Nazım Hikmet' de diyor ya:
"Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!"
E peki ne yapmalıyız. Bizle aynı fikirde olan insanlarla nasıl geçinmeliyiz. Üstelik onların popüler fikirlerine hiç aldırış etmiyorsanız, modaya uymuyorsanız, televizyonu sevmiyorsanız, onlarla nasıl anlaşacaksınız. Onları severek bunları kabul etsek şu satırlarda Süveyda Ölüdeniz'in yazdığı gibi kendimizle çelişmiş olmaz mıyız?
"İnsanın kendi olabileceği tek yer gece kalbidir!" dedim sonra, "İnsan yalnızken kendisidir!" diye de uzattım. Ama insanların ruhuma bu izinsiz girişleri yok mu, beni delirtiyor: ”Sevgilim beni ne kadar çok seviyorsun” lar, “Felsefe yapma, aşka gel kendine gelirsin” ler, “İnsanları olduğu gibi kabul et, mutlu olursun” lar vb. İnsanları olduğu gibi kabul edersem bu savaşları, bu gizli sömürüyü, bu öldürücü şiirsizliği de kabul etmiş olmaz mıyım; bu İsa’ya hem Edip cansever’e, hem kendime, yeni doğan çocuklara ve gökyüzüne ihanet etmek olmaz mı?"
İşte kardeşlerim ben böyle düşünüyorum, ya siz?