Forumumuza Hoş Geldiniz

Hoşgeldiniz. Ücretsiz içerikler ve özel hizmetler sizi bekliyor. Hemen üye olun!

Yalnızlığın Hafifliği

Konu Görüntülenme İstatistikleri

Şu an görüntüleyenler
Misafir: 1

Toplam: 16,539

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Ozan ne demiş; “yalnızlık paylaşılmaz/ paylaşılsa yalnızlık olmaz” (1)Yalnızlık gerçekten paylaşılamaz mıdır? Yalnızlığın gerçek deryası çıkışsızdır; yolu/yordamı olmadığından bunu hiç kimse gösteremez. Böyle olunca yalnızlık ilk görünüşte paylaşılmaz olarak algılanacaktır. Başka bir ozan diyor ki; “yalnız insan merdivendir/ hiçbir yere ulaşmayan” (2) Paylaşım temelinde türler arasında ve diğer türlere göre daha fazla sosyalleşen tür olarak insan türü yalnızlık ve paylaşım olguları ile karşı-karşıya bulunmaktadır. Olay ve olguları kategorize eden, onları ögelerine göre ayrıştıran ve tanımlayan insan, dil ve iletişim araçlarını kullanarak tanımlayabildiğini iletmekle bir yönü ile tanımladığı olguyu paylaşıma açmış sayılır. Bu paylaşımın gerçekleşebilmesi için anlaşılabilir olmasına gerek vardır. Paylaşım sosyal bir süreç olduğuna göre en-az iki kişinin varlığına gereksinim duyar. Bir-adada-yapayalnız yaşayan insan bedenli bir canlı insan sayılamayacağına göre, sosyalliği içinde insanın yalnızlığı paylaşım olgusu ile zıtlaşma eğilimini taşımaktadır. Bu zıtlık, bireyde kendini gösteren ve fakat sosyal bir karakteri olan yalnızlık olgusunun iki ayrı yönünün anlaşılmamasından/ ya da anlaşılmak istenmemesinden kaynaklanmaktadır. Özne/birey olmak özünde tekil olmayı ifade eder; ancak bu öznellik, içinde bulunduğu diğer öznellikler ile bir anlam ve öneme sahiptir. Öznenin bu anlam ve önemi yitirmeden tekil kalmayı sağlayabilmesi onun yalnızlığını görüp, benimseyip diğer öznelere karşı-koyması ile olanaklıdır. Bu haliyle yalnızlık, bizatihi kişi ve toplum arasındaki var-oluşun paylaşılması anlamını kazanır. Bedenen insana benzeyen bir canlının bir adada yapayalnız olması durumunda bu canlı yalnız sayılacak mıdır? Böyle bir canlı insan tanımına uymadığı gibi, yalnız da sayılmayacaktır. Bu durum açık bir şekilde yalnızlığın sosyal bir olgu olduğunu göstermektedir. Tekil olarak insanın bu sosyal olguyu yüklenmesi ona ağır gelmektedir, aşılmaz bir duvar gibi önüne dikilerek onu korkutmaktadır. Çoğu kez yalnızlık olgusu yanlış tanımlanarak iletişimsizlik ile özdeşleştirildiğinden, farklı dillerle konuşulan çoğul içindeki farklılaşma bir tür yalnızlık olarak algılanmakta ve değerlendirilmektedir. Oysaki, bu durum, bir yalnızlık değildir. Aynı sözcüklerle farklı dilerin konuşulduğu iletişimsizlik, farklılaşma olarak ayrışan ve fakat yalnızlık sayılmaması gereken bir sosyal olgudur. Yalnızlık bu durumun ötesinde bir yerlerde aranmalıdır. Gerçek yalnızlık, aynı sözcüklerin, aynı dillerle, aynı anlamlar yüklenerek iletişimin var-olduğu zeminde yaşanır. Bu durum bir-diğerine oldukça zıt görünse de, yalnızlık olgusuna farklı bir yapı kazandırır.



(1) Özdemir Asaf
(2) Louis Aragon
 

Adramelech

Yeni Üye
Katılım
2 Ocak 2011
Mesajlar
69
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
31
Yalnız yaşayan insan neden insan değil? Neden size göre insan toplumun parçası olmak zorunda olan gereksiz bir varlık? Neden insan toplumun kölesi, popülarizmin köpeği olmak zorunda? Neden insan tekil yaşayamıyor?
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
insanın gereksiz olduğu sonucu yazdıklarımdan asla çıkartılamaz. değerlendirmede hata yaptığınızı üzülerek görmekteyim. kullandığınız sözcükler de hoş değil. neyse...

../.
sürdüreyim...

Her türlü iletişimin koptuğu yer/zamanda paylaşım varsa eğer, bu, olsa osla görünüşteki bir paylaşımdır; özde bir paylaşımdan söz etmek olanaksızlaşacaktır. Böylesi görünüşteki paylaşımlar, tekil olan bireyi çoğul içerisinde kendini yalnız duyumsamasına neden olur. Yalnızlık bu yönüyle etki/tepki süreçlerindeki bir duyumsama boyutu olmaktadır. Bu algılama biçimi kişinin iç-dünyasında/ruhunda/duygu ve düşüncelerinde farklılaşmasının önüne geçerek örtüşme eğilimine karşılık bulamaması sonucunda onu bu şekilde düşünmeye itekler, yalnızlık duygu/düşüncesini tetikler. Belki bu algılama biçimine tepkisel yalnızlık demek olanaklıdır.

Yalnızlık, kimi zaman yürekte bir keder oluverir; sanatçı ona “Yalnızlık Kederi” (3) tanımını koyar ve der ki; “Derken her şey biter/Ben ve 2500 kişiden arta kalan yalnızca benimdir/Yalnızlığımdır”…Yalnızlık, ağır bir yüktür; taşınmaz sanılsa da insan onu taşıyabilir. Her bireyin bir iç-dünyası vardır –olmalı- ve o dünyada kişi kendi ile baş-başadır; yaşamın tüm anlarını sorgulayan, kendi ile hesaplaşan, eksilen, artan, ötelere taşan yine hep kendisidir. O, var ile yok arasındaki ince çizgide gidip-gelmektedir. Bu ince çizgi sözcüklere sığmaz; zaman-sız-ı-lık dilimidir. Zaman-sız-ı-lık zaman boyutu ile örtüşmez. Yalnızlığın hafifliği tam da bu noktadaki boyutu görmek, benimsemek ve onunla barışık kalabilmek ile ortaya çıkan kişisel-duygusal-düşünsel bir durumdur. Zaman-sız-ı-lık yalnızlığın hafifliğidir.

(3) Fazıl Say
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
İnsan doğa güçleri karşısında kolektif üretimi gerçekleştirmeyi başardığı için insanlaşmıştır; bunu yaparken işaretlerle başlayan iletişim, sesler, nidalar, çığlıklar ve giderek soyutlama ile dilini yaratarak sözcükleri kullanmayı öğrenmiştir. İnsan her hal ve şartta okur ve konuşur. Okumak bir kitabın sayfalarındaki sözcükler olabileceği gibi, bir ormandaki ağaçların yapraklarını döküşü ya da bir okyanusun dalgalarının izlenmesi olabileceği gibi bir diğer insan da olabilir. İnsan yalnızca okumaz, ayrıca sürekli konuşur; konuşmadan konuşmaya fark vardır. Kimi konuşmalar sesli kimileri ise sessiz yapılır. İnsan sürekli olarak diğer bireyler ile konuşur ve kendince yaptığı sessiz konuşmasında da diğerleri ve kendi ile konuşmasını sürdürür. İç-dünyasına yaptığı yolculuklarda tamamen kendisi ile baş-başadır; arada hiçbir olgu ve kişi yoktur. Tüm yolculuklar birden fazla kişi ile birlikte gerçekleştirilebilinir ise de, kendine yapılan yolculuk ancak yalnızlık ile gerçekleştirilebilinir. Kişinin kendi iç-dünyasına yaptığı yolculuğa zaman zaman diğer birey/leri katması onun diğerlerine izin verdiği ölçülerde gerçekleşen bir yolculuktur ve mutlak surette yalnızdır. Kişi yalnızlığının farkında ise hafiftir, değilse yorgun ve bitkindir. Ne diğer düşünceleri hafife almak ne de kendini; bu nedenle filozofun dediği gibi “ başkalarının düşünceleri ile akıllı sayılmaktansa, kendi düşünceleriyle deli sayılmayı tercih etmek” sadece insana dairdir. Bu durum insanı özel yapar. Demek ki yalnızlık ve özel olmak arasında kopmaz bir ilişki/bağ vardır. Bu durumu formüle etmek gerekirse denilebilir ki; özel=kişi=yalnızlık eş-değer olgulardır, başka bir anlatımla, özel-olmayan-kişi-yalnız-değildir; yalnız olmayan ise, üretici-paylaşımcı değil, tüketici-paylaşımcıdır.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
İnsan anlaşılmak ister; kolay görünse de anlama ve anlaşılma gerçekte o denli kolay bir süreç değildir. Üretim olmadan ne paylaşım ne de iletişim gerçekleştirilebilir. Tüketim üzerine kurulu bir paylaşım/iletişim yalnızca tek yönlü bir kazanım ya da kayıptır. İlişkinin üretilebilir olması sosyal tür olan insanın olmazsa olmazlarındandır. Ortaklaşan kaygılar, kederler, sevinç ve neşe üretim/tüketim/paylaşım temellerinde ortaklaşılan bir dilin doğumunu zorunlu kılar. Bu dilin sosyal-özne içindeki zenginliğini nesnel koşullar belirlese bile sosyal-özne ondan uzak ve öznel yapısı ile farklı bir dünya inşa edecektir. Sözcüklere yüklenen anlamın farklılaşması yanında, sözcüklerin de farklılaşmaya başlaması ile ortaklaşılan dil sosyal-özneler arasındaki yabancılaşmaya neden olacaktır. Bir çeşit sağırlar ve körler diyalogu denilen bu tür bir iletişimsizlik kişiler arasında aşılmaz duvar olarak yükselmeye başlar ve sonuçta özne, içinde bulunduğu toplumsal dokudan kopar. Anlamama, anlatamama ve anlaşılamamanın haklı-haksız, doğru ya da yanlışlığı bir yana, sosyal-özneyi içine/iç-dünyasına doğru kapanmaya itecektir. Bu süreçte kişi yalıtılmış olduğunda yapa-yalnızlığın açmazı ve ağırlığının tümden etkisi altında kalacaktır. Yalnızlığın tüm ağırlığı onun bilincinde olmakla hafifleyebilir.

Yalnızlık;
Zifir karanlıkta
Çığlığın ve sesin
Derinliğine yutulmasıdır;
Yalnızlık;
Belirsiz yön
Yankısız çığlık
Zamansız yer
Ve hepsinin bilincinde
Dim-dik yürümektir!

Yalnızlık;
Zifir karanlıkta
Yer-gök
İleri-geri
Sağ ve sol sapmadan
Dim-dik duruşla
Adım almaktır;
Ve her adımın,
Yeni bir uçurumda sonlanabileceğini
Bir olguya çarparak düşülebileceğini
Her-yanın çalı-çırpı-dikenle kanatılacağını
Bilerek atılan bir adımdır…
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Einstein’ın, her kütlesi olan cismin kütlesi oranında uzay-zamanını eğdiği teorisi kanıtlanmış, bilimsel gözlem ve deneylerle doğrulanmıştır. Işığın bile kendisinden kaçıp kurtulamadığı muazzam çekim-kuvveti ile kara-delikler hala sırlarını korumaktadırlar. Güneş’teki ipliksi gerilme/patlamaların Güneş’in devasa büyüklüğü yanında kalan küçüklüğü Dünya ile Ay arasındaki mesafe kadar büyük iken Jüpiter’deki toz fırtınasının yanında okyanuslardaki gir-daplar o denli küçük kalabilmektedir. Her olgunun, bir diğer ölçmeye göre göreceli olması yalnızlık girdabı için de geçerli bir olgudur. Yalnızlığın hem ağırlığı ve hem de hafifliği görecelidir. “Her adım son, her an son adımdır.” (4) anlatımı “sürgün”ün sığmazlığına ilişkin bir belirleme/bir yalnızlık türüdür. Bu tanımdaki yalnızlık, sürgünün bilememe ve kurgulayamamasına açıklık getirmektedir. Lao Tzu “ en uzun yol bile ilk adımla başlar” şeklinde bir belirlemede bulunmaktadır. Her ne olursa olsun yolların yürünmesi gerekliliğine dair bu belirleme, sürgün-yalnızlığının belirsizliğine ve kurgulayamamasına rağmen yürümesine engel değildir. Ancak, yalnızlık kendi iç-çelişkisinden belirleme ve kurgulamayı yarattığı ölçüde her adım yeni bir başlangıç, her an bir ilk olacaktır. Bu nedenledir ki, “tek başına yalnızlık/bir yankı…” (5) olarak tanımlanmıştır.


Yalnızlığın sosyal boyutu yanında bir de algılayan öznenin entelektüel birikimi ve yorumunu da göz-ardı etmemek gerekir. Soyutlama, mağaralara çizgiler çizmekten önce başlamış olmalıdır. Her hangi sıradan bir çizgiye yüklenecek bir anlam ondan önce düşüncede yaratılması ile olanaklıdır. İlk/el ressamlar mağara duvarlarına resimleri çizdiklerinde toplumları için bereketin simgelerini kazımış/resmetmiş olsalar da her iki olgu arasında gizemli bir bağ/ilişki kurmuş/görmüş olmalıdır. Bu soyutlama ile gelişen entelektüel birikim kişinin kendi dışına çıkarak kendine bakabilmesini sağlamıştır. İlişkilendirilmek ve ölçümlemek olguların sürekli olarak bir-diğerine göre durumunu belirlemeye, anlamaya yarayan zihinsel bir süreçtir. Kişi, soyutlama yetisini geliştirdikçe yaşadığı sosyal/tarihsel/coğrafi dokudan farklı yanlarını keşfederek kendi iç-dünyasına ayrı bir-ben-yaratır. Bu dünya, salt ona aittir ve onun yalnızlığıdır. Ancak bu ücra köşe paylaşılmaz değildir. Bu iç-dünyadaki olgular/duyumsamalar/düşünceler paylaşıma açıldıkça yerleri boşalacak ve fakat bu boşalan yerlere bir-yenisi eklenmek suretiyle döngü sürüp gidecektir. Bu temelde yalnızlığın yaratılması ve benimsenmesi kişinin kendisi ile barışık olmasını sağladığı gibi yalnızlık sayılırsa/yükünün hafiflemesini sağlayacaktır.

Yalnızlık bir yük değil, paylaşıma açık öznel bir hafifliktir.

(4) Ö.Zülfü Livaneli
(5) Ö.Zülfü Livaneli


 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Yalnızlığımızda gerçekten yalnız mıyız acaba?Bizi biz yapan kişilik özelliklerimzden, yargılarımızdan ne kadarını elebiliyoruz yalnızlığımızı yaşarken?Yalnızlık, saf-ben'imizle toplumsal benimiz iyi geçinemediğinde daha sık ziyaret ediyor.Yalnızlığını yaşayabilen, saflığını tümüyle yitirmemiş insandır ve kendi özünde hala onu besleyecek birşeyler bulabilir."dış"ı ile ilişkilerini daha sağlıklı kurabilir.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
“Yalnızlığımızda gerçekten yalnız mıyız acaba?Bizi biz yapan kişilik özelliklerimzden, yargılarımızdan ne kadarını elebiliyoruz yalnızlığımızı yaşarken?Yalnızlık, saf-ben'imizle toplumsal benimiz iyi geçinemediğinde daha sık ziyaret ediyor.Yalnızlığını yaşayabilen, saflığını tümüyle yitirmemiş insandır ve kendi özünde hala onu besleyecek birşeyler bulabilir."dış"ı ile ilişkilerini daha sağlıklı kurabilir.” glsezinrs, yazdı

Yalnızlığın hafifliğini yakalayabilmek için kişinin benliğinden uzaklaşması, yargılarından arınması gerekmemektedir. Tam tersine bunlarla birlikte onu fark edebilmesidir. Saf-benlik henüz sosyal sürecin kişide maskelenmeyi yaratmadığı/yıpranmamışlığın ilk evrelerinde gerçek saflığı ifade ediyor. Bu durum maskelenmişliğin kendi gerçeğini görmesi demektir. Sosyal sürecin –ilkel de olsa- karmaşıklığı saflığı yok eder. Ona duyulan özlem ikircikli yanın reddidir. Ve fakat bunu ne denli yaratmak olanaklıdır? Bu bilinemez; kurgulansa da…Ben ve toplum arasında kişi-toplum çelişkisi her zaman var-ola gelmiştir. Bunun yarattığı uzaklaşma bir tür yalnızlık olsa da gerçek yalnızlık değildir. Kişinin kendine ayırdığı özel alan onun yalnızlığıdır. Bu öyle bir alandır ki, saf-ben ile yıpratılmış ben arasında fark gözetmez. Şu farkla, kişinin kendine ulaşması ve kendinden geri gelmesini yalnızlık olarak kabul etmiyorsak.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Kişinin kendine ayırdığı özel alan onun yalnızlığıdır. Bu öyle bir alandır ki, saf-ben ile yıpratılmış ben arasında fark gözetmez. Şu farkla, kişinin kendine ulaşması ve kendinden geri gelmesini yalnızlık olarak kabul etmiyorsak.[/FONT][/QUOTE]

Elbette kendi içimize yaptığımız yolculuklara yalnızlık diyemeyiz.Yalnızlık yoktur bu açıdan bakıldığında.Tekbaşınalık diye farklı bir kavrama gidebiliriz.
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
"tek-başınalık", soyutlamayı geliştiren insan türünün tüm toplumsal baskıları/etkileşimleri birey olarak göğüsleyebileceğine dair bir duygu/bir var-olma biçimi, direnç olabilir mi?

"tek başına yalnızlık
bir yankıdır" Ö.Z.Livaneli

tek-başınalık ile yalnızlık arasında nasıl bir ilişki olabilir? İnsan tek-başına olduğu bilincine erdiğinden mi yalnızlık duyumsamasını taşır, yoksa tersi mi geçerli?

tekil, yalın, yalnız insan
kendince inşa ettiği
sonu olmayan merdivende
yürümeyi sevebilendir.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Tekbaşınalık bir idrak işi gibi görünüyor.Yalnız doğarız ve ölümü yapayalnız tadarız.Bunun yarattığı farkındalık tekbaşımıza'lığımızı duyumsatabilir bize...zaten kavramdaki "baş" düşünmeyi işaret ediyor gibi...Yaşama gelince; tekbaşınalığımız paylaşıldıkça (türümüze özgü sosyal, kültürel,duygusal paylaşımlar...)yalnızlık üretiriz.Yalnız insan bu açıdan idrak sahibidir ve tekbaşınalığını yalnızlığa dönüştürüp paylaşır kendisiyle...
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Tek-başınalığın yarattığı yalnızlık diğer bireylerden kişinin kendine yansımasıdır. Ne doğarken ne de öldüğümüzde yalnız olduğumuzu fark edemeyiz; her iki durumda da yalnız olduğunu değerlendiren diğer bireyler, onlardan kendilerini görürler; kişinin tek-başınalığı diğerinde yansır. Bu durum yalnızlığın sosyal bir olgu olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Bu yönüyle yalnızlık, “ben”in , “sen”, “o” ve “öteki”nden yansıyan yüzüdür.
 

glsezinrs

Yeni Üye
Katılım
12 Ara 2010
Mesajlar
1,358
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
64
Yalnızlığı kutsaya kutsaya bir hal olduk.Şimdi söyleyin bakalım, neden "bir köşede" yaşanır yalnızlık? Köşeler ve yalnızlık şiirde, güftede edebiyatta o kadar içli dışlı olmuş ki, köşenin hikmeti ne ola merak ettim?
 

ayşenur

Yeni Üye
Katılım
25 Ağu 2010
Mesajlar
236
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
33
yalnızlık ah yalnızlık
bir kaplumbağanın evi her nasılsa ona
öyledir bize
her daim içinde bulunduğumuz evdir
biz fark etmesek de
kimi zaman bir rüzgar vurur onu yüzümüze
kimi zaman yanımızda olan ama yakınımızın kenarından geçmeyen bir insan
ya da tam tersi yüreğinde hissettiğin ama erişemediğin bir insan da bunu dibine dek hissettirebilir
bazen bir şarkı, şiir, roman ya da müzik
yalnızlık konusunda yalnız olmadığınızı anlatabilir ki bunu bilmek her zaman için güzel bir histir
çünkü o hep bizledir ömrümüzün sonuna dek
yalnızlık ah yalnızlık!
fark ettiğimizde sığınabileceğimiz istirahatgah da olabilir
dayanamayıp kaçtığımız kendimiz de
içimizdekileri döküp bağırıp çağırabileceğimiz bir cinnet de olabilir
bundan huzur duyuyorsanız bir cennet de
ne söylersem söylersem söyleyeyim
yalnızlık yalnızlıktır en nihayetinde....
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
Her şeyden önce “bir” ve “köşe” kavramları üzerinde durmak gerekecek. Bu köşe, her hal ve şartta üç-köşeli bir yer olmasa gerek. Gerçi üçgen bu köşeden bağsız olsa da gizil yanı ile örtüşmektedir. Demek ki, üç-köşeli-gizil-yan köşeleri olmayan bir alanı ifade etmektedir. Öyle bir alan ki, sınırları ve duvarları olmayan, öyle bir alan ki, hem-zeminini hem de dekorasyonunu ve hem de renklerini “ben” in yarattığı bir köşe. Güzel mi, çirkin mi, iyi ya da kötü mü? Bunu “bir” “ o” bilir. Böylece “bir” ve “köşe” yan yana gelerek bir alan oluştururlar. Bu alan hem kapalı hem de açık bir alandır; kapalı yanı yalnızlığı, açık yanı ise paylaşımı ifade eder.

Şiir, edebi eserler arasında damıtılmış anlatım ve paylaşım türü olarak endemiktir. O, her olguya temas ederken sözcük avcısını ardından koşturan sınırsız bir düş-selidir. Olguyu en kısa ve en çarpıcı biçimde açıklama, kristalize etme eğilimi taşıdığından toplumsal olgulardan ağır, tanımlanması güç, algılanması zor olanlarına daha çok ilgi duyar. Bu ilgi salt sözcük avcısının değildir, olgu da avcıyı kendine doğru çeker. Sanırsın fizikteki kütle çekim yasası geçerli, bir-diğerini kütlesi oranında çeker dururlar.

Yalnızlığın hafifliği, kendi ile barışık olmaktır.

Şair ayşenur’a güzel şiiri için teşekkürümdür.
 

iuflsfozkn

Yeni Üye
Katılım
8 Ocak 2011
Mesajlar
641
Tepkime puanı
0
Puanları
16
Yaş
40
Yalnızlığın hafifliği, kendi ile barışık olmaktır.

teşekkürler nejdet abimize
 

Aksiyom

Yeni Üye
Katılım
4 Tem 2009
Mesajlar
569
Tepkime puanı
1
Puanları
0
Yaş
34
...
Oysa günün birinde yalnızlık yoracak seni, günün birinde gururun iki büklüm olacak ve cesaretin kırılacak, yalnızım diye haykıracaksın günün birinde. Kendi ululuğun bile bir hayalet gibi korkutacak seni. Her şey sahte diye bağıracaksın günün birinde. Yalnız kişiyi öldürmeye çalışan duygular vardır; öldürmeyi başaramazlarsa eğer, onların ölmesi gerekir.
Peki gücün yetiyor mu buna?
Katil olmaya?

(Nietzsche'den Nietzsche gibi, olması gerektiği gibi yani. Blablabla..)
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62

Nietzsche bir kopuştur düş-selinde ve tutulamaz Zerdüşt’ün sarp ormanlık-kayalıklarda inşa ettiği kendi tapınağında…O değil midir arınmayı, tüm kirlenmelerden uzaklaşmayı düşleyen?.. Rütbelerin tümünü sökerek salt insana ulaşma istencini arayan da o değil midir? Öyle ise yalnızlığın deryasında o nasıl bir sahtekarlık görmektedir?

Kendine yalan söyleyen ve yalnızca kendini kandıran tek tür ne yazık ki insan olduğuna göre; yanlış hayatı doğru yaşayamayacağını fark ettiğinde –Adorno diyor, yanlış hayat doğru yaşanmaz- yalnızlığının ağırlığında ezilecektir. İşte bu ezilmedir onu yok eden. Oysa ki, barışık olanın hafifliği yalanından kaçarken yalnızlığını kucaklayacaktır. Tüm yaşama arzusu, bilinci ve isteği ile hem de…
 

tırı vırı

Yeni Üye
Katılım
25 Şub 2011
Mesajlar
44
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Yaş
44
Bilindik felsefecileri bir kenara bırakıp yenı bır akım başlatmaya kalksaydık, hala onların taklıtlerını yaratır sözlerı ıle oyalanırdık, bu zamanda felsefecı cıkmaz nıye mı🙂 net var msn var face book var tv var kıtaplar tozlanmıs vs vs yalnızlık bıle acıtmıyor cunku ınsanlar artık yalnız kalmak ıstıyorum, tehdıt edıyorum ayrılıgı ne olur gelde benım kıyıma vur dıye o bıle gulumsuyor halıme yalnızlıkla sevısıyoruz gıt be kadın basımızdan dıye... açılan başlıklar boş manasız cumleler kıfayetsız ne yenı bır şair var şiirlerı etkılı nede zehırler olduk sıvrı cumlelerle mılletı...uyuyoruz
 

Nejdet Evren

Yeni Üye
Katılım
19 Ağu 2008
Mesajlar
3,589
Tepkime puanı
179
Puanları
63
Yaş
62
yeniyi siz başlatabilirsiniz! neden denemiyorsunuz?
 

Yeni Konular

Üst