Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Kendinden kaçarken

ssg44

Yeni Üye
10 Şub 2011
42
0
0
50
Önce kaderin siz Deki anlamını bilmek gerek

İnsanın bir büyük birde küçük kaderi olmak üzere iki vardır. Büyüğü anne babanı seçmek senin elinde olmayışı,güneşin güneşin doğup batması, dünyanın dönüşü, nerede ne zaman doğacağın,ne zaman nerede öleceğin tabiyatın döngüsü bunlar büyük kader.
Küçük kaderse babanı seçmek elinde değil ama kayınbabanı seçmek elindedir,neyi yemek istersin, nereye nezaman kiminle gitmek istersin, kiminle evlenmek istersin ne iş yapmak istersin bunlar kişinin elinde olan şeyler bunlarda seçme hakkın var ama;
Hiç tanımadığın birinin gelip hayatını mahvetmesi yada ailenden birisinin senle alakası olmayan bir konuyla hayatını değiştiriyor veya dışardan birinin gelip işini bir cümleyle mahvetmesi işte bu kimin kaderi olacak.
Hayatta desadüfler diye birşeyde yok onuda biliyorum, o zaman geriye kalan ney
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
İnsanın bir büyük birde küçük kaderi olmak üzere iki vardır. Büyüğü anne babanı seçmek senin elinde olmayışı,güneşin güneşin doğup batması, dünyanın dönüşü, nerede ne zaman doğacağın,ne zaman nerede öleceğin tabiyatın döngüsü bunlar büyük kader.
Küçük kaderse babanı seçmek elinde değil ama kayınbabanı seçmek elindedir,neyi yemek istersin, nereye nezaman kiminle gitmek istersin, kiminle evlenmek istersin ne iş yapmak istersin bunlar kişinin elinde olan şeyler bunlarda seçme hakkın var ama;
Hiç tanımadığın birinin gelip hayatını mahvetmesi yada ailenden birisinin senle alakası olmayan bir konuyla hayatını değiştiriyor veya dışardan birinin gelip işini bir cümleyle mahvetmesi işte bu kimin kaderi olacak.
Hayatta desadüfler diye birşeyde yok onuda biliyorum, o zaman geriye kalan ney
kader bir ilim türünden değerlendirilmelidir.bu ilimde uzman olan birinin fikrini isim vermeden verecegim ki okuyan sartlı okumasın merak edene ismi mesaj olarak verecegim

Esas itibarıyla, insan irâdesiyle kader arasında bir zıddiyet ve münâfât yoktur. İnsan irâdesiyle kader, omuz omuzadır. İnsanlar işledikleri sevaplarla cennete, günahlarla da cehenneme gitmeleri bir vak'a ise, bunların kader dilinde, Cenâb-ı Hak tarafından tasdik edilmesi, bir bakıma irâdelerinin teyit edilmesidir. Demek insanda, onu hayra, sevaba ve cennete sevk eden veya tamamen tersine, kötüye, günaha ve cehenneme yuvarlanmasına sebep olan bir güç var ki, takdire esas teşkil ediyor. İşte bu güç irâdedir. Ve bu irâdenin var olması Allah'ın takdirine mâni değildir.

Esasen bütün fiillerimiz için de böyle düşünebiliriz. Meselâ, elimizi kaldırmak istediğimizde, fizikî bir ârıza söz konusu değilse, elimizi kaldırabilir; konuşmak istediğimizde de konuşabiliriz. Bu fiilleri işlemeye muktedir oluşumuz bize birşeyi, yani bizde bir irâdenin oluşunu isbat eder. İster buna irâde, ister cüz'i ihtiyarî, isterse meşîet veya dileme deyin, netice değişmeyecektir. Mahiyetini bilmediğimiz bu şeyin varlığı her türlü isbat gayretinin üstünde, gün gibi ayândır.

İlâhî takdirin mânâsına gelince; sanki Cenâb-ı Hak, insana şöyle demektedir: 'Ben, şu zamanda, iradeni şu istikamette kullanacağını biliyorum. Onun için de senin hakkında bu işi o şekilde takdir buyuruyorum.' İşte bu, iradeyi teyit etmek demektir

Evet, eşyayı yaratan Allah'tır. Ancak insan iradesinin söz konusu olduğu yerde, yapılan takdirde, insan iradesinin hangi tarafa sarf edileceği Cenâb-ı Hak tarafından bilinmekte ve takdir ona göre yapılmaktadır. Öyle ise kader, insan iradesini teyit ediyor, iptal etmiyor. Yani, bir bakıma kader, insan iradesini de içine alıp kuşatıyor, ihata ediyor. Bu ise iradeyi teyit etmek demektir; iptal etmek, nefyetmek değildir.. bu kader in bir tanımı bir okuyup sonra tekrar değerlendiriniz
 

ssg44

Yeni Üye
10 Şub 2011
42
0
0
50
kader bir ilim türünden değerlendirilmelidir.bu ilimde uzman olan birinin fikrini isim vermeden verecegim ki okuyan sartlı okumasın merak edene ismi mesaj olarak verecegim

Esas itibarıyla, insan irâdesiyle kader arasında bir zıddiyet ve münâfât yoktur. İnsan irâdesiyle kader, omuz omuzadır. İnsanlar işledikleri sevaplarla cennete, günahlarla da cehenneme gitmeleri bir vak'a ise, bunların kader dilinde, Cenâb-ı Hak tarafından tasdik edilmesi, bir bakıma irâdelerinin teyit edilmesidir. Demek insanda, onu hayra, sevaba ve cennete sevk eden veya tamamen tersine, kötüye, günaha ve cehenneme yuvarlanmasına sebep olan bir güç var ki, takdire esas teşkil ediyor. İşte bu güç irâdedir. Ve bu irâdenin var olması Allah'ın takdirine mâni değildir.

Esasen bütün fiillerimiz için de böyle düşünebiliriz. Meselâ, elimizi kaldırmak istediğimizde, fizikî bir ârıza söz konusu değilse, elimizi kaldırabilir; konuşmak istediğimizde de konuşabiliriz. Bu fiilleri işlemeye muktedir oluşumuz bize birşeyi, yani bizde bir irâdenin oluşunu isbat eder. İster buna irâde, ister cüz'i ihtiyarî, isterse meşîet veya dileme deyin, netice değişmeyecektir. Mahiyetini bilmediğimiz bu şeyin varlığı her türlü isbat gayretinin üstünde, gün gibi ayândır.

İlâhî takdirin mânâsına gelince; sanki Cenâb-ı Hak, insana şöyle demektedir: 'Ben, şu zamanda, iradeni şu istikamette kullanacağını biliyorum. Onun için de senin hakkında bu işi o şekilde takdir buyuruyorum.' İşte bu, iradeyi teyit etmek demektir

Evet, eşyayı yaratan Allah'tır. Ancak insan iradesinin söz konusu olduğu yerde, yapılan takdirde, insan iradesinin hangi tarafa sarf edileceği Cenâb-ı Hak tarafından bilinmekte ve takdir ona göre yapılmaktadır. Öyle ise kader, insan iradesini teyit ediyor, iptal etmiyor. Yani, bir bakıma kader, insan iradesini de içine alıp kuşatıyor, ihata ediyor. Bu ise iradeyi teyit etmek demektir; iptal etmek, nefyetmek değildir.. bu kader in bir tanımı bir okuyup sonra tekrar değerlendiriniz

Gaybı şüphesiz tek bilecek allah amenna burda şüphe yok.Kadere inanmasak allah muhafaza iman etmiş olamayız.
Benim demek isdediğim, ben burda birşey yapacam veya yazacam seni orada zora sokacam mağdur edecem burda senin günahın ne ve senin iradenle ve benimkiyle ne alakası var bunu nasıl birbiriyle bağdaştırcaksın.
Benim cesaretimin veya korkaklığımla senin kaderin olamaz, bunu hayır ve şer diye adlandırmak daha mantıklı olur doğrumu
Düşüncelerim için ölmeyi göze almam çünkü yanılıyor olabilirim. Başkalarının bilgisi ile bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
İnsanın bir büyük birde küçük kaderi olmak üzere iki vardır. Büyüğü anne babanı seçmek senin elinde olmayışı,güneşin güneşin doğup batması, dünyanın dönüşü, nerede ne zaman doğacağın,ne zaman nerede öleceğin tabiyatın döngüsü bunlar büyük kader.
Küçük kaderse babanı seçmek elinde değil ama kayınbabanı seçmek elindedir,neyi yemek istersin, nereye nezaman kiminle gitmek istersin, kiminle evlenmek istersin ne iş yapmak istersin bunlar kişinin elinde olan şeyler bunlarda seçme hakkın var ama;
Hiç tanımadığın birinin gelip hayatını mahvetmesi yada ailenden birisinin senle alakası olmayan bir konuyla hayatını değiştiriyor veya dışardan birinin gelip işini bir cümleyle mahvetmesi işte bu kimin kaderi olacak.
Hayatta desadüfler diye birşeyde yok onuda biliyorum, o zaman geriye kalan ney
evet kader bir ilim olduğunu anladık ikimizde. simdi kader hakkında konusmak zor bir sey hatta bir seyler okumus olsam da konusmama taraftarıyım ben sizin bir iki örneğinize bir şeyler söylemek istiyorum..
hiç tanımadığın birinin gelip hayatını mahvetmesi yada ailenden birisinin senle alakası olmayan bir konuyla hayatını değiştiriyor veya dışardan birinin gelip işini bir cümleyle mahvetmesi işte bu kimin kaderi olacak.
Hayatta desadüfler diye birşeyde yok onuda biliyorum, o zaman geriye kalan ney

kader olacak her şeyin bilinip ..yazılması...O herşeyi bildiği icin yazdı ...yazdığı icin kaderimiz belirlenmedi...ama yolda yürürken başına iyi veya kötü bir şey gelebilir bu da kader de var olan bir şey buna hayır ve şer diyorlar..hayır gelmişse başa şükür ile tevbe ile memnuniyet belirtilmesi önerilir...
musibet gelmişse mahiyeti nasıl olursa olsun...önce sabır ile karşılanmalı deniyor" sonra tefekkür edilmeli bu neden oldu" sebeplerini anlama adına önemli bir aşama olduğu söylenir .ayrıca belki simdilik kötü görünen bir şey mahiyeti itibari ile iyi olabilir biz anlamamış olabiliriz..mesela hasta olduğunda iğne vurulmak acıtır ama tedavi için katlanılır..ayrıca musibete sebep olan şeyler içinde bizim günah olarak ortaya koyduğumuz işler gösterilir..ve musibetin başa gelmesi aslında iyidir çünkü asıl ahiret hayatıdır.
musibet başa geldiğinde sabır tefekkür ibret ve şükür tavsiye edilir
bilmem cevap olmuş mudur
 

ssg44

Yeni Üye
10 Şub 2011
42
0
0
50
evet kader bir ilim olduğunu anladık ikimizde. simdi kader hakkında konusmak zor bir sey hatta bir seyler okumus olsam da konusmama taraftarıyım ben sizin bir iki örneğinize bir şeyler söylemek istiyorum..
hiç tanımadığın birinin gelip hayatını mahvetmesi yada ailenden birisinin senle alakası olmayan bir konuyla hayatını değiştiriyor veya dışardan birinin gelip işini bir cümleyle mahvetmesi işte bu kimin kaderi olacak.
Hayatta desadüfler diye birşeyde yok onuda biliyorum, o zaman geriye kalan ney

kader olacak her şeyin bilinip ..yazılması...O herşeyi bildiği icin yazdı ...yazdığı icin kaderimiz belirlenmedi...ama yolda yürürken başına iyi veya kötü bir şey gelebilir bu da kader de var olan bir şey buna hayır ve şer diyorlar..hayır gelmişse başa şükür ile tevbe ile memnuniyet belirtilmesi önerilir...
musibet gelmişse mahiyeti nasıl olursa olsun...önce sabır ile karşılanmalı deniyor" sonra tefekkür edilmeli bu neden oldu" sebeplerini anlama adına önemli bir aşama olduğu söylenir .ayrıca belki simdilik kötü görünen bir şey mahiyeti itibari ile iyi olabilir biz anlamamış olabiliriz..mesela hasta olduğunda iğne vurulmak acıtır ama tedavi için katlanılır..ayrıca musibete sebep olan şeyler içinde bizim günah olarak ortaya koyduğumuz işler gösterilir..ve musibetin başa gelmesi aslında iyidir çünkü asıl ahiret hayatıdır.
musibet başa geldiğinde sabır tefekkür ibret ve şükür tavsiye edilir
bilmem cevap olmuş mudur

Zaaflarım, eksiklerim, kusurlarım var. O yüzden adım insan!
Her insan kadar kıymetliyim ve herkes kadar öğrenciyim.
Neye inanıyorsam, ne bildiğimi sanıyorsam, onlarla ifade edebilirim kendimi.
Yaşamın efendisi aşk, dünyanın efendisi duadır gözümde!

Bağlılıklarım ve bağımlılıklarım var.
Sevgiye, dostluğa bağlıyım; kahveye, sigaraya bağımlıyım.
İyi ayırmaya çalışırım birbirinde ikisini çünkü ; Bağımlılıklarımı bir gün bırakırım, bağlılıklarımı ömrümle bir tutarım.
Kalbime sevmeyi öğretmektir ödevim.
Sevgiliye gün gelir belki küserim ama sevginin özüne de, adına da hürmet ederim.

Bir kere düştüm diye vazgeçemem aşktan.
Aşkın insanı nasıl sarmaladığını bilirim.
Aşk uğruna Mecnun da olurum, Şirin de; çöle de düşerim, dağı da delerim…

Sevdanın renklerini görmüşüm, tadını almışım artık, koluna yapışmışım bırakmam.
Derdimi insanla çözerim, çamurunu aşka atmam seçimlerimin.
Gökyüzünü boyayarak geçirecek kadar avarelik lükstür ömrüme; hayatın gerçeklerini bilirim.
Her derdin ağırlığını hissederim ama altından kalkmayı da beceririm.

Egomdan, gururumdan vazgeçmişim; bir tek onurumu tutarım elimde.
Eğilirim haklıysa, kalleşin bile önünde.
Dilimin kemiği yoktur ancak dinlemeyi bilirim.
Serttir tokadım ama vurmadan önce anlamayı yeğlerim.

Ben de insanım, elbette açıklarım var. Yüreğimde acılarım, sırtımda yüklerim var.
Kaç kere düştüm saymadım ama dibe vurduğum zaman çıkmasını öğrendim.
Aşk benim öğretmenim, kendimi onunla tamamlayabildim.

Daha çok gelir miyim bu hayata, orasını kestiremem!
Öğreneceklerim varsa eğer, daha çok ter dökeceğim.
Tek bir bildiğim var; her geldiğimde, aşkın toprağına yüz süreceğim…
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
Zaaflarım, eksiklerim, kusurlarım var. O yüzden adım insan!
Her insan kadar kıymetliyim ve herkes kadar öğrenciyim.
Neye inanıyorsam, ne bildiğimi sanıyorsam, onlarla ifade edebilirim kendimi.
Yaşamın efendisi aşk, dünyanın efendisi duadır gözümde!

Bağlılıklarım ve bağımlılıklarım var.
Sevgiye, dostluğa bağlıyım; kahveye, sigaraya bağımlıyım.
İyi ayırmaya çalışırım birbirinde ikisini çünkü ; Bağımlılıklarımı bir gün bırakırım, bağlılıklarımı ömrümle bir tutarım.
Kalbime sevmeyi öğretmektir ödevim.
Sevgiliye gün gelir belki küserim ama sevginin özüne de, adına da hürmet ederim.

Bir kere düştüm diye vazgeçemem aşktan.
Aşkın insanı nasıl sarmaladığını bilirim.
Aşk uğruna Mecnun da olurum, Şirin de; çöle de düşerim, dağı da delerim…

Sevdanın renklerini görmüşüm, tadını almışım artık, koluna yapışmışım bırakmam.
Derdimi insanla çözerim, çamurunu aşka atmam seçimlerimin.
Gökyüzünü boyayarak geçirecek kadar avarelik lükstür ömrüme; hayatın gerçeklerini bilirim.
Her derdin ağırlığını hissederim ama altından kalkmayı da beceririm.

Egomdan, gururumdan vazgeçmişim; bir tek onurumu tutarım elimde.
Eğilirim haklıysa, kalleşin bile önünde.
Dilimin kemiği yoktur ancak dinlemeyi bilirim.
Serttir tokadım ama vurmadan önce anlamayı yeğlerim.

Ben de insanım, elbette açıklarım var. Yüreğimde acılarım, sırtımda yüklerim var.
Kaç kere düştüm saymadım ama dibe vurduğum zaman çıkmasını öğrendim.
Aşk benim öğretmenim, kendimi onunla tamamlayabildim.

Daha çok gelir miyim bu hayata, orasını kestiremem!
Öğreneceklerim varsa eğer, daha çok ter dökeceğim.
Tek bir bildiğim var; her geldiğimde, aşkın toprağına yüz süreceğim…




Ayşenur un dediği gibi diyorum "Eyvallah " yüreğine saglık "Eyvallah " ...
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
aşıkım dersin bela-i aşktan ah eyleme!
Ah edip ağyarı ahından agah eyleme!
alıntı
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
Öfke, ağır bir yüktür
Kim daha üstün? Siyahlar mı beyazlar mı? Türkler mi Araplar mı? Kürtler mi Ermeniler mi? Derek, ısrarla beyazların siyahlardan üstün olduğunu savunur. Siyahlar için çekinmeden "pislik" ifadesini kullanırken, adalet terazisini bozan nedir?

"American History X " filminin karakteri Derek'in bu savının hiçbir sağlam dayanağı yoktur. Hevâ ve hevesini ilah edişidir tüm mesele. Şişmiş bir "ego"dan ("ben") şişmiş bir "toplumsal ego"ya (biz) geçişten başka bir şey değildir iddiası.

"Ben" (ene) yaratılış hikmetini unutup fıtri vazifesini terk ettiğinde, kendini Mutlak Varlık'tan bağımsızlaştırır. İnsan âdeta kendi egosu tarafından yutulur. Zamanın Bedii, kişisel narsisizmin "toplumsal narsisizme" dönüşümünü şöyle anlatır: "Sonra nev'in enaniyeti de bir asabiyet-i nev'iye ve milliye cihetiyle o enaniyete kuvvet verip; o ene, enaniyet-i nev'iyeye istinad ederek, şeytan gibi, Sâni'-i Zülcelal'in evamirine karşı mübareze eder."

Derek Vinyard, beyaz ırkın üstünlüğüne inanan bir grup gencin karizmatik lideridir. Siyahlara içi öfkeyle doludur. Aklına, vicdanına, kalbine göre değil, benliğine, nefs-i emmaresine, içini "havayla" doldurarak şişirdiği egosuna ("ben"ine) göre düşünüp hüküm vermektedir. Onu idare eden kendisi değil, büyüklenmeci benliğidir.

Derek, kendini yüceltmenin yollarından biri olarak kendi ırkını üstün görmeyi, siyahları aşağılamayı seçer. Geçen haftaki yazıda andığım baba da, "Ben Kürtlere kız vermem" derken kendi hükümdarlığının peşindedir.

Haddizatında kimsenin kendini yüceltmesine gerek yoktur. "İnsan eşref-i mahlûkattır". Mutlak Varlık zaten her insanı en şerefli olarak yaratmıştır. Bunu kabul edip kalbimize koymamız yeterlidir.

Derek Vinyard isimli karizmatik delikanlı, bir gece arabasını soymaya gelen bir grup siyahi gençten birini gözünü kırpmadan kurşunlayıp öldürür. Yaraladığı bir diğer siyahi gencin ise başını ezer. Filmde, Derek'i oynayan ve âdeta "oyunculuk budur" dedirten Edward Norton'un, o iki genci öldürdükten sonra yüzünde beliren üstünlük duygusunu görmeden tarif etmek zor.

Narsisizmin açmazlarından biri de budur. Kolay olan tahripten duyulan gurur ve kibir ahmakçadır. İnsanın kendini aldatışının zirvesidir. Bir insanı öldürmek bir kurşuna bakar. Bir insanı yaratmaksa sonsuz bir kuvvete. Tek bir kurşunla bir insanı öldürmek kadar kolay bir işi yapmak, büyüklenmeci benlikte vehmi ve ahmakça bir büyüklük duygusu uyandırır. Bu yüzden narsisizm kibir ve gururu sürekli kılmak için kişiyi yıkıma, tahribe yöneltir. Hayatı kolaylaştırmak değil zorlaştırmaktır amacı bu benliklerin.

Derek, Allah'ın sevgili kuludur. Benliği katıdır katı olmasına ama taş gibi değil, buz gibi katıdır. Kaderin işi ya. Hapishanede çamaşırhaneye verilir. Beraber çalışacağı kişi siyahi bir gençtir. Bu siyahi genç içi neşe dolu, zeki, konuşkan, coşkulu biridir. Espriler yapar, hikâyeler, fıkralar anlatır.

Şairin (Eugenio de Andrade) dediği şey gerçekleşir âdeta: "Sanırım gülümseyişti/ o gülümseyişti kapıyı açan/ içinde aydınlık, çok büyük bir aydınlık/ taşıyan gülümseyiş, özlemini çektim." Hayatında ilk kez siyahi birini "yakından tanıma" fırsatını iyi değerlendirir Derek. Her insanın eşit yaratıldığını anlar yavaş yavaş. Hapishanede yandaş beyazların kirli işlerini fark ederek, aptallığına şaşar. İyi/kötü insan olmanın ırkla, milliyetle bağlantısı olmadığını bilir artık.

Hapisten çıktığında öfkenin ağır yükünü bırakmış huzur dolu bir insandır. Geçmişinden ve yaptıklarından utanç duyar. Ve küçük kardeşi Danny'nin de (Edward Furlong) kendisiyle aynı sonu paylaşmaması için çabalar.

Hepimiz nefis taşıyoruz. Hepimizin şu veya bu biçimde arızalı tarafları var. Aynı zamanda kısmetliyiz. Mutlak Varlık defterimizi dürmez hemen. Bize mühlet verir. Değişmek için bize fırsatlar yaratır.

"Kürtlerden koca olur mu? Ben Kürtlere kız vermem. Arkamdan, 'Kürtlere kızını vermiş' dedirtmem" diyen baba, Kürtlere karşı içinde taşıdığı öfke, kin ve kızgınlıkla yorgundur. Çünkü öfke ağır bir yüktür. Hikâyedeki esas üzülünecek kişi babadır.

Derek'in hapiste nefret ettiği ırka mensup siyahi gençle "yan yana" düşmesi nasıl bir fırsatsa, babanın da karşısına Kürt bir damat adayı çıkması ona sunulan bir fırsat değilse nedir?

"American History X" filmi acıklı sonlanıyor. Geçen haftaki hikâyeyi nasıl bitirmeli? Baba bu fırsatı değerlendirsin mi? "Hikâyenin nasıl sonlanacağına gerçek hayatta yaşananlar karar versin," diyerek, sözü Eugenio de Andrade'ye bırakıyorum:

"Bir anahtar yap, küçük bile olsa/ gir eve/ tatlılığa merhamete teslim ol / düşlerin ve kuşların malzemesine."

m.ulusoy@zaman.com.tr
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
Sevenle sevilenin aşkı ,
insanı ilahi gerçekliğe doğru çeken
ve en üstün gerçek olan aynı kuvvetin cazibesindendir..
Güzelliği sevmek,
bizzat Allah'ın gözüyle ebedi varlığı görmek demektir.

şirazlı ruzbihan
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
Gece karanlık olsa da
sebebi olmuş bir çok zaferin,aydınlanmanın
hiç olmazsa sebebi olmuş gündüzün güzelliğinin
işte bir gece
bu gece
sebebi oldu benim kendimi görmemin
gece karanlığı güneşin üstüne örter derlerse
inanma
gece sana ayrı bir deryadır ,bilirsen değerini
bu gece bildim ki "kendimden kaçmak" niyetim di
bildim ki evdeki hesap çarşıya uymadı
bildim ki artık sonlanmalı bu çelişki
anladım ki niyete halel değirdi nefsim ,bilinmek derdiyle
lekeledi niyetimi nefsim
samimiyetle boyun büküp bir elveda demek kaldı geceden bana
 

ayşenur

Yeni Üye
25 Ağu 2010
236
0
0
33
Aşk ve suçluluk-I

Uykuya dalmadan, zihninde kalan son düşünce kırıntısı o oluyor. Uyanınca zihnine ilk düşen de. Hatırlayamadığı rüyalarına en sık o giriyor, gündüz düşlerine de.
"Şimdi nerede ve ne yapıyor? O da benim gibi ders mi çalışıyor, yoksa arkadaşıyla sohbet mi ediyor? Tam şu anda ne düşünüyor? Amfide bir an bakışını üzerimde hissettim, acaba o da bana ilgi duyuyor mu? Girmediği dersin notlarını başka birinden de alabilecekken gelip benden istemesini nasıl yorumlamalıyım?"
İnsan aşka düşer, sorular da zihnine.
Hayatını çeşit çeşit renklerle dolu bir kaba batırılıp çıkarılmış gibi hissediyor iki aydır. Sabahları sevinçle kalkıyor, onu görmek için eskiden zoraki gittiği fakültesine şimdi uçarak gidiyor. Sadece o değil, her şey kalbine doluşmuş. Aşk adeta kâinatı yüreğine taşımış. Kalbi sarmaşıklar gibi her varlığa dolanmış, her varlığa dokunmuş.
Hayat çok daha güzel, yaşamaya değer ve anlamlı eskiye göre. Dertlerin, sıkıntılarının çözümü o kadar basit ki artık gözünde. Hatta bazı dertler, dermanı olmuş. Eskiden dert ettiği şeyleri neden sorun ettiğine anlam veremiyor şimdi.
İnsan aşka düşer, yüreği ise kaygı dolu bir çukura. Amfiye girer girmez gözleri onu arıyor. O yoksa içi kaygıyla doluyor. Hayatın renkleri buhar olup uçuyor. "Acaba bir şey mi oldu, başına bir şey mi geldi? Yoksa hastalandı mı? Ah işte geldi! Neden selam vermedi bugün? Ders arasında beni fark edecek mi?" Son zamanlarda dalgın ve unutkan. Derslere odaklanamıyor bu yüzden. Bazen inanılmaz bir enerjiyle dolup çalışıyor. Sonra aklına o düşüyor. Aniden. Bir imge. Gülen bir yüz. Bir tebessüm. Bir bakış. Anlık. Kalbine bir şeyler oluyor. Önce kalbi, sonra zihni dağılıyor. Dersler o an anlamsızlaşıyor. O yakınında değilse, hayat da uzaklaşıyor. Sonra kendine kızıyor. "O kalbimde zaten" diye teselli ediyor kendini.
Gidip geliyor yüreği. Akıyor, duruyor. Aydınlanıyor, kararıyor. Seviniyor, tedirgin oluyor. Özlüyor, acı çekiyor. Düşünüyor, dalıyor. Ve kopuyor. Hayattan. İmgelem dünyasının içinde kayboluyor. Arkadaşları sık sık "Neredesin yine!" diye takılıyorlar. Annesinin de dikkatini çekiyor dalmaları. Kardeşi, imalı bakışlarla 'Kimi düşündüğünü biliyorum!' demeye getiriyor. Hayaller almış başını gidiyor. Evlenmişler, evleri bahçeli. Panjurları pembe. Bahçede güneşte pişmiş domatesler... İki çocukları olmuş. Birinin adı... Duraksıyor. İsimleri söylemekten vazgeçiyor Sarmaşık. "Bari bu bende kalsın." diyor. Biraz bozuluyorum. Israr etsem mi? Vazgeçiyorum.
Aşka düşme halinin tüm belirtilerini gösteriyor. Hayalsiz aşk olmaz. Çünkü hayalle beslenir aşk. Hayallerinde daha öteye gidiyor. O hastalanıyor, genç yaşta ölüyor. Ayrılık olmadan aşk olur mu? Bazen de onun başkasını sevdiğini düşlerken, ağladı ağlayacak halde buluyor kendini.
İyi de bana niye geldi? Ne güzel işte, aşka düşmüş. Karşılıksız olsa da. Düştüğü aşktan çıkmak istiyor. Niye ki? Nedenini henüz söylemedi. Ben duramıyorum. Bildiğim genel geçer nedenleri sıraya diziyorum zihnimde. Şu ana dek anlattıklarıyla bunları birine uyduramıyorum. Terapistlik kibri işte; o daha anlatmadan sorunun ne olduğunu bilme tutkusu. Beni şaşırtıyor Sarmaşık. Daha önce kimseden duymadığım bir gerekçeyle suçluluk hissediyor. Hayır, yanlış birine âşık olmamış. İmkânsız bir aşka da düşmemiş.
On beş gündür ağlamasını durduramıyor. Kendine kızıyor, kalbine kızıyor. Onu kalbinden söküp atmak istiyor. Ona dair zerre kadar sevgi olmamalı içinde. Onu düşünmek istemiyor, hayallerinden söküp atmalı, kurtulmalı bu yanlış sevgiden. Olmuyor. Aşk ferman dinlemiyor. Sarmaşık, kalbiyle tutuştuğu savaşı kaybediyor. Onu aklından çıkarmaya çalışırken kalbi daha çok sarılıyor hayallerine.
"Ona hissettiğim bu yoğun duyguların aynısını Yaratıcı'ya karşı hissedemiyorum. Demek ki Yaratıcı'yı onun kadar sevmiyorum. Bu beni kahrediyor. İçimi acıtıyor."
Kalakalıyorum. On beş gündür ağlamasının, uykusuz gecelerinin nedeni buymuş. Düştüğü aşktan bu nedenle çıkmak istiyormuş.
"Lütfen bana yardım edin!"
Edemem ki. Çünkü nasıl yardım edeceğimi bilmiyorum.
"İlk kez böyle bir sorunla karşılaşıyorum Sarmaşık. Sana ne diyeceğimi, nasıl yardım edeceğimi inan, bilmiyorum. Diğer görüşmemize kadar üzerinde düşüneceğim ama."
"Peki" diyor Sarmaşık.



Mustafa Ulusoy
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
Hamdolsun Sana Rabbim
Hiçbir canlilinin kurtulamadığı
Kardeşimiz beden ölümü icin.
Ne mutlu Senin yolundayken ölüme yakalanacaklara
Çünkü ikinci bir ölümden korkmayacaklardir onlar

Aziz Francois d assise
 

ssg44

Yeni Üye
10 Şub 2011
42
0
0
50
Aşk ve suçluluk-I

Uykuya dalmadan, zihninde kalan son düşünce kırıntısı o oluyor. Uyanınca zihnine ilk düşen de. Hatırlayamadığı rüyalarına en sık o giriyor, gündüz düşlerine de.
"Şimdi nerede ve ne yapıyor? O da benim gibi ders mi çalışıyor, yoksa arkadaşıyla sohbet mi ediyor? Tam şu anda ne düşünüyor? Amfide bir an bakışını üzerimde hissettim, acaba o da bana ilgi duyuyor mu? Girmediği dersin notlarını başka birinden de alabilecekken gelip benden istemesini nasıl yorumlamalıyım?"
İnsan aşka düşer, sorular da zihnine.
Hayatını çeşit çeşit renklerle dolu bir kaba batırılıp çıkarılmış gibi hissediyor iki aydır. Sabahları sevinçle kalkıyor, onu görmek için eskiden zoraki gittiği fakültesine şimdi uçarak gidiyor. Sadece o değil, her şey kalbine doluşmuş. Aşk adeta kâinatı yüreğine taşımış. Kalbi sarmaşıklar gibi her varlığa dolanmış, her varlığa dokunmuş.
Hayat çok daha güzel, yaşamaya değer ve anlamlı eskiye göre. Dertlerin, sıkıntılarının çözümü o kadar basit ki artık gözünde. Hatta bazı dertler, dermanı olmuş. Eskiden dert ettiği şeyleri neden sorun ettiğine anlam veremiyor şimdi.
İnsan aşka düşer, yüreği ise kaygı dolu bir çukura. Amfiye girer girmez gözleri onu arıyor. O yoksa içi kaygıyla doluyor. Hayatın renkleri buhar olup uçuyor. "Acaba bir şey mi oldu, başına bir şey mi geldi? Yoksa hastalandı mı? Ah işte geldi! Neden selam vermedi bugün? Ders arasında beni fark edecek mi?" Son zamanlarda dalgın ve unutkan. Derslere odaklanamıyor bu yüzden. Bazen inanılmaz bir enerjiyle dolup çalışıyor. Sonra aklına o düşüyor. Aniden. Bir imge. Gülen bir yüz. Bir tebessüm. Bir bakış. Anlık. Kalbine bir şeyler oluyor. Önce kalbi, sonra zihni dağılıyor. Dersler o an anlamsızlaşıyor. O yakınında değilse, hayat da uzaklaşıyor. Sonra kendine kızıyor. "O kalbimde zaten" diye teselli ediyor kendini.
Gidip geliyor yüreği. Akıyor, duruyor. Aydınlanıyor, kararıyor. Seviniyor, tedirgin oluyor. Özlüyor, acı çekiyor. Düşünüyor, dalıyor. Ve kopuyor. Hayattan. İmgelem dünyasının içinde kayboluyor. Arkadaşları sık sık "Neredesin yine!" diye takılıyorlar. Annesinin de dikkatini çekiyor dalmaları. Kardeşi, imalı bakışlarla 'Kimi düşündüğünü biliyorum!' demeye getiriyor. Hayaller almış başını gidiyor. Evlenmişler, evleri bahçeli. Panjurları pembe. Bahçede güneşte pişmiş domatesler... İki çocukları olmuş. Birinin adı... Duraksıyor. İsimleri söylemekten vazgeçiyor Sarmaşık. "Bari bu bende kalsın." diyor. Biraz bozuluyorum. Israr etsem mi? Vazgeçiyorum.
Aşka düşme halinin tüm belirtilerini gösteriyor. Hayalsiz aşk olmaz. Çünkü hayalle beslenir aşk. Hayallerinde daha öteye gidiyor. O hastalanıyor, genç yaşta ölüyor. Ayrılık olmadan aşk olur mu? Bazen de onun başkasını sevdiğini düşlerken, ağladı ağlayacak halde buluyor kendini.
İyi de bana niye geldi? Ne güzel işte, aşka düşmüş. Karşılıksız olsa da. Düştüğü aşktan çıkmak istiyor. Niye ki? Nedenini henüz söylemedi. Ben duramıyorum. Bildiğim genel geçer nedenleri sıraya diziyorum zihnimde. Şu ana dek anlattıklarıyla bunları birine uyduramıyorum. Terapistlik kibri işte; o daha anlatmadan sorunun ne olduğunu bilme tutkusu. Beni şaşırtıyor Sarmaşık. Daha önce kimseden duymadığım bir gerekçeyle suçluluk hissediyor. Hayır, yanlış birine âşık olmamış. İmkânsız bir aşka da düşmemiş.
On beş gündür ağlamasını durduramıyor. Kendine kızıyor, kalbine kızıyor. Onu kalbinden söküp atmak istiyor. Ona dair zerre kadar sevgi olmamalı içinde. Onu düşünmek istemiyor, hayallerinden söküp atmalı, kurtulmalı bu yanlış sevgiden. Olmuyor. Aşk ferman dinlemiyor. Sarmaşık, kalbiyle tutuştuğu savaşı kaybediyor. Onu aklından çıkarmaya çalışırken kalbi daha çok sarılıyor hayallerine.
"Ona hissettiğim bu yoğun duyguların aynısını Yaratıcı'ya karşı hissedemiyorum. Demek ki Yaratıcı'yı onun kadar sevmiyorum. Bu beni kahrediyor. İçimi acıtıyor."
Kalakalıyorum. On beş gündür ağlamasının, uykusuz gecelerinin nedeni buymuş. Düştüğü aşktan bu nedenle çıkmak istiyormuş.
"Lütfen bana yardım edin!"
Edemem ki. Çünkü nasıl yardım edeceğimi bilmiyorum.
"İlk kez böyle bir sorunla karşılaşıyorum Sarmaşık. Sana ne diyeceğimi, nasıl yardım edeceğimi inan, bilmiyorum. Diğer görüşmemize kadar üzerinde düşüneceğim ama."
"Peki" diyor Sarmaşık.



Mustafa Ulusoy

Geçmişi yaşarak yürümem ama bazı geceler, aklıma takılmıyor değil yaşanmışlıklar. Nerelerde, ne hatalar yaptığımı düşünüyorum.
Her şey birbirine bağlı aslında! Biraz düşününce, geçmişin bir zincirden ibaret olduğunu görüyorum. Tesadüf, kader, şans dediklerimin; aslında beni ileride yaşanacak olaylara götüren merdivenler olduğunu, zaman geçtikten sonra dönüp bakınca anlıyorum.
Hepimizin hayatı böyle değil mi? Bir gün bir yerde bir seçim yapmışsın, o olay seni biriyle karşılaştırmış. Sonra o biri, başka biriyle tanıştırmış, o da başka bir şeye vesile olmuş. Aşk, iş, dostluklar, hepsi bir zincirin halkalarından meydana geliyor. Hepimiz birbirimize bağlıyız aslında bilmesek de!
Acaba kaç kişi bu akşam evine dönerken, ileride aşık olacağı insanın yanından geçtiğinden habersiz?
Işıklarda bekledik belkide karşılıklı, gelecekteki sevgilimizle, sonra yeşil yandı, yana yana geçip ters yönlere gittik. Araba kullanırken bir anda önümüze çıkan araç, bizi çok sinirlendirdiğinde, ileride hayat arkadaşımız olacak insanın, içinde oturduğunu bilmek mümkün mü?
Kim bilir...
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
Zaman, hepimize aynı imkânı sunuyor. Öyle kafasına göre takılıp kılık, kıyafetimize bakıp bonkör davranmıyor. Ne artırıyor, ne de eksiltiyor!

Şu an, bir koltuğa gömülmüş vaziyette, okumakta olduğunuz yazıyla uğraşıyorum,

Şu an, yan odamda oturanlar, ekrana kilitlenmiş dizi izliyor,

Şu an, sokakta, bağıra çağıra top oynayan gençler var,

Şu an -babası vefat etmiş olan- arkadaşım acı çekiyor,

Şu an, dışarıda, kahkahalarla gülen eminim binlerce insan var.

***

Şu an, çoktan geçti ve yeni bir an daha geldi,

Hatta o da hemen gitti!

Sonraki anlar ise huzurumuza gelmek için sıra bekliyor,

Düşündükçe işin içinden çıkamıyorum,

Gördüğümüz, görmediğimiz; bildiğimiz, bilmediğimiz

Şu an, yeryüzünde, milyarlarca hareket meydana geliyor.

***

Zaman, aynı zaman…

Yani senin ve benim için ortak bir kavram o.

Hakkını yemeyelim, üstelik hepimize aynı imkânı sunuyor,

Hiçbirimizi kayırmıyor,

Öyle kafasına göre takılıp

Kılık, kıyafetimize bakıp bonkör davranmıyor.

Ne artırıyor, ne de eksiltiyor!

***

Garip değil mi?

Biz, onu farklı biçimlerde algılıyoruz.

Kimimiz zamanı, dünyadan bihaber saatlerce uykuda geçiriyor ,

Kimimiz de başkalarına yardım peşinde koşarak yani dolu dolu yaşayarak...

Bu işin hesabı kitabı yok.

Anlarımız eşitsiz,

Nedense biraz dengesiziz.

***

Mutluyken, varlığından bile haberdar değiliz,

Üzüntülüyken, ‘Hadi artık bitsin, gitsin!’ isteriz.

Onu, şekilden şekle sokan bizleriz

Bakış açımız, hedeflerimiz

Ve de her şeyden önemlisi niyetlerimiz.

***

Biliyorum!

Her an bir kere yaşanıyor ve hızla kayıtlara geçiyor,

Bu nedenle…

Verdiğim nefesi, hiçbir zaman içime çekemeyeceğim.

Dönüşü olmayan bir yola girdiğimde

‘Olmadı, hadi sahneyi yeniden çekelim!’ diyemeyeceğim

Başıma her ne gelirse gelsin,

Zaman konusunda çaresizim, sabretmeyi öğrenmeliyim.

***

Sabır demişken…

Beklemeyi sever misiniz?

Bu sorunun cevabı, nesnesine göre değişir, öyle değil mi?

Beklemek ama neyi?

Beklemek ama kimi?

Beklemek ama nasıl bir geleceği?

An be an beklemek,

Belki yengiyi belki de yenilgiyi.

***

Bana sorarsanız…

Beklerken ‘zaman’ ile kılıç tokuşturduğumu hissediyorum karşılıklı!

Yalnız benim gözlerim, siyah bir tül ile bağlı.

Ne kendimi nasıl savunacağımı görebiliyorum,

Ne de yaptığım hamlelerin sonuçlarını.

Elimden sadece mücadele etmek geliyor.

Kim bilir! Karşı taraftan muhatap olarak bile alınmayabilirim.

***

Kaçış yok!

Dilim dilim geçiyor zaman, bedenimden, tenimden, avuçlarımın içinden.

Ona karşı konulmuyor,

‘Ben geliyorum!’ diye haber vermiyor, mesaj göndermiyor.

Hele bir de acı taşıyorsa kucağında!

İşte o zaman görün tesirini...

Zehir zemberek dili, tehlikeli!

Gücüne karşı güçsüzlüğümüzü, haddimizi iyi bilmeli.

***

Zamanın en büyük getirisi deneyim!

Anlar birikiyor, üst üste yığılıyor,

Farkında olmadan her şey ardımızda kalıyor.

İnsan zaman içinde öğreniyor,

Sosyalleşmeyi, elinde avucundakini vermeyi,

Ayrıca kurdun yanında kuzuyu oynamanın gereksizliğini!



melda bekcan-mavi rüya




melda hanımın yazıları çok ilgimi çekiyor ve hayattan kareleri resmediyor demek istediğim sanki hepimizden çok şeyler var bu yazılarda ..umarım faydalı oluyordur
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
ne kadar zor ?ne kadar zor penceremizin gerisine bakabilmek? ne kadar zor pencerenden bakarak yaşadığın hayatı sen ve dışardakiler olarak değerlendir memek?
pencerenin gerisindeki seni senden daha iyi bilen yok ve sen de biliyorsun hüzünlerin olduğunu, korkuların olduğunu,sen ne kadar aciz olduğunu biliyorsun ,ne kadar çaresiz kaldığın zamanları da hatırlıyorsun,yine sen biliyorsun tüm kalbinle -canınla sevdalanmana rağmen pencerenin gerisinde kuruyup gittiğini bu sevdaların sen biliyorsun kendini.
bazen pencerenin kendisine de bakmalısın değil mi? ne kadar kirletmişsindir kim bilir ?belki gördüğün onca tatsız hadiseler senin pencerenin kirliliğinden,kim bilir insanları sınıflara sokman belki de senin pencerenin çatlaklarından,kim bilir belki darlığından dır anlayamaman aslında tüm insanların gönülleri olduğunu ve asıl hitap edilecek merci olarak gönülden gönüle yolların olduğunu ...
işte sen yine sen oldun ve kendini göstermek diledin ..penceremin dışındakiler bakın ben neymişim....bakın ne kadar basit mişim...
 

tırı vırı

Yeni Üye
25 Şub 2011
44
0
0
44
Herkes çektiği yükten , muzdârip kelimeyi çözdük diye konuşuyoruz.
Ya zavallı eşeklerin nedir hali düşündün mü ?
Karın tokluğuna seni ve yükünü taşır iken
sıcak günde, soğuk yelde naçar hayvan yakındı mı?
Annesine ağlayan bir insandan bahsederken,
annesini tanımadan yetim kalan bebekler var
Büyüyünce hatırlanmaz, ne anne nede surat
hayal meyal yastıklara anne dıye sarıldın mı?
Karanlık bir uçurumda, yakınmak insanın işi
İki çeş-mi vermiş bana, biri ağma biri şaşı.
Ben benliğe ereli, anlamam dünya işini
Dünya dediğiniz yerde, zulmetmek zalimin işi...
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
"Bir insansın sen canavar degilsin " dedi mutant olan sevgilisine. Mutant durdu öfkesi gecene kadar bekledi ve elinin altında kalp atışları deliye dönmüş , az önce herkul varı nutuklar atan şimdi ise mutantın elinde hayatını bağışlaması icin yalvaran herkul cuk de bekliyordu . Bir değil iki bekleyiş ve ikisi de kurtuluşa veya kayba götürecek bir bekleyiş . İste iste bak yine secimler !!! Hayat secimlerin birikintisi değil mı ? Taniyorsun sen bu secimi !! Sevgilisi , mutanttan insanlık göstermesini bekliyor insani bir secime davet ediyor !? Peki her gun kan akıtan , göz yası akıtan , kalp kıran insanın insanlığına mı çağırıyor?bekleyişde kaldık ... Bekleyiş uzun sürmedi mutant karşısındaki insan kilikli , herkul edali, sivrisinek pazulu insana insanlık bahsetti ve bekleyiş kurtuluşa dondü ! Mutant sevgiliden insanlık bekleyen KiZ da mutantmis !!! Şimdi dondü sirazem... Mutant mı olmalı insanlık bekleyenlere insanca davranabilmek icin ..
O halde hepimiz mutantiz!!!
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
deliliğe övgü....erasmus tan

bana söyleyiniz, insan kendinden nefret ederse, birini sevebilir mi? kendi kalbiyle barışık olmazsa başkalarıyla iyi geçinebilir mi? kendi varlığından canı sıkkın ve yorgun ise topluluğa hoşluk getirebilir mi? bu soruların hepsine cevap vermek için deliliğin kendinden daha deli olmak lazımdır. ben toplumdan dışlanırsam, insan başkalarına katlanmak şöyle dursun, kendi kendine katlanamayacaktır. kendiyle herhangi bir ilişkisi olan her şeyden tiksinecek ve şahsı, kendi gözünde bir kin, iğrenme ve nefret konusu olacaktır. zira, genellikle anadan daha çok üvey ana olan doğa, bütün insanlara ve özellikle biraz bilgelik sahibi olanlara, ellerinde olana karşı isteksizlik göstermeyi, olmayana hayranlık duymayı emreden talihsiz bir eğilim vermiştir. bu uğursuz eğilim, hayatın bütün faydalarını, bütün güzelliklerini, bütün çekiciliklerini, bozar; son olarak hayatı da tamamen mahveder. ölmezlerin insanlığa verebildikleri en kıymetli armağana; güzelliğe sahip olan, kendi kendinin hoşuna gitmezse neye yarar?"
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
Gecenin getirdikleri ....
İnsan hayatını nasıl gozlemyelebilir ? Kimi insan basına gelenleri sadece mutluluk ölçütü ile tartar durur. Ona göre mutsuzluk sebebi her olay bela , aynı türden her insan kötü dur! Mutluluk , haz , zevk .. Bakışları biraz daha derince olanlar icin ise eğer sağlam bir dayanağı yoksa bu dunya kesinlikle yaşamaya değmez . eğer akıllı isen ölümü tercih etmelisin ? Her mutluluğun bir sonu var, senden ayrılıp gidiyorlar ve elinde değil ki tutabilesin. Bakışları derin ve dayanağı sağlam olanlar ise hadiseleri tıpkı bir kitap okur gibi okuyabildiler ve onların ölçütü dayandıkları ölçünün ölçütü oldugundan terazileri hassas ve gercEk degere en yakın sonuca ulaşmaya elverişli . Onların hayatı okumalarının ve bu sayede anlamalarının getirisi ise onları kendilerine yetmeye ulastirmistir. Bunlar da bu dunyanın bir oyun ve oyalanma yeri olduğunun farkindalar ama bunlar hayatın çilelerini farklı algilayabildiklerinden sonuca ulaşırken ölüm ile yok olmayı değil ölüm ile vuslatı hedefler ve beklerler.
Şimdi bu sonunculardan oldugunu sandigim birini bir olay değerlendirmesini inceleyelim:
Kötülük yapan insanın tıpkı yere düşüp bir yerini yaralanan insan gibi yaralandığını dusnurler .görüldüğü gibi olaylara da insan yapısı gibi bakıyorlar yani insanın bir görünen bedeni bir de gorunmeyen ruh isimli bir yapısı var. İste aynen öyle hadiselerin de iki yüzü var. Bir görünen iki gorunmeyen yani mana yönü .evet yaralı adam kötülük yapan adam yarasını hemen temizleme yoluna gitmeli ki iyileşsin . Yarayı temizlemek bir hedef olduğu gibi yeniden düşüp yaralanmaya sEbep olacak etkenlere bir karantina uygulanmalı .
Peki sürekli düşüp yaralanan biri ne yapsın ...
Öncelikle vucuttaki yaralarının iyileşme sürecini incelesin; kabuk tutan yara bir sure öyle bir kasinir ki kabuğu yırtıp atasın gelir ve fakat sonucunda yaran yEniden açılır ve tedavi sonuc vermez. Süreç iyi okunmalı kasinan yaraya bedel Çağlayan'lar gibi icinde bağıran bedeni arzular da kasinarak kazınmamalı ki o arzulara bir ket vurulabilsin...
Yeis bir batakliktir
Düşme boğulursun
Azm ile sımsıkı sarıl
Bak ne olursun
Ve
Saye sarıl hikmete ram ol
Yol varsa budur bilmiyorum başka bir yol
....
YarAlarimin üstünü kazıyip yenilenmelerine sebep oldugum bir gunün pesinden fikrime düşenler ....
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
8 Ocak 2011
641
0
16
40
ey insan!!! çok geniş sandığın senin dünyan , dar bir kabir gibidir aslında.
fakat o dar kabir gibi sınırları olan sınırlı küçük dünyanın duvarları şişeden (cam)olduğu için yansıma yaparak göz görünceye kadar genişliyor(aynadaki sonsuzluk).
kabir gibi dar iken bir şehir kadar geniş görünür.
alıntı

sonsuzluk hissi, ölmeyecekmişiz gibi yaşamamız....bakın ne kadar netleşti
 

Yeni Konular

Üst