Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Park

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 1,030

Mühendis

Yeni Üye
Katılım
3 Eki 2009
Mesajlar
271
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
69
Harika bir gün başlangıcıydı.
Sabah..
Yıllardır yapmadığım hatta unuttuğum bir şeyi yaptım.
Ne mi?
Harika bir kahvaltı.
Evet evet yanlış duymadınız.
Beyaz peynir,kırma zeytin,vişne reçeli.... çay.
Üstüne de bol köpüklü sade kahve.
Sonrası yürüyüş.
Fizana kadar…
Kim yürümez ki.

Otuz yıllık emek.
Yerin altında ve üstünde.
Sonunda emeklilik.
Aylık.
Posta hane çok kalabalık.
Sıra için fiş,önümde 40-50 kişi.
Ayakta beklemek zor.

Mecburum beklemeye.
Bağkur yatacak.
Bir eliyle veriyor diğeriyle alıyor.
Neyse ki bir çilingirlik kalıyor.

Dışardayım.

Uğur Mumcu parkı.
Bitişikte.
Ortadaki havuzun kenarında.
Sigaramı yaktım.
Nerde kaldı çay?
Borcum mu var?

Çayımdan bir yudum aldım,
Sigaramdan derin bir nefes.

Gözlerimi kapadım.
Gerilere doğru yelken açtım.

Eskiden buranın ismi Büyük park idi.
Tabi eski halinden eser kalmadı.
Değişim!
Neyse ki park olarak hala duruyor.

Etrafında terzi,berber,kitapçı,fotğrafçı … bir sürü esnaf.
Hükümet binası,Jandarma, PTT, İstasyon ….
Dört tarafında girişi olan bir park.
Büyük çam ağaçları,salkım dutlar,
Ha birde üç tane hiç muz vermeyen muz ağacı…
Ortada büyük bir havuz.
Havuzun kenarlarında ağzından su akan kurbağalar.
Bir köşesinde bizler için oyun yeri.
Salıncak,tahterevalli,kaydırak…

Bu park çocukluğumda benim için çok çok önemliydi.
Nasıl olmasın ki,
Gündüzleri..
Üstümde annemin diktiği askılı kısa pantolon ve gömlek,
Ayağımda lastik terlik.
Dizlerimizde kollarımızda ayak parmaklarımızda geçemeyen yaraların oluştuğu
oyun alanımız,

Geceleri ise, yazlık sinemaya gitmediğimiz zaman,ailecek oturmaya gittiğimiz bir yer.

Herkes birbirini tanırdı.
Masalardan masalara takılmalar,muhabbetler,ikramlar.

Akşamları parkın istasyona bakan kapısının kenarında seyyar bir nohut-çekirdekçi gelir insanlar gidinceye kadar dururdu.

Dört tekerlikli arabanın üstünde cam bölmeler içersinde,çiğdem,çekirdek,leblebi,nohut,çam fıstığı…..
Bölmelerin arasından çıkan tüten bir baca,
Aydınlatma için asılı gemici feneri.
Parkta oturanlar,yoldan geçenler,
Gazeteden yapılmış külahlar içinde çiğdem,çekirdek … alırlardı satıcıdan.
Parasını eline verirlerken de,
ah pardon,tüh,vah… sesleri arasında yere atarlardı.

Seyyar satıcı o kadar şişmandı ki yere eğilip parayı alamazdı.
İnsanlar bunu bildiklerinden kızdırmak için özellikle parayı yere atarlardı.
Ama o hiç kızmazdı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde arabasının altında
biriken bozuk paraları,ince uzun bir değneğin ucuna
yapıştırdığı sakızla gülerek toplardı.

Gündüzleri ise,
Nohut-çekirdekçinin yerinde foto şipşakçı olurdu.
Evet foto şipşak.
Hani 'İstanbul Hatırası' diye filmlerde çıkar ya işte onun benzeri.
Üç ayak sehpa üzerinde körüklü, bir tarafında şipşakcının kolunu ve kafasını soktuğu siyah bir bez diğer tarafında bak bak kuş çıkacak diyerek kapağını çıkarıp beş on saniye sonra tekrar o kapağı taktığı mercek.

Duvara asılı siyah bez önünde küçük bir tabure.
Oturursun ve kuş çıkacak sesleri arasında resmin çekilmiştir.

Benim asıl ilgimi çeken yanından hiç ayırmadığı benzin dolu cam şişesi ve bir elinde bezden çer çaputlar.
Şişenin ağzını açar,bu çer çaputların üzerine biraz benzin döker ve burnuna götürerek koklardı.
Otururken,resim çekerken,bişeyler yerken devamlı benzin koklardı.
Arada tabakasını çıkarır tütün sarar ve içerdi.
Esnaflarda şimdi infilak edecek diye gülüşür ona takılırlardı.

Ucuzdu şipşak fotoğraflar.Teslimat hemendi.
Fotoğraflarla beraber negatifini de verirdi.

Fotoğrafçılar ise üç beş gün sonrası teslim ederlerdi.
Negatifini de vermezlerdi.
Vesikalığın arkasında numara olurdu.
Gerektiğin de o numarayla çoğaltırdınız.
Şipşakçı ise getirdiğiniz negatifle çoğaltırdı.

Negatif..
Aparap,kapkara karanlık bir resim.

Yer altıda çok karanlıktır.
Aydınlatması da sorun dur.
Hele bir de ışık kesilmeye görsün.
Karanlık.mutlak karanlık.
Yön duyunuz işlemez.
Zaman kayıptır.
Göremezsiniz,bakar kör olursunuz.
Karanlığı içinden çıkmak için beklersiniz.
Işık gelsin diye.

Bekleriz.
Hep bekleriz.
Daim bekleriz.

Şipşakçı beklemiyor.
Karanlıktan aydınlığı elde etmek için.
Negatifin,arabın bir fotoğrafını daha çeker ve asıl resmi elde ederdi.
Biliyordu.İncelik buradaydı,İşin püf noktası.
Karanlığın içersinden çıkarırdı gerçeğini.

Bizim akranlarımız,bizden önceki kuşakların.
Hemen hemen hepsinin bir tane şipşakı vardır sanırım.

Gazi’nin de çok var, bu tür resimleri.
Her yerde görüyoruz.
O’da çektirmişti,
Arabını almışmıydı.
Hayır,sanmıyorum.
Çünkü Gazi arabı da,karanlığı da çok iyi biliyordu,
O’ arabın ve karanlığın içinden çıkmıştı,çıkarmıştı bizleri.

Ya biz,
Okumadıkça,öğrenmedikçe,çalışmadıkça,üretmedikçe,
O’ nu anlamayan ve arab olmakta direnen bizler…
Arab olan bizler…..

Sevgi ve saygılarımla.

 

Yeni Konular

Üst